Etiket: İnsan

  • Tevhit eşitliğin göstergesidir

    Tevhit eşitliğin göstergesidir

    İslam dininin, birlik ve beraberlik içinde yaşamak için temel ilkeleri vardır. Bu temel ilkelerden biri de Tevhittir. Bu ilke vazgeçilemez ve terk edilemez bir ilkedir. Doğuştan kazanılmış, hak edilemez bir ilke olan Tevhit ilkesi, bütün insanların, insan olarak, doğuştan kendilerine verilen hakların eşitliği esasına dayanır. Tevhit ilkesi doğuştan hakların eşitliği yanında, bütün insanların sosyal hayat ve hukuk önünde eşit olduğunun da bir göstergesidir.

    CAMİDEKİ SAF DÜZENİ ÇOK ŞEY ANLATIR

    Tevhit ilkesi, İslam dininin birlikte yaşam projesinin asli ilkesidir. Vahyin yeryüzüne doğrudan veya dolaylı müdahalesi, bu tevhit esasına dayanır. Hz. Peygamber de tevhit ilkesini esas alarak sorumluluğunu ifa etmiş ve bütün insanlığa genel bir çağrı yapmıştır. Tevhit ilkesiyle üstünlüğün ancak ve ancak Allah’a ve insan hakkına saygı duymaktan geçtiği ifade edilir. Esen takva da her türlü rüzgara karşı şekil değiştirmeden sabit kadem olmaktır.

    Tevhit ilkesinin zorunlu şartı, bireyler ve toplumlar arasında sınıfsal ayrıcalıklara son verilmesini emreden bir akide olmasıdır. Bu akidenin pratik uygulanışı, camideki saf düzeninde kurulur. Vahyin bu saf düzeni bizlere sosyal hayatta da her türlü sınıfsal ayrıcalıklara son verilmesini emreder. Peygamberimiz döneminde sosyal hayattaki Tevhit ilkesinin pratik göstergesi de sınıfsal ayrıcalıkları reddetmekle başladı. Tevhit ilkesinin zorunlu şartı, bütün insanların doğuştan kazandıkları haklarının ihlali ve ihmaline son verilme çağrısıydı. Akıl sahibi insanlar arasındaki üstünlüğün ise ancak ve ancak düşünmek ve insanlığa faydalı işler yapmakta olduğu temel ilkesi benimsendi.

    HİÇBİR SINIFSAL FARK YOK

    Öyle ki bu tevhit ilkesinin sosyal hayattaki icrası, camideki ibadet hayatındaki saf düzeninin, sosyal hayattaki hakların, ‘adl’ ve ‘kısd’ düzeninin pratik göstergesi olsa gerektir. Oysa mümin, kelimeyi tevhidin lafzını söyleyerek Müslüman olmaktan ziyade, manasına inanan ve pratiğe yansıtan insan demektir.

    Sosyal hayattaki tevhit ilkesinin pratikte uygulamasına gelince; tevhit; kadın ile erkek, emek ile sermaye, zengin ile fakir, işçi ile işveren, devlet ile vatandaş, efendi ile köle gibi insan olma özelliğinden kaynaklanan, doğuştan kazanılmış ve vazgeçilemez bir hak terazisinin sosyal hayatta da denk tutulması anlamına gelir.

    Sonuçta Tevhit ilkesiyle, sosyal hayatta haklar konusunda bu terazinin de (ibadetlerdeki saf düzeninde olduğu gibi) hiçbir sınıfsal ayrıcalığa imkan tanınmadan denk tutulması akidesi yerleştirilmiştir. Ne yazıktır ki Peygamberimizden ve Emeviler ile Abbasiler dönemlerinden sonra cahiliye adetlerine geri dönüldü.

    ALLAH MÜDAHALE EDER

    Yeryüzünde bu ilke ihmal edilince Allah yeryüzüne Peygamberler aracılığı ile müdahalelerde bulunur. Allah’ın yeryüzüne bu müdahaleleri, genellikle toplumların zihinsel tefessüh etmiş olmalarından, ibadetlerine de bidat karıştırdıklarından gerçekleşmiştir. Allah’ın yeryüzüne son müdahalesi de Hz. Muhammed (sav) aracılığı ile bu tevhit ilkesinin yerleştirilmesi için yapılmıştır. Peygamberimiz Mekke’de bu mücadeleyi verdiği için imtiyazlı Mekke müşrikleri bu Tevhidî ilkeyi kabul etmeyerek inkar ettiler. Mekke müşrikleri kendilerini imtiyazlı insanlar gördüklerinden bu rahatlıklarından vazgeçmek istemediler.

    Öyle ki Mekke müşrikleri sınıfsal ayrıcalığı hayatlarında saygınlık olarak kabul etmişlerdi. Kendilerinin dünya nimetlerindeki üstünlüklerini bir ayrıcalık olarak görmüşlerdi. Bâtılı hak gören bir anlayışa saptıkları, yaşadıkları gibi inanmaya başladıkları bir ortam kurmuşlardı. Sonuçta mağdurlar ve mazlumlar çoğalmış, zayıf olanlar ezilmiş, haklar ihlal ediliyordu. Güçlü olanların haklı oldukları inancına sahip bir toplum yapısı oluşmuştu. Mekke müşriklerinin zihinleri tefessüh etmiş olduğundan yeryüzüne tekraren Kur’an ile son müdahale yapıldı. Bu müdahale, yeryüzündeki bütün insanlığa yapılmış son Tevhit çağrısıdır.

    MODERN KÖLELEŞTİRME!

    Tarih boyunca Allah’ın yeryüzüne müdahalesi hep bu zihinsel/itikaden tefessüh etmiş toplumların akidesini düzeltmek için olmuştur. Bugün bu gerçeği göremediğimiz sürece (Mekke’de Peygamberimizin yaptığı gibi) önce ilkelerimizi belirlemediğimiz sürece hep sürüneceğimiz anlaşılmaktadır. Bunun için önce Allah akidevi Tevhit ilkesini temel ilke olarak emretmiş, bu temel ilke olmadığı sürece hayatın hiçbir anlamı olamayacağına vurgu yapmıştır.

    Tevhit mücadelesi, tarihten günümüze özgürlük ve kölelik mücadelesi olarak da görülebilir. Tarihten günümüze kölelik müessesesi bir şekilde devam ettirilmekte. Oysa tarihten günümüze analarının hür ve eşit olarak doğurduğu insanları, köle yaparak, sosyal hayatta eşit haklarla mücadele etmelerinin önü sürekli kesilmiştir. Zamanla insanlar tekrar cahiliye adetlerine geri dönerek, insanlar modern şekilde köleleştirilerek sömürü düzenlerini devam ettirmişlerdir. Bugün dünya anayasalarında eğitimde, iş hayatında, kanun önünde, sosyal hayatta fırsat eşitliği yazılsa da pratikte hiçbir ülkede bu eşitlik/Tevhit maalesef henüz sağlanamadı.

    KAYNAK: Yeni Şafak

  • İslam nasıl bir insan hedefler?

    İslam nasıl bir insan hedefler?

    İslam dini, diğer değiştirilmiş veya insan eli ile oluşturulmuş dinlerden farklı olarak, inanan insanlardan bazı özelliklere sahip olmasını ister. Bu istek aynı zamanda inananlar için zorunlu bir istektir. Çünkü ancak o zaman İslam dininin hedeflediği insan tipi ortaya çıkar. Bu insan tipinde ortaya çıkan özellikler; inanç, ibadet ve ahlak üçlüsü ile gerçekleşir. İnanç ibadetle desteklenmeli, İbadetle desteklenen inanç, insanda ahlaki kurallar ortaya çıkarmalıdır.

    ÖRNEK İNSAN ORTAYA ÇIKAR

    Bu üç husus bir arada bulunduğunda örnek insan ortaya çıkar. Değilse namaz kılan yalancı veya inancı olan ama ibadeti olmayan insan tipi oluşur ki bu tip insan İslam dininin ortaya çıkarmak istediği insan tipi değildir. Bu konu Kur’an’da şöyle ifade edilir: “İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, “İman ettik” demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar? Andolsun ki biz, onlardan öncekileri de sınamıştık. Allah, elbette doğru olanları ortaya çıkaracaktır; kezâ O, yalancıları da mutlaka ortaya çıkaracaktır.” (Ankebut, 2-3)

    PRENSİPLER OLMALI

    Peki, bu sınavı kazanmak için ne yapmalıyız?

    Allah’ın bir ömür sınava tabi tuttuğu biz Müslümanların hayatında oluşturmak zorunda oldukları ve kendine has yaşam felsefesi haline getirdiği bazı prensipleri olmalıdır. Bu prensipleri kısaca şöyle sıralamak mümkündür;

    1. İmanımızı tevhit inancı çerçevesinde tutmalıyız. Bu açıdan gizli ve açık Allah’a ortak koşmaktan, iki yüzlülükten (nifak), inkardan (küfür) uzak kalmalıyız. Hatta hayatımızın hiçbir anında bunlarla hemhal olmamalıyız.

    2. İbadetimizi sadece Allah için yapmalıyız. Bu konuda en çok dikkat etmemiz gereken husus, riyakarlıktır. Yani ibadetimizi yalnız Allah için yapmak gerçeğidir. Başkası görsün diye, bir şeyler elde etmek için yapılan ibadetler İslam dinini açısından ibadet kabul edilmez. Bir de ibadetlerde samimiyet gerekir. Çünkü Allah için yapılan bir fiilin en güzel şekilde yapılması gerekir.

    HER ANIMIZDAN SORUMLUYUZ

    3. Hayatımızın her saniyesinden sorumlu olduğumuzun farkında olarak yaşamalıyız. İslam dini inanan insanların hayatında boşluk bırakmaz. Yani her an kayıt devam eder ve sorumluluk yüklenir. İyi veya kötü hayatı her anı yazıcı melekler tarafından yazılır. Bu Müslümanın her an dikkatli ve doğru yaşaması için bir uyarıdır.

    4. Ahlaki hassasiyetimiz en üst düzeyde olmalıdır. İnanç ve ibadetin insandaki çıktısı güzel ahlak olmalıdır. Yani ahlaki fiillerimiz ibadetlerimizle doğru orantılı olarak güzelleşmelidir. Bu husus Kur’an’da “Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebût 29/45) ayeti ile işaret edilir.

    TÖVBE KAPISINA GİDELİM

    5. Günahtan uzak durmaya çalışmalıyız. Ancak bütün dikkatimize rağmen yine de günah işleyebiliriz. Bu durumda hemen tövbe kapısına müracaat etmeliyiz. Kur’an bu durumu “Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Maide /39) ayeti ile dile getirir.

    6. Hayatımızı dua ile şekillendirmeliyiz. Bu konu Kur’an’da şöyle vurgulanır. “Kullarım sana, benden soracak olurlarsa, şüphesiz ki ben onlara yakınım. Dua edenin duasına icabet ederim.” (Bakara 2/196).

    7. Bütün bu hususların insan nefsinde zorlanma olmadan, sürekli olarak ve aynı zamanda İslam filozoflarının tabiri ile “su içmek kadar kolay” yapabilir olma halinde gerçekleşmelidir.

    KAYNAK: Yeni Şafak

  • Köle işçi olarak çalıştırılan milyonlarca Doğu Türkistanlı için harekete geçtiler: İnsanlık dışı uygulamayı durdurun

    Köle işçi olarak çalıştırılan milyonlarca Doğu Türkistanlı için harekete geçtiler: İnsanlık dışı uygulamayı durdurun

    Doğu Türkistan’daki farkındalığı artırmak ve ilgili olaylara ilişkin görüş, tavır ve tutumunu kamuoyuna göstermek için etkinlikler, faaliyetler, programlar ve projeler gerçekleştiren, Uluslararası Doğu Türkistan STK’lar Birliği, Dünya İnsan Hakları Gününde, işgalci Çin tarafından toplama kamplarına hapsedilen Doğu Türkistanlılar için seferber oldu. UDTSB, kültürleri ve dini özgürlükleri kısıtlanarak, köle işçi olarak çalıştırılan milyonlarca Doğu Türkistanlının hakları için Çin’in Doğu Türkistan’daki insanlık dışı uygulamalarının durdurulması çağrısında bulundu.

    Uluslararası Doğu Türkistan STK’lar Birliği’nden yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı;

    Uluslararası Doğu Türkistan STK’lar Birliği olarak Dünya İnsan Hakları Gününde, işgalci Çin tarafından toplama kamplarına hapsedilen, kültürleri ve dini özgürlükleri kısıtlanarak, köle işçi olarak çalıştırılan milyonlarca Doğu Türkistanlının haklarını talep ediyor ve Çin’in Doğu Türkistan’daki insanlık dışı uygulamalarının durdurulması çağrısında bulunuyoruz.

    Uluslararası Doğu Türkistan STK’lar Birliği kimdir?

    Uluslararası Doğu Türkistan STK’lar Birliği, Doğu Türkistan’ı milli kimliğini ve değerlerini muhafaza etmeyi hedefleyen, ortak çaba ve sorumluluk duygsuyla dünya genelinde Doğu Türkistan davasını yürüten bir organizasyondur.

    Uluslararası Doğu Türkistan STK’lar Birliği’nin kuruluş amacı nedir?

    Doğu Türkistan sivil toplum kuruluşlarını temsil eden ve dünyanın dört bir yanında üyeleri bulunan Uluslararası Doğu Türkistan STK’lar Birliği’nin kuruluş amacı;

    Sivil diplomasi, insan hakları çalışmaları, siyasi aktiviteler, kültürel ve insani yardım yoluyla, uluslararası normlara uygun bir Türkistan’ın tarihi, siyasi ve bölgesel bağımsızlığını, ulusal değerlerini ve temel çıkarlarını savunmak için meşru yollar aramak.

    Doğu Türkistan topluluğunda birlik ve beraberliği oluşturmak için diasporadaki Doğu Türkistan örgütlerine dayanışma ve birlikte hareket etme imkânı veren bir platform oluşturmak.

    Doğu Türkistan diasporası için özgürlük, refah, fikri zenginli ve sürdürülebilirliği esas alan sosyal, kültürel, akademik ve eğitimsel faaliyetler yapmak.

    KAYNAK: Yeni Şafak

  • Gazze ve boykot silahı

    Gazze ve boykot silahı

    ABD ve müttefiklerinden oluşan sömürgeci güçlerin desteğini arkasına alan İsrail’deki Siyonist rejimin en son Gazze’de gerçekleştirdiği soykırım tarihin ender gördüğü zulümlerden birisidir. Tahrif ettikleri kutsal kitapları merkeze alarak ve hahamlardan aldığı fetvalar ile sivil insanlara en hayati ihtiyaç maddelerinden olan suyu ve elektiriği kesmeleri, ekin tarlalarını imha etmeleri, ekmek fırınlarını vurmaları, denizde avlanmaya çıkabilmiş balıkçıların teknelerini batırmaları, evlere el koymaları, hastaneleri bombalamaları, bebeklik çağındaki çocuklardan seksen yaşındaki ihtiyarlara, hamile kadınlara varıncaya kadar sivil halkı özellikle katletmeleri, anneleri ile giden çocukları cebren alıp tutuklamaları hatta direnenleri keyfi şekilde öldürmeleri, kendilerine insani yardım ulaştırılmasını engellemeleri tarihin ender gördüğü zulümlerden birisidir. Bugün Siyonistlerin bombaları altında sekiz bin civarında çocuğun katledildiği biliniyor. Bu Firavun’un tutumudur.

    DÜNYA GÖZ YUMUYOR

    Siyonistlerin işledikleri insanlık suçuna rağmen egemen güçlerin tepki bir yana soykırımı desteklemeleri ise Gazze halkının Müslüman olmalarından kaynaklanıyor. Ukrayna saldırısında Rusya’ya gösterilen devletler düzeyindeki haklı tepkinin ve duyulan derin kaygının Gazze insanından esirgenmesi bununla ilgilidir. “İslam Radikalizmine!” karşı gösterilen duyarlılığın “Radikal Dinci” İsrail’in Siyonist başbakanı Netanyahu’ya gösterilmemesi bir tarafa desteklenmesi yine bununla ilgilidir. İslam devletleri söz konusu olduğunda BM’den alınan kararlara uymadıkları gerekçe gösterilerek ittifak halinde operasyonlar düzenlenerek tarumar edilmeleri İsrail’in hiçbir BM kararına uymaması bir yana meydan okuyucu tavrına rağmen himaye görmesi yine bununla ilgili bir konudur. Bu iki yüzlü tutum insanlığın ve insani değerlerin özellikle de Müslümanların ne kadar büyük bir risk altında olduğunun belgesidir.

    MÜSLÜMAN REFLEKSİ KAYBOLDU

    Modern iletişim araçlarının imkanlarıyla tüm dünyanın gözü önünde cereyan eden bu olaylar bilinen bazı gerçekleri bir kez daha teyit etti. Bunlardan bazılarını şu şekilde ifade edebiliriz:

    Birincisi, Batı dünyasının iki yüzlü tavrı açık bir şekilde gösterdi ki haç-hilal mücadelesi adı konmamış bir şekilde farklı araçlar üzerinden devam ediyor, İslamofobik eylemler bir devlet politikası olarak bazen açık bazen de örtük biçimde destekleniyor.

    İkincisi İslam dünyasının yenilmişlik-ezilmişlik sendromu içinde bulunduğu ve bunun getirdiği zillet, dağınıklık zulme sessizliği getiriyor.

    Üçüncüsü Oryantalizmin İslam alemi üzerindeki siyasi, kültürel ve ekonomik projeler kimlik kaybı sebebiyle “Müslüman refleksi”nin yok olmasına neden oldu. Öte yandan Batı’nın kolonyal politikalarının gönüllü kabulü ile İslam’ın dünyaya sunacağı imkanlar heba ediliyor.

    Dördüncüsü ABD ve AB ülkelerinin tüm dünyaya ayar vermede kullandıkları ve her türlü siyasal, sosyal, felsefi, ekonomik hatta teolojik tartışmaların merkezine yerleştirdikleri insan hakları, özgürlük gibi kavramları sömürü düzenin devamı için araçsallaştırdıkları daha da netleşti.

    KÖTÜLÜĞÜ ÖNLEMEK İÇİN!

    Orta ve uzun vadede İslam aleminin zaman kaybı olmaksızın tekrar kendi ayarlarına dönerek Müslüman refleksi kazanması için devletler düzeyinde politikalar belirlemeye ihtiyacı var. Şu anda acil olarak yapılabilecek en etkili silahlardan birisi ise ekonomik boykot.

    İkiyüzlü dünyada ve İslam aleminden az önce sayılan sebepler dolayısıyla devletler düzeyinde bugün için toplu bir hareketin imkansız olduğu dikkate alınırsa zulme duyarlı her bir insanın Siyonistlerin politikalarına destek veren kişi ve kuruluşların ürettikleri mal ve hizmetleri boykot etmesi etkili bir yol olarak görülebilir. Bu, kötülüğü önlemeye dönük takdire değer bir eylemdir.

    İslam’ın iki ana kaynağı olan ayetler ve hadisler herkesi gücü ile orantılı olarak iyiliği hâkim kılmak ve kötülüğü engellemekle görevlendirir. Bir insanın güç kullanarak ya da dili ile söyleyerek engel olamadığı bir kötülüğe rıza göstermediğini farklı şekilde aksiyon alarak ortaya koyması gerekir. Bugün bu yollardan birisi ekonomik boykottur. Bu tutum mazluma iyilikte ve zalimi engelleme çabasında yardımlaşmanın bir şeklidir.

    MÜMİNLER BİR VÜCUDUN ORGANLARI GİBİDİR

    Hz. Peygamber dayanışma konusunda müminleri bir vücudun organlarına benzetir. Buna göre organlardan birisinin maruz kaldığı rahatsızlığı diğerlerinin de hissettiği gibi müminler de kardeşlerinden birisinin başına gelen bir belayı hissetmeli ve onlarla dayanışma içinde olmalıdır. Hz. Peygamberin bu hadisi, ekonomik boykot yoluyla verilecek tepkiyi de içine alacak şekilde yorumlanabilir. Çünkü günümüzde ekonomik boykot, zulmü engellemek için dayanışma içinde olmanın etkili yollarından birisidir. Bu tür eylemler devletler düzeyinde yapılabilirse daha da güçlü bir etkiye sahip olur. Ancak az önce bahsedildiği üzere İslam aleminin parçalanmış hali şimdilik buna engel gibi gözükmektedir.

    Bugün Gazze’de yaşananlar daha genel ifadesiyle Filistin meselesi sadece belli bir bölgenin ve oradaki insanların sorunu değil. İnsanı insanlığından utandıran katliamlar ve uygar dünyanın ona verdiği desteğe bakıldığında bu bir ahlak sorunudur ve tüm insanlığın meselesidir. Artık günün bütün etkili araçları vasıtasıyla bu zulmü durdurmanın yolu bulunmalı, adil ve yaşanılabilir bir dünya kurmak için çabalar artırılmalıdır.

    KAYNAK: Yeni Şafak

  • Bahçeli’den İstanbul ve Ankara mesajı: Savurup indireceğiz!

    Bahçeli’den İstanbul ve Ankara mesajı: Savurup indireceğiz!

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısında konuştu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: 

    “Sırat-ı müstakim üzerine mücadelemizi yürütüyoruz. Bozgunda zafer düşü gören zavallı güruhu sürekli rahatsız ediyoruz.

    “HUZURLU KALE MHP VE CUMHUR İTTİFAKI’DIR”

    Aynı gökte uçan kargayla kartalın dünyası başkadır. Bizim gündemimizin mihenk taşı Türkiye’dir, Türk milletidir. Milliyetçi Hareket Partisi, büyük bir fikir hamlesine, yüksek bir idrak seviyesine, muazzam bir vatan sevgisine haiz siyaset erdemidir. Sözde aydın ve kalem sahiplerini cesaretle tenkit eden soylu bir mizacın kalesi üç hilaldir.

    Huzurlu bir kale arayanlar için tek çare Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı’dır.

    “KOFLUĞU MAHALLİ İDAREDEN ATMAK İÇİN YANIP TUTUŞUYORUZ”

    Milletimizi aydınlık iddiasıyla karanlığa çekenlerin ipliğini pazara çekmek için sabırsızlanıyoruz. Siyaset kofluğunu mahalli idarelerden silip atmak için yanıp tutuşuyoruz. Cumhur’un 14 ve 28 Mayıs’ta tezahür eden başarısına yeni bir halka eklemek istiyoruz.

    Bir karar vericinin değil, rehin altındaki bir protestocunun haliyle siyaset yapanlara günlerini göstermenin, tarihin ve milletin gündeminden tamamen çıkarmanın arayışındayız.

    Bölge istişare toplantılarımızın sonuncusunu 26 Kasım Pazar günü Ankara’da yaptık. 81 ilin tamamında milletimizin her güzel insanıyla görüştük, konuştuk, hasret giderdik, düşüncelerimizi açıkladık, inanç ve irade birliği çatısı kurduk.

    Iğdır’dan Aras’ın, Aydın’dan Menderes’in, Tunceli’den Munzur’un, Antalya’dan Keykubat’ın, Karaman’dan Mehmet Bey’in, Bursa’dan Orhan Gazi’nin, İstanbul’dan Fatih’in, Çanakkale’den Mehmetçiğin, Kahramanmaraş’tan Sütçü İmam’ın, Erzurum’dan ilk duruşun ve nihayet Ankara’dan kurtuluşun mesajlarıyla milli ve manevi emanetleri kucakladık.

    Bakın, daha önce ne demiştik: Biz, horon kadar Karadeniz, zeybek kadar Ege’yiz, halay kadar Güneydoğuluyuz. Biz, Anadolu’yuz. Adımız bir anımız bir acımız birdir, biz büyük bir aileyiz. Kuzeyden güneye, doğudan batıya tek bilek, tek yüreğiz. Biz Türkiye’yiz, Türk milletiyiz.

    “CHP, HEDEP’E KATILSIN”

    CHP Genel Başkanı’na önerim ya HEDEP’i içlerine almaları ya da HEDEP’e katılmalarıdır. HEDEP demek CHP demektir. Artık CHP ile PKK arasındaki teğet noktalar sayılamayacak kadar fazlalaşmıştır.

    Cumhur İttifakı İstanbul’da, Ankara’da zilleti savurup indirecektir.

    CHP Genel Başkanı kulağını Kandil’e ve yeminli Türkiye düşmanlarına verdiği müddetçe hüsran ve hezimetten kurtulamayacaktır.

    “BİZİ BÖLEMEZLER”

    31 Mart 2024’e 125 günlük bir süre vardır. Çalışmalarımızı yoğunlaştırıp hızlandıracağız. Bizi bölemezler, bizi yıkamazlar.

    Siyaset hayatımızda testiye değil hep içine baktık. Her insan üsluptur, dildir, manadır, muhtevadır. Her insan özeldir, şeref ve hak sahibidir. Buna diyecek bir şeyimiz yoktur. Er ya da geç iyi veya kötü gün yüzüne çıkar. Hiç kimse geçmişinden kaçamaz. Birisine ahlaklı ve iyi demekle maksat hasıl olmaz. Kelimelerin neye vurgu yaptığından ziyade mühim olan manayla bütünleşmiş kavramların ruhudur.

    Bir teröristin, bölücünün insan haklarından, soysuz bir özgürlükten, soyup soğana çevirmiş demokrasiden bahsetmesi kavramların ve kelimelerin infazıdır. İyiyim, cesurum diyenlerin kötülükleri lağım gibi patladıkça bedeli ödeyen bizzat kavramın mana zenginliği olmaktadır. Milli ve insani değerlerimiz yıpratılmaktadır.

    DOLANDIRICILIK OPERASYONLARI

    Kurulan saadet zincirleri, saçlarına dolardan bukleler yapan şaibeli soytarılar milletimizde haklı bir öfkeye neden olmaktadır. TikTok rezaleti ise salgın gibi yayılmaktadır.

    Toplumsal arınma ertelenemez. Türkiye, bu kirliliğe daha fazla maruz kalmamalıdır. Burada önemli olan samimiyet, dürüstlük ve tutarlılıktır.

    Milliyetçi Hareket Partisi’yle Cumhur İttifakı’nın yeri ve konumu bellidir. Milli değerlerimiz ve toplumsal ahlakımıza saldırılara karşı yegane duruş sergileyen MHP ve Cumhur İttifakı’dır.

    Ne CHP, ne İYİP, ne HEDEP karşımızda tutunamayacaktır.

    GAZZE’DE GEÇİCİ ATEŞKES KARARI

    Demokrasiye yürekten bağlıyız. İnsan hak ve hürriyetine ön şartsız saygı duyuyoruz. Laiklik, din ve vicdan hürriyetini bir arada korumanın peşindeyiz. Yozlaşmanın dip akıntısını önlemek için mücadele ediyoruz. Sosyal devleti oluşturmak için elimizden gelen katkıyı veriyoruz. İlkeli, seviyeli, şeffaf ve temiz siyasetin tarafıyız. Adalet ve huzurun temin edildiği küresel bir barışı savunuyoruz. 

    İsrail ve Filistin arasında geçici değil kalıcı barışın ve adil çözümün yanındayız. Yine de geçici ateşkes ve esir takasının ümit verici olduğunu değerlendiriyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın girişimiyle insani yardım koridorunun açılmasından, geçici ateşkes kararından bahtiyarız ve haklı mücadelesinin arkasındayız.

    İspanya ve Belçika Başbakanlarının açıklamaları küresel vicdana daha fazla sessiz kalınamayacağını göstermiştir. Bir halkın toplu katliamına, insanım diyen hiç kimse seyirci duramaz. MHP, Sayın Cumhurbaşkanımızın ve hükümetin alacağı her kararın, politikanın samimiyetle ve sonu ne olursa olsun yanındadır.

    EMEKLİLERE İKRAMİYE

    Çalışmayan emeklilerimize verilen 5 bin TL ikramiyenin, çalışan emekliye de yansıtılması memnuniyet vericidir. “

    Kaynak: Haber7.com

  • AK Parti Sözcüsü Çelik: Türkiye şantajlara boyun eğmez!

    AK Parti Sözcüsü Çelik: Türkiye şantajlara boyun eğmez!

    AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti Merkez Yürütme Kurulu toplantısı sonrası gündeme dair konuştu. 

    Çelik’in açıklamalarından satır başları:

    Çalışmalar cumhurbaşkanımıza sunuldu. Yatay mimariden şehir siyasetine, insan şehir ilişkisine kadar konuların ele alındığı bir çalıştay oldu.

    İkinci sunum, Ali İhsan bey tarafından yapıldı. Zonguldak hariç her yerde temayüllerimiz gerçekleşti. Zonguldak’ta sel felaketinden dolayı yapamadık. Seçim işleri başkanlığımızın yoğun mesaisi var. Tüm teşkilatlarımız seçime hazır. Hür ve demokratik şekilde paylaşmış oldular.

    Dün 3 Mehmetçiğimiz şehit oldu. AK Parti Genel Merkezi’mizden ailelerine baş sağlığı iletiyoruz.

    Filistin’deki katliamın fotoğraflarını vererek yeni ne yapıyorsunuz denebilir. Buraya bugün niçin koyduğumuzu sorabilirsiniz. İki fotoğraf da Gazze’den değil bunlar Nazi’nin soykırımı Netanyahu’nun da yaptığı soykırımı gösteriyor. Her iki soykırım da birbirine benziyor ve bu benzerlik net biçimde görünsün diye koyduk. Bu fotoğrafların hepsi birbirine benziyor. Tarih kitaplarına koysanız Yahudilere yapılan soykırım sanılabilir. Bugün Gazze’deki soykırım ile Yahudiler’e yapılanın farkı yok. 

    Filistin’deki insani durumun geldiği noktada 6 bin 150’den fazlası çocuk yaklaşık 15 bin insan hayatını kaybetti. 

    İlk defa bir meselede Batılı yönetimlerle Batılı halklar arasında farklı görüşler oluştu. Yönetimler İsrail’i desteklerken, Batılı halklar Gazzeli masumların yanlarında olduklarını gösteriyorlar. Yönetimler evrensel vicdana sırtını dönmüşler. 

    İnsanı ara sayesinde İsrail’in hapishanelerindeki 39 kadın ve çocuk serbest bırakıldı. 

    “CUMHURBAŞKANIMIZ TÜM DÜNYAYA KARARLILIĞINI GÖSTERDİ”

    Rakamlardan bahsetmek gerçekten incitici bir şey. DSÖ Genel Direktörü şöyle demişti “Her bir saatte 6 tane çocuk ölüyor.” Bugün itibariyle ateşkes devam etsin diye pek çok çağrı yapılıyor. Ama maalesef Netanyahu yönetimi bu insani arayı uzatmak istemiyor. 

    Sayın Cumhurbaşkanımızın Almanya’da yaptığı konuşma tüm vicdanlarda hissedilecektir. İnsani talebin kimde karşılık bulacağını bilen Filistinli aileler Cumhurbaşkanımıza mektup yazdılar. İlk günden itibaren herkes cümlenin yarısını söylerken Cumhurbaşkanımız cümlenin tamamını söyleyerek tüm dünyaya kararlılığını gösterdi. Doğru olanın bu olduğu giderek dillendirilmeye başlanmıştır. 

    “KÖLE GİBİ DAVRANIYORLAR

    İnsani aranın uygulanmasında bir takım sorunlar çıktı. Umarız ki insani ara denilen bu durum kalıcı bir ateşkese dönüşür. 

    Gazze’nin neredeyse yıkılmış durumda. Gazze ve o bölgedeki vatandaşlarımızın durumuyla yakından ilgileniyoruz. Türkiye bir kere daha dünyanın vicdanı olduğunu gösterdi. Şimdiye kadar Gazze’den getirilen hastalar bunun bir örneğidir.

    Batılı hükümetler iki yüzlülükle bir katliama sessiz kalmakta. Bir takım parlamenterler çok soylu açıklamalar yaptılar ama çoğunluk maalesef Netanyahu hükümetinin karşısında bir köle gibi davranıyorlar. 

    Avrupa’nın genelinde müthiş bir değerlendirme hatası yapılmaktadır. Avrupa bir kere daha meselenin sebeplerini tartışmaktan kaçarak sonuçlarına odaklanıyor. Stratejik bir akıl her şeyden önce meselenin sebeplerine odaklanır. 

    CHP yöneticilerinin çıkıp cumhurbaşkanımızın uluslararası mesele olmaktan çıkarıp haçlı hilal meselesine çevirmek çabasında iddiası bir iki yüzlülük. Cumhurbaşkanımız “Bu meseleyi haçlı hilal meselesine dönüştürmeyin” diye uyarmıştı. ABD dışişleri bakanı meselesini içine dini kimlik kavgası sokmaya çalıştı. Bir takım dini argümanlarla yapıldı tüm bunlar. Netanyahu Tevrat’tan referanslar verdi. Din savaşlarına kapı açarsınız.

    Cumhurbaşkanımız bu meseleyi insani bir mesele olarak ele alacaksınız, dini mesele olarak ele alırsanız bölge barışına zarar verirsiniz dedi.

    Bunu din savaşına çevirmeyin diyen tek açıklama cumhurbaşkanımızdan gelmiştir. Uzun zamandan beri antisemitizme karşı olduğunu ve İslam düşmanlığı ile mücadele edilmeli demiştir.

    Nasıl bir tutsaklık ki bu en parlak düşünceleri söyleyenler gelip bir soykırımı savunur hale gelmiştir. Bu nasıl bir insanlıktan yoksunlaşmaktır. Bu katliam karşısında susan düşünürlerin ifadeleri temsil ettiği düşüncenin ölümü anlamına gelmektedir. İnsanlık adına bir hiçtir bu. İsrail ile Yahudiler arasında bir ayrım gözetmiyor. 

    Gelinen noktada acil ateşkese ihtiyaç vardır. Bu çözüme varılmazsa aynı şey defalarca yaşanmak durumunda kalacaktır. Netanyahu ve yanındakilerin soykırım meselesinde takibinin yapılması önemlidir. Yaptıklarının Bosna’da yapılandan ve Nazilerin yaptığından farkı yoktur. 

    “TÜRKİYE ŞANTAJA BOYUN EĞECEK BİR ÜLKE DEĞİL”

    Patriot istediğimizde saydıkları argümanların aynısını sayıyorlar. NATO güvenliğini de sağlamaktayız. Bulunduğu konumda Avrupa’nın da güvenliği sağlanıyor. Türkiye güvende değilse NATO büyük eksiklik içinde olur ve Avrupa da güvende olmaz. s400 alınca neden alıyorsunuz dediler. Patriot vermediniz diyoruz. Türkiye’nin güvenliği konusunda kim olursa olsun şantaj yaparsa bizim için önemi olmaz. Her seferinde yeni bir gerekçe çıkıyor. Ortak güvenlik kaygısından çok meseleyi bir şantaja dönüştürdüler. Biz bu şantajı kabul etmeyeceğiz. 

    Ortak gelecek, ortak tehditlere karşı bir yaklaşım söz konusu ise Türkiye görevlerini yerine getiren güvenilir ortaktır. Bugün oturulsun Türkiye’nin bu ihtiyaçlarına cevap verilsin.

    “CHP’NİN KÜRT SEÇMENİ İSTİSMAR SEZONU BAŞLAMIŞ”

    CHP’nin demek ki Kürt seçmeni istismar sezonu başlamış. Mevsimlik güncellemeler yapılırdı şimdi de yeni başkan mevsimi başlatmış. Kendi tarihlerine oturup baksınlar. Kürt vatandaşlarımızın demokratik haklara kavuşması için cumhurbaşkanımız reformlarla mücadele verdi. Cumhurbaşkanımız eşitlik mücadelesi verirken anti demokratik uygulamalara öncülük ederken bunların karşısında CHP vardı. İmzaladıkları protokolle Kürt seçmene nasıl yalan söylemişler aslında. Cumhurbaşkanımızın demokrasi için hangi tehditleri atlatarak bu mücadeleyi verdiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. 

    “CUMHUR İTTİFAKI’NDA HİÇBİR SORUN YOK”

    Cumhur İttifakı’nda hiçbir sorun yok. İttifakımız en güçlü şekilde seçimlere hazırlanıyor. AK Parti ile MHP arasındaki görüşmeler tempolu şekilde devam etti. Bütün partiler burada kendi kimliklerini koruyarak ilkeler efradında bir araya geliyor. İttifaklar esas ilkleler üzerinde bir araya geliyor. Herhangi bir sorun yok. İhtiyaç duydukları halinde cumhurbaşkanımız v sayın bahçeli bir araya geliyor. Taktik farklılığı olabilir ama bu ittifakın omurgasını zedelemez. İYİ parti her ilde kendi adaylarını çıkaracağını söyledi. Onlar da kendi yolunu çizdi, öyle ilerliyorlar.

    KAYNAK: HABER7

    Kaynak: Haber7.com

  • AK Parti Sözcüsü Çelik’ten önemli açıklamalar

    AK Parti Sözcüsü Çelik’ten önemli açıklamalar

    Çelik’in açıklamalarından satır başları:

    Çalışmalar cumhurbaşkanımıza sunuldu. Yatay mimariden şehir siyasetine, insan şehir ilişkisine kadar konuların ele alındığı bir çalıştay oldu.

    İkinci sunum, Ali İhsan bey tarafından yapıldı. Zonguldak hariç her yerde temayüllerimiz gerçekleşti. Zonguldak’ta sel felaketinden dolayı yapamadık. Seçim işleri başkanlığımızın yoğun mesaisi var. Tüm teşkilatlarımız seçime hazır. Hür ve demokratik şekilde paylaşmış oldular.

    Dün 3 mehmetçiğimiz şehit oldu. AK Parti Genel Merkezi’mizden ailelerine baş sağlığı iletiyoruz.

    Filistin’deki katliamın fotoğraflarını vererek yeni ne yapıyorsunuz denebilir. Buraya bugün niçin koyduğumuzu sorabilirsiniz. İki fotoğraf da Gazze’den değil bunlar Nazi’nin soykırımı Netanyahu’nun da yaptığı soykırımı gösteriyor. Her iki soykırım da birbirine benziyor ve bu benzerlik net biçimde görünsün diye koyduk. Bu fotoğrafların hepsi birbirine benziyor. Tarih kitaplarına koysanız Yahudilere yapılan soykırım sanılabilir. Bugün Gazze’deki soykırım ile Yahudiler’e yapılanın farkı yok. 

    Filistin’deki insani durumun geldiği noktada 6 bin 150’den fazlası çocuk yaklaşık 15 bin insan hayatını kaybetti. 

    İlk defa bir meselede Batılı yönetimlerle Batılı halklar arasında farklı görüşler oluştu. Yönetimler İsrail’i desteklerken, Batılı halklar Gazzeli masumların yanlarında olduklarını gösteriyorlar. Yönetimler evrensel vicdana sırtını dönmüşler. 

    İnsanı ara sayesinde İsrail’in hapishanelerindeki 39 kadın ve çocuk serbest bırakıldı. 

    “CUMHURBAŞKANIMIZ TÜM DÜNYAYA KARARLILIĞINI GÖSTERDİ”

    Rakamlardan bahsetmek gerçekten incitici bir şey. DSÖ Genel Direktörü şöyle demişti “Her bir saatte 6 tane çocuk ölüyor.” Bugün itibariyle ateşkes devam etsin diye pek çok çağrı yapılıyor. Ama maalesef Netanyahu yönetimi bu insani arayı uzatmak istemiyor. 

    Sayın Cumhurbaşkanımızın Almanya’da yaptığı konuşma tüm vicdanlarda hissedilecektir. İnsani talebin kimde karşılık bulacağını bilen Filistinli aileler Cumhurbaşkanımıza mektup yazdılar. İlk günden itibaren herkes cümlenin yarısını söylerken Cumhurbaşkanımız cümlenin tamamını söyleyerek tüm dünyaya kararlılığını gösterdi. Doğru olanın bu olduğu giderek dillendirilmeye başlanmıştır. 

    “KÖLE GİBİ DAVRANIYORLAR

    İnsani aranın uygulanmasında bir takım sorunlar çıktı. Umarız ki insani ara denilen bu durum kalıcı bir ateşkese dönüşür. 

    Gazze’nin neredeyse yıkılmış durumda. Gazze ve o bölgedeki vatandaşlarımızın durumuyla yakından ilgileniyoruz. Türkiye bir kere daha dünyanın vicdanı olduğunu gösterdi. Şimdiye kadar Gazze’den getirilen hastalar bunun bir örneğidir.

    Batılı hükümetler iki yüzlülükle bir katliama sessiz kalmakta. Bir takım parlamenterler çok soylu açıklamalar yaptılar ama çoğunluk maalesef Netanyahu hükümetinin karşısında bir köle gibi davranıyorlar. 

    Avrupa’nın genelinde müthiş bir değerlendirme hatası yapılmaktadır. Avrupa bir kere daha meselenin sebeplerini tartışmaktan kaçarak sonuçlarına odaklanıyor. Stratejik bir akıl her şeyden önce meselenin sebeplerine odaklanır. 

    CHP yöneticilerinin çıkıp cumhurbaşkanımızın uluslararası mesele olmaktan çıkarıp haçlı hilal meselesine çevirmek çabasında iddiası bir iki yüzlülük. Cumhurbaşkanımız “Bu meseleyi haçlı hilal meselesine dönüştürmeyin” diye uyarmıştı. ABD dışişleri bakanı meselesini içine dini kimlik kavgası sokmaya çalıştı. Bir takım dini argümanlarla yapıldı tüm bunlar. Netanyahu Tevrat’tan referanslar verdi. Din savaşlarına kapı açarsınız.

    Cumhurbaşkanımız bu meseleyi insani bir mesele olarak ele alacaksınız, dini mesele olarak ele alırsanız bölge barışına zarar verirsiniz dedi.

    Bunu din savaşına çevirmeyin diyen tek açıklama cumhurbaşkanımızdan gelmiştir. Uzun zamandan beri antisemitizme karşı olduğunu ve İslam düşmanlığı ile mücadele edilmeli demiştir.

    Nasıl bir tutsaklık ki bu en parlak düşünceleri söyleyenler gelip bir soykırımı savunur hale gelmiştir. Bu nasıl bir insanlıktan yoksunlaşmaktır. Bu katliam karşısında susan düşünürlerin ifadeleri temsil ettiği düşüncenin ölümü anlamına gelmektedir. İnsanlık adına bir hiçtir bu. İsrail ile Yahudiler arasında bir ayrım gözetmiyor. 

    Kaynak: Haber7.com

  • Kayseri Şeker ailesi AK Parti’yi ağırladı

    Kayseri Şeker ailesi AK Parti’yi ağırladı

    Mehmet UZEL (KAYSERİ İGFA)
    Kayseri Şeker Fabrikası ziyaretine AK Parti Genel Başkan Vekili Mustafa Elitaş, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın yanı sıra Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu, Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar, Hacılar Belediye Başkanı Bilal Özdoğan ve Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mehmet Savruk da katıldı.

    Kayseri Şeker Fabrikası’ndaki konuşmasında, öğle yemeğini paylaşmaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade eden AK Parti Genel Başkan Vekili Mustafa Elitaş, “Bizim göğsümüzü Türkiye’de kabartan, şu anda Türkiye’nin en büyük şeker fabrikası olma konumuna getiren siz değerli işçi kardeşlerimiz ve yönetim kurulu üyeleri ile beraber olmak hakikaten beni gururlandırdı” ifadelerinde bulundu. Elitaş, Türkiye ve Kayseri’deki şeker fabrikalarının tarihine dair bilgiler paylaşarak çiftçilerin sahip olduğu örnek bir özelleştirmeyi gerçekleştiren bir müessese haline geldiğini aktardı. Şu anda 30-35 bin civarında aktif çiftçisi bulunan bir tesis olduğunu söyleyen Elitaş, 475 bin ton şeker kotasına sahip Kayseri Şeker Fabrikası’nın sahibinin bu işçiler olduğunu kaydederek, şeker ailesinin çiftçisiyle, çalışanıyla, yöneticisiyle önemli bir kuruluş olduğunu paylaştı.

    Kayseri Şeker Fabrikası’nda çok sayıda fabrika çalışanına hitap eden Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç ise “Şeker Fabrikamızın gerçekten sahibi olan, üreten ve gururumuz olan kardeşlerim” diye seslendiği konuşmasında, insanın aidiyet duygusu ile kuruma ve yöneticisine sahip çıkması kadar doğal bir şey olmadığını dile getirerek “Kayseri’mizin değerleri vardır. Onların başında hayırseverliği ile insan faktörü gelir. Bizim insanımız üretkendir, hayırseverdir, bizim insanımız devletine yük olmaz, devletin yükünü çeker. Böyle bir şehrin insanlarıyız” dedi.

    Kayseri Şeker Fabrikası’nın önemli, değerli, takdir edilen ve güvenilen bir kurum olarak nitelendirildiğini dile getiren Büyükkılıç, Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay’ı tebrik etti ve teşekkürlerini iletti.

  • Konya’da akademisyenler İsrail zulmüne karşı yürüdü

    Konya’da akademisyenler İsrail zulmüne karşı yürüdü

    Konya’da faaliyet gösteren Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ), Selçuk Üniversitesi, Konya Teknik Üniversitesi, KTO Karatay Üniversitesi, Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi akademisyenleri Gazze’de yaşanan insanlık dramına tepki vererek Filistin halkının yanında olduklarını göstermek amacıyla “Gazze’ye Destek Yürüyüşü” gerçekleştirdi.

    Kılıçarslan Meydanı’nda başlayan yürüyüş, Mevlana Meydanı’nda yapılan basın açıklamasıyla son buldu.

    Yürüyüşte Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Aksoy, Necmettin Erbakan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cem Zorlu, Konya Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Nuri Çelik, KTO Karatay Üniversitesi Rektörü Fevzi Rifat Ortaç da yer aldı. Etkinlikte bütün üniversiteler ve akademisyenleri adına konuşan NEÜ Rektörü Prof. Dr. Cem Zorlu, “Tarihi; katliam ve ayrımcılıktan ibaret olan İsrail terör devleti, 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye yönelik alçak ve ahlaksız saldırılarını sürdürüyor. Bu hunharca saldırılar sonucunda bugüne kadar 13 bini aşkın Filistinli yaşamını yitirdi. Yaşamını yitirenlerin üçte ikisinden fazlası çocuklardan, kadınlardan, yaşlılardan ve hastanede tedavi görürken bombalara maruz kalan insanlardan oluşuyor. Gazzeliler tarifsiz, akıl almaz acılar içinde! Akıl ve vicdan sahibi insanlar, feryat içinde! Yeryüzünün propaganda makinaları, bu şiddet düşkünü anormal devletin katliamlarını meşru müdafaa olarak göstermekten utanmıyor. Sözde insan hakları savunucusu Batı, ateşkes çağrılarını engelliyor, İsrail’e etkin bir biçimde silah ve siyasi destek veriyor, akıl almaz bir tutum içinde Filistinlilerin haklarını savunan protestocuları dahi susturarak gözaltına alıyor. Zalimle mazlumu eşitleyip, zalimi aklıyorlar” dedi.

    YANLIŞ HESAP KUDÜS’TEN DÖNECEK

    Batılı ülkelerin yönetimlerinin İsrail’in esiri olduğunu vurgulayan Rektör Zorlu, “Aynı ülkelerin halklarında yaşanan uyanış ve giderek yükselen itirazlar ise bize insanlık adına umut veriyor. Filistin’e özgürlük yürüyüşleri zulme sessiz kalmayan vicdanların olduğunu gösteriyor. Tüm bu süreçte Türkiye, uluslararası alanda sorumlu iradeyi yüklenerek hem Filistin davasını dünya kamuoyunda gündemde tutmaya devam ediyor hem de Gazze’de yaşanan insanlık trajedisinin önüne geçmeye çalışıyor. Biliyoruz ki Türkiye tarihsel derinliğine doğru yol aldıkça, İsrail’in yüzeyselliği ortaya çıkıyor. Türkiye, Ortadoğu’nun toparlayıcı gücü olarak temayüz ettikçe, dünya 5’ten büyüktür dedikçe, küresel güçlerin kurduğu temeli bozuk düzenin güvensizliği ortaya çıkıyor, çiviler bir bir sökülüyor, duvarlar çatlıyor, merkezler dökülüyor. Yanlış hesap Kudüs’ten dönecek! İnşallah İsrail’in zulmü ve batının sessizliği, Müslüman coğrafyanın uyanmasına, dünyanın vicdan sahibi insanlarının gerçekleri görmesine vesile olacaktır” diye konuştu. 

    YÜREKLERİ DAĞLAYAN ÇIĞLIKLARI NASIL DUYMAZSINIZ?

    İnsan Haklarını ayaklar altına alanları, en başta bilimin reddettiğini ifade eden NEÜ Rektörü Prof. Dr. Cem Zorlu şunları söyledi: “İsrail’in sivil Gazze halkına yönelik şiddet eylemlerine dur demenin akademik sorumluluğu olduğu bilinciyle Konya’nın beş Üniversitesi olarak düzenlediğimiz bu sessiz çığlık yürüyüşünden haykırıyoruz: İnsan Haklarını ayaklar altına alanları, en başta bilim reddeder! Önceki gün, Birleşmiş Milletler tarafından kabul ve ilan edilen dünya çocuk hakları günüydü. İsrail, binlerce çocuğu öldürdü, binlercesini yetim bıraktı. Yürekleri dağlayan çığlıkları nasıl duymazsınız? Neredesiniz çocuk hakları savunucuları, İnsan hakları savunucuları, neredesiniz? Charlie Hebdo saldırısında kol kola giren insancıl hukuk şampiyonu batılı devletler, neredesiniz? Masum insanların suyunu kesmek kaç bombaya, hastaneleri yok etmek kaç kurşuna eşittir? İnsanları aç, susuz, gıdasız, ilaçsız, havasız bırakarak ölüme terk etmekle, Holokost arasında ne fark vardır? Yıllardır abluka altında tutulan Gazze’nin dev bir mezarlığa dönüşmesini engellemek için daha kaç çocuk ölmelidir?”

    ZULME HİZMET EDENLERI ŞİDDETLE KINIYORUZ

    İsrail rejimini ve Gazze’de yaşanan zulme hizmet edenleri şiddetle kınayan Rektör Zorlu, “Sivilleri kasten öldüren, sivil yerleşim yerlerini bombalayan, şehrin alt yapı hizmetlerini, ibadethanelerini, okullarını ve hastanelerini kullanılamaz hale getiren, insanların en temel ihtiyaçlara erişimini engelleyen İsrail rejimini; işgal rejimine göz yuman, insanlık suçlarını görmezden gelen, gizli açık destek olan tüm kurum ve kuruluşları ve dahi, bu kötülüğe hizmet eden “insan”ları şiddetle kınıyoruz. Çocuklar ve insanlık onuru için, vicdanlı insanlara acil çağrımızdır: Uluslararası barış ve güvenliğin tesisi ile yükümlü olan BM Güvenlik Konseyini uluslararası barış ve güvenlik önünde engel olmayı bırakmaya ve yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırıyoruz. Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni, İsrail’in Gazze’de işlediği savaş suçları için en hızlı şekilde soruşturma açmaya davet ediyoruz. Dünyanın farklı coğrafyalarındaki Üniversiteleri, bilim insanlarını, aydınları, kültür-sanat insanlarını, kanaat önderlerini, İsrail’in sivil Gazze halkına yönelik şiddet eylemlerine son vermesi için daha güçlü bir şekilde çağrıda bulunmaya davet ediyoruz. Dünyanın vicdanlı gazetecileri, iş insanları ve tanınmış insanlarını, batılı medya kuruluşlarının meşrulaştırma yarışına girdiği vahşete dur demeye davet ediyoruz. Tüm insanlığı, İsrail’e ait, İsrail menşeili ürünlere ve bu insanlık suçuna doğrudan veya dolaylı olarak destek verdiği bilinen markaları boykot etmeye davet ediyoruz. Tüm dünya ülkelerini bu vicdansız saldırılara karşı ortak bir duruş sergilemeye, acil ateşkes ve kalıcı barış için çağrıda bulunmaya davet ediyoruz” ifadelerini kullandı. 

    GAZZELİLERIN DAİMA YANINDAYIZ!

    Gazzelilerin en doğal hakkı olan insanca yaşama ve mülkiyet haklarının korunması hususunda verdiği mücadeleye saygı ile destek verdiklerini ve daima Gazzelilerin yanında olacaklarını kaydeden Rektör Zorlu, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “İnsan olabilmek vicdan ister, gayret ister. Yaşanan bu vahşet karşısında tek umut, insanların, insan kalabilme gayretidir. İnsanlığın tarihinde siyahı tercih edenler de vardır. Ve onlar muhakkak tarih defterinde birer utanç vesikası olarak yer alacaklardır. İnsan için esas olan, beyazdır, barıştır, öldürmek değil yaşatmaktır! Selam olsun düşünen, insanlık için dertlenen, umut edenlere! Selam olsun çağrımızı yüreklerinde hissederek harekete geçenlere!”

    Kaynak: Haber7.com

  • İslam’da savaş hukuku ve savaş ahlakı: Peygamberimizin sahabeye verdiği üç ders

    İslam’da savaş hukuku ve savaş ahlakı: Peygamberimizin sahabeye verdiği üç ders

    İslam Düşünce Enstitüsü Başkanı Mehmet Görmez, İslam’da savaş hukuku ve savaş ahlakını anlattı. Peygamber Efendimizin uygulamalarını ve hadislerini de aktaran Görmez, Mekke’nin fethinde Peygamberimizin sahabelere verdiği üç derse dikkati çekti. 

    Mehmet Görmez’in konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle: 

    “GAZZE ÇOCUK MEZARLIĞINA DÖNDÜ”

    Tarihte savaşlar hep var oldu ama bugüne kadar savaş ahlakından yoksun böyle bir katliam görülmemiştir. Bütün devletlerin savaş hukukuna dair kabul ettiği ne varsa ihlal edildi. Cenevre Sözleşmelerinin bütün maddeleri daha önce Ruanda’da Afganistan’da, Bosna’da nasıl çiğnendiyse, yine çiğnendi. Herhangi bir devleti bırakın herhangi bir terör örgütü dahi bu kadar çocuk katletmemiş, sivilleri hedef almamıştır. Siviller hastaneye sığındığında hastaneler, okullara sığındığında okullar, kamplara gittiğinde kamplar bombalanıyor. Koca şehir çocuk mezarlığına dönmüş durumda.

    2,5 milyon insan açlığa, susuzluğa mahkum edilmiş durumda. İlaçtan, gıdadan, ışıktan mahrum. Üstelik bütün bunlar da çağdaş dünyanın gözü önünde olup bitiyor.

    İslam’da savaş hukuku ve savaş ahlakına dair bazı notlar paylaşmak istiyorum.

    İslam medeniyeti hiçbir medeniyette görünmeyen savaş hukuku ve savaş ahlakı miras bıraktı.

    SAVAŞ HUKUKU VE AHLAKININ TEMELLERİ KUR’AN-I KERİM’DE

    Savaşlarda dokunulmazlığı olan insanlar kimlerdir? Sivil-asker ayrımını nasıl yaparız? Sivillere nasıl muamele edilir? Gece baskınlarının hükmü nelerdir? Siviller canlı kalkan olarak kullanılabilir mi? Veya kullanılırsa Müslümanlar nasıl hareket edecek? Eman dileyenlere nasıl muamele edilecek? Düşmanların mülkü yağmalanabilir mi? Tabiatın hakkını, şehirlerin hukukuna nasıl riayet edilir? İşkence yapmak caiz midir? Harp esirlerinin hükümleri nelerdir? Yaralıları tedavi ettirmek gerekli mi? Düşman ölülerini ne yapmak gerekir? Bu ve benzeri sorular etrafında merhamet yüklü bir adaleti tesis edecek, İslam medeniyetinin yüz akı evrensel prensip ve ilkeleri İslam’ın ilk yüzyılında bu literatürde tartışıldığını ve her birinin bir neticeye bağlandığını görüyoruz.

    Savaş hukuku ve ahlakının temellerini Kur’an-ı Kerim’de görüyoruz. Ancak hicretten sonra Cenab-ı Hak onlara savunma savaşının iznini verdi. Fakat savaş izni ayetlerinde hep şöyle bir ayet geçer: “Ancak sizinle savaşanlarla savaşın ama savaşın sınırlarını aşmayın. Allah savaş hukukunun sınırlarını aşanları sevmez.” Bu sınırları Hazreti Peygamber hem sözleriyle hem hayatıyla ortaya koydu. Savaş hukukunun bilhassa Hazreti Peygamber’in dilinde ‘en çok savaşta dokunulmayacaklar kimlerdir?’ Bunu görüyoruz.

    Allah Resulü orduyu savaşa gönderirken şunu demiştir: Allah’ın adıyla gidin, Allah Resulü’nün adıyla hareket edin ancak hiçbir piri fani ihtiyara dokunmayın, öldürmeyin. Hiçbir çocuğu öldürmeyin. Hiçbir kadına el sürmeyin, öldürmeyin. Aşırı gitmeyin. Islah edici olun. İhsanda bulunun.

    ALLAH’IN İKAZI: CEZALANDIRIRKEN MİSLİYLE MUKABELE EDİN

    Bazen bu konularda uyarıldığına şahit oluyoruz. Mesela Uhud Savaşı’nda, Hazreti Hamza’nın bütün organlarının kesildiğini biliyoruz. Amcasını bu haliyle görüp gözyaşları dökerek dua ettikten sonra mübarek dilinden şöyle bir cümle dökülür: “Allah’a hamd olsun ki biz de onlardan en az 70 kişiyi bu şekilde cezalandıracağız.” Fakat Hazreti Cebrail ikaz mahiyetinde Nahl Suresi’nin şu ayetini getirir: “Cezalandıracağınız zaman size yapılanın misliyle mukabele edin.” Arkasından şu ifade yer alır: “Fakat sabrederseniz bu sizler için daha hayırdır.” Cenab-ı Hak, Hazreti Peygamber üzerinden savaşta kin, öfke ve intikamla hareket edip aşırı gitmeyi yasakladığını ifade buyurmuş oluyor.

    Hazreti Ebubekir, Resulullah’ın vefatından hemen sonra Usame bin Zeyd’i Şam’a yolcu ederken, Allah Resulü’nün savaşla ilgili ilkelerini tek tek sıralar:

    “Ey insanlar; ihanet etmeyin, aşırı gitmeyin, masum insanları mağdur etmeyin, işkence yapmayın, küçük herhangi bir çocuğu öldürmeyin, yaşlılara dokunmayın, kadınlara dokunmayın, öldürmeyin, hurma ağaçlarını devirmeyin, yakmayın, meyveli hiçbir ağacı kesmeyin, herhangi bir koyunu, ineği, deveyi kesmeyin, sadece yiyeceğiniz kadar kesebilirsiniz. Siz, bazı insanlar göreceksiniz onlar kendilerini manastırda ibadete adamışlardır. Onları yaptıklarıyla baş başa bırakın, onlara da dokunmayın.”

    HAZRETİ EBUBEKİR’İ ÖFKELENDİREN HADİSE

    Ukbe bin Amir bir Hristiyan kasabayı fethetmiştir. Başlarında zalim bir patrik vardır. Patriğin kafasını keserek Medine’ye gönderir. Allah Resulü’nün halifesi Sıddık-ı Ekber buna çok öfkelenir. “Siz azıtmışsınız. Allah Resulü’nün sünnetlerini bırakıp Bizans’ın kötü sünnetlerine mi uymaya başladınız? Bana kelle taşımayın, haber yazın” der ve arkasından Allah Resulü’nün muhteşem bir hadisini hatırlatır: Siz bilmiyor musunuz Peygamber Aleyhisselam şehirleri yağmalamayı, işkence yapmayı yasakladı. Kıyamet gününde en şiddetli azap görecek üç çeşit insan sayar: Birisi peygamber katilleri, birisi insanları dalaleti sürükleyen idareci, diğeri de birisine işkence yapan.

    HAZRETİ ÖMER: CEZASINI BİZZAT BEN VERİRİM

    Savaş hukuku ve savaş ahlakı bilhassa Hazreti Ömer döneminde teminat altına alınmıştır. Hazreti Ömer de Ebu Ubeyde bin Cerrah’ı Şam’a gönderirken şu hutbeyi irad etmiştir: Allah’ın adı ve yardımıyla gidin. Allah’tan zafer dileyerek gidin. Sabırdan ve haktan ayrılmayın. Allah yolunda savaşın ama savaşın hukukunu, sınırlarını aşmayın. Allah sınırları aşanları sevmez. Düşmanla karşılaştığınızda korkuya kapılmayın. Gücü elde ettiğinizde sakın insanlara işkence yapmayın. Galip geldiğinizde aşırı gitmeyin. Yaşlıları öldürmeyin, kadınları öldürmeyin, yeni doğmuş çocukları öldürmeyin. Savaşın kızıştığı anlarda dahi bunları unutmayın, ganimete dalmayın. Cihadı dünya menfaatiyle kirletmeyin. Allah ile yapacağınız alışverişteki kar ile yetinin.

    Hazreti Ömer döneminde İran’da bir Müslüman asker bir düşman askeri veya komutanına eman diledikten sonra öldürür. Bu haber Hazreti Ömer’e ulaşınca ordu komutanına ültimatom gönderir. “Her kim birini eman diledikten sonra öldürürse onun cezasını bizzat ben kendim veririm” der.

    Filistin topraklarında Hazreti Ömer’in Resulullah’ın vefatından 6 yıl sonra muhteşem girişi, orada verdiği emanname savaş hukuku ve savaş ahlakı ilkelerini içine alır.

    Tarih değiştikten sonra savaş aletlerindeki büyük gelişmeler İslam fakihlerini tartışmaya sevk etmiştir. O gün henüz ortada kimyasal silah, nükleer bomba, fosfor bombası, kitle imha silahları yok. Ama ilk defa mancınıkla tanıştılar. Veya Rum ateşi olarak adlandırılan; ucunda ateş veya zehir olan oklarla tanıştıklarında, yahut düşmanların çocukları ve kadınları kalkan olarak kullandıklarına şahit olduklarında savaş hukuku ve ahlakının ilkelerini yeniden kaleme aldılar. Bu yeni durumlar yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Mesela mancınıkla şehrin ortasında kimlerin öleceğini bilmeden bu silahı kullanmak doğru olur mu veya şehirlerin yakılmasına sebep olmak mümkün olur mu? Genel olarak savaşın zorunluluklarıyla İslam ümmetinin bekasıyla savaşın hukuku ve ahlakı arasındaki dengeyi korumak için çok önemli ilke ve esaslar ortaya koydular. Mesela mancınıkla surlar vurulsun ama şehirler tahrip edilmesin dediler. Yakmak kesinlikle caiz değildir. Zaten kadın ve çocukların kalkan olarak kullanılması caiz olmadığı gibi, kullanılırsa da Müslümanların savaşa ara verecekleri açıkça ifade edildi.

    PEYGAMBER EFENDİMİZİN MEKKE’NİN FETHİNDE VERDİĞİ 3 DERS

    Mekke’nin fethine giderken savaş hukuku ve savaş ahlakına verdiği üç ders.

    Ordu Medine’den çıkarken sancak Saad bin Ubade’nin elindedir. Saad bin Ubade, devesinin üzerinde yükselerek şöyle bir konuşma yapar:

    “Bugün etin kemikten ayrılan zorlu savaş günüdür. Bugün Allah’ın kan dökmeyi bize helal kıldığı gündür. Bugün Allah’ın Kureyş’i zehir kılacağı gündür.”

    Mekkelilerden çok çekti Müslümanlar. Hicrete zorlandılar, Medine’de onlardan kalmak için savaşlar düzenlendi. Herkeste bir öfke var, beşer neticede. Fakat ona rağmen kin ve öfke kokan bu ifadeler, Allah Resulünü rahatsız etti. Elinden sancağı alarak oğluna, bir başka rivayete göre de Hazreti Ali’ye verdi. Ve sonra şu konuşmayı yaptı.

    “Bugün merhamet günüdür. Bugün Allah’ın kan dökmeyi haram kıldığı gündür. Bugün Allah’ın Kureyş’i aziz kılacağı gündür.”

    Birinci dersi bu şekilde verdi. Yola koyuldular. Fakat yolda bir çalının dibinde üç tane yavru yavrulayan bir köpek gördü Allah Resulü. Devesinden indi, köpeğine ve yavrularına merhametle baktı. Sonra bir sahabeyi yanına çağırdı, ‘Sen bu yavruların yanında ordu zarar vermesin diye nöbet bekleyeceksin’ dedi.

    Üçüncü dersi Mekke’ye girerken verdi. ‘Ebu Sufyan’ın evine giren güvendedir, kapısını kapatıp evine giren güvenlidir, her kim Mescid-i Haram’a sığınırsa güvendedir’ dedi. Sonra herkesi topladı. Önce onlara, ‘Size ne yapacağımı zannediyorsunuz’ diye sordu. Sonra şöyle dedi: Bugün size Yusuf’un kardeşlerine söylediklerini söylüyorum. Bugün size bir kınama bile yoktur.

    Bazıları Hazreti Peygamber’in bu talimatına uymadılar. Resulullah Halid bin Velid’i bu kabile üzerine gönderdi. Halid bin Velid bu kabileden bazılarını öldürdü. Bunu duyunca Peygamber Efendimiz şöyle dedi: Allah’ım, Halid’in yaptıklarından ben beriyim, sana sığınıyorum. Ve Hazreti Ali’yi göndererek öldürülen insanların diyetlerini ödetti.

    İki dünya savaşının vahşetine şahit olan insanlık büyük acılar tecrübe etti ve bir daha yaşamamak için de sözde bir sözleşme imzaladı. 1850’lerde sözleşmeler imzalandı. Savaşta hastalar ve yaralılar, siviller, savaş esirleriyle ilgili protokoller imzalandı. Bu ek protokoller ise savaş mağdurlarıyla ilgili oldu. Savaş hukukunun cüzi bazı kısımlarını ihtiva ettiği halde ne Ruanda’da ne Bosna’da ne Afganistan’da uygulanmadı. Gazze’deki vahşette, katliamda esamesi bile okunmuyor. İnsanlık büyük bir sınav veriyor. Yol ayrımındayız. Tek tesellimiz yeryüzünün en vahşi ideoloji olarak adlandırabileceğimiz Siyonizmden güç devşiren bir terör devletinin insanlık vicdanının meşruiyetini kaybetmeye başlaması belki de en büyük tesellimizdir. Bu katliamın bir an önce son bulması Rabbimizden niyazımızdır. Bütün halkların Gazze yanında yer alması en büyük duamızdır. Cenab-ı Hak şehitlerine rahmet eylesin.  

    Kaynak: Haber7.com

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com