Etiket: Bilim

  • Modern tıbba ‘doğal’ destek

    Modern tıbba ‘doğal’ destek

    İlim Yayma Vakfı’nın düzenlediği Akademi Ödülleri’nde ‘Mühendislik, Doğa ve Sağlık Bilimleri’ alanında ödül kazanan Prof. Dr. İlhami Gülçin, bitkisel tıbbi tedavi yöntemiyle modern tıbba destek oluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımlarıyla önceki gün gerçekleşen törende Gülçin’in ‘Filistin’e destek’ konuşması da alkış topladı. Gülçin, çalışmalarını Yeni Şafak’a anlattı.

    EN DOĞAL TEDAVİ YÖNTEMİ

    1975 yılında Ağrı’da dünyaya gelen Gülçin, dereceyle bitirdiği Yüzüncü Yıl Üniversitesi Kimya Bölümü’nün ardından Erzurum’da akademi hayatına başladı. Gülçin, “Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi Biyokimya Ana Bilim Dalı Başkanı, Türkiye Bilimler Akademisi asli üyesi olarak görev yapıyorum. Benim çalışmalarım doğal kaynaklardan bozulmayı önleyici moleküllerin saflaştırılması ve bunların etki mekanizmalarının irdelenmesi konusunda. Bu bağlamda özellikle memleketimizde Türk mutfağında sıklıkla kullanılan başta ısırgan olmak üzere rezene, anason buna benzer milli birçok endemik bitkileri inceleyip antioksidan mekanizmalarını inceledik. Bu bitkiler özellikle metabolizmayı dış strese karşı korur. Dünyada yaygın hastalıklar bulunuyor. Bizim çalıştığımız bileşenler doğal kaynaklı olunca metabolik safhalarda olumsuz etkileri olmuyor. Metabolik hastalıklar Alzheimer, diyabet, kanser gibi hastalıklara karşı yan etkisi olmayan modern tıbbi destekleyen bitkisel tedaviler bizim ilgi alanlarımızdır.” dedi. “Bitkisel tıbbi tedaviyi modern tıbbi alternatif olarak değil destekleyici olarak görüyoruz.”

    diyen Gülçin, şunları söyledi:

    OLUMLU DÖNÜŞLER ALDIM

    Kanser tedavisi görüp özellikle benim önerdiğim bitkileri kullandıktan sonra sağlıklarında ciddi değişimler olan insanlar beni telefonla arayıp teşekkürler etti. Vatandaşlarımızdan çok güzel geri dönüşler alıyorum.” ‘Dünyanın En Etkili Bilim İnsanları’ listesine giren Gülçin, “Bir Türk bilim adamı olarak bu şekilde ödüller almak ve uluslararası alanda çok önemli görevlere imza atmak mutlu ediyor.” ifadelerini kullandı.

    KAYNAK: Yeni Şafak

  • Ödüller Gazze’ye ithaf

    Ödüller Gazze’ye ithaf

    Türkiye’de bilimsel çalışmaların ve araştırmaların desteklenmesini, başarının ülke ve insanlık hizmetine sunulmasını hedefleyen “İlim Yayma Ödülleri” töreninin üçüncüsü önceki akşam Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleştirilen törende, 3 farklı kategorideki ödüller ile 50’nci yıl özel ödülü sahiplerine takdim edildi.

    GAZZE’DEKİ EĞİTİMCİLERİN SÖZCÜSÜ OLMALIYIZ

    Ödül verilen kategorilerden ilki Sosyal Bilim Ödülü oldu. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından açıklanan ödül sahibi Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nden Prof. Dr. Zekeriya Kurşun oldu. Törenin ardından Yeni Şafak’a konuşan Kurşun, ödülünü tüm Gazze şehitlerine ithaf etti. Kurşun, “Akademik araştırma alanlarımdan biri olan Filistin coğrafyasında şu an ciddi bir soykırım işleniyor. İnsafsız saldırılar neticesinde binlerce insanın hayatını kaybetmiş olması bizim açımızdan da insanlık açısından da büyük bir utanç. İsrail’in oluşturduğu korku dünyasında bazı akademisyenler de tepkilerini gösteremez hale geldi. Önce insanlık gelir ardından mesleklerimiz devreye girer. Bu katliam karşısında sessiz kalmak bizlere yakışmaz. Biz akademisyen olmadan önce insanız. Oradaki insanlık dramı karşısında sesimizi yükseltme mecburiyetindeyiz. Orada haksız yere hayatını kaybeden eğitimcilerin, kalem ehlinin sözcüsü ve varisi olmak zorundayız” dedi.

    DİRENİŞİN SEMBOLÜ

    Mühendislik, Doğa ve Sağlık Bilimler Ödülü’nün sahibini TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş açıkladı. Ödül Erzurum Atatürk Üniversitesi’nden Prof. Dr. İlhami Gülçin’e verildi. Gülçin ödül kabul konuşmasında Gazze’deki direnişe dikkat çekti, “Ben bu ödülümü özellikle Filistin’de direnişin sembolü olan Ebu Ubeyde’lere ve Türkiye’deki çalışan genç akademisyen kardeşlerime ithaf ediyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum” ifadelerini kullandı. Töreninin ardından konuşan Gülçin, “Bir bilim adamı zulme ve haksızlığa karşı her zaman dimdik durmalı. Bizler yalnızca Filistin de yapılan zulme değil dünyadaki bütün zulümlere karşıyız. Fakat 7 Ekim’den bu yana görüyoruz ki Gazze’de yaşanan zulüm insanlığın daha önceden şahit olmadığı büyük bir vahşetle gerçekleşti. Filistin davasını savunan bütün Ebu Ubeyde’lere selam gönderiyor ve aldığım ödülü Filistinli bütün direnişçilere ithaf ediyorum. Bizler bilim insanıyız ve yaşanan zulme ne olursa olsun tepki göstermek boynumuzun borcudur” ifadelerini kullandı.

    VAHŞETİ SONUNA KADAR KINIYORUZ

    İlim Yayma Vakfı 2023 Büyük Ödülü’nün kime verildiğini ise Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladı. Büyük Ödülü’ün sahibi İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. İbrahim Akduman oldu. Akduman, “Bizler insanları yaşatmak için yeni cihazlar hayata geçirmek için bütün gücümüzle çalışıyoruz. Fakat yanı başımızda bulunan Gazze’de İşgalci İsrail büyük bir katliama imza atıyor. Bizler bilim insanları olarak bu vahşeti sonuna kadar kınıyor ve karşısında duruyoruz. İsrail terörist bir devlettir. Bu katliama karşı çıkmak insani bir duruşun göstergesidir” diye konuştu.

    Özel Ödül Aziz Sancar’a

    İlim Yayma Vakfı 50. Yıl Özel Ödülü’nün sahibi de Prof. Dr. Aziz Sancar oldu. Sancar’ın yerine ödülü TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal aldı. Törene video mesaj gönderen Sancar ise şunları söyledi: “İyi bir araştırmacı meraklı olmalıdır. Dünyada olup biten tüm gelişmeleri çalışmaları bilmelisiniz. Nobel’i aldığım gün Sayın Cumhurbaşkanı Japonya’daydı. Özellikle Cumhur-başkanımız ile olan iletişimimizi anlatmak isterim. Bir Türk’ün Nobel aldığı öğrenmiş. Öğrenir öğrenmez beni aradı ve tebrik etti. Tüm Türkiye çok sevindi. Ben doktorluk yaptım. İnsanların acılarını gördüm. Kanserli hastalara karşı çaresizliğimi gördüm. Anladım ki bunların çözümü temel bilim yapmak. İlim Yayma Vakfı’nın temel bilimlere önem vermesi beni mutlu etti, umarım böyle devam ederler.”

    KAYNAK: Yeni Şafak

  • Akademide ‘Büyük Ödül’ heyecanı

    Akademide ‘Büyük Ödül’ heyecanı

    İlim Yayma Vakfı’nın iki yılda bir düzenlediği Akademi Ödülleri, cumartesi günü Atatürk Kültür Merkezi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla düzenlenen törende sahiplerini bulacak. Üçüncüsü düzenlenen ödül töreninde, ‘Büyük Ödül’, ‘Sosyal Bilimler’, ‘Mühendislik, Doğa ve Sağlık Bilimleri’ olmak üzere üç kategoride çalışmalarını sürdüren bilim insanlarına verilecek. ‘Büyük Ödül’ için rektörler, organize sanayi başkanları gibi belli kriterlere sahip adaylar başvurabiliyorken diğer 2 kategorideki ödüle araştırmacı ve akademisyenler aday olabiliyor.

    TÜRKİYE’NİN PARLAK ZEKALARI ÖDÜLLENDİRİLECEK

    Ödül töreni öncesinde açıklamalarda bulunan İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmettin Bilal Erdoğan, “İlim Yayma Ödülleri, Türkiye’de yapılan başarılı üst düzey akademik çalışmaların ödüllendirilmek suretiyle teşvik edilmesi aynı zamanda yeni nesillerin akademik kariyerleri araştırmacı olmayı, bilim insanı olmayı profesör ve akademisyen olmayı kariyer planlamalarını almalarını tespit etmek bu yönüyle Türkiye’nin en parlak en parlak zekalarının sadece geçim amaçlı değil aynı zamanda topluma katkı amaçlı birimlere katkı amaçlı kariyerler düşünmelerimizi özendirmeyi amaçlıyoruz. Cumartesi günü ödüller sahiplerini bulduktan sonra diğer akademi ödülleri için çalışmalarımıza başlayacağız.” diye konuştu.

    BİLİM İNSANLARINI TEŞVİK ETMEYİ AMAÇLIYORUZ

    İlim yayma Ödülleri ile akademiye ve bilim inşalarına fırsat tanımam istediklerini ifade eden ilim yayma Vakfı Başkanı Yusuf Tülün, “Bilim insanlarımızı tanımak ve tanıtmak istiyoruz. Şu an üçüncüsünü düzenlediğimiz bu çalışma, inanıyorum ki 4. ve 5.’sini yaptığımızda, uluslararası alana yayılacak. İlim Yayma Vakfı Akademi Danışman Kurulu Başkanı Fatih Yavaşan ise “Bu yıl da yine binlerce kişinin içinde yer aldığı büyük bir emek gösterildi. Büyük bir emek ortaya koyuldu, yüzlerce başvuru farklı aşamalarda bini aşan bilim insanı tarafından değerlendirildi. Ve neticede sosyal bilimler, mühendislik, doğal ve sağlık bilimleri ve büyük ödül kategorilerinde ödülü alan bilim insanları ve onların kıymetli bilimsel çalışmaları belirlendi. Türkiye’nin akademi ödüllerinden yola çıkan bu ödül inanıyoruz ki Türkiye’de bilim adamlarının değerlendirildiği, bilimsel çalışmaların kıymet gördüğü bir ekosistem zaten oluşuyor. Yıllardır başta Teknofest olmak üzere bilimsel çalışmalarımız çok sayıda platformu var” dedi.

    50. Yıl Ödülü Aziz Sancar’a

    İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmettin Bilal Erdoğan, “Bu yıl 50. yıla özel bir ödül vereceğiz. Bu ödülümüzü de bütün kamuoyunun yakından tanıdığı Nobel ödüllü bilim insanımız sayın Aziz Sancar’a takdim edeceğiz. Bir videoyla katılacak olan Aziz Sancar’ın ödülü de TÜBİTAK başkanı sayın Hasan Mandal’a tebliğ edeceğiz” dedi.

    KAYNAK: Yeni Şafak

  • Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde ‘Bilim Kurulu’ kuruldu

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde ‘Bilim Kurulu’ kuruldu

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın faaliyet ve çalışma alanları için 16 üniversiteden 10 rektör ve 20 akademisyenin katılımı ile oluşturulan Bilim Kurulu, ilk toplantısını gerçekleştirdi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, “Kurul ile bakanlığımızın çalışma alanlarına ilişkin veri temelli, bilimsel ve bütüncül bir perspektifle daha güçlü politikaların hayata geçirilmesine katkı sağlamayı amaçlıyoruz” dedi.

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde faaliyet ve çalışma alanları için oluşturulan Bilim Kurulu’nun ilk toplantısına Bakan Mahinur Özdemir Göktaş da katıldı. Bakan Göktaş, Bakanlık olarak politikalarında, bilimsel çalışmaları her zaman en önemli rehber olarak gördüklerini ifade ederek, “Bu anlayış, sosyal politikalarımızın etkinliğini artıran bir yaklaşımdır. Çünkü biliyoruz ki, veri temelli sosyal politikalar, toplumun ihtiyaçlarını daha doğru tanımamızı ve gidermemizi sağlar. Bilimsel çalışmalar, sosyal politika geliştirme anlamında önemli bir kriter. Geliştirdiğimiz politikaların çıktılarını bilimsel çalışmalara zemin olacak şekilde doküman haline getiriyor, yayınlıyoruz. Böylelikle elde edilen çıktılar, kurumsal hafızamızda yer ediniyor. Hem mevcut uygulamalarımızın etkinliğini artırıyor, hem de gelecekteki politikalarımız için sağlam bir zemin oluşturuyoruz” diye konuştu.

    ”562 BİLİMSEL ARAŞTIRMAYA İZİN VERDİK”

    Kurulun temel amacının çeşitli disiplinlerden gelen tecrübeleri bir araya getirip, toplumun ihtiyaçlarına yönelik politikaları şekillendirmek olduğunu söyleyen Bakan Göktaş, “Halihazırda Bakanlık olarak, üniversiteler ve araştırma merkezleri ile yakın iş birliği içinde çalışıyoruz. Çalışmalarımız aynı zamanda bilimsel araştırmalara veri kaynağı oluyor. Lisans ve lisansüstü düzeydeki saha uygulamaları ve staj faaliyetlerine destek veriyoruz. 2019-2023 yılları arasında Bakanlığımıza bağlı kurum ve kuruluşlarda, 562 bilimsel araştırma gerçekleştirilmesine izin verdik. Bu sayede çalıştığımız alanlarda bilimsel bilginin üretilmesine güçlü bir zemin sağlıyoruz” diye konuştu.

    ”DAHA GÜÇLÜ POLİTİKALAR AMAÇLIYORUZ”

    Bakan Göktaş, Bilim Kurulu’nun sağladığı platformların, üniversitelerle olan diyaloglarını daha da ileriye taşıma konusunda kritik bir köprü görevi üstleneceğini söyleyerek, “Bugün ilk toplantısını gerçekleştirdiğimiz Bilim Kurulumuzun, politika geliştirme süreçlerimizin temel taşlarından biri olacağını ümit ediyorum. Bilim Kurulumuz, ülkemizin farklı bölgelerindeki 16 farklı üniversiteden 10 rektör ve 20 akademisyen olmak üzere alanında uzman kişilerden oluşuyor. Bu kurul ile bakanlığımızın çalışma alanlarına ilişkin veri temelli, bilimsel ve bütüncül bir perspektifle daha güçlü politikaların hayata geçirilmesine katkı sağlamayı amaçlıyoruz” ifadelerini kullandı.

    ”ÇALIŞMA ALANLARI, 4 BAŞLIKTAN OLUŞUYOR”

    Bakan Göktaş, kurulun çalışma alanlarının ‘Aile ve Toplum Hizmetleri’, ‘Engelli ve Yaşlı Hizmetleri’, ‘Çocuk Hizmetleri’ ve ‘Kadının Güçlendirilmesi’ olmak üzere 4 temel başlıktan oluştuğunu belirterek, “Kurulumuzun çalışma esasları içerisinde komisyonlarımız ve çalışma gruplarımız belirlenecek. Bu komisyonlarımız; ulusal ve uluslararası bilimsel araştırma ve projelerinin geliştirilmesi, akademik ve saha çalışmalarına yönelik iş birliği ve koordinasyonun sağlanması ve güçlenmesi, Bakanlığın hizmet alanlarındaki güncel ve yenilikçi modellerin değerlendirilmesi, mevcut durum analizi ve risklerin saptanması, bilimsel çözüm önerilerinin sunulması, toplumsal farkındalık çalışmalarına yer verilmesi başlıklarında çalışacaklar” dedi.

    Kaynak: Haber7.com

  • Başkan Özlü Haber7’ye konuştu: İsrail ürünlerine yasak getirdik!

    Başkan Özlü Haber7’ye konuştu: İsrail ürünlerine yasak getirdik!

    Düzce Belediye Başkanı Faruk Özlü, Haber7 muhabiri Müge Çakmak ile yaptığı röportajda dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Düzce Belediyesinin İsrail markalı ürünlere yasaklar getirdiğini ifade eden Özlü, teknoloji alanında yapılan yatırımları, depreme karşı alınan tedbirleri, Türkiye Yüzyılı projeleri ve yaklaşan seçim süreci ile ilgili sorulara yanıtlar verdi.

    İşte Özlü’nün Haber7’ye vermiş olduğu röportajın detayları:

    “İSRAİL ÜRÜNLERİNE YASAK GETİRDİK”

    • İsrail’in Filistin’e yönelik işgal saldırılarına şahitlik ediyoruz. Birçok belediye israil katliamlarına sponsor olan firmaların ürünlerine boykot kararı aldı. Sizler de düzce belediyesi olarak bu kararı destekliyor musunuz? Belediye tesislerinde bu konuyla alakalı attığınız somut adımlar oldu mu?

    Biz bu kararı başından beri destekliyoruz. Düzce Belediyesi iştiraki şirketlerimizde Düzce Belediyesi sosyal tesislerimizde İsrail menşeli firmaların ürünlerine yasaklama getirdik. Türkiye’de alınan bu kararı en başından beri destekleyen belediyelerden birisiyiz.

    “DÜZCE DEPREM KONUSUNDA OLDUKÇA BİLİNÇLİ”

    • Kısa süre önce 12 Kasım 1999 düzce depreminin 24’üncü yıldönümüydü. Kahramanmaraş merkezli asrın depreminde yaşanan acı ve yıkımlar da hala gündemde. Böylesi afetlere karşı tecrübeli olan Düzce’de depreme karşı ne tür faaliyetler yürütüyorsunuz?

    Düzce depremler konusunda deneyimli bir şehir. Biliyorsunuz 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremlerinde büyük zarar görmüş, büyük yaralar almış bir şehir. Biz o tarihten bugüne kadar geçen 24 yıl içerisinde depreme karşı çok sayıda çok kıymetli tedbirler aldık. Bu tedbirlerin başında deprem yönetmeliklerini şehrimizde aynen uygulamak vardır. Yine bu tedbirlerimizin içerisinde yüksek katlı yapılaşmalara son verdik. Düzce’de kat sayısını zemin+4 olarak sınırlandırdık. Bazı bölgelerde zemin+2 bazı bölgelerde zemin+3 ama en fazla zemin+4 olarak belirledik. Bakın 23 Kasım 2022 tarihinde Düzce’de deprem oldu. Bu depremde Düzce’de bir tek can kaybı vermedik. Aslında 23 Kasım depremi, depremin ivmesi bakımından çok kuvvetli bir depremdir. Süresi kısa ama ivmesi yüksek olan bir depremdir. Bu depremde konut stokumuzun % 75 oranında yeni olması deprem konusunda ki gösterdiğimiz bu hassasiyet sebebiyle can kaybı vermedik ama belli bir sayıda 790 civarında binamızda hasar oldu. Bütün bu hasarlı binaları da geçen süre içerisinde yıktık.

    Onların yerlerine depreme dayanıklı konutlar inşa ediyoruz. Deprem konusu, doğal afetler konusu bence Türkiye’nin artık birinci meselesidir. Özellikle iklim değişikliğinden sonra sadece deprem değil diğer doğal afetler sel, fırtına, heyelan gibi diğer afetlerde Türkiye’nin gündeminde yer alıyor. Aslında benim asıl mesleğim makine mühendisliği ve savunma sanayi uzmanıyım. Türkiye için savunma sanayinin, savunmamızın ve milli güvenliğimizin çok önemli olduğunu düşünürdüm. Ama 6 Şubat depreminden sonra birinci konu depreme karşı dirençli şehirler inşa etmek. Yani büyük ölçekli kentsel dönüşümler gerçekleştirmek. Bu çerçevede İstanbul ve İzmir başta olmak üzere büyük şehirlerimizde büyük ölçekli alan bazlı kentsel dönüşümler gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bu konudaki farkındalığın belirlenmesi, ortaya konulması gerekiyor. Ben depreme karşı doğal afetlere karşı dirençli şehirler inşa etmenin artık savunma sanayimizden önemli bir konu olduğunun kanaatindeyim. Bilinçli bireyler konusunda Düzce bu konuda Türkiye’ye örnek bir şehir. 2 büyük deprem ve bir küçük deprem yaşamış bir şehir. O yüzden Düzce’de deprem konusunda ciddi bir bilinçlenme vardır. İnsanlarımız depreme karşı duyarlıdır ve Düzce de çok sayıda gönüllü araba-kurtarma ekipleri vardır. Düzce Belediyesi olarak bu arama kurtarma ekipleriyle birlikte çalışma yönünde planlamalar yaptık. Allah korusun bir doğal afet anın da gönüllü arama kurtarma ekipleriyle Düzce Belediyesi itfaiyesi müştereken çalışacaklar. Bu arada şunu ifade edeyim bölgesinin en güçlü itfaiye teşkilatını oluşturduk. Bugün Türkiye’nin neresinde bir doğal afet neresinde bir yangın, sel, deprem olsa bizim itfaiye teşkilatımız ve onunla beraber çalışan gönüllü arama kurtarma ekipleri hemen görev başında.

    “GENÇLERE BİLİMİ SEVDİRMEK BİZİM İÇİN ÖNEMLİ BİR GÖREV”

    • Ülkemize Bilim ve Teknoloji Bakanı olarak hizmet etmiş biri olarak Düzce Belediyesi’nin çalışmalarına öncülük ediyorsunuz. Türkiye’nin 7’inci Bilim Merkezi’ni de açtınız. Bu yönde gençleri bilime teşvik için ne gibi çalışmalarınız var?

    Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda büyük bir sıçrama yapabilmesi Türkiye’nin teknoloji üreten bir ülke olmasına bağlı olduğunu düşünüyorum. Teknoloji odaklı bir üretim ekonomisini benimsememiz gerektiğini düşünüyorum. Bu çerçevede gençlere bilimi sevdirmek önemli bir görev. Düzce’de ki gençlerin bilime olan sevgilerini bilime olan ilgilerini arttırmak için Türkiye’nin 7. Bilim Merkezini Düzce’ye açtık. Bunu TÜBİTAK ile beraber yapıyoruz. Buradaki öncülüğü Düzce Belediyesi olarak biz üstlendik ama TÜBİTAK’tan çok ciddi destek alıyoruz. Ben bu çerçevede TÜBİTAK Başkanımız Sayın Hasan Mandala da teşekkür etmek istiyorum. Bakanlık yaptığım dönemde özellikle endüstri dört sıfır konusunu anlatabilmek için bir model geliştirmiştim kafamda. Bu model şudur; ağaç modeli. Bilim ile teknoloji- teknoloji ile endüstri arasında bağ kurmazsak bizim yaptığımız işler tekil kalır bireysel kalır ve bir faydaya dönüşmez. Bilim dediğimiz şey bir ağaç düşünün ağacın kökleri toprakta toprağı bilim gibi düşünün içinde her türlü mineral her türlü maddeden olan zengin hazine gibi düşünün buna bilim diyoruz. Ağacı teknolojiye benzetelim çünkü ağaç var 50 kg elma verir ağaç var 100 kg elam verir yani cinsi önemli.

    Buna teknoloji dersek ağacın ortaya koyduğu ürünlerde elma, armut, elmaydı bunlarda sanayi gibi düşünelim yani toplayan kazanıyor satan kazanıyor meyve suyuna dönüştüren kazanıyor teknolojiye, teknolojiden sanayiye bağ kurmamız gerekiyor. Ben bunu çok önemsiyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ün güzel bir sözü var diyor ki: “Bilim tetkik ile olur tercüme ile olmaz.” Diyor. Dolayısıyla üniversitelerimizin bilgi üretmesi gerekiyor. Üretilen bilginin teknoparklar eli ile teknolojiye dönüştürülmesi gerekiyor. Yani bilimin çıktısı teknolojiye girdi. Üretilen teknolojiyi de sanayimize enjekte etmemiz gerekiyor ki biz yüksek katma değerli ürünler yapabilelim. Bakın bugün ihracatımızda yüksek teknolojili ürünlerin payı %3’ün altındadır. Bu Kore gibi ülkelerde % 25’in üzerinde. Biz ne zaman yüksek teknolojili ürünler üretir ve bunları ihraç edersek Türkiye’nin cari dengesi Türkiye’nin dış ticaret açığı kapanır diye düşünüyorum.

    “ZAMAN TÜRKİYE ZAMANI”

    • Türkiye Cumhuriyeti 100 yaşında. Türkiye Yüzyılı hakkında ne düşünüyorsunuz?

    Türkiye Yüzyılı tanımı çok seviyorum. Gerçekten önümüzdeki yüzyılın bütün dünyada Türkiye Yüzyılı olmasını çok istiyorum. Bakın çocuktum ortaokul öğrenesiydim, lise öğrencisiydim o günlerde hep başka milletlerin başka ülkelerin mucizeleri konuşulurdu. Örneğin Alman mucizesi, Japon mucizesi konuşulurdu. Ve biz bunları okuyarak büyüdük. Daha sonraki yıllarda Kore’nin 1960’dan sonra ki kalkınma hızı konuşulur oldu. Bugünlerde de Çin konuşuluyor. Fakat bütün bu başka milletlerin mucizelerinin dışında artık zaman Türkiye zamanı artık bir Türkiye mucizesi oluşturma zamanı. Biz Türkiye Yüzyılı tanımının altını iyi doldurabilirsek bu tanımlama altında bu hedef altında inşallah önümüzdeki asır içinde bulunduğumuz asır bir Türkiye asrı Türkiye Yüzyılı olacak. Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu herhangi bir Afrika ülkesi ile herhangi bir az gelişmiş ülke ile mukayese edemeyiz. Biz geçmişte medeniyetler kurmuş bir milletin mensubuyuz o yüzden ben Türkiye’yi mukayese ederken Almanya ve Japonya ile mukayese etmek isterim. Hem ölçekleri Türkiye’ye yakın hem de dünyanın gelişmiş ülkeleri. Doğal kaynaklar bakımından bizim gibiler çok zengin değiller ama teknoloji üreterek, bilgi üreterek dünya ekonomisinde ilk 10 ekonominin arasında yer alan ülkeler. Türkiye’nin kendisini mukayese edeceği iki ülke Almanya ve Japonya’dır.

    “HERKESİ DÜZCE’YE DAVET EDİYORUZ”

    • Hem yaz hem kış turizminde Düzce bilinir bir konuma yükseldi. Topuk yaylası, rafting, İstanbul’a yakın olması vesilesiyle yerli ve yabancı turistleri ağırlıyorsunuz. Düzce’nin turizm açısından bilinirliğini artırmak için ne gibi çalışmalarınız ve projeleriniz var?

    2021 yılında Düzce’de kongre yaptık. Düzce İktisat ve Kalkınma Kongresini düzenledik. Bu kongrede 4 alana çalıştık. Tarım, ticaret, sanayi ve turizm. Biz gördük ki bunlardan 4 alanda Düzce’nin en bakir olduğu en az zengin olduğu kısım turizm. İstanbul’dan Ankara’ya giderken turizm yatırımları Sapanca’da bitiyor. Ankara’dan İstanbul’a giderken turizm yatırımları Bolu’da bitiyor. Bolu ile Sapanca arası adeta keşfedilmemiş bir cennet. Düzce’yi ikiye ayıracaksınız Düzce’nin güneyi ve Düzce’nin kuzeyi. Düzce’nin güneyinde daha çok yayla ve şelale vardır. Düzce’nin kuzeyinde daha çok tarih ve deniz vardır. Düzce’nin kuzeyinde Konuralp başta olmak üzere çok zengin tarihi miras var. Konuralp’te antik kazılar yapıyoruz. Yaklaşık 10 bin kapasiteli antik tiyatro var. İstanbul’a en yakın antik tiyatro Düzce’de ve arkeologların ifadelerine göre yaklaşık 10 bin kişilik tiyatronun olduğu bölgede bundan 2 bin yıl önce burada 100 bin nüfuslu bir devlet ve bir şehir vardı. Düzce’nin kuzeyinde Akçakoca var. Adeta Karadeniz’in incisi. Ankara’ya en yakın deniz Akçakoca’dadır. Eskiden deniz görmek isteyen Ankaralılar daha çok Akçakoca’ya gelirlerdi. Mesela Sarıkaya Mağarası Düzce’nin en büyük mağarasıdır ve Türkiye’de de ilk 3 mağara arasında yer alır. Bunlar Düzce’nin görülmesi gereken yerleri arasındadır. Güzel bir mağara, yayla, şelale görmek istiyorsanız Düzce’ye gelin. Büyük Melen tesislerinde rafting yapılır. Rafting tesislerimiz yaklaşık 10 km’lik parkuru kapsar. Dolayısıyla rafting yapmak için yine gelinmesi gereken yer Düzce’de. Buradan herkesi Düzce’ye davet ediyoruz.

    Şuan röportaj yaptığımız mekan Düzce Mutfak Sanatları Merkezidir. Düzce’nin çok zengin demografik yapısının, gastronomi kültürünün yansıtıldığı yer burası bu yüzden bu merkezi ben çok önemsiyorum. Bakın Düzce göçlerle büyüyen bir şehir.  Balkanlardan, Kafkaslardan, Doğudan, Batıdan gelen ve burayı vatan kılan insanların şehridir Düzce. Bu gelenlerin kendilerine has mutfakları var. İşte bunların tamamının toplandığı yer Düzce Mutfak Sanatları Merkezidir. Burada yerel mutfak, Düzce mutfağının çok zengin çeşitlerini tatma imkânınız olur.

    “DÜZCELİLER İÇİN GÜNDE 16 SAAT ÇALIŞIYORUM”

    • 31 Mart yerel seçimlerine çok az süre kaldı. Yeniden aday olmayı düşünüyor musunuz?  Bu zamana kadar mevcut projelerin yüzde kaçı tamamlandı? Yeni dönemdeki hedefleriniz nelerdir?

    Bundan tam 4 yıl önce vaat ettiğim bütün projeleri başlattım. Bunların bir kısmı bitti bir kısmı devam ediyor. Devam edenlerin, bitmeyenlerin sebebi projelerde bizim öngöremediğimiz teknik sorunların çıkması. Özellikle Düzce zemin bakımından biraz problemli zorlu bir şehir. Bazı projelerimiz zemin ilgili teknik sorunlar yaşadığımız için gecikti. Ama onlarda devam ediyor. Onları da tamamlayacağız. Düzcelilere verdiğimiz her sözü takip ettik her sözü yerine getirmeye çalıştık. Ben günde 16 saat çalışıyorum, Düzce için çalışıyorum. Burada kalıcı eserler bırakmak için çalışıyorum. Bütün amacım buradan ayrıldıktan sonra arkamdan hayırla anılmak. Benim doğduğum, büyüdüğüm şehre hizmet etmek benim için hayatımın en büyük sosyal sorumluluk projesidir. Bizim genel merkezde işler onların değerlendirmelerine bağlı. Ben görevimin başındayım genel merkez bir değerlendirme yapacak devam edip etmeme konusunda genel merkez bir karar verecek.

     

     

     

     

    Kaynak: Haber7.com

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com