Etiket: Baş

  • Fed işi batırdı: ABD’de iflas dalgası başladı

    Fed işi batırdı: ABD’de iflas dalgası başladı

    ABD’de yükselen politika faizleri sonucu artan borç maliyetleri şirketleri iflasa sürüklemeye başladı. Insider haberine göre Amerikan şirketleri için ufukta kara bulutlar görünüyor.

    Habere göre Apollo Management’ın ekonomistleri ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz artışları sonucu ülkede bir iflas dalgasının başlamakta olduğunu belirtiyor.

    BORÇLANMA MALİYETİ ÇOK YÜKSEK

    Baş ekonomist Torsten Sløk liderliğindeki ekonomistler Amerikan kredi piyasasına ilişkin yorumlarını açıkladı. Ekonomistler, “FED’in faiz oranlarını daha uzun süre yüksek tutmasıyla, daha yüksek borç maliyetleri önümüzdeki çeyreklerde bilanço ve Faiz karşılama oranları üzerinde baskı oluşturmaya devam edecek ve hem yatırım notlu hem de yüksek getirili şirket tahvilleri için daha yüksek yeniden finansman maliyetlerine sebep olacak” ifadelerine yer verdi.

    Finansgundem.com’un derlediği bilgilere göre tüm bu gelişmeler şirketler için kredi almanın çok daha maliyetli hale geldiğini gösteriyor.

    İFLASLAR ARTARAK DEVAM EDECEK

    Ekonomistlerin açıklamasında, “İflas başvuruları artıyor, bir temerrüt dalgası başladı ve temerrüt oranları özellikle orta sermayeli halka açık şirketlerde önümüzdeki çeyreklerde artmaya devam edecek” ifadelerine yer verildi.

    Baş ekonomist Sløk şirket blogunda, “Temerrüt oranlarında devam eden artış sadece bir ‘normalleşme’ değildir. Bu, FED faiz artırımlarının doğrudan sonucudur. FED ekonomiyi yavaşlatmaya çalışıyor” açıklamasında bulundu.

    Moody’s verilerine göre, ABD’deki kurumsal temerrütler 2022’nin tamamını %53 gibi büyük bir oranda aştı. S&P Global verileri ise bu yılın eylül ayına kadar toplamda 516 iflas başvurusu yapıldığını gösterdi. Bu rakam 2021 ve 2022’deki rakamların tamamından daha fazla. Bu yılın başından itibaren olan temerrütler, pandeminin küresel ekonomiyi sarstı 2020’nin ilk üç çeyreğindeki 518 iflas başvurusunun hemen altında.

    Sløk daha önceki bir açıklamasında da FED’in faiz artırımlarının iflaslardaki artıştan sorumlu olduğunu söylemişti. Baş ekonomist son açıklamasında ise, tüketicilerin de zorlanmaya başladığına dikkat çekti:

    KREDİLRİN BÜYÜMESİ YAVAŞLADI

    “Para politikasının gecikmeli etkileri, otomotiv kredileri ve kredi kartlarında temerrütlerin artması bankaların kredi koşullarını sıkılaştırıyor ve tüketici kredilerinin büyümesini yavaşlatıyor. Tüm bunlar da kredilerin genel büyümesinde önemli bir yavaşlamaya yol açarak tüketicileri ve zayıf bilançoları olan firmaları etkiliyor.”

    DataTrek Research’ün Kurucu Ortağı Nicholas Colas, pazartesi günü yayınladığı bir notta, yüksek getirili tahvillerin alım-satım marjının yükselmediğini söyledi. Colas kurumsal tahvil piyasasının da “yerel ekonominin sağlam bir şekilde büyüme modunda kaldığına borsalar kadar ikna olduğunu” gösterdiğini söyledi.

    Ancak Apollo’ya göre yakın zamanda vadesi gelecek olan büyük miktarda riskli borç var ve bu borçlar ABD’deki borç piyasasının %20’sini Avrupa’nınsa yaklaşık %45’ini oluşturuyor. Geçen ay Moody’s, 2024 ile 2028 arasında vadesi dolan 1,87 trilyon dolarlık çürük dereceli tahvil olduğunu söyledi. Bu rakam geçen yılki 2023-2027 çalışmasında kaydedilen 1,47 trilyon dolardan %27’lik bir artışı işaret ediyor.

    Kaynak: Haber7.com

  • Fed batırdı: ABD’de iflas dalgası başladı

    Fed batırdı: ABD’de iflas dalgası başladı

    ABD’de yükselen politika faizleri sonucu artan borç maliyetleri şirketleri iflasa sürüklemeye başladı. Insider haberine göre Amerikan şirketleri için ufukta kara bulutlar görünüyor.

    Habere göre Apollo Management’ın ekonomistleri ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz artışları sonucu ülkede bir iflas dalgasının başlamakta olduğunu belirtiyor.

    BORÇLANMA MALİYETİ ÇOK YÜKSEK

    Baş ekonomist Torsten Sløk liderliğindeki ekonomistler Amerikan kredi piyasasına ilişkin yorumlarını açıkladı. Ekonomistler, “FED’in faiz oranlarını daha uzun süre yüksek tutmasıyla, daha yüksek borç maliyetleri önümüzdeki çeyreklerde bilanço ve Faiz karşılama oranları üzerinde baskı oluşturmaya devam edecek ve hem yatırım notlu hem de yüksek getirili şirket tahvilleri için daha yüksek yeniden finansman maliyetlerine sebep olacak” ifadelerine yer verdi.

    Finansgundem.com’un derlediği bilgilere göre tüm bu gelişmeler şirketler için kredi almanın çok daha maliyetli hale geldiğini gösteriyor.

    İFLASLAR ARTARAK DEVAM EDECEK

    Ekonomistlerin açıklamasında, “İflas başvuruları artıyor, bir temerrüt dalgası başladı ve temerrüt oranları özellikle orta sermayeli halka açık şirketlerde önümüzdeki çeyreklerde artmaya devam edecek” ifadelerine yer verildi.

    Baş ekonomist Sløk şirket blogunda, “Temerrüt oranlarında devam eden artış sadece bir ‘normalleşme’ değildir. Bu, FED faiz artırımlarının doğrudan sonucudur. FED ekonomiyi yavaşlatmaya çalışıyor” açıklamasında bulundu.

    Moody’s verilerine göre, ABD’deki kurumsal temerrütler 2022’nin tamamını %53 gibi büyük bir oranda aştı. S&P Global verileri ise bu yılın eylül ayına kadar toplamda 516 iflas başvurusu yapıldığını gösterdi. Bu rakam 2021 ve 2022’deki rakamların tamamından daha fazla. Bu yılın başından itibaren olan temerrütler, pandeminin küresel ekonomiyi sarstı 2020’nin ilk üç çeyreğindeki 518 iflas başvurusunun hemen altında.

    Sløk daha önceki bir açıklamasında da FED’in faiz artırımlarının iflaslardaki artıştan sorumlu olduğunu söylemişti. Baş ekonomist son açıklamasında ise, tüketicilerin de zorlanmaya başladığına dikkat çekti:

    KREDİLRİN BÜYÜMESİ YAVAŞLADI

    “Para politikasının gecikmeli etkileri, otomotiv kredileri ve kredi kartlarında temerrütlerin artması bankaların kredi koşullarını sıkılaştırıyor ve tüketici kredilerinin büyümesini yavaşlatıyor. Tüm bunlar da kredilerin genel büyümesinde önemli bir yavaşlamaya yol açarak tüketicileri ve zayıf bilançoları olan firmaları etkiliyor.”

    DataTrek Research’ün Kurucu Ortağı Nicholas Colas, pazartesi günü yayınladığı bir notta, yüksek getirili tahvillerin alım-satım marjının yükselmediğini söyledi. Colas kurumsal tahvil piyasasının da “yerel ekonominin sağlam bir şekilde büyüme modunda kaldığına borsalar kadar ikna olduğunu” gösterdiğini söyledi.

    Ancak Apollo’ya göre yakın zamanda vadesi gelecek olan büyük miktarda riskli borç var ve bu borçlar ABD’deki borç piyasasının %20’sini Avrupa’nınsa yaklaşık %45’ini oluşturuyor. Geçen ay Moody’s, 2024 ile 2028 arasında vadesi dolan 1,87 trilyon dolarlık çürük dereceli tahvil olduğunu söyledi. Bu rakam geçen yılki 2023-2027 çalışmasında kaydedilen 1,47 trilyon dolardan %27’lik bir artışı işaret ediyor.

    Kaynak: Haber7.com

  • AK Parti Sözcüsü Çelik: Türkiye şantajlara boyun eğmez!

    AK Parti Sözcüsü Çelik: Türkiye şantajlara boyun eğmez!

    AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti Merkez Yürütme Kurulu toplantısı sonrası gündeme dair konuştu. 

    Çelik’in açıklamalarından satır başları:

    Çalışmalar cumhurbaşkanımıza sunuldu. Yatay mimariden şehir siyasetine, insan şehir ilişkisine kadar konuların ele alındığı bir çalıştay oldu.

    İkinci sunum, Ali İhsan bey tarafından yapıldı. Zonguldak hariç her yerde temayüllerimiz gerçekleşti. Zonguldak’ta sel felaketinden dolayı yapamadık. Seçim işleri başkanlığımızın yoğun mesaisi var. Tüm teşkilatlarımız seçime hazır. Hür ve demokratik şekilde paylaşmış oldular.

    Dün 3 Mehmetçiğimiz şehit oldu. AK Parti Genel Merkezi’mizden ailelerine baş sağlığı iletiyoruz.

    Filistin’deki katliamın fotoğraflarını vererek yeni ne yapıyorsunuz denebilir. Buraya bugün niçin koyduğumuzu sorabilirsiniz. İki fotoğraf da Gazze’den değil bunlar Nazi’nin soykırımı Netanyahu’nun da yaptığı soykırımı gösteriyor. Her iki soykırım da birbirine benziyor ve bu benzerlik net biçimde görünsün diye koyduk. Bu fotoğrafların hepsi birbirine benziyor. Tarih kitaplarına koysanız Yahudilere yapılan soykırım sanılabilir. Bugün Gazze’deki soykırım ile Yahudiler’e yapılanın farkı yok. 

    Filistin’deki insani durumun geldiği noktada 6 bin 150’den fazlası çocuk yaklaşık 15 bin insan hayatını kaybetti. 

    İlk defa bir meselede Batılı yönetimlerle Batılı halklar arasında farklı görüşler oluştu. Yönetimler İsrail’i desteklerken, Batılı halklar Gazzeli masumların yanlarında olduklarını gösteriyorlar. Yönetimler evrensel vicdana sırtını dönmüşler. 

    İnsanı ara sayesinde İsrail’in hapishanelerindeki 39 kadın ve çocuk serbest bırakıldı. 

    “CUMHURBAŞKANIMIZ TÜM DÜNYAYA KARARLILIĞINI GÖSTERDİ”

    Rakamlardan bahsetmek gerçekten incitici bir şey. DSÖ Genel Direktörü şöyle demişti “Her bir saatte 6 tane çocuk ölüyor.” Bugün itibariyle ateşkes devam etsin diye pek çok çağrı yapılıyor. Ama maalesef Netanyahu yönetimi bu insani arayı uzatmak istemiyor. 

    Sayın Cumhurbaşkanımızın Almanya’da yaptığı konuşma tüm vicdanlarda hissedilecektir. İnsani talebin kimde karşılık bulacağını bilen Filistinli aileler Cumhurbaşkanımıza mektup yazdılar. İlk günden itibaren herkes cümlenin yarısını söylerken Cumhurbaşkanımız cümlenin tamamını söyleyerek tüm dünyaya kararlılığını gösterdi. Doğru olanın bu olduğu giderek dillendirilmeye başlanmıştır. 

    “KÖLE GİBİ DAVRANIYORLAR

    İnsani aranın uygulanmasında bir takım sorunlar çıktı. Umarız ki insani ara denilen bu durum kalıcı bir ateşkese dönüşür. 

    Gazze’nin neredeyse yıkılmış durumda. Gazze ve o bölgedeki vatandaşlarımızın durumuyla yakından ilgileniyoruz. Türkiye bir kere daha dünyanın vicdanı olduğunu gösterdi. Şimdiye kadar Gazze’den getirilen hastalar bunun bir örneğidir.

    Batılı hükümetler iki yüzlülükle bir katliama sessiz kalmakta. Bir takım parlamenterler çok soylu açıklamalar yaptılar ama çoğunluk maalesef Netanyahu hükümetinin karşısında bir köle gibi davranıyorlar. 

    Avrupa’nın genelinde müthiş bir değerlendirme hatası yapılmaktadır. Avrupa bir kere daha meselenin sebeplerini tartışmaktan kaçarak sonuçlarına odaklanıyor. Stratejik bir akıl her şeyden önce meselenin sebeplerine odaklanır. 

    CHP yöneticilerinin çıkıp cumhurbaşkanımızın uluslararası mesele olmaktan çıkarıp haçlı hilal meselesine çevirmek çabasında iddiası bir iki yüzlülük. Cumhurbaşkanımız “Bu meseleyi haçlı hilal meselesine dönüştürmeyin” diye uyarmıştı. ABD dışişleri bakanı meselesini içine dini kimlik kavgası sokmaya çalıştı. Bir takım dini argümanlarla yapıldı tüm bunlar. Netanyahu Tevrat’tan referanslar verdi. Din savaşlarına kapı açarsınız.

    Cumhurbaşkanımız bu meseleyi insani bir mesele olarak ele alacaksınız, dini mesele olarak ele alırsanız bölge barışına zarar verirsiniz dedi.

    Bunu din savaşına çevirmeyin diyen tek açıklama cumhurbaşkanımızdan gelmiştir. Uzun zamandan beri antisemitizme karşı olduğunu ve İslam düşmanlığı ile mücadele edilmeli demiştir.

    Nasıl bir tutsaklık ki bu en parlak düşünceleri söyleyenler gelip bir soykırımı savunur hale gelmiştir. Bu nasıl bir insanlıktan yoksunlaşmaktır. Bu katliam karşısında susan düşünürlerin ifadeleri temsil ettiği düşüncenin ölümü anlamına gelmektedir. İnsanlık adına bir hiçtir bu. İsrail ile Yahudiler arasında bir ayrım gözetmiyor. 

    Gelinen noktada acil ateşkese ihtiyaç vardır. Bu çözüme varılmazsa aynı şey defalarca yaşanmak durumunda kalacaktır. Netanyahu ve yanındakilerin soykırım meselesinde takibinin yapılması önemlidir. Yaptıklarının Bosna’da yapılandan ve Nazilerin yaptığından farkı yoktur. 

    “TÜRKİYE ŞANTAJA BOYUN EĞECEK BİR ÜLKE DEĞİL”

    Patriot istediğimizde saydıkları argümanların aynısını sayıyorlar. NATO güvenliğini de sağlamaktayız. Bulunduğu konumda Avrupa’nın da güvenliği sağlanıyor. Türkiye güvende değilse NATO büyük eksiklik içinde olur ve Avrupa da güvende olmaz. s400 alınca neden alıyorsunuz dediler. Patriot vermediniz diyoruz. Türkiye’nin güvenliği konusunda kim olursa olsun şantaj yaparsa bizim için önemi olmaz. Her seferinde yeni bir gerekçe çıkıyor. Ortak güvenlik kaygısından çok meseleyi bir şantaja dönüştürdüler. Biz bu şantajı kabul etmeyeceğiz. 

    Ortak gelecek, ortak tehditlere karşı bir yaklaşım söz konusu ise Türkiye görevlerini yerine getiren güvenilir ortaktır. Bugün oturulsun Türkiye’nin bu ihtiyaçlarına cevap verilsin.

    “CHP’NİN KÜRT SEÇMENİ İSTİSMAR SEZONU BAŞLAMIŞ”

    CHP’nin demek ki Kürt seçmeni istismar sezonu başlamış. Mevsimlik güncellemeler yapılırdı şimdi de yeni başkan mevsimi başlatmış. Kendi tarihlerine oturup baksınlar. Kürt vatandaşlarımızın demokratik haklara kavuşması için cumhurbaşkanımız reformlarla mücadele verdi. Cumhurbaşkanımız eşitlik mücadelesi verirken anti demokratik uygulamalara öncülük ederken bunların karşısında CHP vardı. İmzaladıkları protokolle Kürt seçmene nasıl yalan söylemişler aslında. Cumhurbaşkanımızın demokrasi için hangi tehditleri atlatarak bu mücadeleyi verdiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. 

    “CUMHUR İTTİFAKI’NDA HİÇBİR SORUN YOK”

    Cumhur İttifakı’nda hiçbir sorun yok. İttifakımız en güçlü şekilde seçimlere hazırlanıyor. AK Parti ile MHP arasındaki görüşmeler tempolu şekilde devam etti. Bütün partiler burada kendi kimliklerini koruyarak ilkeler efradında bir araya geliyor. İttifaklar esas ilkleler üzerinde bir araya geliyor. Herhangi bir sorun yok. İhtiyaç duydukları halinde cumhurbaşkanımız v sayın bahçeli bir araya geliyor. Taktik farklılığı olabilir ama bu ittifakın omurgasını zedelemez. İYİ parti her ilde kendi adaylarını çıkaracağını söyledi. Onlar da kendi yolunu çizdi, öyle ilerliyorlar.

    KAYNAK: HABER7

    Kaynak: Haber7.com

  • Siyasette yeni başlık yüzde 50+1 tartışması

    Siyasette yeni başlık yüzde 50+1 tartışması

    • HABER7 / ÖZEL

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın“50+1 şartının değişmesi isabetli olur” sözlerinin ardından gözler bu konudaki hazırlıklara çevrildi. Bu şartın değişmesi için ise anayasa değişikliği gerekiyor. İYİ Parti’ye göre sistem tartışması doğru iken CHP ise tartışmalara kapıyı kapattı. AK Parti’de, aile ve başörtüsü düzenlemeleriyle birlikte mini anayasa paketinde yer verilmesi planlanan “50+1” değişikliğiyle ilgili ‘40+1’ ya da ‘en çok oyu alan seçilsin’ seçeneklerinin tartışıldığı belirtiliyor. Mevcut sistemi ve mevcut sistemin yerine gelebilecek seçeneklerin durum değerlendirmesini Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu, Haber7 için anlattı.

    Başkanlık sistemine ilişkin Amerika’dan örnek veren Prof. Dr. Fendoğlu, Amerika’da birinci derece seçmenlerin, ikinci derece seçmenleri seçerek ikinci derece seçmenlerinde istedikleri bir başkana oy verdiklerini ifade etti. Amerika örneği üzerinden konuşan Hasan Tahsin Fendoğlu, 276 oyu alan kişinin başkan olduğu sistemde yüzde elli şartının aranmadığını söyledi.

    Yüzde 50+1 konusuna ilişkin konuşan Fendoğlu, “Bu sistem aslında bir Fransız sistemi ve yarı başkanlık sistemidir. Ama Türkiye’de durum ‘Yarı Başkanlık Sistemi’ değildir bizdeki sistem ‘Başkanlık Sistemi’ şeklindedir. Türkiye’deki başkanlık sistemi Fransa’dan alınıp monte edilmiş bir sistemdir. Bu sisteminde eksik yanları elbette var. Dolayısıyla bundan ayrılmakta büyük fayda var.” şeklinde konuştu.

    “OY ORANI %1 OLAN KESİME MİT TESLİM EDİLİR Mİ?”

    Yüzde 50+1 şartının arandığı sisteme ilişkin eleştirilerde bulunan Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu, %48’lik bir kesmin oy vereceği yer belli iken %1, %2 gibi kitlesi düşük kesimin ekstrem istekleri olduğu nedeniyle seçimlerin ikinci tura kaldığını örneklendirerek anlattı.

    İkinci tura kalan seçimde ise %1, %2 gibi oy oranı olan kesimin Cumhurbaşkanı adaylarından birtakım istek ve taleplerde bulunduğunu söyleyerek “%48’lik kitlenin talepleri ne olacak” diye yorumladı. Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu, 50+1 şartına ilişkin yaptığı açıklamada geçmişte yapılan seçimlerden örnek vererek, %1’lik kesimin MİT gibi önemli yerleri istemesinin sistemi zehirlediğini ifade etti.

    YÜZDE 50+1’E SEÇENEKLER 

    50+1 şartının yerine konuşulan ‘40+1’ ya da ‘en çok oyu alan seçilsin’ seçeneklerini değerlendiren Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu, ‘en çok oyu alan seçilsin’ seçeneğinin Türkiye gibi ateş çemberi ile kaplı bir coğrafya için daha iyi ve istikrarlı olacağını ifade etti. Konuya ilişkin belediye seçimlerinden örnek vererek, “Türkiye’de aslında belediye başkanlığı seçimleri de böyle. Çoğunluk sistemi diyoruz buna. En fazla oy alan belediye başkanı oluyor. Cumhurbaşkanı seçimi de böyle olsun. En çok oy alan Cumhurbaşkanı olsun. Bu daha pratik ve istikrar açısından son derece önemli.” dedi.

    “YENİ BİR ANAYASA ÖNCESİ YOL TEMİZLİĞİ”

    Yüzde 50+1 şartının değişmesini anayasa değişikliğine işaret olarak gören Fendoğlu, durumu ‘yeni ve sıfırdan bir anayasadan önce bir yol temizliği’ olarak yorumladı. Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu, 24. ve 41. maddelerin meclise sunularak siyasi partilerin tutumlarına bakılacağını ve buna ilişkin olarak yol izlenebileceğini ifade etti.

    Fendoğlu, “24. Madde de malumunuz baş örtüsüyle ilgili bunun bir ayrımcılık neden olamayacağı, başını örten ve örtmeyenin hiçbir hak kaybına uğramayacağı anlamında bir paragraf eklenmek isteniliyor. Teklif bu. Bir de 41. Madde, Türk ailesinin yapısı kadın ve erkekten oluşur şeklinde. Yani bunlarla beraber 50+1 meselesi de üçüncü bir teklif olarak sunulabilir.” dedi.

    ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ŞART MI?

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylemleri sonrası gündeme gelen yüzde 50+1 şartının anayasa değişikliğine muhtaç olduğunu ifade eden Prof. Dr. Fendoğlu, anayasa değişikliği için 376 vekilin ‘evet’ demesi gereceğini vurgulayarak bununla beraber 399’a çıktığı zaman halkın referanduma gideceğini söyledi. Bu durumun anayasa değişikliğine işaret edildiğinin altını çizen Fendoğlu, sadece kanun değişikliği ile bu sorunun çözülemeyeceğini ifade etti.

     

    KAYNAK: HABER7

    Kaynak: Haber7.com

  • 15 Temmuz şehit aileleri Antalya’da buluştu

    15 Temmuz şehit aileleri Antalya’da buluştu

    Her yıl bir araya gelerek hüzünlerini ve sevinçlerini paylaşan aileler, Antalya’da gerçekleşen buluşmada hasret giderdiler. Yıllar içinde kurulan dostlukların perçinlendiği programın ilk gününde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Rıdvan Duran şehit aileleriyle bir araya geldi.

    Ailelerle başbaşa programına katılan Duran, 15 Temmuz gecesi yaşadıklarını paylaşarak ekledi; “Bu millet, tarihi boyunca kahramanlık ve fedakarlıkla dolu, başı dik, alnı ak, hür bir şekilde yaşamıştır. Bundan sonra da inşallah aynı şekilde yaşamaya devam edecektir. Bu vatan için, bayrak için verilen canlar ve dökülen kanlar asla unutulmayacak, minnetle anılacaktır. 15 Temmuz, tüm farklılıkları bir kenara bırakarak “Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan ve Tek Devlet” ilkeleri etrafında birleştiğimiz gündür. Bu mücadelede tankların, uçakların ve mermilerin önüne göğsünü siper eden müstesna bir direniş sergilenmiştir. Bu şerefli ve vakur duruş, tarihin sayfalarına eşsiz bir Demokrasi Destanı olarak yazılmıştır.”

    Aynı programa katılan Şehit Yakınları ve Gaziler Genel Müdürü Şemsettin Yalçın ise şehit yakınlarının sorunlarını dinleyerek gerekli adımların atılacağını belirtti.

    BULUŞMA “BİZ BÜYÜK BİR AİLEYİZ” MOTTOSUYLA YAPILIYOR

    “7. Geleneksel Şehit Aileleri Buluşması”nın açılış progamında konuşan 15 Temmuz Derneği Başkanı İsmail Hakkı Turunç, şehit aileleriyle yapılan buluşmanın önemine değinerek “Her yıl bir araya gelmek hem bize hem de ailelerimize iyi geliyor. Bu programın mottosu “Biz Büyük Bir Aileyiz”. Derneğimiz bu ailenin çatısını oluşturuyor. Büyük ailemizin her bir ferdini saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Dostluğumuzun, kardeşliğimizin bir ömür devam etmesini diliyorum” dedi.

    FİLİSTİN DİRENİŞİ DÜNYAYI DEĞİŞTİRECEK

    15 Temmuz Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve aynı zamanda Kadın ve Aile Komisyonu Başkanı Ayşe Varank Arslantürk ise şehit yakınlarını selamlayarak Gazze’de yaşanan soykırıma dikkat çekti; “Bu yılki buluşmamızı maalesef terör devleti İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırım ve işlediği vahşetin gölgesinde gerçekleştiriyoruz. Yaptığımız eylemlerle dualarımızla, boykotla kardeşlerimize destek versek de yaptıklarımız Hz. İbrahimin ateşine su taşıyan karıncanın çabasından öteye geçmiyor maalesef. Biz de diyoruz ki ateşi söndürmesek de safımız belli olsun. Huzuru ilahide durduğumuz yer mazlumların yanı olsun. Bizler 15 Temmuz gecesini iliklerine kadar yaşamış olan şehit yakınları olarak, en yakınındakini kaybetmenin, vatan için canını ortaya koymanın ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz. Biz nasıl ki 15 Temmuz’da sokağa inip ülkemizde darbe defterini kapatarak yeni bir sayfa açtıysak, Allah’ın yardımıyla imkansızı başardıysak, inanıyorum ki Filistin’deki direnişle dünyada yeni bir sayfa açılacak.”



    SU UYUR FETÖ UYUMAZ!

    Açılış programında konuşan İçişleri Bakan Yardımcısı Münir Karaloğlu, FETÖ tehdidinin geçmediğini belirterek örgüte karşı her zaman uyanık olunması gerektiğini ifade ederek ekledi; “Su uyur FETÖ uyumaz, düşman uyumaz. Hepimizin uyanık olması, uyanık kalması lazım. Hala fırsat bulsalar tekrar örgütlenecekler, devlete sızacaklar, tekrar geçmişte yaptıkları ihaneti yapacaklar. Biz bunu yaptığımız operasyonlardan biliyoruz. 7 Haziran itibarıyla Sayın Yerlikaya’nın İçişleri Bakanı olmasından bugüne devam eden FETÖ operasyonlarında 3 bin 500 gözaltı oldu. Bunun 786’sı tutuklandı, 775’ine de adli kontrol kararı verildi. Zannetmeyin ki FETÖ bitti, bitmedi. Devlette, toplumda temizlik devam ediyor, tekrar dirilmesinler diye de tedbir devam ediyor, edecek.”

    Dünyanın gözü önünde Gazze’de masum Müslümanların katledildiğini, soykırıma uğradığını ifade eden Karaloğlu, siyonist terör devleti İsrail’in bebek, çocuk, kadın, yaşlı dinlemeden okulları, hastaneleri, ibadethaneleri, cami kilise ayrımı yapmadan toplumun kutsal saydığı tüm yerleri, savaş hukukunda kesinlikle dokunulması yasak olan mekanları bombalayarak insanlık suçu işlediğini söyledi.

    ELLER GAZE İÇİN SEMAYA AÇILDI

    Eski İstanbul Baş Vaizi Mustafa Akgül’ün katılımıyla gerçekleştirilen “253 Hatim Programı”nda ise 15 Temmuz şehitleri için okunan hatimlerin duaları yapıldı. Mustafa Akgül, programda şehitliğin müslümanlar için ne anlama geldiğini örneklerle anlattı. Kur’an-ı Kerim tilaveti ve ilahilerle devam eden programda vatan için canından geçen tüm şehitler ve Gazze’de soykırıma maruz kalarak şehit edilen Filistinliler rahmetle yad edildi.

     

     

    Kaynak: Haber7.com

  • Kurbanlarından pasta ve sabun yapan katil

    Leonarda Cianciulli, 18 Nisan 1894’te küçük bir İtalyan kasabasında dünyaya geldi. Yaşamının ilk yıllarından itibaren intihara meyilliydi. Karmaşık ruh halleri nedeniyle ilk kez intihara teşebbüste bulunmuştu. Genç bir kadın olduğunda gittiği bir falcıdan geleceği hakkında bir takım şeyler öğrenmek istedi. Bu elbette onu iyileştiren bir adım olmaktan çok uzaktı. Medyum ona genç yaşta evlenip çocuk sahibi olacağını anlattı. Hikayenin başlangıcı oldukça iç açıcı görünüyordu. Fakat anlatmaya devam ettikçe dehşete düştü.

    Genç yaşta intihar eğilimi

    Ona tüm çocuklarının öleceğini söylemişti. Bu tür bir cümle henüz anne olmamış bir kadını derinden sarsmak için yeterliydi. Sıra el falına geldiğinde; sağ elinde bir hapishane sol elinde bir tımarhane gördüğünü açıkladı. Anlaşılan hayatı trajediyle bütünleşecekti. Ürkütücü görüşmeden sonra eskisinden çok daha kötü oldu.

    Gelgitli bir hayat

    Hayatının geri kalanında batıl inançlara sıkı sıkıya sarılacaktı. Birkaç yıl boyunca gelgitli halini sürdürdü. Bu durum, 20’li yaşlarının başında evlenmesine mani olmadı.1917 yılında memur RaffaelePansardi ile nikah masasına oturdu. Annesi kızının başka biriyle evlenmesini istediği için bu evliliği onaylamadı. Cianciulli bir müddet sonra annesi tarafından lanetlendiğini iddia etti. Muhtemelen başına gelen her türlü felaket için laneti anımsayacaktı. Çözümü 1921’de eşiyle beraber farklı bir kasabaya taşınmakta buldu.

    Gittiği yerde örnek bir vatandaş olmadığı, 1927’de dolandırıcılık suçundan mahkum edildiği ortaya çıktı. Evlilikleri sırasında yolunda gitmeyen tek şey, onun hapse düşmesi değildi. Birbiri ardına on yedi kez hamile kalmış ve çocuklarından üçünü düşük nedeniyle kaybetmişti. Diğer on çocuk ise ölümün pençesinden kurtulamadı. Falcının sözleri ve aklındaki lanet onu paranoyaya sürüklüyordu. Zihninde kurduğu hayallerin ne denli tehlikeli olabileceği henüz bilinmiyordu. Bu hayaller hayatta kalan dört çocuğunu korumak için vahşi bir yönünü uyandıracaktı. Serbest kaldıktan sonra o ve ailesi yeniden taşındı. Talihsizlik onları gittikleri yerde de buldu. 1930’da gerçekleşen Irpinia Depremi’nde binlerce aile gibi evsiz kalmışlardı. Bu defa kuzey İtalya’nın bir bölgesine taşındılar. Buraya kolayca uyum sağlamışlardı. Cianciulli, kendine ait küçük bir dükkan işletiyordu. İnsanlar onun hakkında oldukça iyimserdi. Yıllar içinde saygı duydukları ve sevgi besledikleri biri haline dönüşmüştü. 1939’un sonlarına doğru oğlunun tek bir sözü ile halka sergilediği bu illizyonu sonlandıracaktı. Giuseppe, orduya katılmaya karar verdiğinden söz etti.

    Çocuğunu ne pahasına olursa olsun koruyacaktı

    Cianciulli için bu yıkım anıydı. Oğlunun savaşta öleceğini varsayıyordu. İçten içe onu yiyip bitiren korkularıyla baş başa kalmıştı. Ona göre bir annenin yapması gereken tek şey çocuğu ne pahasına olursa olsun korumaktı. Düşündü, düşündü ve sonunda insan kurban etmeye karar verdi. İlk kurbanı Faustina Setti adında bekar bir kadındı. Ona uygun bir eş bulması için yardımcı olacağını söyledi. Kadın evlilik vaadinden hoşlandı. Hatta aracı olduğu düşüncesiyle ödeme bile yaptı. Cianciulli, sohbet arasında ondan aile üyelerine hitaben, evleneceği kişiyi ziyaret etmeye gideceğini belirten bir mektup yazmasını istedi. Bundan sonra onu uyuşturdu ve bir baltayla öldürdü.

    Kadını birkaç parçaya ayırdı ve bu parçalardan sabun üretti. Setti’nin vücudundan dökülen kana gelince, gerekli malzemelerin eşliğinde lezzetli bir pasta hazırlamıştı. En azından ziyarete gelen komşuları tarafından öyle söyleniyordu. Kalıntılardan hazırladığı yiyecekleri sadece yabancılara ikram etmedi. Kendisi ve oğlu da yedi. 1940’ın sonbaharında Francesca Soavi ikinci kurbanı oldu. İlkinden farklı olarak Sovai’yi iş vaadiyle kandırdı. Aile üyelerine mektup yazmasını istedikten sonra hikayenin devamı bir öncekiyle aynı akışta ilerledi. Üçüncü kurbanı ve aynı zamanda bilinen son kurbanı Virginia Cacioppo ünlü bir sopranoydu. Bu kadına da yurt dışında iş vadetti. Ölümü ve ortadan kayboluş şekli diğerlerinden farksızdı. Cianciulli hem cinayetlerde yakayı ele vermemiş hem de oğlunun hayatını korumanın rahatlığı içindeydi. İşlediği suçların yanına kar kalacağını zannediyordu ama öyle olmadı.

    Sonunda yakayı ele verdi

    Diğer iki kadının aksine, Virginia Cacioppo’nun geride bıraktığı mektup bir akrabasına inandırıcı gelmedi. Polislere kayıp ihbarında bulundu ve en son Cianciulli’nin evine girerken gördüğünden bahsetti.Yapılan ufak çaplı soruşturma, kayıp kişi sayısını bir anda üçe çıkardı. Bu kadınların hepsi de baş şüpheliyle bağlantılıydı. Leonardo Cianciulli, kendini savunmak istedi fakat başarısız oldu.

    Sonunda gerçekleri itiraf etmekten başka çıkar yol bulamadı. Davası 1946’da görüldü ve üç yılını akıl hastanesinde olmak şartıyla 33 yıl cezaya mahkum edildi. O sıralar savaşın keşmekeşi arasında insanlar düşmanı başka topraklarda arıyordu. Halbuki düşman yanı başlarındaydı. Birinin evladı, birinin eşi, birinin annesi ve diğerlerinin komşusuydu. Oğlunun canı uğruna üç masumu kurban etti. Çok daha fazlası, onları ölümden sonra bile çıkarları uğruna kullandı. Bu düşman, 15 Ekim 1970’de akıl hastanesindeyken öldü. 79 yaşında ölen Cianciulli, geride müzede sergilenmek üzere çeşitli cinayet silahları bıraktı.

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com