Etiket: İş

  • İTÜ’den Erdal Bahçıvan’a fahri doktora

    İTÜ’den Erdal Bahçıvan’a fahri doktora

    İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) tarafından İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan’a “Fahri Doktora” diploması verildi. Erdal Bahçıvan’a fahri doktora verilmesinin gerekçesinin, Türk sanayisinin yetkinliğini arttırarak sürdürülebilir şekilde gelişmesi ve yerli sanayi şirketlerinin hem yerel hem de küresel boyutta rekabet gücü kazanması sürecinde gösterdiği çabalar olduğu belirtildi. Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinlikte, diplomasını Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Koyuncu’nın elinden alan Bahçıvan, yaptığı konuşmada İTÜ rektörlüğüne teşekkürlerini sunarak, “İTÜ’ye tevcih ettiği ve çok anlamlı bulduğum fahri doktora ünvanı için çok teşekkür ediyorum. Bu şerefli payeyi hayatım boyunca onur ve gururla taşıyacağımı ifade ederken; Rektör Prof. Dr. İsmail Koyuncu’ya, üniversite senatosu ve yönetimine şükranlarımı sunuyorum.” diye konuştu.

     

    Türk sanayisi ve mühendisliğinin bugün elde ettiği başarılarda İTÜ’nün yetiştirdiği genç beyinlerin katkısının çok büyük olduğunu vurgulayan Bahçıvan, “İTÜ denilince aklıma; yereli ve evrenseli birlikte sentezlemek, Anadolu çocuklarına imkan verilince mucizelere bile imza atabilecekleri, Türkiye’yi ve milletimizi sevmenin sadece lafla değil; bilim, teknoloji, proje üreterek anlamlı olacağı geliyor. Şimdi İTÜ’nün bana layık gördüğü bu değerli ünvanla birlikte kişisel olarak omuzlarımdaki yükü ve sorumluluğu daha da artmış hissediyorum. Her zaman bu kıymetli unvanı gururla taşıyacağım.” dedi.

    MARKA OLABİLMEK ODAKLANMA VE SABIR İŞİ

    “Dünyada bu işin nasıl yapıldığını, dünyadaki değişimin nereye doğru gittiğinin şahidi olarak yapmış olduğum temaslardan sonra, sanayileşme yolculuğumuz ve hepsinden önemlisi markalaşma yolculuğunuz Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesinde başladı.” diyen Bahçıvan, sözlerini şöyle sürdürdü: “1980’li yılların sonlarına doğru tamamladığım eğitimimin ardından, Rahmetli Turgut Özal’ın vizyonuyla batılı anlamda bir üretimin, batılı anlamda bir teknolojinin nasıl olması gerektiğini gündemimize alırken şirketimizdeki transformasyon da babamın bana ‘değişime var mısın?’ sorusuyla başlamış oldu. 1990’lı yıllar markanın ne kadar önemli, ne kadar değerli olduğunun yavaş yavaş anlaşıldığı ve dahası perakende sektörünün geliştiği, organize perakendenin hızla oluştuğu yıllardı. Olabildiğince yenliklerin peşinde olduk. Tüketicinin talep ettiği kadar tüketicinin talep edebileceğini düşündüğümüz çalışmalar yaptık. Her zaman kaliteyi önemsedik ve zaten marka olabilmenin, markalı bir değer yaratabilmenin en önemli unsuru da budur. Bu da tabi sabır gerektiriyor. Marka olmak bir sabır işi. Odaklanma işi. Bunu başarabildiysek ne mutlu.” değerlendirmesini yaptı.

     

    SANAYİ ODALARIYLA YAPILAN İŞ BİRLİKLERİ ÇOK ÖNEM ARZ EDİYOR

     

    İTÜ Rektörü Prof. Dr. İsmail Koyuncu ise konuşmasında şunları söyledi: “İTÜ olarak, ülkemizde ve hatta bölgemizde, üniversite-sanayi iş birliğine en büyük önemi veren ve buradan katma değeri yüksek en fazla çıktıyı elde eden, en fazla ortak proje gerçekleştiren eğitim kurumuyuz. Sanayi ile olan iş birliği kadar, ulusal düzeyde kurumlarla ve sanayi odalarıyla yapılan iş birlikleri de çok önem arz ediyor.”

    Kaynak: Haber7.com

  • KOSGEB’den yeni destekler geliyor

    KOSGEB’den yeni destekler geliyor

    Girişimci İşadamları Vakfı (GİV) tarafından girişimcilerin bilgilendirilmesi, bilgi ve tecrübe paylaşımı için düzenlenen “Girişimci Buluşmaları”, 27 Kasım 2023 Pazartesi günü Bahariye Mevlevihanesi’nde Vakıf Merkezi’nde gerçekleştirildi. Girişimci Buluşmaları’na konuk olarak katılan KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, KOSGEB’de yeni bir dönemin başladığını, KOSGEB’i yalınlaştıracak, basitleştirecek, basitleştirdikçe derinleştirecek ve dijitalleştirecek bir yapılanma üzerinde çalıştıklarını açıkladı.

    KOSGEB’in tanımı değişecek

    GİV Başkanı Mehmet Koç, GİV Yönetim Kurulu üyeleri ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar ile GİV üyelerinin yoğun katılım gerçekleştirdiği Girişimci Buluşmaları’nda konuşan KOSGEB Başkanı İbrahimcioğlu, kurumun geçmiş uygulamalarından örnekler vererek şunları söyledi:

    “1991 yılında kurulan KOSGEB, ilk başlarda imalatçıları destekliyordu. 2000’li yıllara kadar girişimciye destek yok. 2009’dan sonra girişimciye destek verilmeye başlanıyor. KOSGEB yılda 90 binin üzerinde kişiye eğitim veriyor. Online olduğu için sayı çok yüksek. KOSGEB’in bir yılda destek verdiği işletme sayısı 103 bin. Her alana ulaşabiliyoruz. KOSGEB her 10 yılda bir değişim geçirmiş. 36 destek programımız var, ancak 4-5 tanesi biliniyor. Bizim artık KOSGEB tanımını değiştirmemiz lazım. KOSGEB’i yalınlaştıracağız, basitleştireceğiz, basitleştirip derinleştireceğiz, nasıl daha iyi değerlendireceğimize bakacağız, dijitalleştireceğiz. Yani veriye dayalı bir yönetim olacak.”

    “Ar-Ge desteği isteyen TÜBİTAK’a gitsin”

    KOSGEB’den, kurulduğu 1991 yılından buyana 1 milyonun üzerinde işletmenin yararlandığını, KOSGEB desteklerinden yararlanan her 100 işletmeden 41’nin faaliyetlerine 5 yıldan sonra da devam ettiğinin belirlendiğini anlatan Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Daha etkin nasıl destek verilebilir bunu değerlendiriyoruz. İlk yılı ödemesiz olmak üzere geri ödemeli desteklerimiz, enflasyon ortamında hibe gibi oluyor. KOSGEB olarak yanınızdayız diyoruz. Yeni dönemde daha çok yanınızda olacağız. Yeni dönemde Ar-Ge desteklerinden çekileceğiz. İnovasyonda kalacağız. Ar-Ge desteği isteyen TÜBİTAK’a gitsin.”

    KOSGEB’in girişimciliği yaygınlaştırması gerektiğini, buna odaklandıklarını anlatan KOSGEB Başkanı İbrahimcioğlu, “Girişimcilik ile ilgili tek kurum KOSGEB değil, ama en büyük desteği veren KOSGEB’dir. Artık veriye dayalı dijital KOSGEB göreceksiniz. Bundan sonra jenerik destekler olacak, özel destekler olacak” dedi.

    Yeni KOSGEB desteklerini açıkladı

    İbrahimcioğlu yeni dönem için planladıkları destekleri de şöyle saydı: “Teknolojiye yatırım desteği, kapasite geliştirme desteği, sürdürülebilirlik desteği, yenilenebilir enerji desteği, şirketlere dijitalleşme desteği, küresel alanda rekabet gücünü artıracak destekler olacak. Bu alanlar için 250 milyon dolarlık destek verilecek. Ayrıca model fabrika ve bölgesel desteklerimiz olacak. Her bölgeye ayrı sektörel destekler olacak. KOSGEB desteklerinin limitleri de değişecek.”

    7 yılda 15 bin tekno girişim hedefi bulunduğuna işaret eden KOSGEB Başkanı İbrahimcioğlu, “enerji maliyetini düşürme desteği olacak. Bunun için imalatçı olması gerekiyor. Çatı GES için yüzde 60’a kadar destek verilecek. Karbon emisyon değerini azaltmaya yönelik yatırımlara yüzde 70’ini karşılayacak kadar ve faizsiz destek olacak” diye konuştu.

    GİV KOSGEB ile birlikte GSYO kurmak istiyor

    Girişimci İşadamları Vakfı Başkanı Mehmet Koç da, Girişimci Buluşmaları’nın açılışında yaptığı konuşmada, GİV olarak KOSGEB ile birlikte Girişim Sermayesi Yatırım Fonu kurmayı düşündüklerini açıkladı.

    Online platformlarla girişimcilik eğitimini tabana yayarak girişimcilik ekosistemini geliştirmek istediklerini söyleyen Mehmet Koç, şöyle konuştu: “Girişimci iseniz hükümetten önce KOSGEB’e bağlısınız demektir. Türkiye’nin kalkınmasını hedeflediysek; yönetim, hibe, destek, yönlendirme, devletin nasıl baktığı önemli. Ülkemiz, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde coğrafyamızda büyük oyuncu oldu. Türkiye artık masa kuran ülke oldu. Bu aşamada, Türkiye Yüzyılı’nda girişimcilere büyük iş düşüyor. KOSGEB’e çok iş düşüyor. GİV olarak 5 bin kişiye eğitim verdik. Bu kişilerden yaklaşık bini şirket kurdu. Girişimcilik eğitimini tabana yaymak gerekiyor. Belli başlı sektörlerde girişimcilik ekosistemini geliştirmek gerekiyor. Bölgemizde milyonlarca insan umudunu Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlamış durumda. Girişimcilere burada çok iş düşüyor.”

    “Türk üniversiteleri dönüşüm geçirdi”

    Girişimci Buluşmaları’na katılan İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar da buradaki konuşmasında, Türkiye’deki üniversitelerin son 20 yılda dönüşüm geçirdiğini ve değişimin sanayiye yansıdığını söyledi. Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, “1950’lerde 60’lardaki gibi artık Avrupa’ya vasıfsız insanlarımız çalışmaya gitmiyor. Şimdi gidenler yönetmek için gidiyor, ciddi işler yapmak için gidiyor” dedi.

    GİV Girişimci Buluşmaları’ndaki konuşmaların ardından KOSGEB Başkanı İbrahimcioğlu’na GİV Başkanı Mehmet Koç tarafından bir plaket takdim edildi. Daha sonra, GİV’in yeni üyelerine törenle rozetleri takıldı.

    Kaynak: Haber7.com

  • Yabancı sermaye geliyor! Yatırım yapmak için yarışacaklar

    Yabancı sermaye geliyor! Yatırım yapmak için yarışacaklar

    İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, Türkiye’ye yatırım için bekleyen yabancı sermayenin yerel seçimlerden önce geleceğini söyledi. Aran “Seçime 1 ay kala yabancı yatırımcıların Türkiye’ye yatırım yapmak için yarışacağını düşünüyorum” dedi.

    İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran Türkiye’nin risk priminin (CDS) 300 puanın altına kadar ineceğini belirterek, yabancı ilgisinin daha da artacağını söyledi. Aran yabancı sermaye akışı için tarih de verdi. Türkiye İş Bankası’nın ana sponsorluğunda yapılan 13. Uluslararası Resort Turizm Kongresi nedeniyle bulunduğu Antalya’da soruları yanıtlayan Aran “Genellikle seçimlerden sonra Türkiye’ye yabancı sermayenin ilgisinin artacağı yönünde bir beklenti var. Ben Türkiye’ye girmek için bekleyen yabancı sermayenin yerel seçimlerden sonra değil seçimlerden önce geleceğini ve yatırım yapmak için yarışacağını düşünüyorum” dedi.

    KREDİ AKIŞI DA OLACAK

    Türkiye’ye olan sermaye akımlarının güçlenmesiyle uygun maliyetle yabancı para kredi verebilir duruma geleceklerini aktaran Aran, “CDS risk priminin 300’ün altına ineceğini öngörüyorum. Dolayısıyla CDS risk priminin düşük olduğu, yabancı ilgisinin yüksek seyrettiği, yabancı para kredi bulabildiğimiz bir yerde çok rahatlıkla iş dünyasına, turizmcilere dolar ve euro bazında kredi verebileceğimizi düşünüyorum. Bu, bankalar arasındaki rekabeti de artıracak” dedi.

    Merkez Bankası’nın faizi yüzde 40’a çıkarmasını da olumlu bulan Hakan Aran “Bugün atılan adımlar, ekonomide sadece fiyat istikrarını değil finansal istikrarı da sağlamak açısından önemli. Kredi maliyetleri faiz artışıyla artıyor ancak daha önceki ucuz olduğu düşünülen kredi faizi seviyeleri devam ettirilebilir değil. Aslında sıkıntılı gibi görünen bu ortam, her sektörde işini iyi yapanla yapmayanı; gerçekten işini iyi yapanla bugüne kadar ucuz kredi bulduğu için yapıyormuş gibi görünenleri ayırt etme açısından sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Parasal sıkılaşmanın olduğu yerde, rasyonel hareket eden aktörler kalacak. Rasyonel hareket eden aktörler derken, bir iş yapan, işten kazandığını işine yatıran gerçek iş insanlarından bahsediyorum” dedi.

    TÜRKİYE DÜNYA DEVLERİNİN RADARINDA

    Türkiye yılın ilk dokuz ayında dünyadaki zorlu koşullara rağmen uluslararası yatırımlarda dünya devlerinin radarına girmeyi başardı. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nden alınan bilgiye göre bu yılın 9 ayında 93 yeni yatırım projesi geldi. İlk sırada 17 projeyle taşımacılık ve depolama, ikinci sırada 9 projeyle endüstriyel ekipman sektörü yer aldı. Ayrıca gelecek dönemde Türkiye’ye yapılacağı açıklanan 17 uluslararası doğrudan yatırım projesi bulunuyor. İşte ilk 9 ayda öne çıkan bazı yatırımlar:

    Alibaba: İstanbul Havalimanı’nda kuracağı lojistik merkez ve Ankara’da açacağı veri merkeziyle toplam 1 milyar doları aşan yatırım gerçekleştireceğini duyurdu.

    Amazon: 100 milyon dolarlık yatırımıyla Tuzla’daki lojistik merkezini bu yıl açarken merkezde 800 kişiye istihdam sağladı.

    DHL: MNG Kargo’nun yüzde 100 hissesini aldı.

    FedEx: İstanbul Havalimanı’nda yeni bir küresel hava transit tesisi inşa edeceğini açıkladı.

    Katar-Esas: Katar Yatırım Otoritesi ve Esas Holding’in girişim sermayesi kolu Esas Ventures, yapay zeka pazarlama platformlarından Insider’a 105 milyon dolar yatırım kararı aldı.

    Toyota: Toplam 7 milyar TL’lik yatırımıyla Toyota’nın Avrupa’daki ilk batarya ve şarj edilebilir hibrit araç üretim tesisi Sakarya’da kuruldu.

    Ford: Transit’in ilk tam elektrikli versiyonunu Gölcük fabrikasında üretmeye başladı.

    Valeo: Otomobil sektörüne yedek parça üreten Fransız Valeo, Bursa tesisini genişleteceğini duyurdu.

    Tatneft: Rus şirket, Aytemiz Akaryakıt’ı 320 milyon dolar karşılığı aldı.

    PepsiCo: ‘Dizayn ve İnovasyon Merkezi’ni açtı.

    Huawei: Ankara’da ilk yerel bulut hizmetini uygulamaya geçirdi.

    DÖVİZDE ENFLASYONLA ORANTILI ARTIŞ OLUR

    Döviz kurlarına ilişkin de değerlendirmelerini aktaran Hakan Aran, önceki dönemlerde olduğu gibi döviz kurlarında artık anormal artış beklemediklerini, enflasyona paralel bir kur artışı beklediklerini söyledi. Hakan Aran, “Şu anda başladığımız yolda devam edersek, sonuçları bizi 2026’da rahatlatır” ifadelerini kullandı. Önümüzdeki döneme dair faiz beklentilerini de aktaran Aran, aralık ayındaki artıştan sonra faiz artırımına ara verilmesini öngördüğünü söyledi. Aran, “Bence Merkez Bankası, faiz seviyesini sene sonunda kendi öngördüğü yere getirme konusunda çok kararlı görünüyor” yorumunu yaptı.

    TL MEVDUATA DÖNÜŞ HIZLANACAK

    Hakan Aran, faiz artırımlarının ardından mevduatın kompozisyonunda önemli bir değişiklik beklediğini belirterek, “Dolarize olmuştuk ve yabancı para mevduatın payı çok artmıştı. Normalleşen politikada yabancı para mevduattan TL mevduata önemli bir dönüş bekliyoruz” dedi.

    ÖNCE ALDI, SONRA TAVSİYE ETTİ

    ABD’li yatırım bankası Bank of America, 17-24 Kasım haftasında alım yaptığı hisseleri dün yayınladığı raporla tavsiye etti. ABD’li banka, Akbank, İş Bankası, Garanti Bankası ve Yapı Kedi için ‘Al’ tavsiyesinde bulundu. Bankanın raporunda sürdürülebilir yüzde 30 ile öz sermaye kârlılığı açısından Türk özel bankalarının iyi bir değer sunduğu belirtildi.

    Bank of America’nın tavsiyesinin ardından güne yüzde 0.8 artışla başlayan borsada değer artışı bir ara yüzde 2’yi geçti. Bankacılık endeksindeki artış ise gün içinde yüzde 6’ya yaklaştı. Bu arada bir diğer ABD’li banka Goldman Sachs izlediği Türk bankalarında, hisse başına kazanç tahminlerini artırdığı belirtilerek, “Fiyat hedeflerimiz, Türk bankaları için ortalama yüzde 5 civarında artışı gösteriyor” denildi.

    Kaynak: Haber7.com

  • Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’dan TROY kart açıklaması

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’dan TROY kart açıklaması

    Anadolu Yayıncılar Derneği’nin konuğu olan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz soruları yanıtladı.

    TROY KART KONUSU

    Diğer bir konu, Merkez Bankamızın yine üzerinde çalıştığı bu Troy kart konusu. Troy dediğimiz, Türkiye’nin ödeme sistemi biliyorsunuz. Bu troy kartta uzun zamandır Merkez Bankamızın çalıştığı bir konu yüzde 51’i Merkez Bankası’nın troy kartın.

    Geriye kalan yüzde 49 da ağırlıklı kamu bankaları olmak üzere 13 bankamıza ait. Bu ödeme sistemleriyle yurt dışına giden kaynak 500 milyon dolar civarında her yıl.  bu da bize indirimli fiyat uyguladıkları halde. Yani onlar uygulanmasa indirimli fiyatlar çok daha büyük maliyetler olacak.

    Dolayısıyla bu Troykart gibi yerli milli ödeme sistemlerinin devreye girmesi yine cari açık perspektifiyle ülkemizde bu kaynakların kalması açısından önemli. Son dönemlerde de bir hızlı gelişim görüyoruz doğrusu bu Troy Kart’ta. Önümüzdeki dönemde inşallah daha da artar.

    Bu tür bir takım  açılımları da gerçekleştiriyoruz. Yine ihracatçıyı önemsiyoruz. Az önce bahsetmiştim başlangıçta. Bütün bunları yaparken yatırım, ihracat, istihdam bunları gözeterek yapacağız diye konuşmuştum Cumhurbaşkanımızın çizdiği perspektifte.

    İHRACATÇILARA SAĞLANAN DESTEKLER

    İhracatçılarımızı çok önemsiyoruz. Az önce bahsetmiştim başlangıçta. Bütün yaparken yatırım, ihracat, istihdam bunları gözeterek yapacağız diye konuşmuştum. Cumhurbaşkanımızın çizdiği perspektifte ihracatçılara da yine Merkez Bankamız bu anlamda farklı bir uygulama yapıyor. Biliyorsunuz bu faiz oranları arttırılırken reeskont kredileri arttırılmadı. Bu da işte aynı bir yansıması bir taraftan makro politikalarda güncelleme yapılırken bir taraftan da ihracatçıların daha düşük maliyetle kredi kullanımı konusunda çabamızı devam ettiriyoruz. Yine diğer birtakım sosyal konulara da dikkat edilerek bütün bunlar gerçekleştiriliyor. ihracatta örneğin kredi- iskonto oranı azami 25.93’te sabit tutuldu. Son faiz artımı yaptırılırken oran değiştirilmedi. Bu da işte ihracatçıya verdiğimiz önem önceliğin bir yansıması.

    Son pakette de yine ihracatçılarımızla ilgili sevindirici bir gelişme var. Meclisimize giden teklifte kurumlar vergisini üçe ayırmıştık biliyorsunuz. Mali kuruluşlara, bankacılara yüzde 30 kurumlar vergisi söz konusu, normal işletmeler yüzde 25 kurumlar vergisi ödemek durumunda. İhracatçı firmalarda ise bu oran yüzde 20. İhracatçıyı destekleyen politikalarımızın vergisel bir boyutu olarak. Bundan ihracatçı firmalarımız doğrudan ihracat yaptığında istifade ediyorlardı ama dış ticaret şirketleri aracılığıyla ihracat yapan, daha çok küçük ölçekli işletmelerimiz istifade edemiyorlardı. Şimdi getirdiğimiz düzenlemeyle dış ticaret şirketleri kanalıyla ihracat yapan KOBİ’ler de vergisel avantajdan istifade etmiş olacaklar. Dolayısıyla ihracatı elimizdeki imkanları azami ölçüde zorlayarak desteklemeye devam edeceğiz. Bunun bir yansıması da işte meclise gönderdiğimiz bu kanun. Önemli bir vergiden fedakarlık yaparak KOBİ’leri, ihracatçı KOBİ’leri destekleyici bir adım atmış oluyoruz. Merkez Bankamızda faiz oranlarını azaltarak bunu yapıyor.

    FİNANS – MALİYE POLİTİKALARI

    Değerli arkadaşlar, bir taraftan da sadeleştirme devam edecek. Finansal istikrarı güçlendirici şekilde bu adımlar devam ederken ve az önce bahsettiğim gibi maliye politikasıyla da bunu eş güdüm içinde sürdüreceğiz.

    ASGARİ ÜCRET VE SÜRECİ

    Şimdi öncelikle asgari ücreti tartışırken yapılanlardan başlamak gerekir. Asgari ücrete bu yıl biliyorsunuz yüzde 107 artış gerçekleştirildi. Asgari ücret artışı enflasyonun üstünde gerçekleşti. Reel olarak asgari ücreti koruyucu çok ciddi tedbirler alındı. Yaptığımız artışlara ilaveten yine geçen yıl tarihi bir adım attık ve asgari ücrete kadar tüm ücretlerde vergi muafiyeti getirdik. Sadece bu muafiyetin tutarı 500 milyar lira civarında. Yani buna vergi harcaması diyoruz. Dolayısıyla asgari ücret anlamında çok önemli bir çerçeve oluştu. Bu müzakere sürecine gelecek olursak, müzakereler üçlü bir şekilde yürütülüyor. Yani sadece kamunun bu konuda perspektifini paylaşması yeterli değil elbette. İşin kamu, işçi ve işveren tarafı var. Sosyal diyalog dediğimiz bir mekanizmayla bütün şartlar belirleniyor. Sosyal diyalog mekanizmaları çalışmadan önce yorum yapmayı doğru bulmuyorum. Görüşmeler başlayacak, Aralık ayı içinde sosyal diyalog mekanizması çalışacak. Orada elbette işçilerimizin refah beklentileri, işletmelerimizin de rekabet gücünü devam ettirme, istihdamı devam ettirme gibi beklentileri olacaktır. Kamu kesimi de bu dengeyi gözetecektir diye düşünüyorum. Dolayısıyla bu üçlü mekanizmanın, diyalog mekanizmasının işleyişini gördükten sonra yorum yapmak daha doğru olur.

    ÜCRETLER KONUSUNDA SOSYAL MEDYA ÜZERİNDEN YAPILAN BASKILAR VE YAPILAN ZAMLARIN PİYASADA ÖNCEDEN FİYATLANMASI SORUNU

    Şimdi esas mesele şu; ücretlerle ilgili şunu söylemek isterim. Daha önceki asgari ücret tartışmasıyla da ilgili, esas olan bizim vatandaşımızın satın alma gücünü arttırmamız. Dolayısıyla enflasyonu düşürme perspektifimiz aslında kalıcı bir şekilde refah artışının önünü açan bir perspektif. Bunu yapmadığınız sürece çok yüksek artışlar da yapsanız sonuçta enflasyon bunun satın alma gücünü eritiyor zaman içinde. Kalıcı bir şekilde refah artışı yapmanın yolu enflasyonu düşürmekten geçiyor.

    Bu konuda da tüm toplumsal kesimlerin bir uzlaşması gerekiyor açıkçası. Gerektiğinde bazı fedakârlıkların da yapılması gerekiyor. Başka türlü bu bir toplumsal fedakârlık da gerektiriyor enflasyonla mücadele. Kısa vadede belki bazı zorluklar yaşayacağız ama orta-uzun vadede daha sağlıklı bir şekilde refahımızı arttırmış olacağız. İşin özü bu. Dolayısıyla bahsettiğiniz şey çok önemli bence de. Sosyal medyada, medyada veya siyasi çevrelerde gerçeklerden kopuk bir takım algıların oluşturulması, anlık bazda insanlarımızın hoşuna gitse de kalıcı refah artışı getirmeyen hadiseler. Bizim yapmamız gereken kalıcı refahı sağlamak, buna dönük adımları atmak, güçlendirmek. Bu da herkese bir sorumluluk yüklüyor aslında. Siyasetçiler olarak bizlere de yüklüyor. Sağlıklı analizler yapıp vatandaşımıza bizim her şeyin artısını, eksisini göstermemiz lazım ki vatandaşımız da tercihini buna göre yapabilsin, gerçekleştirebilsin. Birincisi bu, ikincisi yine sizin altını çizdiğiniz bu denge çok önemli. Yani belli bir kesime sadece bir şey yapıp diğer toplumsal kesimlere yapmazsanız dengeyi bozmuş olursunuz. Bir şey yapılacaksa bütün toplumsal kesimlere belli bir denge içinde, bir adalet ölçütü içinde yaklaşılması gerekiyor. Ayrıcalıklı bir grup oluşturup ona sadece bir iyileştirme yapmayı bu anlamda doğru bulmuyoruz. Daha dengeli bir şekilde farklı kesimleri gözeterek kaynaklarımızı kullanmak zorundayız. Sonuçta belli sınırlı kaynaklarımız var. Hiçbir ülkenin sınırsız kaynakları yok. Var olan kaynakları en verimli şekilde, en dengeli şekilde dağıtma meselesi, ekonomi dediğimiz hadisenin özünü de oluşturan işlerden bir tanesi bu.

    Bu anlamda popülizm sizin bahsettiğiniz yani gerçek kalıcı sosyal refahı değil, çok kısa vadeli birtakım gündemleri oluşturma meselesi. Buna aslında toplumumuz cevabı seçimlerde verdi. Defalarca bu cevabı verdi. Eğer bu popülist söylemlere toplumumuz prim verseydi bugün başka partiler iktidarda olurdu. Hiçbir hesap kitap yapmadan hiçbir programı planı olmadan sadece ve sadece o anda insanların hoşuna gitsin diye birçok rakamlar telaffuz eden ana muhalefet veya başka partiler oldu. Ama toplum bunlara prim vermedi. Sonuçta daha makul bir çizgide planlı, programlı bir şekilde kalıcı refah artışı sağlayacak olan partilere, liderlere destek oldu toplumumuz. Bence toplum bu anlamda üzerine düşeni yapıyor. Daha çok burada belki medyanın da bilmiyorum kendi içinde bir tartışması olmalı diye inanıyorum ben. Sosyal medyada tabii yapacak bir şey yok. Hani bir algı oluşturuluyor. Yani orada çok farklı birtakım algılar oluşturulabiliyor. Az sayıda insanın oluşturduğu algılara büyük çoğunlukların teslim olmaması lazım diye inanıyorum ben. Rakamlara dayalı, analizlere dayalı, uzun vadeli bir perspektifle bu meselelere yaklaşmamız lazım.

    EMEKLİ AYLIKLARI – EYT

    Emeklilikle ilgili primle ücret arasında aktüeryal denge olması gerekiyor. Sürdürülebilirlik açısından bu böyle. Emekli maaşını primlerle ödüyoruz, çalışanlar prim ödüyor o primlerle emeklinin maaşını ödüyoruz. Normalde 3-4 çalışan olmalı ki bir tane emeklinin maaşını ödeyebilelim. Türkiye’de bu denge özellikle EYT’den sonra oldukça düşük düzeylere gerilemiş durumda. EYT daha bitmiş bir süreç değil. 2 milyon insan emekli oldu ama daha gelecek 3 milyon kişi daha var. Böyle bir yükle de karşı karşıyayız. Bunun da ilerisi için yansımaları var. Bu hakikaten sosyal güvenlik sistemimiz üzerinde çok önemli bir baskı unsuru oluşturdu. Bu durumu bütçemizin imkanları dahilinde elimizden geldiğince yönetmek durumundayız.

    EMEKLİ AYLIĞI ARTIŞ VE ÖDEMELERİ

    Sosyal güvenliğe transfer ettiğimiz kaynaklar farklı isimler arasında. Bir doğrudan transfer var farklı isimlerle transferler var. 1 trilyona yakın kaynağı sosyal güvenlik sistemimize transfer ediyoruz. Bununla da emeklilerimizin maaşlarını ödüyoruz. AK Parti döneminde reel olarak son 20 yıla baktığımız zaman ciddi artışlar oldu. 65 yaş aylığından en düşük aylığa varıncaya kadar hepsinde ciddi artışlar yaptık. Hem sayı olarak hem de reel olarak ücretler arttı. Son dönemlerdeki enflasyon tabi yeniden bütün kesimlerde olduğu gibi emekli kesimlerimizde de tartışmalar oluşturmuş durumda. Burada da 7500 dediğimiz rakam artışı yüzde 143’lük bir artışa tekabül ediyor. Bir yıl içinde 2 defa artırmış olduk. Asgari ücrette ve asgari emekli maaşında. Biz kanunen bunu yaptık. Sosyal güvenlik sisteminde asgari emekli aylığı diye bir kavram yok ama kanunen biz bunu gerçekleştirdik ve en düşük aylığı 7500 olacak şekilde düzenlemeyi yaptık. Artı bu dönem 5 bin lira biliyorsunuz bütün emeklilerimize bir katkıda bulunuyoruz. Bu düzenleme çalışmayan emekliler için önce düzenlenmişti. Daha sonra çalışan emekliler için düşük gelirli bazı kesimlerin de bundan istifade edemeyeceği gibi bir takım detaylar ortaya çıkınca yeniden değerlendirildi ve bütün kesimlere bunun yapılması gerektiği yönünde bir yaklaşım oluştu. Yine meclisimizdeki düzenlemelerle bu gerçekleştirilecek. Ve tüm 4,7 milyon emeklimize ilave 5 bin lira verilecek. Artı yılsonunda memur emeklilerine memur zam artışı yansıyacak. Bütçe imkanlarımızı sonuna kadar zorlayarak elimizden geldiğince bütün kesimleri destekleyici bir yaklaşımımız olacak.

    DEPREM HARCAMALARI

    Bunu yaparken Türkiye’nin şuan büyük bir deprem yüküyle karşı karşıya olduğunu bir taraftan da enflasyonu düşürmek sorumluluğuyla karşı karşıya olduğunu unutmamamız gerekiyor. Maalesef kamuoyu olarak depremi ve deprem gündemini çabuk unuttuk. Depreme bölgesine acil müdahalelerimiz bitince sanki deprem bitti gibi bir algı oluştu, bunu sürekli olarak gündemimizde tutmamız gerekiyor. Asıl mali yükü şimdi yükleniyoruz. Yüzbinlerce konut yeniden inşa ediliyor. Tahrip olmuş alt yapılar yeniden yapılıyor. Bir taraftan da bölgedeki ekonomik sosyal hayat canlandırılmaya çalışılıyor. Sadece bu sene 762 milyar gelecek sene 1 trilyon 28 milyar gibi deprem bölgesine harcama olarak rakamlardan bahsediyoruz. Orta vadede de 3 trilyonun üzerinde bir kaynağı deprem için kullanmış olacağız. Bir taraftan da yapılan diğer ücret artışları fedakarlık derken bunu kastediyorum. Öncelikle afetlerin yaralarını sarmamız gerekiyor.

    EMEKLİ AYLIK ARTIŞLARI – SOSYAL GÜVENLİK ŞEMSİYESİ

    AK Parti’nin başından beri anlayışı şu olmuştur; geniş toplum kesimlerine dar gelirli kesimlere destek olmak satın alma güçlerini artırmak ve destekleyici politikalar gerçekleştirmek bizim başından beri temel politikamız. Yine enflasyon karşısında ezdirmemek bu yaklaşımımızı önümüzdeki dönem de devam ettireceğiz. Dünyadaki ekonomik gerçekleri bilerek konuşmak durumundayız. Türkiye’de AK Parti’nin en önemli başarılarından bir tanesi bu şemsiyeyi tüm kesimleri kapsar şekilde geliştirmesi oldu. Bazı partiler sosyal demokrasinin lafını ediyor ama gerçeği yok ortada. Sosyal demokrasi anlamında en büyük adımları sağlıkta ve sosyal güvenlikte AK Parti attı. Toplumumuzun tamamına yakını bir sosyal güvenlik şemsiyesi altında. Dünyanın en etkili sağlık sistemlerinden birine sahibiz. Hizmetlere erişmek için başka ülkelerden ülkemize gelenleri biliyoruz. Bu şemsiyeyi güçlendirmek geliştirmek her zaman amacımız.

    Belli bir dönem için değil, sürekli bir şekilde bu sistemin işleyişi, bu da sisteme daha fazla kaynağın gelmesiyle mümkün. Bu anlamda orta vadeli programda, planda sosyal güvenlik sistemimizi güçlendirici yeni bir takım çalışmalar yapılacağına dair politikalarımız var. Bazı yenilikçi mekanizmalar öneriliyor, bunlar kurumlarımız tarafından çalışılacak, belli bir teknik olgunluğa geldikten sonra da hükümet bunu değerlendirecek. Henüz o anlamda somut söyleyebileceğimiz bir şey yok doğrusu ama nereye gideceğimize dair orta vadeli programda zaten çerçeveyi koymuş durumdayız.

    KONUT KİRALARI

    Kiralarla ilgili bu Yüzde 25 şartı bir yılına uzatılmıştı biliyorsunuz. Muhtemelen bu dezenflasyonist döneme girdiğimiz bir ortamda artık böyle bir ihtiyacımız kalmayacak önümüzdeki dönem. Hakikaten farklılıklar oluştu. Aynı binada çok farklı kiralar, ücretler, bu çok sağlıklı bir durum değil, belli bir süre içinde bu dengeye oturacaktır inşallah. Orada da önemli olan bu dezenflasyonist süreci, 2024’ün ortalarından itibaren zaten ciddi anlamda bir dezenflasyon sürecine girmiş olacağız. Böyle bir tartışmaya da ihtiyaç kalmayacak diye düşünüyorum ben doğrusu.

    KONUT KREDİSİ, SOSYAL KONUT

    Konut kredisi, sosyal konut konusunda finans kesimiyle görüştüğümüzde bir orandan, bir paketten ziyade ikinci ve üçüncü konutta kredi imkanını zorlaştırarak, düzenlemelerle var olan kaynağımızı ilk konut alacaklara odaklamak istediğimizi söylemiştik. Yapacağımız destek dediğimiz, o toplantı çerçevesinde söylediğimiz bu. İlk konutu niye önemli görüyoruz? İlk konut sahipliği sosyal adalet açısından çok önemli, ikincisi makro politikalar açısından da çok önemli. Geçmişte DPT ve Dünya Bankası bir çalışma yapmıştık, orada şu çıktı ortaya, ilk konut sahipliği toplam tasarruf oranını arttırıyor bu ülke. Şimdi kendi çevrenizden de bakın, ikinci konutunu ne kadar verimli kullanıyor insanlar? Üçüncüyü ne kadar kullanabiliyorlar? Bazen işte yazlık var, kışlık var, haftada üç gün gittiği yere dünya kadar kaynak sarf ediyor insanlar. En verimli konut, toplumsal faydayı en üst düzeye çıkaran konut, ilk konut, insanların ilk kullandığı konut. Makro ekonomi tasarruf oranları da neyle ilgili? Cari açıkla ilgili, siz yeterince tasarruf yapmazsanız başkalarının tasarruflarını kullanmak zorunda kalıyorsunuz, ona da cari açık denir. Dolayısıyla ilk konutu önemli görüyoruz, ayrıcalıklı bir alan olarak görüyoruz. Zaten düzenlemeler yaptı biliyorsunuz Merkez Bankamız ve BDDK, şu anda ikinci konut almak, üçüncü konut için kredi almak çok zorlaştırıldı. TOKİ’yle sosyal proje konutlarımız var biliyorsunuz. İlk defa geçen yıl ve bu yıl bütçeden TOKİ’ye bu amaçla kaynak koyduk. Geçmişte hiç bütçeden TOKİ’ye para verilmezdi. Geçen yıl ve bu yıl bütçemize sosyal konut için kaynak ayırıyoruz. Bu amaçla sosyal konut üretsin diye TOKİ’ye kaynak transfer ediyoruz bütçeden.

    Sosyal konut arzını arttırmamız lazım. Arzı arttırmadan sadece kredi imkanı sağlarsanız konut piyasasında fiyatları yükseltmiş olursunuz. İyilik yapalım derken kötülük yapmış olursunuz. Yani böyle bir durum var. Dolayısıyla öncelikle arz ve talep dengesi içinde bakmamız lazım. Hem arzı arttırıp, hem düşük faizli kredi verdiğinizde anlamlı olur o zaman. İkisini bir arada düşünmemiz lazım. Aksi takdirde sadece avantajlı kredi veriyoruz dediğimizde konut fiyatları artacak. Vatandaş yine sıkıntı yaşamış olacak. Dolayısıyla öyle bir yöntem düşünmüyoruz doğrusu. Arz ve talep dengesi içinde ikisini aynı anda geliştirici bir formülasyon içinde bu konuları konuşmaya devam edeceğiz. Sosyal konut her zaman gündemimizde hiçbir zaman ihmal edeceğimiz bir konu değil. Enflasyonu düşürmek için de sosyal refah için de toplam tasarruflarımızı arttırmak için de konut meselesi gıda meselesiyle birlikte en kritik alanlardan.

    TÜRKİYE’NİN BÜYÜME HIZI KONUSU

    Az önce bir rakam söyledim. 20 yıllık ortalama 5,4 Bu yıl 4.4, gelecek yıl 4 diyoruz. Zaten büyüme de belli oranda daha ılımlı bir büyüme diyelim. Bu yıl ve gelecek yıl ortaya koymuş durumdayız. Dünya’ya göre yine daha iyi ama bizim geçmiş performansımıza göre bir miktar istikrar programlarının bir etkisiyle bir miktar zaten büyümede oransal farklılık var. Burada orandan daha kıymetli olan bence kompozisyonu. Ana politikamız şu, tüketimi elbette yok etmek istemiyoruz.

    Tüketim de çok kıymetli, sosyal refah getiriyor. Ama aşırı tüketim, özellikle ithalatı körükleyici bir tüketim yerine yatırımla, üretimle, ihracatla büyüyen bir ekonomi. Bizim makro politikalarımızın işin özü bu. Tüketimi daha dengeli bir şekilde götürme, aşırı tüketimden kaçınma, tasarruf oranlarımızı arttırma, tasarruflarımızı da yatırımlara, ihracata, üretime kanalize ederek sağlıklı, iyi bir büyüme kompozisyonu yakalamak. Bunu yaptığınız zaman enflasyonla mücadeleyi ve büyümeyi eş zamanlı sürdürebiliyorsunuz. Büyümenin kompozisyonu önemli.

    Tüketimden gelsin dediğiniz zaman bu enflasyonist bir etki de oluşturabiliyor. Ama arzı arttırarak, yatırımı arttırarak, ihracatı arttırarak büyüdüğünüzde bu enflasyonla mücadelenize katkı da sunabilir. Çünkü sonuçta enflasyon dediğiniz bir arz-talep dengesi. Üretim imkanlarınızı arttırdıkça o dengeye oradan da katkıda bulunuyorsunuz. Bir miktar tüketim talebini ılımlı hale getirme, bir taraftan da belli kalemlerde arzı arttırma, üretimi arttırma yaklaşımı. Bu da şunu gösteriyor, büyümeyle enflasyon zorunlu olarak çelişen süreçler değil. Makro politikalar açısından baktığımızda ders kitapları, textbook diyorlar ya, ders kitaplarında tabii ki bu açmaz var. Ya enflasyon ya büyüme falan. Ama pratikte böyle bir açmaz yok. Bunu AK Parti ilk döneminde yaşadı. 2003-2007 dönemine baktığınız zaman hem hızlı bir şekilde enflasyonun düştüğü hem de oldukça yüksek bir büyümenin sağlandığı bir dönem oldu.

    Demek ki pratikte bu iş aynı anda olabiliyor. Nasıl oluyor? İstikrar oluyor, güven ortamı oluyor, sermaye daha fazla ülkeye cezbediliyor vesaire. Yani bir takım şartlar oluştuğunda hem istikrarı sağlamanız hem de büyümeyi sürdürmeniz mümkün. Bu ders kitaplarındaki o genel teorik çerçeveye çok uymuyor gibi görünse de pratikte mümkün. Bunu başarıp enflasyonu bir yılda düşürelim dersiniz, eyvallah bak orada katılıyorum size. Büyüme önemli değil, istihdam önemli değil, sosyal dengelerin hiçbir önemi yok diye bakarsanız bir yılda düşürürsünüz yani.

    Ama bu 10. kattan birini aşağıya atmak gibi bir şey olur. Bir anda bir sürü sorun yaşarsınız, sosyal sorun yaşarsınız ve ciddi anlamda toplumu yaralarsınız. Dolayısıyla buradaki esas mesele az önce söylediğim gibi birçok dengeyi gözeterek enflasyonu düşürme gayreti. Yoksa çok daha kısa bir sürede de bunu elbette yapabilirsiniz ama bunun bedeli var. Bunun sosyal bedeli var, ekonomik bedeli var.

    Dolayısıyla o dengeleri gözeterek gitmek durumundayız. Biz de onu yapıyoruz, 3 yıllık bir perspektifle aşama aşama büyüme dengesini de gözeterek. Bir taraftan sosyal refah dengesini de gözeterek bunu başaracağız diyoruz. Dolayısıyla öyle çok fren tabir edeceğimiz bir durum görmüyorum ben doğrusu ama daha ılımlı diyelim. Bir geçmişe göre daha ılımlı, daha dengeli bir büyüme, kompozisyonu da daha farklı bir büyüme süreci görüyorum.

    SUÇ ÖRGÜTLERİNE KARŞI OPERASYONLAR

    Bizim 20 yıllık süreçte her dönemde çetelerle, mafyayla, bir takım kara parayla mücadele ettik. Ve hiçbir dönemde bu önceliğimiz değişmedi. Burada her dönem aynı mücadeleyi yapıyoruz. Bizi finansal olarak baktığınızda bir gri liste meselesi var tabii. Maalesef Türkiye hak etmediği bir takım hadiselerle de karşılaşıyor. Bunları sadece teknik, ekonomik olarak izah etmek mümkün değil bence. Uluslararası siyasette, Gazze’de de yaşananlardan çok daha net bir şekilde görüyoruz diyelim toplum olarak. Belli ülkeler kendi çıkarları söz konusu olduğunda her türlü enstrümanı kullanabiliyorlar. Ve ne bir hukuk, ne ahlak, ne başka bir ölçü dinlemeden bir takım işler yapabiliyorlar. Türkiye bu anlamda ekonomik olarak da finansal olarak da haksızlıklara uğramış bir ülke. Türkiye ile hiçbir şekilde mukayese edilemeyecek bir takım ülkeleri Türkiye’nin önüne çıkarma gayretleri olduğunu da görüyoruz, biliyoruz. Bunu yapıyorlar maalesef. Ama biz bunlara bakmadan yolumuza devam ediyoruz. Sonuçta bu kendi yapmamız gerekenleri yapıyoruz ve şuna inanıyoruz. Eninde sonunda dünyadaki yatırımcı gerçeklere bakacaktır, algılarla değil, rakamlarla, gerçeklerle hareket edecektir. Ve Türkiye’de bir karlı ortam gören herkes Türkiye’yi tercih edecektir. Bu anlamda gri listeden çıkma konusunda bir tek düzenleme eksiğimiz var, o da kripto paralar konusunda. Onunla ilgili de zaten belli çalışmalar yapılıyor, o konularda da belli adımlar atılacak. Türkiye haksız bir şekilde bu listelerde ve en kısa sürede buralardan çıkmasını bekliyoruz. Ama burada da siyasi etkilerin de olduğunu ben ifade etmek isterim. Ne kadar siyasi etki olursa olsun ama biz doğru politikalar izlediğimiz sürece, gecikmeli de olsa biraz zorlayarak da olsa eninde sonunda gerçekler hakim olacaktır diye de inanıyorum. Yatırımcı, dünyadaki makul analiz yapan insanlar, bu algılara değil, gerçeklere, rakamlara bakarak hareket edeceklerdir diye düşünüyorum.

    Kaynak: Haber7.com

  • Bursa İnegöl’de Akıa Otomotiv personel alacak

    Bursa İnegöl’de Akıa Otomotiv personel alacak

    BURSA (İGFA) – İnegöl Belediyesi’nin iş arayan vatandaşlar ve işverenleri buluşturabilmek adına kurduğu İstihdam Merkezi, üretim merkezi İnegöl’ün istihdamına katkı sağlamaya devam ediyor.

    Bu kapsamda bir yandan iş arayan vatandaşları havuzunda toplayıp bir yandan da eleman arayan firmalarla iletişimini sürdürerek doğru işe doğru kişiyi yönlendirme görevi üstlenen İstihdam Merkezi, 20 erkek personel alımı yapılacak yeni bir iş duyurusu paylaştı.

    AKIA OTOMOTİV FİRMASI 20 PERSONEL ALACAK

    İnegöl Belediyesi İstihdam Merkezinden yapılan açıklamada, Hamzabey OSB’de üretimini sürdüren Akıa Ulaşım İÇ ve Dış Ticaret A.Ş. firmasında çalışmak üzere 20 erkek personel alımı yapılacağı duyuruldu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “İstihdam Merkezimizle iş birliği yapan Akıa Otomotiv firması; 5 mekanik montaj bölümü, 10 kaynak operatörü ve 5 otomotiv boyacısı olmak üzere toplam 20 personel alımı yapacak. Mekanik montaj operatörü için; erkek, 18-50 yaş aralığında, deneyim sahibi, daha önce mekanik bölümünde çalışmış, İnegöl ve Yenişehir’de ikamet eden personeller alınacak. Kaynak operatörü alımı için de erkek, 20-45 yaş aralığında, en az 1 yıl deneyimli, daha önce kaynak operatörü olarak çalışmış, İnegöl ve Yenişehir’de ikamet eden personeller alınacak. Otomotiv boyacısı alanında ise erkek, 20-45 yaş aralığında, en az 1 yıl deneyim sahibi olan, daha önce otomotiv boyacısı olarak çalışmış, İnegöl ve Yenişehir’de ikamet eden personel alımı yapılacak. Firmanın belirttiği genel şartlara göre çalışma saatleri 08.30-18.15 olacak, Cumartesi ve Pazar günleri ise tatil. Çalışanlara yakacak yardımı, bayramlarda ticket ve doğum ile evlilik yardımları olacak.

    İlgili alım için başvurmak isteyenlerin 29 Kasım 2023 Çarşamba günü 14.00’da Sani Konukoğlu Konferans Salonunda yapılacak başvuru kabullerine katılması gerekmektedir.

    Yapılacak alımla ilgili detaylı bilgi almak isteyen vatandaşlar 153 hatları üzerinden ve 0 224 715 10 10 Nolu telefondan İnegöl Belediyesi İstihdam Merkezine ulaşabilirler.”

  • İYİ Parti ile ittifak olacak mı? Özgür Özel’den açıklama!

    İYİ Parti ile ittifak olacak mı? Özgür Özel’den açıklama!

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı Sözcü TV yayınında yaklaşan yerel seçimlere ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

    Özel, “CHP ile İYİ Parti arasında yerel seçimde iş birliği olacak mı?” sorusuna, “Yerel seçimlerde ittifak yapmayacağız. Çünkü ittifak kelimesi çok yoruldu. El birliği ile o kelimeyi bayağı yıprattık. İttifak kelimesi artık çok olumlu çağrışım yapmıyor seçmenin kulağında. Ben ‘iş birliği’ kelimesini kullanmayı tercih ediyorum.” yanıtını verdi.

    Seçim bölgelerine özel iş birlikleri yapılabileceğini vurgulayan CHP lideri, “Bu iş birliğinde mümkünse iki parti ama özel bir gereklilik varsa belki bazen üçe çıkabilir ama genelde iki partinin iş birliğinin, güç birliğinin doğru olacağını düşünüyorum. İş yerel seçim olduğunda bir sorumluluğumuz var. O sorumluluk da şu; ‘ben kazanmazsam, sen kazanmazsan, biz kazanmazsak o kazanacak. O kim? Recep Tayyip Erdoğan.” ifadelerini kullandı.

    İYİ Parti Genel Başkanı Merak Akşener ile sorunları aşabileceklerini söyleyen Özel, “Ben Meral Hanım’la, Sayın Genel Başkan’ımızla, onun deyimiyle Meral Ablam ile beraber pek çok zorluğu aşacağımıza inanıyorum. Bunun için de ben üzerime ne düşüyorsa yapacağım. Umutla baktığım bir süreç. Mümkün olan en kısa sürede yapmalıyız. Olmazsa dünyanın sonu değil.” diye konuştu.

    Yeni yıla adayların belirlemiş olarak girmek istediklerini belirten Özel, önümüzdeki hafta partilerle yapılacak iş birliklerine yönelik bir görüşme trafiği başlatabileceklerini vurguladı.

    YAVAŞ’IN AKŞENER’İ ZİYARETİ

    Özgür Özel’e Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e yaptığı sürpriz ziyareti de soruldu.

    Görüşmenin bilgisi dahilinde yapıldığını belirten Özel, “Benim selamlarımı iletti. İyi duygularımı götürdü. İyi duygular getirdi.” dedi.

    Kaynak: Haber7.com

  • Ümit Dikbayır Meral Akşener’e bayrak açtı: Rezil edeceğim!

    Ümit Dikbayır Meral Akşener’e bayrak açtı: Rezil edeceğim!

    Ardı ardına yaşanan istifaların yaşandığı İYİ Parti’de bu kez kayıp 132 milyon lira krizi yaşandı. Eski mali işlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dikbayır üzerinden ortaya atılan iddialar, partiyi bir kez daha karıştırdı. Meral Akşener’in ‘ispat etsin’ çıkışı üzerine ‘Savcılığa gideceğim’ diyen Dikbayır, ihraç talebiyle disipline yollandı! İstifası beklenen Ümit Dikbayır, adeta tehditler yağdırdı: Hepsini rezil edeceğim!

    MİLLETVEKİLLERİNDEN DE PARA İSTENMİŞ!

    Milletvekillerinden 500 bin TL ve 1 milyon TL gibi bağışların istenmesi de partiyi iyice karıştırdı. Meral Akşener, ispat ederlerse şerefsizim diyerek sert çıktı. Akşener’in sözlerine yanıt veren Ümit Dikbayır ise “Gerçeği ispat etsin yoksa savcılığa gideceğim” açıklaması yaptı.

    Ancak bu sözlerinin üzerine apar topar kesin ihraç talebiyle disiplin kuruluna yollandı!

    Partide çalışan bir kadına tacizde bulunduğu da iddia edilen Ümit Dikbayır, suskunluğunu bozdu ve adeta Meral Akşener’e savaş açtı.

    DİKBAYIR: SONUNA KADAR MÜCADELE EDECEĞİM!

    Ümit Dikbayır, CHP’ye yakınlığı ile bilinen Sözcü’ye yaptığı açıklamada, “Açıkçası 5-10 gün sonra partimizden istifa etmeyi düşünüyordum. Bağımsız kalacaktım. Ama iş madem bu hale getirildi, ben de sonuna kadar mücadele edeceğim. Yani yazık ediliyor. O kadar çok arayan var ki partili partisiz. Yazık ediyorlar partiye. Onun altında bazı parti yetkililerimizin çok utanacağı bir şey var. Ben onu anlattığım zaman rezil, kepaze olacaklar” diyerek tehditler yağdırdı.

    SIRF İFTİRA ATSINLAR DİYE İŞE ALINAN BİRİSİ?

    Ümit Dikbayır, hakkındaki taciz iddialarıyla ilgili de şu açıklamayı yaptı: Partide tacizde bulunulduğu öne sürülen kadını işten çıkarıp olayın üstünü kapattılar. O kızcağız da işten çıkarılmasını benden biliyor. Şimdi bilenmişler, 5 sene önce işten çıkarttıkları bu kişiyi işe almışlar sırf bana iftira atsın diye.

    DİKBAYIR İDDİALARIN ARAŞTIRILMASI İÇİN SAVCILIĞA GİDECEK!

    Öte yandan Ümit Dikbayır’ın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na hakkındaki iddiaların araştırılması için dilekçe vereceği de ortaya çıktı. Dikbayır, ayrıca TBMM Başkanlık Divanı’na dilekçe verip, iddia konularıyla ilgili dokunulmazlığının kaldırılmasını isteyecek.

    DİSİPLİN KURULU BUGÜN TOPLANIYOR

    İYİ Parti Yüksek Disiplin Kurulu ise saat 14.00 da toplanacak. Ümit Dikbayır’ın Disiplin Kurulu ‘Tedbiri’ karara bağlayacak.

    Kaynak: Haber7.com

  • Türk Eximbank, Çin Eximbank ile mutabakat zaptı imzaladı

    Türk Eximbank, Çin Eximbank ile mutabakat zaptı imzaladı

    Türk Eximbank, Çin Eximbank ile genel iş birliğine yönelik bir mutabakat zaptı imzaladı.

    Türk Eximbank ile Çin Eximbank arasında müzakereleri bir süredir devam eden genel işbirliğine yönelik mutabakat zaptı, her iki kuruluşun üyesi olduğu Asya Exim Bankları Forumu’nun Avustralya’nın Sidney kentinde gerçekleştirilen 2023 Yıllık Toplantısı esnasında imzalandı.

    21 Kasım’da gerçekleştirilen imza töreniyle yürürlüğe giren Mutabakat Zaptı ile teknik işbirliğinin yanı sıra üçüncü ülkelerde Türk ve Çinli firmalarca ortak üstlenilecek proje ve işlemlere paralel/ortak finansman ve garanti ile destek sağlanması, böylece Türk ihracatçılarının yeni finansman kaynaklarına erişimi ile rekabetçiliklerinin korunması hedefleniyor.

    Anlaşma, önümüzdeki dönemde iki kuruluş arasında gündeme gelecek somut işbirliklerinin altyapısını oluşturması açısından önem teşkil ediyor.

    Kaynak: Haber7.com

  • İngiltere’de Çevreci Aktivistler BP’yi Protesto Etti

    İngiltere’de Çevreci Aktivistler BP’yi Protesto Etti

    İngiltere’de bir grup çevreci aktivist, İsrail’le Akdeniz’de doğal gaz arama işbirliği yaptığı gerekçesiyle, İngiliz enerji şirketi British Petroleum’un (BP) başkent Londra’daki merkezinin girişinde oturarak eylem yaptı.

    “Fossil Free London” adlı grubun bazı üyeleri, İsrail’in Akdeniz kıyılarında doğal gaz arama lisansı verdiği İngiliz enerji şirketi BP’nin başkentteki merkezinin girişini kapatarak, “BP’ye yazıklar olsun”, “Filistin adaleti olmadan iklim adaleti olmaz” sloganları attı.

    Protestocular, ellerinde Filistin bayrakları ile “Soykırıma yakıt sağlamayı bırakın” yazılı pankartlar taşıdı.

    Grup, X sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, “BP’ye İsrail tarafından Gazze kıyılarında doğal gaz aramak için yakın zamanda lisans verildi. İsrail soykırım yaparken, BP bunu sadece yeni bir iş fırsatı olarak görüyor. Filistin adaleti olmadan iklim adaleti olmaz.” ifadelerini kullandı.

    İsrail, aralarında BP’nin de olduğu 6 enerji şirketine 29 Ekim’de Akdeniz kıyılarında doğal gaz arama lisansı vermişti. Gazze kıyıları da söz konusu bölgede yer alıyor.

    İsrail’in Gazze’yi işgalinde son durum

    Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı, İsrail’in “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlerine yönelik sürekli ihlallerine karşılık verme” gerekçesiyle kapsamlı saldırı düzenlerken, İsrail ordusu da Gazze Şeridi’ne yoğun hava bombardımanı başlattı.

    İsrail’de 7 Ekim’deki saldırılarda 310’dan fazlası asker olmak üzere 1200 İsraillinin öldüğü, 5 bin 132 kişinin yaralandığı duyuruldu.

    İsrail ordusuna göre, 7 Ekim’den bu yana 65’i Gazze içerisindeki çatışmalarda 6’sı da Lübnan sınırında olmak üzere 385 İsrail askeri öldürüldü.

    İsrail’e göre, Kassam Tugayları’nın elinde 239 İsrailli esir bulunuyor.

    Gazze’deki hükümete göre, 7 Ekim’den bu yana İsrail saldırılarında Gazze Şeridi’nde en az 5 bin 500’ü çocuk ve 3 bin 500’ü kadın olmak üzere 13 bin kişi öldürüldü.

    İşgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’te de 7 Ekim’den bu yana İsrail güçleri ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 214 Filistinli hayatını kaybetti.

    İsrail ordusu, Gazze’de on binlerce yaralı ile sivilin sığındığı onlarca hastaneyi zorla tahliye ettirmek için yerleşkelerini ya da ana binalarını vurdu. İşgal sırasında bazı hastaneleri bastı. Saldırılarda yüzlerce kişi öldü ve yaralandı.

    İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda yaşanan çatışmalarda 76 Hizbullah mensubu ve 6 İsrail askeri öldü.

  • İşte korkunç paylaşım! Erdoğan, bir atışta 2 ölü diyerek tepki göstermişti

    İşte korkunç paylaşım! Erdoğan, bir atışta 2 ölü diyerek tepki göstermişti

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine toplantısı sonrası flaş açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı açıklamada, “İsrail’in 7 Ekim’den beri süren ahlaksız ve alçak saldırıları altında hayatta kalma mücadelesi veren Gazze halkına da bu anlayış ile sahip çıkıyoruz. Şimdiye kadar Gazzeli kardeşlerimize ulaştırılmak üzere 11 uçak dolusu malzemeyle, bir sivil insani yardım gemisini Mısır’a gönderdik. Böylece Gazzeli kardeşlerimiz için toplam 800 tona varan insani yardım malzemesini bölgeye sevk etmiş olduk. Mısır makamları ile iş birliği içerisinde yardım malzemelerinin Refah Sınır Kapısı’ndan Gazze’ye ulaştırılmasını sağlıyoruz. Biliyorsunuz; İsrail suyunu, yakıtını, elektriğini, iletişimini komple keserek Gazze halkını sadece öldürmekle kalmıyor, aynı zamanda taammüden hastaneleri bombalayarak Gazzelilerin direniş azmini de kırmaya çalışıyor. Gazze’de 7 Ekim tarihinden beri kelimenin tam anlamıyla bir vahşet, bin yıl önceki Haçlı işgalinde, 80 yıl önceki İkinci Dünya Savaşı’nda yaşananları aratmayan bir gaddarlık sergilenmektedir. İsrail yönetimi askeri ve silahlı sivilleri ile ‘bir atışta iki ölü’ diyerek hamile kadınları, daha doğmamış bebekleri ile birlikte katletmekle övünen bir cinnet hali içindedir.” demişti.

    “İSRAİL KENDİ BAKIŞ AÇISINI YANSITIYOR”

    CNN TÜRK’te uzman isimler bu fotoğrafı yorumladı. Hürriyet gazetesi yazarı Abdulkadir Selvi, “Burada bir Filistinli kadın ancak elinde tüfekle bomba olur, hamile dahi olsa bu imgeyi yerleştiriyor. Bunu öldürmeyi kendisi için bir hak olarak görüyor. Filistinli kadın normal bir kadın olamaz, o bir teröristtir. Burada İsrail’in ne düşündüğü burada. İsrail burada kendi bakış açısını yansıyıor. Burada kendince bir gerekçe oluşturuyor.” dedi.

    Doç. Dr. Ali Murat Kırık, “Doğmamış çocuk da doğduktan sonra aynı amaca hizmet edecek diyor. Bir vuruş iki ölü anlayışını sürekli pompalamaya çalışıyorlar. Buradaki imge çok önemli. Batı’nın sürekli bize pompaladığı bir İslam korkusu var. Onlar için İslam eşittir terörizm demek. Bundan doğacak çocuk da terörist olacak diyor. Bu ikisini bir arada okuduğunuzda da bu kişiden doğan çocuk da terörist olacak diyor.” açıklamasında bulundu.

    ERDOĞAN’IN GAZZE TRAFİĞİ SÜRÜYOR

    Aslıhan Altay Karataş – Son 20 günde Kazakistan, Özbekistan, Suudi Arabistan ve Almanya’ya ziyarette bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yoğun diplomasi trafiğini hızlandırıyor. Erdoğan, temaslarında İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının sona ermesi ve acil ateşkesin sağlanması hedefine odaklanacak.

    BM’de Filistin ile ilgili oylamada çekimser oy kullanan 45 ülkeyi ateşkes yönünde taraf olmaları için ikna çalışmalarına devam eden Erdoğan, yarın Cezayir’e ziyarette bulunacak. Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun ile görüşecek olan Erdoğan, Afrika’da tesir alanı geniş olan Cezayir’den Gazze ile ilgili önemli mesajlar verecek.

    REİSİ GELİYOR

    Erdoğan, son olarak 9 Kasım’da Özbekistan’da katıldığı Ekonomik İşbirliği Teşkilatı zirvesinde yüz yüze görüştüğü İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’yi 28 Kasım’da Ankara’da ağırlayacak. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılacak Erdoğan-Reisi görüşmesinde ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel konular ve Filistin meselesi masada olacak. Erdoğan’ın 30 Kasım-12 Aralık tarihleri arasında Dubai’de düzenlenecek BM İklim Değişikliği Zirvesi (COP28) için Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) de gidebileceği ifade edildi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Aralık’ta Yunanistan’da olacak; Selanik’te düzenlenecek Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısına Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ile birlikte başkanlık edecek.

    KOMŞU İLE YENİ DÖNEM

    Erdoğan, Almanya ziyareti dönüşünde Miçotakis’in “Türkiye ile iş birliği şart” açıklaması hatırlatılarak Yunanistan ile sorunların çözümünde ve işbirliğinde sürpriz bir adım olup olmayacağının sorulması üzerine şunları söylemişti: “Yapacağımız işbirliği konferansıyla bunları konuşacağız. Temenni ederim ki aynen dediği gibi olur ve Yunanistan’la ilişkilerimiz daha iyi bir noktaya ulaşır. Yeni bir süreci temennim odur ki inşallah başlatırız… Bazı konulardaki görüş ayrılıklarımızı, diyaloğu önceleyerek çözüme kavuşturabiliriz. Bölge ülkeleri olarak meseleye rant ve pazar mantığıyla yaklaşan üçüncü ülkeleri sürecin dışında tutarsak, çözemeyeceğimiz bir sorunumuz yok.”

    Öte yandan Erdoğan’ın önümüzdeki dönemde Mısır’a yapacağı ziyaret için de taraflar tarih üzerinde çalışıyor.

     Kaynak: Milliyet

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com