Etiket: Kadın

  • Sadece 4 çocuk değil

    Oyuncu Metin Akpınar’ın kızı olduğu ortaya çıkan Duygu Nebioğlu’nun sosyal medya hesabından yaptığı açıklamalar yine gündem oldu. Genç kadın, “Birinci bölümü geçtik, ikinci bölüm geliyor. Bu kadına, o koca koca adamlar ne yaptıysa ortaya çıkacak” diyerek başka mağdur çocukların da olduğunu ifade etti.

    İDDİALAR ÜZERİNE AÇIKLAMA YAPTI

    Yeşilçam’ın çınarlarından 82 yaşındaki Metin Akpınar’ın 1987 yılında Suphiye Orancı ile evlilik dışı ilişkisinden Duygu ve Sevgi Nebioğlu isminde ikiz kızları olduğu ortaya çıkmıştı. Duygu Nebioğlu, kardeşlerinden Dilara Gülatan’ın babasının da ünlü bir gazeteci olduğunu açıkladı. Hatta Dilara Gülatan “Annem bana ‘baban Uğur Dündar’ demişti diyerek Dündar’a babalık davası açtı. Ancak Adli Tıp Kurumu’nda yapılan DNA incelemesinde Dündar Dilara’nın babası çıkmadı. Akpınar’ın nüfusuna geçen Duygu Nebioğlu, en son 2010 yılında görüştüğü annesi Suphiye Orancı’yı bulmak için gündüz kuşağı yayınına katıldı. Nebioğlu, programda annesi Suphiye Orancı’nın 6 çocuğunu olduğunu söyledi. Nebioğlu, “İkisi Almanya’daki evliliğinden. Dört kardeşim de benimle aynı kaderi yaşadı.” dedi. Yayına bağlanan Zeynep isimli bir kadın ile başka isimler Suphiye Orancı hakkında çeşitli iddialar dile getirdi. Bunun üzerine Duygu Nebioğlu, sosyal medya hesabından açıklama yaparak “Kadın karalamak bu kadar kolay mı?” diye sordu.

    BU KADINA BİR SÜRÜ İŞLER YAPTIRMIŞSINIZ

    Nebioğlu şunları söyledi: “Bir şey söylemek istiyorum. Hiçbirine inanmıyorum. Tutuştular. Duygu bizim kapımızı çalacak mı, bizden hesap soracak mı, diye tutuştular. Bunun ilişkiyle de alakası yok. Anneme yaptıkları o kötülükler, kendi pislikleri örtülsün diye anneme attıkları iftiralar… O kadın hepsinin hesabını sizden soracak. Zeynep kim, o diğer kadın kim? kadın karalamak kolaydır. Ama yaşayıp göreceğiz. Fragmanı geçtik, birinci bölümü de geçtik. İkinci bölüm geliyor. Bu kadına o koca koca adamlar ne yaptıysa ortaya çıkacak. Sadece ilişki değil. Bu kadına bir sürü işler yaptırmışsınız. Kolay mı öyle kadın karalamak, hayatlarıyla oynamak? Kaç tane çocuk mahvoldu, sadece 4 mü sanıyorsunuz? Az kaldı, az…”

    KAYNAK: Yeni Şafak

  • Kadınlara finansal okuryazarlık eğitimi

    Kadınlara finansal okuryazarlık eğitimi

    Geçtiğimiz temmuz ayında Finansal Okuryazarlık ve Erişim Derneği (FODER) ile hayata geçirilen, FinKurs platformunda yer alan ve herkesin ücretsiz erişimine açık online eğitimlerin ardından, Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (KEDV) ile 6 şehirde yüz yüze eğitimler verilmeye başlandı. İstanbul, İzmir, Manisa, Muğla, Gaziantep ve Şanlıurfa’daki kadın kooperatifleri iş birliğinde, 8 ay sürmesi planlanan eğitimlerin ilerleyen dönemde farklı şehirlere yayılması da planlanıyor.

    KEDV’in eğitmenleri tarafından verilen eğitimler, etkili bütçe ve kaynak yönetimini temele koyuyor. “Hesabını Bilen Kadınlar” programı kapsamında gerçekleştirilen eğitimlerle kadınların finansal okuryazarlık alanında bilgi birikimlerinin artması hedefleniyor. Aynı zamanda, kadınların girişimcilik becerilerinin gelişmesi için ürün geliştirme ve satış-pazarlama konuları işlenerek emeklerini kazanca dönüştürmelerine ve ekonomik hayata aktif katılımlarına destek olunuyor. 

    BAŞTUĞ: KADINLARIN KENDİ EKONOMİLERİNİ DAHA İYİ YÖNETMELERİNE DESTEK OLMAYI AMAÇLIYORUZ 

    Programın yeni aşamasıyla ilgili görüşlerini paylaşan Garanti BBVA Genel Müdürü Recep Baştuğ, “Ekonomik ve toplumsal kalkınma için kadının güçlenmesinin önemini biliyoruz ve uzun yıllardır bu alana titizlikle eğiliyoruz. Kapsayıcı büyüme stratejimiz doğrultusunda, kadınların potansiyellerini keşfetmeleri ve ekonomik hayata aktif katılımlarına katkı sunmak için geçtiğimiz aylarda “Hesabını Bilen Kadınlar” programını başlattık. Bu programla, kadınların temel finansal konulardaki eğitimlerle kendi ekonomilerini daha iyi yönetmelerine destek olmayı amaçlıyoruz. Eğitim programlarında, alanında çok değerli sivil toplum kuruluşlarından FODER ve KEDV yol arkadaşımız oldu. FODER ile online eğitimler sürerken, KEDV ile de yüz yüze eğitimlere başladık. 2024’ün yaz aylarına kadar İstanbul, İzmir, Manisa, Muğla, Gaziantep ve Şanlıurfa’da düzenleyeceğimiz bu eğitimlerle temel finansal okuryazarlık yanında mikro girişimcilik üzerine kadınları teşvik edecek bilgiler paylaşmayı hedefliyoruz. Yaratacağımız etkinin yalnızca farkındalık boyutunda kalmaması için çalışıyoruz. Kendi adına bir bankacılık ürününe sahip olmayan, bütçesini yönetmekte desteğe ve finansman kaynaklarına ihtiyaç duyan kadınların yaşamlarını ürün ve hizmetlerimizle kolaylaştırmayı istiyoruz. Bir finans kuruluşu olarak kadınların ihtiyaçlarına hizmet edecek danışmanlık destekleri ve finansman yöntemleri geliştirerek her türlü katkıyı sunmaya devam edeceğiz. Aynı misyonla, kadınların istihdama katılabilmeleri için programımızın kapsamını daha da genişleteceğiz” dedi.

    Kaynak: Haber7.com

  • Akşener’den çarpıcı ‘ittifak’ açıklaması!

    Akşener’den çarpıcı ‘ittifak’ açıklaması!

    İYİ Parti Lideri Akşener, TBMM’de partisinin grup toplantısında konuştu. Akşener, 25 Kasım’ın ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ olduğunu hatırlatarak, “Türkiye’de son 10 ayda 364 kadın öldürüldü. Artık her gün ülkemizin dört bir yanından sokak ortalarına kadar taşan kadına yönelik şiddet görüntüleri geliyor. Çocuklarımız bile şiddetin, tacizin, tecavüzün, mağduru oluyor. Tüm bu acılar yaşanırken, tablo bu derece vahimken Sayın Erdoğan çıkıp, ‘İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmemizin kadın hakları ve şiddetle mücadeleye en küçük olumsuz bir etkisi olmamıştır’ diyerek açıklama yapıyor. Gerçekten inanılır gibi değil. Bu sorumsuz açıklama karşısında ben de buradan kendisine seslenmek istiyorum; madem öyle çık açıkla o zaman; İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmemizin kadınlar üzerinde nasıl olumlu bir etkisi oldu. Her gün yeni bir kadın cinayete kurban giderken AK Parti iktidarı olarak İstanbul Sözleşmesi’nden çekilerek cinayetleri durdurabildiniz mi? Kadın düşmanı bir azınlığı tatmin etmek için kadın haklarından taviz veren kirli bir anlayışla hiçbir şeyi değiştiremezsiniz” dedi.

    ‘DEPREME HAZIRLIKLI TEK BİR ŞEHRİMİZ YOK’

    Kahramanmaraş merkezli depremlerin üzerinden 9 ay geçtiğini ancak birkaç bilim insanı dışında depremi konuşan hiç kimse kalmadığını vurgulayan Akşener, “Hatta iktidarın bütçe planında, her an olabilecek Marmara depremine karşı bir hazırlık yok. Her an olabilecek İzmir depremine karşı bir hazırlık yok. Her an olabilecek Bingöl depremine karşı da bir hazırlık yok. Olası Marmara depreminde; sadece İstanbul’da yıkılması öngörülen on binlerce bina var ama insanlarımız bu betondan tabutlarda oturmaya devam ediyor. Allah korusun, yeni bir felaket yaşamamız an meselesi ama hiçbir hazırlık yok. Depreme hazırlıklı tek bir şehrimiz bile yok. 21 yıllık iktidarı boyunca AK Parti ülkemizin her yanını depreme hazır hale getirebilirdi. Ellerinde böyle bir imkan vardı. Ama hazırlık bir yana, deprem gerçeğini ciddiye alan ne bir bakan, ne de bir belediye başkanı göremedik. Aksine rant meraklısı bir zihniyetle; kural tanımaz bir şekilde, ellerini attıkları her yeri imara açtılar. 21 yılda rant için kesmedikleri ağaç, çökmedikleri arazi kalmadı. Önümüzdeki yerel seçimler şehirlerimizi bu yolsuzluk sarmalından kurtarmak için büyük bir fırsattır. İşte biz İYİ Parti olarak bu kutlu göreve talibiz. İYİ belediyecilik vizyonumuzla, her şeyden önce yaşayan ve yaşatan şehirler inşa edeceğiz. Türkiye’yi yepyeni bir belediyecilikle tanıştıracağız” ifadelerini kullandı.

    ‘MİLLET İRADESİNİN GÜR SESİ OLDUK’

    İYİ Parti’nin bundan 6 yıl önce ‘her şey bitti’ dendiği anda, umutların yittiği, çarelerin tükendiği bir anda Türk siyasetine yeni bir nefes olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

    “İYİ Parti, koltuk hırsına, siyasi ranta, kişisel ikbal hesaplarına feda edilen millet iradesinin gür sesi oldu. Balçıkla sıvamaya çalışanların karşısında ülkemizin istikbali için her daim inatla parlayan bir güneş oldu. Ve bugün ne kadar tartışılırsa tartışılsın, kaç cepheden hedef alınırsa alınsın, hangi kirli tuzaklar kurulursa kurulsun İYİ Parti’nin güneşi ilk günkü ışıltısını koruyor. Çünkü İYİ Parti; birilerinin kariyer basamağı olsun diye kurulmadı. İYİ Parti, siyaset simsarlarının kirli düzeni sürsün diye kurulmadı. İYİ Parti, ittifaklara dayanıp yan gelip yatmak için de kurulmadı. Aksine İYİ Parti, hür ve müstakil bir yolda Türkiye’nin önünü açmak, Türk milletini, hakkettiği yaşam standartlarına kavuşturmak ve memlekete daima şerefle hizmet etmek için kuruldu” 

    Toplantı çıkışında basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Akşener, yarın CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile yapacağı görüşmeye ilişkin, “Sayın Özgür Özel randevu istedi, ben de verdim. Bilmiyorum gerisini” dedi.

    Kaynak: Haber7.com

  • İsrail’den rehinelere havadan takip! Yine anlaşmayı ihlal ettiler

    İsrail’den rehinelere havadan takip! Yine anlaşmayı ihlal ettiler

    • HABER7

    Hamas ile varılan ateşkes mutabakatı çerçevesinde Gazze Şeridi’ndeki hava trafiğini durdurması gereken İsrail yine sözünü tutmadı. İsrail’in esir takasını insansız hava araçlarıyla gizli şekilde takip ettiği öğrenildi. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), esir takasının 4’üncü gününde Uluslararası Kızılhaç heyetine teslim edilen rehinelerin görüntüsünü yayınladı.

    İnsansız hava aracıyla kayda alınan görüntüleri paylaşan işgalci Israil ordusunun, rehineleri ve onları teslim eden Kassam Tugayları savaşçıları takip ettiği deşifre oldu.

    27 Kasım’da saat 23.06’da İsrail ordusunun resmi internet sitesine yüklenen video kaydında, rehinelerin sınır kapısından geçerek İsrail işgalindeki topraklara girdiği anların görüntüsü yayınlandı.

    Görüntülerin yayınlanmayan kısımlarında hangi bölümleri kapsadığı, Kassam savaşçılarının baştan sona kadar takip edilip edilmediğine ilişkin kritik sorular ise cevapsız kaldı.

    İşte o görüntüler:

    FİLİSTİNLİ ASKERLERDEN YİNE ÖRNEK DAVRANIŞ

    24 Kasım’da yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının 4’üncü gününde İsrail 30’u kadın 3’ü çocuk olmak üzere 33 esiri serbest bıraktı. Kassam Tugayları ise 11 İsrailli’yi Uluslararası Kızılhaç’a teslim etti

    Kassam Tugayları’nın İsrailli tutukluları teslim ettiği anlara ilişkin görüntülerde yine sıcak anlar yaşandı. Serbest bırakılan tutuklular, Filistinli askerlere el salladı.

    Gazze’de gıda problemi yaşanmasına rağmen Kassam Tugayları savaşçıları, İsrailli rehinelerin teslim anında dahi yiyecek ve içeceklerini kendilerine sağladıkları görüldü.

    İşte 4’üncü esir takasına ilişkin Kassam Tugayları tarafından yayınlanan görüntüler:

    HANGİSİ TERÖRİST?

    Savaş hukukunun bütün kaidelerine riayet ettiği görülen Kassam Tugayları ile İsrail arasındaki fark bir kez daha gözler önüne serildi.

    • İsrail ile Hamas arasındaki “insani ara” uzlaşısı kapsamındaki esir takası mutabakatı çerçevesinde 24 Kasım’dan bu yana 4 günde Gazze Şeridi’nden biri erkek, diğerleri kadın ve çocuk 51 İsrailli esir, İsrail hapishanelerinden de Filistinli 150 kadın ve çocuk esir serbest bırakıldı.


    BU DA İSRAİL’İN ESİRLERE MUAMELESİ… YAPMADIKLARINI BIRAKMADILAR

    Kassam Tugayları’nın İsraillilere yönelik insani tavırlarının aksine İsrail tarafında tam tersi uygulamalar icra ediliyor.

    İsrail askerleri, Filistinli esirleri karşılamak üzere Beytunya beldesinde toplananlara göz yaşartıcı gaz ve gerçek mermiyle müdahale ediyor. Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu bir Filistinlinin öldürüldüğünü açıkladı.

    Bununla yetinmeyen İsrail, Doğu Kudüs’te serbest bırakılan Filistinli esirlerin evlerinin etrafında konuşlandı, yollarda kontrol noktaları kurdu.

    Bazı Filistinli esirlerin evlerini basan İsrail polisi, ailelere “herhangi bir kutlama yapılmaması ve evlerde toplanılmaması” uyarısında bulundu.

    HAFIZASINI KAYBEDENE KADAR İŞKENCE

    İsrail’in cezaevlerinden serbest bıraktığı rehinelerin bazılarının işkence nedeniyle yürüyemeyecek halde olduğu ve hafıza kaybı yaşadığı görülmüştü.

    16 yaşında İsrail tarafından esir alınan ve 8 yıl sonra serbest bırakılan Filistinli Marah Bakir ise Siyonistlerin kendilerine acımasızca işkence yaptığını dile getirerek, “İsrail, tıbbi ihtiyaçlarımızı karşılamak bir yana bize acımasız işkenceler yaptı, ağır cezalar uyguladı.” diye konuşmuştu.

    KADIN ESİRLERE DAYAK

    İsrail ile Hamas arasında yapılan esir takası mutabakatı kapsamında serbest bırakılan Filistinli kadın esirlerden 50 yaşındaki Attaf Ceradat İsrail hapishanelerindeki Filistinli kadınların 7 Ekim’den sonra ciddi şekilde darbedildiğini söyledi.

    Ceradat “7 Ekim’den sonra kadın esirler tecrit altına alındı. Ben de vücudumda iz kalana kadar dövüldüm. Hakaretlere uğradık, yataksız, battaniyesiz bırakıldık.” dedi.

    “KOLLARIMI KIRDILAR”

    İsrail zindanlarından esir takası anlaşması kapsamında serbest bırakılan çocuklardan biri, “Sayım yapıldığında durduk yere bize saldırdılar kollarımı kırdılar ve hiçbir şekilde tedavi etmediler. Cezaevinden çıkmadan bir gün önce kolumu sardılar.” dedi.

    “DOKTOR MUAYENESİNDE DÖVDÜLER”

    Cezaevinde yaşadıklarını anlatan bir diğer Filistinli çocuk esir ise, “Cezaevinden çıkmadan önce beni dövdüler, sonra doktor muayenesinde de dövdüler. Cezaevlerinde durum çok kötü. Tutuklulardan intikam alıyorlar.” ifadelerini kullandı.

     

    KAYNAK: HABER7

    Kaynak: Haber7.com

  • İsrail’in serbest bıraktığı kadın mahkum: Üzerimize gaz sıkıyorlar, taciz ediyorlardı

    İsrail’in serbest bıraktığı kadın mahkum: Üzerimize gaz sıkıyorlar, taciz ediyorlardı

    İsrail ve Filistin arasında 24 Kasım’da varılan esir takası anlaşması kapsamında dün serbest bırakılan İsrail hapishanelerindeki en yaşlı kadın mahkum Maysoon Al-Jabali ile çocuk mahkum İbrahim Taamra, hapishanede yaşadıklarını anlattı. Al-Jabali yaptığı açıklamada, 29 Haziran 2015’te tutuklandığını ifade ederek, esir takası anlaşması ile serbest bırakıldığını belirtti. Kadın mahkumların 7 Ekim’den önce durumlarının bir nebze de olsa iyi olduğunu ancak bunun 7 Ekim’den sonra daha da kötüye gittiğini ifade eden Al-Jabali, kadın mahkumların mahremiyetlerinin hiçe sayıldığını ifade ederek, gardiyanların kadınların tuvaletleri sadece belirli saatlerde kullanmasına izin verdiğini belirtti.

    “SU BİLE VERİLMİYORDU”

    Gardiyanların kadın mahkumların üzerine gaz sıktığını ve taciz ettiğini aktaran Al-Jabali, koğuşların aşırı soğuk olduğunu aktararak, mahkumların su bile almasının engellediğini açıkladı. Hastalanan mahkumların doktora götürülmediğini ifade eden Al-Jabali, hayatını kaybeden Filistinlilerin içeride büyük üzüntüye neden olduğunu belirterek, çatışmalar ile ilgili gelişmeleri yeni mahkumlardan öğrendiklerini aktardı.

    KAYNAK: SPUTNİK

    Kaynak: Haber7.com

  • Kadınlardan siyasi partilere çağrı… Partilerde kol değil, beyin olalım

    Kadınlardan siyasi partilere çağrı… Partilerde kol değil, beyin olalım

    İZMİR (İGFA) – İzmir Kadın Kuruluşları Birliği (İKKB) tarafından Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde düzenlenen toplantıda çarpıcı açıklamalarda bulunan Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, kadın kollarının eril düşüncenin bir uygulaması olduğunu belirterek, “Partilerde kol değil, beyin olmak istiyoruz” dedi.

    Kadın kollarında olmaktan bıktıklarını belirten Federasyon Başkanı Güllü, “Kol olarak bize dikte edilen yaşam tarzını istemiyoruz. Kol olmak değil, birey olmak, yol arkadaşı olmak, laiklik temelinde birer birey olmak istiyoruz. Tamamlayıcı değil bütünleyici olmak, beyin olmak istiyoruz” çağrısında bulundu.

    YEREL SEÇİMLERDE KADINA ÖNCELİK

    Yerel seçimlerde kadın adaylara yer verilmesi konusunda siyasi partilere de çağrı yapan Güllü, “Nüfusun yarısını oluşturan kadınların ülkenin geleceğine sahip çıkmalarının kaçınılmaz olduğunu söyledi. Güllü,“Kadınlar olarak eğitime erişimde, istihdamda yer almanın tüm koşullarının sağlandığı bir yüzyıl hayal ediyoruz. Eşitliği sağlamak lafta değil eylemde. Kadınları güçlendireceğiz. Kadınları aktif siyasetin içinde tutacağız” dedi.

    Türkiye Kadın hareketinin 5 Aralık 1934’de seçme ve seçilme hakkını erkeklerden söke söke alan bir gelenekten geldiğini hatırlatan Güllü, “Bu ülkede hala eşitliğin, özgürlüğün ve adaletin tesisi için çalışan, insan hakları mücadelesi yürüten ve barışın hakim olduğu bir dünya için gayret gösteren kadınlar var. Bu kadınlar ne tarihin erkeklerin belirlediği şekilde yazılmasına, ne adaletin erkeklerin kırbacı gibi işlemesine, ne de hakikatin engellenmesine izin vermeyecekler” diye konuştu.

  • KADEM’den yeni kampanya: Şiddetsiz toplum güvenli gelecek!

    KADEM’den yeni kampanya: Şiddetsiz toplum güvenli gelecek!

    Kadın ve Demokrasi Vakfı (KADEM), tüm dünyada varlığını sürdüren kadına yönelik şiddete karşı toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl düzenlediği kampanyalara bir yenisini ekledi. “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” dolayısıyla hazırladığı kampanya kamu spotunu basına özel gösterimle izleten KADEM bu kez; “6284 Sayılı Kanunla Şiddetsiz Toplum Güvenli Gelecek” mesajı verdi.

    “Şiddetsiz Toplum Güvenli Gelecek” isimli kampanya, 6284 sayılı kanun maddesi hakkında toplumsal bilinçlenmeyi hedefliyor. 6284 sayılı ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun, şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların ve aile bireylerinin korunmasına ve şiddetin önlenmesine yönelik tedbir ve esasları düzenliyor.

    KADEM, toplumda tam olarak bilinmeyen ya da yanlış bilinen 6284 sayılı kanun maddesine dikkat çektiği kampanya kapsamında, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile ortak bir kamu spotu hazırladı. KADEM Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Saliha Okur Gümrükçüoğlu ve Yönetim Kurulu üyelerinin katıldığı basın toplantısında, kampanya kamu spotunun ilk gösterimi yapıldı. 21 Kasım’da gerçekleşen özel gösterimde kampanyanın detayları paylaşıldı.

    “Şiddetsiz Toplum Güvenli Gelecek” kampanyası kapsamında hazırlanan 45 saniyelik film; yasayı somutlaştıran diyaloglarla 6284 yasasının önleyici ve koruyu tedbirleri hakkında bilgi veriyor. Sosyal medya hashtagi olan #ŞiddetsizToplum ile kampanyanın dijital mecralar aracılığıyla daha geniş kitlelere ulaşması hedefleniyor.

    Kampanya tanıtım toplantısında kadına yönelik şiddetin bütün dünyanın ortak sorunu olduğuiu söyleyen KADEM Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Saliha Okur Gümrükçüoğlu bu anlamda KADEM’in en önemli çalışma alanlarından birinin Hak Savunuculuğu olduğuna ve 10 yıldır kadınların onuru ile yaşayacakları güvenli bir toplum inşa etme amacıyla çalıştıklarına dikkat çekti.

    “Şiddetsiz Toplum Güvenli Gelecek” kampanyasının detaylarına da değinen Gümrükçüoğlu, “Hazırladığımız kamu spotuyla kadına şiddet konusunda son yıllardaki en büyük kazanımlardan birisi olan 6284 sayılı kanuna odaklandık. 6284 sayılı kanun, şiddeti önlemeye ve şiddet mağdurlarını korumaya karşı tedbirler içeriyor. Bu kanunun amacı; şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin korunması anlamını taşıyor” dedi. 6284 sayılı kanunun bir ceza kanunu olmadığına da vurgu yapan Gümrükçüoğlu, yasanın kapsadığı önleyici tedbirleri anlattı. KADEM Başkanı son olarak, basın aracılığıyla herkesi toplumsal sorumluluk bilinciyle kampanyaya destek vermeye davet etti.

    KADEM zorunlu yayın kapsamındaki 6284 Sayılı Kanun Maddesini konu alan spot filminin yanı sıra “6284 Sayılı Kanunla Şiddetsiz Toplum Güvenli Gelecek” temalı kampanyasını saha ve sosyal medya çalışmaları ile de yaygınlaştırmayı hedefliyor. Sahada 53 Temsilciliğinin de katkılarıyla yurt genelinde meydanlarda, bilboard ve dijital ekranlarda filmin gösterimleri yapılırken Genç Kadem gönüllüleri de yasanın önemini hatırlatan çalışmalarla sahada olacak.

    KADEM’İN ÖNCEKİ 25 KASIM KAMPANYALARI 

    KADEM, geçen sene kadına yönelik şiddetin bir türü olan “ısrarlı takip” konusuna dikkat çekerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndan yola çıkarak  “Yasaya Tutun, Yasa seni Korur” mesajı vermişti.

    Önceki yıllarda da “Sen Varsan Şiddete Yer Yok”, “Şiddete Göz Yumma”, “Şiddete Hakkın Yok”,  “Sevgi ile Şiddet Yan Yana Gelmez” gibi kampanyalar düzenleyerek bu uluslararası soruna dikkat çekmişti.

    KAYNAK: HABER7

    Kaynak: Haber7.com

  • Kurbanlarından pasta ve sabun yapan katil

    Leonarda Cianciulli, 18 Nisan 1894’te küçük bir İtalyan kasabasında dünyaya geldi. Yaşamının ilk yıllarından itibaren intihara meyilliydi. Karmaşık ruh halleri nedeniyle ilk kez intihara teşebbüste bulunmuştu. Genç bir kadın olduğunda gittiği bir falcıdan geleceği hakkında bir takım şeyler öğrenmek istedi. Bu elbette onu iyileştiren bir adım olmaktan çok uzaktı. Medyum ona genç yaşta evlenip çocuk sahibi olacağını anlattı. Hikayenin başlangıcı oldukça iç açıcı görünüyordu. Fakat anlatmaya devam ettikçe dehşete düştü.

    Genç yaşta intihar eğilimi

    Ona tüm çocuklarının öleceğini söylemişti. Bu tür bir cümle henüz anne olmamış bir kadını derinden sarsmak için yeterliydi. Sıra el falına geldiğinde; sağ elinde bir hapishane sol elinde bir tımarhane gördüğünü açıkladı. Anlaşılan hayatı trajediyle bütünleşecekti. Ürkütücü görüşmeden sonra eskisinden çok daha kötü oldu.

    Gelgitli bir hayat

    Hayatının geri kalanında batıl inançlara sıkı sıkıya sarılacaktı. Birkaç yıl boyunca gelgitli halini sürdürdü. Bu durum, 20’li yaşlarının başında evlenmesine mani olmadı.1917 yılında memur RaffaelePansardi ile nikah masasına oturdu. Annesi kızının başka biriyle evlenmesini istediği için bu evliliği onaylamadı. Cianciulli bir müddet sonra annesi tarafından lanetlendiğini iddia etti. Muhtemelen başına gelen her türlü felaket için laneti anımsayacaktı. Çözümü 1921’de eşiyle beraber farklı bir kasabaya taşınmakta buldu.

    Gittiği yerde örnek bir vatandaş olmadığı, 1927’de dolandırıcılık suçundan mahkum edildiği ortaya çıktı. Evlilikleri sırasında yolunda gitmeyen tek şey, onun hapse düşmesi değildi. Birbiri ardına on yedi kez hamile kalmış ve çocuklarından üçünü düşük nedeniyle kaybetmişti. Diğer on çocuk ise ölümün pençesinden kurtulamadı. Falcının sözleri ve aklındaki lanet onu paranoyaya sürüklüyordu. Zihninde kurduğu hayallerin ne denli tehlikeli olabileceği henüz bilinmiyordu. Bu hayaller hayatta kalan dört çocuğunu korumak için vahşi bir yönünü uyandıracaktı. Serbest kaldıktan sonra o ve ailesi yeniden taşındı. Talihsizlik onları gittikleri yerde de buldu. 1930’da gerçekleşen Irpinia Depremi’nde binlerce aile gibi evsiz kalmışlardı. Bu defa kuzey İtalya’nın bir bölgesine taşındılar. Buraya kolayca uyum sağlamışlardı. Cianciulli, kendine ait küçük bir dükkan işletiyordu. İnsanlar onun hakkında oldukça iyimserdi. Yıllar içinde saygı duydukları ve sevgi besledikleri biri haline dönüşmüştü. 1939’un sonlarına doğru oğlunun tek bir sözü ile halka sergilediği bu illizyonu sonlandıracaktı. Giuseppe, orduya katılmaya karar verdiğinden söz etti.

    Çocuğunu ne pahasına olursa olsun koruyacaktı

    Cianciulli için bu yıkım anıydı. Oğlunun savaşta öleceğini varsayıyordu. İçten içe onu yiyip bitiren korkularıyla baş başa kalmıştı. Ona göre bir annenin yapması gereken tek şey çocuğu ne pahasına olursa olsun korumaktı. Düşündü, düşündü ve sonunda insan kurban etmeye karar verdi. İlk kurbanı Faustina Setti adında bekar bir kadındı. Ona uygun bir eş bulması için yardımcı olacağını söyledi. Kadın evlilik vaadinden hoşlandı. Hatta aracı olduğu düşüncesiyle ödeme bile yaptı. Cianciulli, sohbet arasında ondan aile üyelerine hitaben, evleneceği kişiyi ziyaret etmeye gideceğini belirten bir mektup yazmasını istedi. Bundan sonra onu uyuşturdu ve bir baltayla öldürdü.

    Kadını birkaç parçaya ayırdı ve bu parçalardan sabun üretti. Setti’nin vücudundan dökülen kana gelince, gerekli malzemelerin eşliğinde lezzetli bir pasta hazırlamıştı. En azından ziyarete gelen komşuları tarafından öyle söyleniyordu. Kalıntılardan hazırladığı yiyecekleri sadece yabancılara ikram etmedi. Kendisi ve oğlu da yedi. 1940’ın sonbaharında Francesca Soavi ikinci kurbanı oldu. İlkinden farklı olarak Sovai’yi iş vaadiyle kandırdı. Aile üyelerine mektup yazmasını istedikten sonra hikayenin devamı bir öncekiyle aynı akışta ilerledi. Üçüncü kurbanı ve aynı zamanda bilinen son kurbanı Virginia Cacioppo ünlü bir sopranoydu. Bu kadına da yurt dışında iş vadetti. Ölümü ve ortadan kayboluş şekli diğerlerinden farksızdı. Cianciulli hem cinayetlerde yakayı ele vermemiş hem de oğlunun hayatını korumanın rahatlığı içindeydi. İşlediği suçların yanına kar kalacağını zannediyordu ama öyle olmadı.

    Sonunda yakayı ele verdi

    Diğer iki kadının aksine, Virginia Cacioppo’nun geride bıraktığı mektup bir akrabasına inandırıcı gelmedi. Polislere kayıp ihbarında bulundu ve en son Cianciulli’nin evine girerken gördüğünden bahsetti.Yapılan ufak çaplı soruşturma, kayıp kişi sayısını bir anda üçe çıkardı. Bu kadınların hepsi de baş şüpheliyle bağlantılıydı. Leonardo Cianciulli, kendini savunmak istedi fakat başarısız oldu.

    Sonunda gerçekleri itiraf etmekten başka çıkar yol bulamadı. Davası 1946’da görüldü ve üç yılını akıl hastanesinde olmak şartıyla 33 yıl cezaya mahkum edildi. O sıralar savaşın keşmekeşi arasında insanlar düşmanı başka topraklarda arıyordu. Halbuki düşman yanı başlarındaydı. Birinin evladı, birinin eşi, birinin annesi ve diğerlerinin komşusuydu. Oğlunun canı uğruna üç masumu kurban etti. Çok daha fazlası, onları ölümden sonra bile çıkarları uğruna kullandı. Bu düşman, 15 Ekim 1970’de akıl hastanesindeyken öldü. 79 yaşında ölen Cianciulli, geride müzede sergilenmek üzere çeşitli cinayet silahları bıraktı.

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com