Etiket: Ülke

  • Bakan Kacır duyurdu: Akkuyu’nun ilk reaktörünü önümüzdeki yıl devreye alacağız

    Bakan Kacır duyurdu: Akkuyu’nun ilk reaktörünü önümüzdeki yıl devreye alacağız

    Bakan Kacır, Ankara’daki bir otelde düzenlenen 13’üncü Türkiye Enerji Zirvesi’ne katıldı.

    Burada konuşan Kacır, enerji sektörünün bir dönüşüm çağının arifesinde olduğunu belirterek, “Türkiye hızla değişen küresel enerji denklemini ve fırsatları doğru analiz ederek uyguladığı politikalarla riskleri avantaja çeviren bir ülke haline geldi. ‘Doğu-Batı ve Kuzey-Güney Enerji Koridoru’ merkezinde yer alan Türkiye; yoğun enerji diplomasisiyle kaynak ülkeler ve tüketici arasında güvenli bir köprü vazifesi görüyor, küresel ekonominin can damarı enerjinin tedarikini güvence altına alıyor, enerjinin küresel barışı güçlendiren bir araç olmasını sağlıyor. Türkiye Yüzyılı’ında müreffeh bir ülke inşa etmenin anahtarı olarak; başta yenilenebilir enerji kaynakları olmak üzere alternatif enerji kaynaklarının kullanımını ülkemizde daha da yaygınlaştırmayı, bu alanlarda üretim ve teknoloji geliştirme kabiliyetlerimizi güçlendirmeyi görüyoruz. Bununla birlikte ülke olarak 254 milyar dolarlık ihracatımızı daha üst seviyelere çıkarmak istiyoruz. Küresel üretim üssü statümüzü perçinlemek ve rekabetçiliğimizi sürdürmek en büyük hedefimiz” dedi.

    “Akkuyu’nun reaktörünü önümüzdeki yıl devreye alacağız”

    Kacır, sektörün gelişimini hızlandıracak yeni endüstri bölgeleri kuracaklarını ve ihracat potansiyellerini harekete geçireceklerini ifade ederek, konuşmasını şöyle tamamladı:

    Çandarlı Limanı’nı da Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızla birlikte en kısa sürede hayata geçireceğiz. Alternatif enerji kaynaklarının kullanımı ve üretimine yönelik çalışmalarımıza devam ediyoruz. Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin üretime geçmesinden sonra ülkemizde önemli bir boşluk daha doldurulmuş olacak.

    Akkuyu’nun ilk reaktörünü önümüzdeki yıl devreye alacağız. Sinop ve İğneada projeleri ile ilgili uluslararası müzakerelerimiz de devam ediyor. Ayrıca küçük modüler reaktör, erimiş tuz reaktörü gibi yenilikçi uygulamaları ülkemizde gerçekleştirmek için çalışmalarımızı yürütüyoruz.

    Bu atılımlarla ‘2053 Net Sıfır Emisyon’ hedeflerimize ulaşacak, üretimin kalbi enerji sektöründe her geçen gün bağımsız olma yolunda emin adımlarla ilerleyeceğiz. Kıymetli iş insanlarımızla, girişimcilerimizle profesyonel yöneticilerimizle ‘Teknoloji Üreten, Güçlü Türkiye’ hedefimiz doğrultusunda, dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında yer almak için kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.

    Kaynak: Haber7.com

  • Türkiye, Fransa’yı geride bırakıp 2’inci olacak

    Türkiye, Fransa’yı geride bırakıp 2’inci olacak

    Turizmin 2023 yılı boyunca patlama yapmasıyla birlikte, Avrupa’nın ziyaretçi sayıları pandemi öncesi seviyelere ulaştı.

    Dünya Seyahat Pazarı’nın Küresel Seyahat Raporu’na göre, Türkiye ziyaretçi sayısında artış yaşandı.

    Rapora göre, Türkiye’nin 2024 yılında Avrupa’da en çok ziyaret edilen ikinci ülke olarak Fransa’yı geçeceği tahmin ediliyor.

    Avrupa’ya yapılan toplam ziyaret sayısı 2019’da 440 milyondan 2023’te 428 milyona düşerek yüzde 3 azaldı. Ancak Türkiye’de bu rakamlar yükselişte.

    Türkiye, 2019 yılına kıyasla ziyaretçi sayısında yüzde 73’lük bir artış kaydetti.

    Böylece Türkiye, 2019’a göre sırasıyla yüzde 33 ve yüzde 31 artış gösteren Avrupa’nın en büyük iki pazarı Fransa ve İspanya’dan daha iyi performans gösterdi.

    Bölgenin 10. büyük pazarı olan Hırvatistan, 2023 yılında pandemi öncesi seviyelerin yüzde 51 üzerinde gerçekleşmesi beklenen bir diğer dikkat çekici performans sergileyen ülke oldu.

    TÜRKİYE TURİZMDE ATAĞA GEÇTİ

    2023 yılına Kahramanmaraş merkezli büyük ve yıkıcı deprem felaketiyle giren Türkiye, yaz ayları başında turizm açısından toparlanmakta zorlandı. Ancak ilerleyen aylarda Türkiye, turizmde atağa geçti.

    Rapora göre, Türkiye’nin bu kadar çok sayıda turist çekmesinin en başta gelen nedeni doğal güzelliği ve tarihi zenginliği olsa da, ekonomik açıdan cazip bir seçenek sunması çok önemli.

    Ayrıca Türkiye, Avrupa’da Rusya’dan uçuşların yasaklanmadığı tek ülke olarak bu ülkeden turistleri ağırlamaya devam etti.

    2022’de Türkiye’yi yaklaşık 5 milyon Rus ziyaret etti. 2023’te bu sayının toplam 7 milyona çıkması bekleniyor.

    WTM raporu’na göre turizm açısından en popüler Avrupa ülkesi İspanya, ikinci ülke ise Fransa oldu.

    Ancak rapor, Türkiye’nin cazibesinin 2024 yılında da devam edeceğini ve Avrupa’da en çok ziyaret edilen ikinci ülke olarak Fransa’yı geçeceğini öngörüyor.

    WTM İspanya, Fransa ve Türkiye’de turizm açısından büyümenin devam edeceğini ve sırasıyla yüzde 74, 80 ve 72 oranında artacağı tahmininde bulunuyor.

    Kaynak: Haber7.com

  • Türkiye, Fransa’yı geride bırakıp 2. olacak

    Türkiye, Fransa’yı geride bırakıp 2. olacak

    Turizmin 2023 yılı boyunca patlama yapmasıyla birlikte, Avrupa’nın ziyaretçi sayıları pandemi öncesi seviyelere ulaştı.

    Dünya Seyahat Pazarı’nın Küresel Seyahat Raporu’na göre, Türkiye ziyaretçi sayısında artış yaşandı.

    Rapora göre, Türkiye’nin 2024 yılında Avrupa’da en çok ziyaret edilen ikinci ülke olarak Fransa’yı geçeceği tahmin ediliyor.

    Avrupa’ya yapılan toplam ziyaret sayısı 2019’da 440 milyondan 2023’te 428 milyona düşerek yüzde 3 azaldı. Ancak Türkiye’de bu rakamlar yükselişte.

    Türkiye, 2019 yılına kıyasla ziyaretçi sayısında yüzde 73’lük bir artış kaydetti.

    Böylece Türkiye, 2019’a göre sırasıyla yüzde 33 ve yüzde 31 artış gösteren Avrupa’nın en büyük iki pazarı Fransa ve İspanya’dan daha iyi performans gösterdi.

    Bölgenin 10. büyük pazarı olan Hırvatistan, 2023 yılında pandemi öncesi seviyelerin yüzde 51 üzerinde gerçekleşmesi beklenen bir diğer dikkat çekici performans sergileyen ülke oldu.

    TÜRKİYE TURİZMDE ATAĞA GEÇTİ

    2023 yılına Kahramanmaraş merkezli büyük ve yıkıcı deprem felaketiyle giren Türkiye, yaz ayları başında turizm açısından toparlanmakta zorlandı. Ancak ilerleyen aylarda Türkiye, turizmde atağa geçti.

    Rapora göre, Türkiye’nin bu kadar çok sayıda turist çekmesinin en başta gelen nedeni doğal güzelliği ve tarihi zenginliği olsa da, ekonomik açıdan cazip bir seçenek sunması çok önemli.

    Ayrıca Türkiye, Avrupa’da Rusya’dan uçuşların yasaklanmadığı tek ülke olarak bu ülkeden turistleri ağırlamaya devam etti.

    2022’de Türkiye’yi yaklaşık 5 milyon Rus ziyaret etti. 2023’te bu sayının toplam 7 milyona çıkması bekleniyor.

    WTM raporu’na göre turizm açısından en popüler Avrupa ülkesi İspanya, ikinci ülke ise Fransa oldu.

    Ancak rapor, Türkiye’nin cazibesinin 2024 yılında da devam edeceğini ve Avrupa’da en çok ziyaret edilen ikinci ülke olarak Fransa’yı geçeceğini öngörüyor.

    WTM İspanya, Fransa ve Türkiye’de turizm açısından büyümenin devam edeceğini ve sırasıyla yüzde 74, 80 ve 72 oranında artacağı tahmininde bulunuyor.

    Kaynak: Haber7.com

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: İsrail köşeye sıkıştı Netanyahu pılını pırtısını toplayıp gidecek

    Cumhurbaşkanı Erdoğan: İsrail köşeye sıkıştı Netanyahu pılını pırtısını toplayıp gidecek

    Cumhurbaşkanı Erdoğan Cezayir dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    SORU: İsrail, Gazze’yi işgal planını ‘Gazze’nin sonraki dönemde kontrolü güvenlik açısından bizde olacak’ sözleriyle açık etti. Bunun akabinde ABD’den çeşitli mekanizmalarla bir geçiş dönemi ve sonrasında yeniden canlandırılmış bir Filistin yönetimine Gazze’nin devri konuşuluyor. Almanya’dan “BM kontrolüyle bir Gazze” gibi açıklamalar geliyor. Tüm bu süreçte Türkiye’nin yaklaşımı, tutumu nedir?

    MAŞERİ VİCDAN HAREKETE GEÇTİ

    Her şeyden önce herkes bir defa şunu bilmeli, Gazze bir Filistin toprağıdır. Her ne kadar Filistinlilerin kadim yurtları kademe kademe İsrail tarafından 1947’den itibaren işgal edilmişse de Gazze, Filistin toprağı olarak inşallah kalacaktır. İsrail’in aşama aşama Filistin topraklarını işgali adeta bir kapkaç olayıydı. Ama artık devran böyle dönmüyor. Şu anda tüm dünyanın İsrail’e karşı nasıl bir tavır takınmaya başladığını görüyorsunuz. Gazze’de gerçekleşen işgal, bazı ülkelerin yönetimlerini sessizliğe gömse de toplumların vicdanlarını Allah’a hamdolsun harekete geçirdi. Sokaklarda Filistin’e destek olanların sayısı artıyor. İşte Almanya’ya bakın. Geçen oradaydım, aynı gün Berlin’de yürüyüşler oldu. İngiltere aynen bu şekilde. Amerika Birleşik Devletleri’nde Beyaz Saray’ın önünde neler olduğunu görüyorsunuz.

    NETANYAHU’YA ARTIK HERKES GİT DİYOR

    Fransa’da, Latin Amerika ülkelerinde neler olduğunu görüyorsunuz. Artık maşeri vicdan harekete geçti ve bununla birlikte İsrail’in sokakları bile hareketlendi. Herkes Netanyahu’ya “artık git” der hale geldi. Bazı yabancı ülke yetkilileri bize “bundan kurtulmalıyız” diyor. Bu sürecin ileri düzeyde devam edeceğine ihtimal vermiyorum. İnşallah çok kısa bir zamanda Netanyahu pılını pırtısını toparlayıp, buradan çekilecek. Zaten Netanyahu’nun mahkemelik bir durumu da var biliyorsunuz. Belki de oradan kurtulmak için böyle bir adımı atmış da olabilir. Fakat hangi yönde adım atarsa atsın, kurtulamayacak. Şu anda biliyorsunuz Filistin’de tutulan İsrailliler dahi “Bizi buraya sen mahkum ettin, bir an önce bu işten elini eteğini çek. Biz de kurtulalım” deme noktasına geldiler.

    SORU: Sizin de saydığınız gibi ABD, Avrupa ülkeleri, dünyanın bir ucundan diğerine kadar yüz binlerce insan hem İsrail’i hem kendi ülkelerinin pozisyonlarını protesto ediyorlar. Siz, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak da bu davaya önderlik eden bir isimsiniz. Bütün bu sokaklardaki milletlere, içlerinde çoğunlukta olmasa bile Yahudi asıllı olanlar da bulunuyor, ne söylemek istersiniz?

    Yani benim bakışım şu, herhangi bir etnik unsur ayırt etmeden Müslüman’ı, Hristiyan’ı, Musevi’siyle, hiçbir ayrıma gitmeden, olaya insan unsuru itibariyle bakmamızın gereğine inanıyorum. Şu anda insanlık feryat ediyor.

    Onlar tarihin doğru tarafında duranlardır. Günlerdir konuşuyoruz, Holokost cenderesinde batı toplumu doğru bir sınav veremedi, tarihin yanlış tarafında durdu. Bosna’da, Kosova’da yine aynı şekilde yaşanan katliamlar görmezden gelindi, sessiz kalındı. Irak’ta, Suriye’de yine utanç verici sessizlik hakimdi.

    SOKAKLARIN ÇAĞRISI İSRAİL’İ KÖŞEYE SIKIŞTIRIYOR

    Bu kez öyle olmadı. Ülkelerin yönetimleri yine bildiğiniz gibiydi ancak, halklar artık “yeter bunca zulüm” diyor. Gazze’de öldürülen bebekleri görüyor, isyan ediyorlar. Sokaklardan yükselen ses bir vicdani haykırıştır. Sokakların çağrısı İsrail’i her geçen gün köşeye sıkıştırmaktadır. O sese kulak tıkayan siyasetçiler çok yakında bunun karşılığını halklarının demokratik tepkisiyle alacaklardır. Halklarının gözünde İsrail yanlısı tutumlarıyla soykırım destekçisi durumuna düşen liderlerin bir an önce bu yanlıştan dönmesi gerekir. Vakit çok geç olmadan İsrail’in arkasında saf tutan devletlerin yönetimleri, uluslararası hukuka, insan haklarına, vicdani ve ahlaki değerlere uygun bir zemine gelmeli ve bu suçlara ortak olmamalıdır.

    Dolayısıyla biz hep birlikte mazlumların yanında yer almak suretiyle, zalimlerin attığı adımlardan onları kurtarmamız lazım. Ben Hamas’ın elinde bulunan sivillere yönelik herhangi bir olumsuz davranışının olduğuna veya olacağına inanmıyorum. İsrail’in elinde ciddi sayıda Filistinli var. Hamas şu anda onları kurtarmanın gayreti içerisinde. Biliyorsunuz şu an itibariyle Katar’ın devreye girmesiyle süreçte yeni bir adım atılıyor. Öyle zannediyorum ki rehinelerin takasına bugün yarın geçecekler.

    SORU: Riyad Zirvesi’nden sonra Refah Sınır Kapısı sorunu, sonuç bildirgesindeki ifadelere göre biraz daha fazla gündem oldu. Refah’tan daha fazla yaralının ve yardımın daha kolay geçebilmesi için Mısır’ın tutumu hayati önemde. Bu çerçevede sizin yakın zamanda bir Mısır ziyaretiniz, Refah Sınır Kapısı’nın durumuna ilişkin bir girişiminiz olacak mı? Ablukayı kırmak için neler yapılacak?

    Refah Sınır Kapısı’nda Mısır yönetimi olumlu adımlar atıyor. İlk etapta Gazze’deki kanser hastalarından 40’ı ülkemize geldi. İkinci etapta bu sayı ciddi manada arttı ve 88 hasta, 67 refakatçiye ulaştık. Bunların tedavilerini biz şehir hastanelerimizde yapıyoruz, buna devam edeceğiz. Gazzeli hastaların oradan çıkartılarak ülkemize getirilmesinin artarak devamını istiyoruz. En kısa zamanda bir Mısır seyahati düzenleyebilirim. Mısır’da ağırlıklı gündemimiz bu konular olacak. “Ne gibi adımlar atabiliriz, hastaların tahliyesinin önünü nasıl açarız?” bunları konuşacağız. Bir an önce istiyoruz ki bu hastaların tamamını getirebilelim. Hatta benim arzum, cerrahi müdahale gerekenleri de bir an önce alalım. Hele hele çocukları bir an önce alalım, tıbbi müdahaleleri yapalım. Bu konuda arkadaşlarımızla mutabıkız ve süreci de inşallah bu şekilde işleteceğiz.

    ABLUKAYI KIRMAK İÇİN TAKIM OYUNU LAZIM

    Ablukayı kırmak, sadece bir ya da iki ülkenin değil, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği ülkelerinin tamamının atacağı adımlar, oluşturacağı stratejilerle mümkün olacaktır. Siyasette sıkça kullanılan takım oyunu yaklaşımının eksiksiz sergilenmesi gerekiyor. Ablukayı kırmak sadece bir miktar yardımın Gazze’ye sokulması ile gerçekleşmez. Ekonomik, siyasi, diplomatik, sosyolojik, kültürel birçok unsuru kullanarak hem ateşkesi sağlamalı, hem de Gazze’ye yeterince yardımı ulaştırıp, İsrail tarafından yerle bir edilen kenti yeniden ayağa kaldırmalıyız.

    İSRAİL YAPTIKLARININ HESABINI VERMELİ

    Abluka sadece İsrail’in Gazze çevresine yığdığı askerler ve silahlardan ibaret değil. İsrail’i uluslararası hukuka uymaya ve yaptıklarının hesabını vermeye zorlamalıyız. Mesela Birleşmiş Milletler zeminindeki ablukayı da kırmalıyız. Filistin’de yaşananları, oradaki İsrail zulmünü hakkıyla anlatıp, Filistinli mazlumların on yıllardır yaşadıklarını, onların seslerini duymayanlara duyurup, halkların bakış açılarını değiştirip, zihinlerdeki ablukayı kırmalıyız. “Müslüman öldüğünde sorun yok, Hıristiyan ya da Yahudi ölürse ancak problem vardır” şeklindeki faşizan yaklaşımı darmadağın edip, “ölen insansa orada sorun vardır” kavrayışını hakim kılmalı ve bu sayede idraklerdeki ablukayı kırmalıyız. Filistin’in tarihsel sınırlarını, oradaki halkın kendi kaderini tayin hakkını, mülkiyet hakkını, yaşama hakkını, özgürlüklerini elinden alan Siyonistlerin ve destekçilerinin, dünyanın dilini ve gözünü bağlayan tüm ablukalarını yok etmeliyiz. Ancak böyle kalıcı barışı sağlamak mümkün.

    SORU: Hem Batılı ülkelerin hem de bazı Müslüman ülkelerin bu katliamlara sessiz kaldığını görüyoruz. Sizi bu konuda hayal kırıklığına uğratan ülke var mı?

    Batılı ülkelerde bir ülke hariç, maalesef bu işi sahiplenen yok. Hemen hemen Avrupa ülkelerinin hepsi de bu konuda sessiz. Katliamı durdurmak üzere müdahaleleri söz konusu değil. Burada yalnız İspanya’nın yaklaşım tarzı olumlu istikamette gelişiyor. İspanya’da malum hükümet kuruldu. İspanya Başbakanı Sayın Pedro Sanchez ile haftaya bir görüşmem de olacak, onun durumu farklı. Bu ülkelere dirsek çevirmemek lazım. Görüşeceğiz, “bunları Filistin’in yanına nasıl çekeriz?” konusuna da bir taraftan bakacağız.

    TEPKİSİZ KALMAK UTANÇ VESİLESİ

    En son Almanya’daydık. Neler olduğunu görüyoruz. İslam dünyasının da bu işgale sessiz kalmaması gerekir. Gazze’nin düşmesi demek, İslam dünyasının birlik ve beraberliğinin de derin yara alması anlamına gelir. İsrail’in pervasızca Gazze’yi işgal etmesi, uluslararası hukuk, insan hakları, etik değerleri tanımadan etrafa saldırması karşısında sessiz, tepkisiz kalmak bir utanç vesilesidir.

    GAZZE İÇİN YUMRUK MASAYA VURULMALI

    İslam dünyası Riyad’da sergilediği kararlılığın arkasında durmak ve alınan kararları uygulamak için birlik ve beraberlik ruhuyla hareket etmeli ve tek yumruk olmalıdır. O yumruk masaya olanca gücüyle vurulduğunda, İsrail’in işgale devam etmesi de zulümlerini sürdürmesi de mümkün olmayacaktır.

    Buradaki en önemli nokta tek yumruk olmak, olabilmektir. İsrail’in Gazze’de ve diğer Filistin şehirlerinde uyguladığı devlet ve işgalci terörü bir insanlık suçudur, soykırımdır. Buna sessiz ve tepkisiz kalınamaz. İslam dünyasında diriliş tohumu toprağa en son Riyad’da düşmüştür. O tohum yeterince sulanmazsa boy veremez, büyüyemez. O can suyunu hep birlikte verecek ve Filistin’deki şehitlerimize ve ecdada karşı sorumluluğumuzu hep birlikte yerine getireceğiz.

    Bunu sağlamak için durmak dinlenmek bilmeden çalışıyoruz. Netice alacağımıza olan umudumuz diridir. Umarım bu yaşadığımız sancılar, yıllardır bölgemizde arzu edilen barışın ve onu sağlayacak Filistin devletinin doğum sancılarıdır.

    SORU: 7 Ekim’den bu yana ve öncesinde İsrail’in katliamları ve terör devleti kimliğiyle yürüttüğü bütün bu acımasız tabloyu eleştiren ve ilkesel duruş sergileyen bir liderliğiniz var. Ama öte yandan küresel sermayeye de baktığımızda bir Musevi etkisi, bir Yahudi lobisi etkisi var. Acaba Türkiye’ye dönük fon akışında bu ilkeli duruşu cezalandırmak üzere herhangi bir hareket hamle görüyor musunuz? Ya da bu noktada ülkenin ilkesel duruşu, antisemitizme karşı olan duruşuyla birlikte uluslararası sermayeye çağrınız ne olur?

    Türkiye’yle ilgili olarak bir şeyi iyi tespit etmemiz lazım. Yahudiler ayrıdır, Siyonistler ayrıdır ve şu anda zaten İsrail’deki olay Siyonizmin en önemli adımlarından bir tanesidir. Batının İsrail’e karşı olan tavrında da Siyonizme karşı bir dik duramayış vardır. Maalesef Türkiye’de de buna mağlup olan, mağlup olmanın yanında onların eşiğinde giden yapılar mevcut. Bunların içinde siyasi yapılar da bulunuyor.

    ANA MUHALEFET NETANYAHU AĞZIYLA KONUŞUYOR

    Mesela ana muhalefetin başındaki isim Netanyahu’nun ağzıyla konuşuyor. Benim ülkemde ana muhalefetin başındaki insan Netenyahu’nun ağzıyla konuşursa, Türkiye’de bizim topraklarımızın suyundan hiçbir şey alamamış demektir. Bunlara gereken dersi vakti saati geldiğinde ben inanıyorum ki benim milletim verecektir. Yine bakıyorsunuz ana muhalefetin başını çektiği ittifakın içerisinde yer alanlardan, Siyonist yapıyla beraber hareket edenler bulunuyor. Bunları tek tek saymama da gerek yok. Fakat benim milletimin iradesi bunların hepsinin iradesini ters yüz edecektir.

    DÜNYA TÜRKİYE’NİN KIYMETİNİN FARKINDA

    Yaklaşık 4,5 ay sonra gereken cevabı milletimden alacaklarına ben inanıyorum. İsrail’in katliamlarını desteklemeyen, bunların karşısında duran Yahudilerin sayısı da az değil. Bunlar arasında sözünü ettiğiniz uluslararası sermaye tanımına dahil olanlar da bulunuyor. Onlar açısından Türkiye’ye yatırım sorun olmaz diye düşünüyorum. Türkiye’nin çocukların öldürülmesine karşı çıkmasından, barışı ve insan haklarını savunmasından rahatsız olan sermaye sahipleri ise ancak İsrail’in katliamına kayıtsız şartsız destek verirseniz sizden memnun kalırlar. Bizim böyle bir tutum sergilememiz asla düşünülemez. Bu nedenle biz bir endişe duymuyoruz. Dünya Türkiye’nin kıymetinin farkında, küresel yatırımcılar da farkında. Birkaç marjinalin dışında küresel yatırımcıların İsrail’in etkisiyle Türkiye gibi bir ülkeden yüz çevireceklerini düşünmüyorum. Küresel sermayeyi ülkemize çekmek için, kazan kazan ilkesiyle hareket etmeye de, Türkiye’ye yakışır şekilde insani duruş sergilemeye de devam edeceğiz.

    Kaynak: Haber7.com

  • Kırmızı ejderhanın ülkesi: Galler

    Kırmızı ejderhanın ülkesi: Galler

    Britanya adasının güney batısında yer alan Galler’in doğusunda İngiltere yer alıyor. Üç tarafı denizlerle çevrili ülke, yağışlı ve kapalı havasıyla yılın büyük bölümünü geçiriyor. Britanya’nın en çok yağış alan yerlerinden olan Galler, geniş parkları ve doğal güzellikleriyle de dikkati çekiyor.

    Ülkede İngilizce ile birlikte Galce de konuşuluyor.

    Galler bayrağında yer alan ve mitolojik bir hikayeye dayanan kırmızı ejderha figürünü şehrin neredeyse her yerinde görmek mümkün.

    Birleşik Krallık’a oranla yaşamın bir nebze daha ucuz olduğu Galler, son yıllarda bölgede en fazla göç alan ülke konumunda bulunuyor.

    Galler ekonomisinin en önemli parçalarını kömür, çelik ve gemi inşa gibi ağır sanayinin yanı sıra hayvancılık oluşturuyor.

    Başkent Cardiff

    Galler’in başkenti olan Cardiff, ülkenin de en büyük şehri konumunda bulunuyor. Şehir, yaklaşık 500 bin kişilik nüfusa sahip.

    Ülkenin diğer önemli şehirleri ise Swansea ve Newport.

    Başkent Cardiff’te aynı isimle yer alan kale, turistler tarafından en fazla rağbet gören yerlerin başında geliyor. Üçüncü yüz yıldan kalma bir Roma kalesinin üzerine 11. yüzyılda inşa edilen kalenin etrafında şehir merkezi bulunuyor.

    Şehrin en hareketli sokakları da kale etrafında yer alıyor. Saat kulesi ve limanı Cardiff’in diğer görülecek yerleri arasında.

    Futbol ve rugby

    Ülke de spor kültürü de oldukça köklü. Futbol ve rugby ülkenin en önde gelen sporları.

    Cardiff’te iki önemli stat bulunuyor biri A Milli Futbol Takımı’nın da Galler ile karşı karşıya geleceği 33 bin kişilik Cardiff City Stadı, diğeri ise rugby maçlarına ev sahipliği yapan 74 bin kişilik Principality Stadyumu.

    Ülkenin şu an en güçlü futbol takımı, İngiltere Championship’te mücadele eden ve teknik direktörlüğünü Erol Bulut’un yaptığı Cardiff City.

    Kaynak: Haber7.com

  • “Blinken’la çok açık konuştum” diyen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan: Kabul etmediğimizi söyledim

    “Blinken’la çok açık konuştum” diyen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan: Kabul etmediğimizi söyledim

    Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katar merkezli El-Cezire kanalına Gazze‘de yaşanan son gelişmeler ve İsrail saldırıları ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Fidan, ABD’li mevkidaşı Blinken ile yaptığı görüşmede “İsrail’in yaptıkları ile kendi aranıza mesafe koymazsanız -ki şu anda koymuyorsunuz-, bu tüm dünya için daha büyük bir kriz demek. Blinken ile çok açık konuştum. Tam ateşkes istedik. Gazze‘deki nüfusun tehcir edilmesini kesinlikle kabul etmediğimizi söyledim.” dedi.

    “HİÇBİR ŞEY YOKMUŞ GİBİ DAVRANAMAZDIK”

    Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katar merkezli Al Jazeera televizyon kanalına İsrail’in Gazze‘deki saldırılarına ve bunun durdurulması için harcanan uluslararası çabalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 7 Ekim’den önce bölgede bir normalleşme havası olduğunu ve Türkiye’nin de bölgedeki normalleşme havasına kendi katkısını vermek üzere bir politika benimsediğini anlatan Fidan, “Ama 7 Ekim’den sonra gördük ki, esas itibarıyla Filistin davasında herhangi değişen bir şey yok, özellikle Gazze‘de 13 bine yakın şehit edilen Filistinli kardeşimizin kanı ortadayken bizim hiçbir şey yokmuş gibi davranmamız mümkün değildi.” dedi.

    “ŞU AN DİPLOMASİ YOLUNU TERCİH EDEN BİR AŞAMADAYIZ”

    Gazze Şeridi’ne uygulanan ablukanın kırılmasına ilişkin Fidan, “İslam ülkeleri şu an itibarıyla ellerindeki bütün diplomatik ve insani araçları kullanma yoluyla problemi çözme yolunu tercih etmiş durumda. Burada elimizdeki bütün diplomatik araçları kullanarak, özellikle bölge dışındaki Filistin davasını destekleyen, İsrail zulmüne karşı duran Güney Amerika’dan, Afrika’dan, Avrupa’dan, Asya Pasifik’ten ülkelerle bir araya gelerek Birleşmiş Milletler’de ve diğer platformlarda İsrail’in bu ayrımı gözetmeksizin öldürme faaliyetine bir son vermek gerekiyor. Şu andaki aşama diplomasi yolunu tercih eden bir aşama.” ifadelerini kullandı.

    ÖNÜMÜZDEKİ HAFTAYI İŞARET ETTİ

    Bununla ilgili basına yansıyan veya yansımayan çok farklı çalışmaların devam ettiğini söyleyen Fidan, şunları kaydetti: “İslam ülkeleri şu anda bir araya gelmiş durumda, oluşturulan 7 ülkelik bir Eylem Grubu var, bu Eylem Grubu içerisinde Türkiye, Endonezya, Nijerya, Ürdün, Mısır, Katar ve Suudi Arabistan yer almakta. Önümüzdeki hafta itibarıyla bu ülke temsilcilerinin, dışişleri bakanlarının çeşitli ülke başkentlerinde belli temaslarda bulunmaya başlayacağını görüyoruz. Diğer taraftan, biliyorsunuz alınan Riyad’daki zirve kararında kuşatmanın kırılması yönünde bir çağrı var.”

    “HEDEF ORTAK EYLEM PLATFORMU OLUŞTURMAK”

    7 ülkelik Eylem Grubu’nun, Riyad’da Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı üye ülkelerinin aldığı ortak zirve kararının uygulanmasını hayata geçirecek bir grup olduğunu kaydeden Fidan, “Dediğim gibi, bir numaralı görevi, uluslararası çapta bir lobi faaliyeti yapıp özellikle İslam ülkelerinin ve Arap İş Birliği Teşkilatı’nın bu konudaki görüşlerini ilgili ülkeler nezdinde paylaşmak, bir ortak eylem platformu oluşturmak. Bunu yaparken ben inanıyorum çok büyük fikirler ve eylemler ortaya çıkacak.”

    “KARDEŞ ÜLKELERLE BERABER EYLEM YAPMA KARARI ALDIK”

    “Türkiye’nin, İsrail’i boykot etme ve büyükelçisini çekme konusunda neden bazı ülkelerden geç hareket ettiği” şeklindeki soruyu Fidan, şöyle yanıtladı: “Biz bu krizi yönetirken şöyle bir prensip kararı aldık: Diğer kardeş ülkelerle beraber eylemlerimizi yapalım. Yani tek başımıza kararlar alıp uygulamaktansa, kararların daha etkili olması için diğer İslam ülkeleriyle, bölge ülkeleriyle, hatta Latin Amerika ülkeleriyle, Afrika ülkeleriyle bir araya gelip mümkünse bazı Avrupa ülkeleriyle bu kararları alalım. Çünkü tek taraflı alacağımız kararlar özellikle kendi halkımız nezdinde siyasi olarak ciddi rahatlama getirse de, esas itibarıyla problemin çözmesine etki etmesi için kolektif olarak hareket etmemiz gerekiyor. Dolayısıyla biz bu konuyu ilk İslam İş Birliği İcra Komitesi Olağanüstü Toplantısı’ndan itibaren gündeme getirdik ve çeşitli ülkelerin teker teker bunu yapmaya başladığını gördük ve biz de bu eylemi gerçekleştirdik, büyükelçimizi geri çağırdık.”

    “HALKIMIZIN DURUŞU BU KONUDA ÇOK NET”

    Türkiye’nin tek taraflı adım atma ve yaptırım uygulama konusunda sıkıntısı olmadığını vurgulayan Fidan, “Odaklandığımız nokta, hangi metodoloji daha etkili olur? Biz bunu geçmişte yaptık biliyorsunuz Mavi Marmara olayından sonra, yani bu konuda Türkiye’nin bir sıkıntısı yok. Özellikle Cumhurbaşkanımızın duruşu, hükümetimizin duruşu, halkımızın duruşu bu konuda çok net, yani bizim bu kararları almada hiçbir sıkıntımız yok.”

    Yaşanan en büyük krizin, Gazze‘deki zulüm dışında başta Amerika olmak üzere Batı dünyasının bu zulme sessiz kalması olduğunu dile getiren Fidan, “Bu, İslam dünyasında, bölgede ve dünyanın geri kalanında büyük bir kırılmaya sebep oluyor ve bu kırılmanın ortaya çıkartacağı ciddi fay hatları var.” dedi.

    “BUNUN İÇİN BİR ENGELİMİZ YOK”

    Fidan, Türkiye’nin, ABD’nin, Ukrayna savaşında Rusya’ya karşı izlenen ekonomik, siyasi ve askeri boykot benzeri bir bloklaşmaya öncülük yapıp yapmayacağı ve buna neyin engel olduğuyla ilgili soruyu ise şöyle yanıtladı: “Hiçbir engel yok. Bu bizim gündemimizde olan bir konu. Dediğim gibi ilk önce İslam İşbirliği Teşkilatı’yla biz gündemi başlatmak istedik, daha sonra bunu daha geniş büyük bir halka içerisinde muhakkak ki değerlendirip ortaya koyacağız. Esas itibarıyla bunun bir uygulaması da yapıldı, yani Cumhurbaşkanımızın eşi Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin ev sahipliğinde biliyorsunuz Latin Amerika’dan, Afrika’dan, Ortadoğu’dan ve dünyanın geri kalanından, Uzak Asya’dan çağırılan misafirler oldu, devlet başkanları, hükümet başkanları eşleri İstanbul’da toplandılar, bu ilk denemeydi.

    Ama esas itibarıyla biz birinci aşamada Gazze‘ye ve Filistin’e komşu olan İslam dünyası ve Arap dünyası üyelerinin ortak alanı olan İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği’yle ortak platform oluşturmaya başlayıp buradaki konsolidasyonun gerçekleştirilmesinden sonra Latin Amerika, Afrika Birliği, Birleşmiş Milletler’in geri kalan ülkeleriyle de bir geniş dayanışma platformu oluşturma yolunda bütün adımları atacağız.”

    BLINKEN İLE KONUŞMASINI ANLATTI

    ABD’li mevkidaşı Antony Blinken ile Türkiye’yi ziyareti sırasında gerçekleştirdikleri görüşmeye ilişkin de bilgi veren Fidan, “Bizim durduğumuz yer esas itibarıyla şöyle: “Biz bu zulmün durması için bir an önce bir ateşkesin hayata geçmesini ve yardımların kesintisiz olarak içeriye sokulmasını istiyoruz. Özellikle Gazze‘deki nüfusun tehcir edilerek başka yerlere gönderilmesi konusunun bir politika olmasını kesinlikle kabul etmediğimizi söyledik. Bizim Amerikalılarla anlaşamadığımız konu şu; onlar ateşkes konusunda kesinlikle İsrail’i destekler pozisyondalar, ateşkesi istemiyorlar. Ama insani ateşkes konusunda bir noktaya gidebildiğimizi düşünüyorum.”

    “NÜKLEER KABİLİYETLERİNİ GELİŞTİRİYORLAR”

    İsrail’in Gazze‘de nükleer silah kullanma tehdidiyle ilgili de konuşan ve bunun “herkesin bildiği bir sır” olduğuna işaret eden Fidan, “İsrail’in nükleer silahların yayılma anlaşmasına taraf olmamasını kullanarak kendi nükleer kabiliyetini geliştirdiğini görüyoruz ve bu konuda da Amerika’dan, Avrupa’dan büyük destek aldığını da biliyoruz, yani bu bir sır değil.” dedi. “Bazı çılgın İsrailli politikacıların nükleer silah kullanma yolundaki dillendirmeleri dikkate alındığında, büyük bir problem” olduğunun görüldüğünü kaydeden Fidan, “İsrail’in nükleer silah sahibi olmaya devam etmesi, nükleer silahla ilgili yarışı artıracak. Bu, bölgenin ve dünyanın lehine olan bir durum değil.” diye konuştu.

    Bakan Fidan, şöyle devam etti: “Bölge ya tamamıyla nükleer silahlardan arındırılmalı ya da başka ülkeler bu konuda kendilerini daha güvende hissetmek için adım atmak zorunda kalacaklar, yani buna bir çözüm bulmamız gerekiyor. Bu da, bizim önümüzde duran ve muhakkak çözmemiz gereken önemli stratejik konulardan biri ve bu konuda çalışmaya devam edeceğiz.”

    “KENDİNİ YÖNETMEDEN GAZZE’NİN BİR PROBLEMİ YOK”

    Gazze‘de savaş sonrası durumla ilgili Türkiye’nin tek bir perspektifi olduğunu kaydeden Fidan, şunları söyledi:

    “İki devletli çözüm olmadan Gazze‘yi kim yönetecek sorusunun doğru bir soru olduğunu açıkçası kabul etmiyoruz. Gazze zaten savaştan önce yönetiliyordu, şimdi de yönetilmeye devam edebilir, kendi kendini yönetmede Gazze’nin bir problemi yok. Gazze’nin problemi, işgal altında tutulması ve ateş altında tutulması, altyapısının yok edilmesi, üstyapısının yok edilmesi. Biz şu anda Gazze’nin yönetimiyle ilgili değil, korunmasıyla ilgili bir sorun olduğunu düşünüyoruz.”

    “HAMAS BİR PARTİDİR”

    Türkiye’nin Hamas’ı terör örgütü olarak kabul etmediğini yineleyen Fidan, “Cumhurbaşkanımız da deklare etti, ben de deklare ediyorum, daha önceki basın toplantılarında da söyledim, biz Hamas’ı terör örgütü olarak tanımıyoruz. Hamas, Filistin devlet sistemi içerisinde faaliyet gösteren bir parti. Biz Filistin Devleti’ni tanıyan bir ülkeyiz, bizimle beraber 140’a yakın ülke de tanıyor. Dolayısıyla biz herhangi bir devletin içerisinde faaliyet gösteren partileri ‘bir terör örgütüdür-değildir’ diye bir sınıflandırmaya tabi tutmuyoruz. Hamas Filistin’in bir gerçeğidir, işgal şartlarında ortaya çıkan bir harekettir, işgal ortadan kalktığı zaman Filistin normalleştiği zaman Hamas gibi organizasyonların da normal hayata geri döneceğini düşünüyoruz.” dedi.

    Esir takası konusuna da değinen Fidan, Katar’ın bu konuda krizin başından bu yana muazzam bir çaba gösterdiğini ve Türkiye’nin de bu konuda elinden geleni yaptığını dile getirdi. Fidan, Refah Sınır Kapısı’ndan yardım girişleri konusunda da Mısır yönetiminin elinden geleni yaptığını ancak bazı hassasiyetleri olduğunu söyledi. Mısır nezdinde Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve başka ülkelerin ciddi girişimlerde bulunduğunu aktaran Fidan, Mısır’ın özellikle El-Ariş Limanı’na insani yardımların getirilmesi ve içeriye sokulması yönünde ciddi bir gayret içerisinde olduğunu sözlerine ekledi.

    Kaynak: Haberler.com
WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com