Etiket: Filistin

  • Bahçeli 50+1’e sahip çıkmıştı: TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan açıklama

    Bahçeli 50+1’e sahip çıkmıştı: TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan açıklama

    TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Endonezya ziyareti dönüşünde aralarında Kanal7 Ankara Temsilcisi ve Haber7 Yazarı Mehmet Acet’in de olduğu gazetecilerin sorularını cevapladı.

    “TÜRKİYE’NİN SÖZÜNÜN GEÇMESİ FEVKALADE ÖNEMLİ”

    SORU: MIKTA Parlamento Başkanları Toplantısına ilişkin genel bir değerlendirme alabilir miyiz?

    MIKTA, farklı bölgelerden aşağı yukarı birbirine benzer ekonomik durumları olan, farklı kültürleri olan, dünyanın farklı bölgelerindeki halkları temsil eden Meksika, Endonezya, Güney Kore, Türkiye ve Avustralya’nın bir araya gelerek oluşturduğu bir platform. Bu platformun önemli ayaklarından bir tanesi de parlamento başkanları toplantısı. Bu sene 9’uncusu yapıldı. Seneye de Meksika dönem başkanlığını alıyor, orada da 10’uncusu yapılacak.

    Üç temel konuda oturumlar oldu. Birinci oturumda günümüzün meselelerini ve çözüm yollarını, ikincisinde çevre, iklim değişiklikleri ve küresel ısınma konularında ortak olarak neler yapılabilir konuşuldu. Üçüncü oturumda da gençliğin yetiştirilmesinde, geleceğin hiçbir şekilde hazırlanmasını sağlamak için yapılabilecekler başlıkları ele alındı.

    Tabii biz İsrail’in Filistin’e işgali başladığından beri bütün uluslararası platformlarda gündem ne olursa olsun, konuyu mutlaka bir şekilde Gazze’de yaşanan insani dramlara, artık soykırım boyutlarına varmış olan katliamlara çekiyoruz.

    Toplantının gerçekleştiği 20 Kasım günü, Dünya Çocuk Hakları Günü’ydü. Ben konuşmamda, “Ne garip tesadüftür ki Çocuk Hakları Günü’nü kutladığımız bir günde, biz burada konuşurken onlarca Filistinli çocuk İsrail’in saldırgan politikaları sonucu öldürülüyor ve hayattan koparılıyor.” ifadesini kullanmıştım. Buradaki konuşmalarda da Filistin meselesine ilişkin görüşlerimizi detaylıca ifade etme imkanını bulduk.

    Toplantı sonunda açıklanacak nihai bildiriye de özellikle “acil ateşkes” ve “insani yardım koridoru açılması” teklifimizi yazdırmaya çalıştık. Ama bir ülkenin itirazıyla ortak metinde yer almadı. Endonezya Meclis Başkanı ise, ortak bir deklarasyon olmamasına rağmen, ev sahibi olarak yaptığı son açıklamada, bizim de katıldığımız “acil ateşkes”, “insani yardım” ve “iki devletli çözüm” fikrini dile getiren bir bildiri yayınladı.

    “HEPSİNDE BOĞUŞUYORUZ”

    İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının başladığı günden itibaren TBMM Başkanı olarak katıldığım beşinci uluslararası toplantı. Neredeyse bunların hepsinde boğuşuyoruz. İsrail’den daha çok İsrailci devletlerin olduğunu görmek insanı hakikaten üzüyor. Bazıları hem İsrail’i rencide etmemek hem de İsrail’in koruyucularına karşı bir şekilde kötü durumda kalmamak için bırakın soykırımı, bırakın katliam kelimesini kullanmayı bu ölümlerde neredeyse Filistin tarafının da suçu olduğunu söyleyebilecek kadar ileriye gidiyor. Bu tabii fevkalade vahim bir durum. Ama dünyanın dört bir tarafında halkların son haftalarda göstermiş olduğu büyük karşı çıkışlar, katılımcıları milyonlarla ifade edilen büyük mitinglerin Amerika’da, İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da, birçok ülkede gerçekleştirilmiş olması artık farklı dinlerden, dillerden insanların da Filistin halkının yanında yer aldığını ifade etmiş olmasının giderek bu ülkelerin de tavrını değiştireceğini görüyoruz.

    İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına ara verecek geçici ateşkesin sağlanmasında, uluslararası camiadaki bu hareketliliğinin ve İsrail’in üzerine konulan siyasi baskıların etkisi olduğunu düşünüyorum.

    En ufak bir toplantıda bile bu ve benzeri konularda ortaya konulacak fikirlerin, tekliflerin, birtakım siyasi baskıların yararlı olduğu kanaatindeyim.

    “GÜYA BİR FİLİSTİN DEVLETİ VAR…”

    SORU: Bu uluslararası platformlardaki izlenimlerinizden yola çıkarak iki devletli çözüm konusunda bir perspektif görebiliyor musunuz? Herkes iki devletli çözüm diyor ama iş, uygulamaya geldiğinde olmuyor.

    Şu anda fiilen ortada iki devletli bir durum söz konusu. Güya, bir Filistin Devleti var… Bu beylerin anladıkları; bir Filistin Devleti olsun ama kağıt üzerinde olsun, fiiliyatta var olmayan bir Filistin Devleti olsun. Bir mahallesinden bir diğer mahallesine geçmek için Filistinli yurttaşların İsrail polisinin insafsızlığına terk edildiği fiili bir durum oluşturuldu.

    Bu beyler, “Uluslararası fonlar kontrollü bir şekilde ancak kullanılabilir olsun, şehirler birbirinden ayrılsın, paramparça, toprak bütünlüğü olmayan, yönetim bütünlüğü ve yönetim kabiliyeti olmayan, kağıt üzerinde bir Filistin Devleti olsun.” istiyor. İşte Filistin Devletinden anladıkları bu… Hayır… Bizim istediğimiz, Filistin halkının istediği bu değildir. Tam manasıyla var olan, bütün kurum ve kuruluşlarıyla devlet olan, tam manasıyla bütünleşik, egemen, toprak bütünlüğüne sahip, halkının kendi kendini yönetme gücüne sahip bir Filistin Devleti’nin kurulması şarttır. Böylesi bir Filistin Devleti’nin olmaması, İsrail’in saldırganlığı konusundaki iştahını çok artıyor. Kimse kimseyi kandırmasın…

    Bizim bazı ülkelerle temel farkımız budur. Onlar bu mevcut durumun devam ettirilmesini istiyor… Hatta zaman zaman öyle oluyor ki, şu anda Filistin Devleti’nin bazı yöneticilerinin yurt dışına çıkmak için bile İsrail yöneticilerinin insafına terk edildiği durumlar oluyor. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Hele hele Gazze’den çıkışta… İşte görüyorsunuz bu kadar savaş oluyor, Gazze, uluslararası sistemin anlayışına göre Filistin toprağıdır ama o topraklarda yaşanan katliamı görmek için Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine dahi izin verilmiyor.

    “İSRAİL’İN GELİŞTİRDİĞİ EN SİNSİ STRATEJİ…”

    SORU: Netanyahu’nun açıklamaları var. “Askerin dört günlük barışa tam destek verdiğini, anlaşmanın, savaşa devam edilmesi için orduya hazırlanma imkanı tanıyacağını’ söyledi. Yani ordu geniş çaplı bir savaşın hazırlığı içinde. Ayrıca İsrail’deki aşırıcılar bu ateşkese de karşılar. Bu konuda değerlendirmeniz nedir?

    İsrail siyasetinin içerisinde hem sağ-sol, aşırı sağ vesaire bu farklılıklar hep oldu. Başından itibaren iki devletli çözümü savunan İsrailli politikacılar da oldu. Ama sonuç itibarıyla siyasi farklılıklarına rağmen İsrail’de Arz-ı Mev’ud’un kabul edilmiş bir siyaset çerçevesi olduğunu görmemiz lazım. Arz-ı Mev’ud, bir teopolitik aşırılıktır. Yani Nil’den Fırat’a kadar olan bölgede, İsrail’in hegemonyası altına girmeden, burada yaşayan bütün milletlerin Yahudilere tabi olması sağlanmadan İsrail bu hedefinden vazgeçmeyecektir.

    “Burada yaşamayı kabul edenler de ancak İsrail’in kölesi olmayı kabul ederse yaşayabilirler…” Zaten Netanyahu’nun bile bir başbakan olarak bu kadar fütursuz, bu kadar pervasız bir şekilde dile getirdiği teolojik sözler, hiçbir rasyonalitesi olmayan inancından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bütün bu ideolojik formasyonlarının gereğini sadece bugün değil, uzunca yıllardır da yerine getiriyorlar. Şimdi burada Netanyahu ve Likud cephesi var, onlar aşırı şeyler yapıyorlar… Bu politikalara İsrail’in içerisinde de karşı çıkan grupların olduğunu da biliyoruz.

    Özellikle ABD’nin Irak’ı işgaliyle, İsrail için bölgede yeni bir dönem başlamıştır. Bölgedeki neredeyse İsrail’e karşı çıkabilecek bütün ülkeler tarumar edilmiştir, dağıtılmıştır. Irak parçalanmıştır, Suriye parçalanmıştır, Yemen parçalanmıştır, Libya, Lübnan, Mısır, bütün buralarda çok vahim, büyük, kitlesel olaylar gerçekleşmiş ve ülkelerin iradesiz hale getirilmeleri temin edilmiştir.

    İsrail de şimdi diyor ki, “Tamam, bu aşamada zaten bana karşı çıkacak hiçbir ülke yok. Dolayısıyla ben de son vuruşumu gerçekleştireyim ve Arz-ı Mev’ud’a giden yolda belki de son adımı atmayı başarabileyim.” Bunun vermiş olduğu aşırı özgüvenle konuşuyor ve hareket ediyorlar. Aslında, İsrail’in en büyük gücü, İslam dünyasının ve bölge ülkelerinin darmadağınık olmaları, iradesiz olmaları ve inisiyatif kullanamamalarıdır. Bunun da ne kadar büyük bir güç olduğunu İsrail bu süreçte yaşıyor.

    “METİNDE KARARLILIK VAR AMA FİİLİ BİR ADIM ATILMADI”

    Örnek olarak İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi toplantısında; evet, metin olarak kararlı şeyler ortaya çıkmıştır ama sonuç itibarıyla fiili uygulamaya dönük olarak herhangi bir adım atılamamıştır. Rahmetli Kral Faysal’ın OPEC toplantılarında, petrol üretiminin azaltılmasıyla ilgili kararının o dönem yaşanan İsrail-Filistin sorununda ne büyük bir güç oluşturduğunu hatırlıyoruz. Arap dünyası ve İslam dünyası, elindeki stratejik imkanların hiçbirisini kullanamamaktadır. Büyün bu faktörleri yan yana getirdiğinizde yapbozun parçaları tamamlanıyor ve İsrail’in niye bu kadar büyük bir iştahla saldırdığını da daha iyi anlıyoruz. Dolayısıyla Mescid-i Aksa’nın kutsiyetini korumak, Filistin topraklarının vatan olarak korunmasını temin etmek için bedel ödemek de ne yazık ki bir avuç Filistinliye düşüyor. Çok ağır bir bedel ödüyorlar. Masum, kadın, yaşlı, çocuk insanlığın gözü önünde yeni bir katliam yaşıyor, yeni bir soykırım yaşıyor. Meselenin esas siyasi arka planı budur, bunu görmemiz lazım.

    “DÜNYA ÜÇÜNCÜ BÜYÜK SAVAŞA DOĞRU YOL ALIYOR”

    SORU: Bölgesel çatışmaya doğru evrilir mi? Böyle bir tehlike var mı?

    Esasında bakarsanız dünya üçüncü büyük savaşa doğru yol alıyor. Bugünkü yaşadığımız şartlar İkinci Dünya Savaşı’nın öncesindeki şartlara çok benziyor. Birinci ve ikinci dünya savaşları önce askeri savaşlar olarak başladı, sonra siyasi ve ekonomik savaşlar olarak devam etti. Şimdi üçüncü büyük gerilime doğru gittiğimiz bu süreçte, son 20 yılı gözden geçirdiğimiz zaman, vekalet savaşları veriliyor, yani ülkeler, oluşturdukları terör örgütleri üzerinden kendi bölgesel ve küresel hakimiyetlerini temin etmeye çalışıyorlar. Ticaret savaşları veriliyor, ticareti bir ekonomik savaş unsuru haline getiriyor. Dolayısıyla zaten sular her alanda, her bölgede ısınıyor.

    Henüz Ukrayna-Rusya arasındaki kriz çözülmemişken İsrail’in Gazze’deki saldırılarına, hem de bütün insanlık cephesinin vicdanını yaralayacak bir şekilde devam etmesi, çok yeni çatışmaları da doğurabilir. Onun için Türkiye olarak bizim beklentimiz, bir an evvel bu savaşın, İsrail’in saldırganlığının, İsrail’in bu tutumunun derhal sonlandırılması şarttır. Uluslararası camia, bölgesel ve küresel yeni çatışmaları istemiyorsa, onu önlemenin yolu olarak da Filistin’deki barışı, Filistin halkının hak ve hukukunu korunmasını başarmalıdır. Aksi takdirde bu mesele bölgesel savaşlar haline dönebilir, dünyanın başka yerinde yeni savaşların, çatışmaların fitilini ateşleyebilir. Yani biz güç sahibiyiz, istediğimiz yerde istediğimizi yaparız ve yaptırırız anlayışının artık dünyayı bir felakete doğru sürüklediğini, başta gücü elinde bulunduran ülkeler olmak üzere herkesin görmesi lazım.

    YÜZDE 50+1 DEĞİŞMELİ Mİ?

    SORU: İç politikada en sıcak mesele yüzde 50+1’in yeniden gözden geçirilip geçirilemeyeceği gibi duruyor. Sizin görüşünüz nedir bu konuyla ilgili?

    Şimdi aslında Türkiye’de esas itibarıyla değişen, Başbakanlık sistemidir. Yani Türkiye’de seçimler olur, ondan sonra başbakan, parlamentodaki çoğunluğuna göre belli oluyordu. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle seçim akşamı, Cumhurbaşkanı halk tarafından seçiliyor. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı da geçmiş dönemde başbakanın kullandığı yetkilerin hemen hemen tamamını kullanıyor. Bu anlamda başbakanlık sisteminden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kendi içerisinde, bu beş yıllık uygulamalar çerçevesinde revizyonlar yapılabilir. Tabii ki esas olan, Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden geri dönüş yoktur. Milletimiz üç seçimde de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini onaylamış. Hem anayasada hem de iki kez Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini dile getiren Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı seçerek bunu onaylamıştır. Zaten öyle zannediyorum ki, “Tekrar parlamenter sisteme dönelim” i talebi yakın vadede gündeme gelmeyecektir.

    Ama nihayetinde sisteme dair meseleleri tek tek konuşmak yerine; önümüzdeki dönemde yapmayı ümit ettiğimiz, bütün partilerden de olumlu katkı sağlamasını beklediğimiz, yeni anayasa çerçevesinde tartışılmasını daha doğru buluyorum. Aslolan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Türkiye’nin geleceğinde sürdürülebilirliğinin ve etkinliğinin sağlanmasıdır. 

    “ORAN TELAFFUZ ETMEYİ DOĞRU BULMUYORUM”

    SORU: Bir dönem yüzde 50+1 değil de yüzde 40 gibi oranlar telaffuz edilmişti. Sizce burada bir oran telaffuz edilmeli mi?

    Ben bir oran telaffuzunu şu aşamada doğru bulmuyorum. Dediğim gibi bu konunun da münferit bir konu olarak ele alınmasını doğru bulmam. Bu konunun, bir anayasa değişikliği kapsamında tartışılabilecek bir konu olduğunu düşünüyorum.

    MECLİS’TEKİ PARTİLERE ANAYASA ZİYARETLERİ

    SORU: Diğer siyasi partilerin genel başkanlarıyla da birtakım görüşmeleriniz oldu. Bu konulardaki yaklaşımlarına dair nasıl bir fikir edindiniz. Yani siz anladığımız kadarıyla bütün partilerin temsil edildiği bir komisyonda çalışmaların başlamasını arzu ediyorsunuz. Muhalefet partilerinde pozitif bir yaklaşım görüyor musunuz?

    Şimdi tabii bu ziyaretlerimin esas nedeni şudur. Partilerimizin grup başkanvekilleri, genel başkanları bazıları birkaç kere, Meclis Başkanı seçildiğimden bu yana hayırlı olsun ziyaretine geldiler. Ben de iadeiziyarette bulunuyorum.

    Partilerimizin çok farklı fikirleri olabilir, münakaşa edebilirler, uzlaşamayabilirler, çok derin tartışmalar içerisinde olabilirler. Ama siyasi partilerin hem ikili olarak hem çok taraflı olarak, meselelerini konuşabilecekleri gerçekten uygar ve olumlu zeminler oluşturulması lazım. Bunun için de esas çabamız, Meclis’te bu ortamın oluşturulabilmesi için iyi niyetli bir çabanın ortaya konulması… Doğru zemin ve doğru yöntemlerle konuları ele almak zorundayız. Burada da tabii ki nihayetinde anayasa çalışması öncelikle Meclis’in bir aritmetik meselesidir, yani bir aritmetiği bulmak durumundasınız. Ama bundan daha önemlisi partilerin anayasası olmaz, milletin anayasası olur. Yapacağımız anayasayı, milletin anayasası olacak şekilde, yani toplumun büyük çoğunluğunun kabul edeceği ittifakla, konsensüsle çıkarmamız lazım. Bunun için de partiler arasında iyi niyetli bir tartışma zeminin oluşmasına gayret sarf etmeliyiz. İnşallah başarabileceğimizi ümit ediyorum.

    BAHÇELİ’NİN YÜZDE 50+1 AÇIKLAMASI CUMHUR İTTİFAKI’NDA SIKINTIYA YOL AÇAR MI?

    SORU: Yüzde 50+1 konusu biz Endonezya’dayken çokça tartışıldı. Sayın Bahçeli ne diyecek, bu merak ediliyordu. Sayın Özgür Özel de partisinin grup toplantısında, ‘AK Parti’yle MHP arasındaki ilişkinin artık yürütülemediğini’ söylemiş. Öyle bir algı oluştu sanki, Sayın Cumhurbaşkanı bunu ifade ederek farklı bir süreç aralayabilir gibi nitelendirildi, değerlendirildi ama Sayın Bahçeli yüzde 50+1’e ciddi bir şekilde sahip çıktı. Bu Cumhur İttifakı’nda bir sıkıntıya yol açabilecek bir süreci aralar mı?

    Hayır açmaz. Başından itibaren Cumhur İttifakı’nı oluşturan AK Parti ile MHP arasında ve özelikle Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Bahçeli arasında karşılıklı saygıya dayalı fevkalade nitelikli bir diyaloğun sürdürüldüğünü görüyoruz. Bizim baştan beri söylediğimiz bir pazarlık ittifakı değil, bir ilke ittifakı olarak bugünlere geldi.

    Dolayısıyla bunu bir koalisyon, bir pazarlıkların ittifakı, bir al-ver meselesi olarak değil, Türkiye’nin milli meselelerinde, hemen hemen ana meselelerinin tamamına yakınında ortak fikirlere sahip olan iki farklı partinin ittifakı olarak görmemiz lazım.

    CAN ATALAY MESELESİ

    SORU: Can Atalay meselesinde yine sizin ne söyleyeceğiniz bekleniyor. Sayın Özgür Özel’in de size yönelik eleştirileri var.

    Meclis kimsenin görev vereceği bir yer değildir. TBMM, milli iradenin tecelligâhı olarak 85 milyon milletimizin bütün siyasi farklılıklarının yansıtıldığı, yasaların çıkartıldığı, hatta anayasayı bile değiştirilebilme kudretine sahiptir. TBMM, kendi gündemine sahiptir. Kendi öncelikleri içerisinde nerede, ne zaman, ne adım atılacağını bilir.

    CHP’NİN TBMM’DEKİ EYLEMİ

    SORU: CHP’nin TBMM Genel Kurulu’ndaki eylemi devam ediyor. Neler söylemek istersiniz?

    Bunlar Meclis’te daha önce de yaşanmış konulardır. Bizim arkadaşlardan beklentimiz, Meclis’te her türlü görüşü söylesinler. Ama Meclis, böyle sanki sokakta bir protesto eylemi yapar gibi oturma eylemlerinin yapılabileceği, pankartların açılarak sloganlarla birtakım gösterilerin yapılabileceği bir yer değildir. Meclis’te milletvekillerimiz olabildiğince özgür bir şekilde kendisine anayasanın vermiş olduğu kürsü masuniyetini de kullanarak her türlü konuşmayı yapabilir. Ama bu oturma eylemlerinin bir an evvel sonlandırılmasını ümit ederim. Bunun, bu eylemi yapan arkadaşlarımıza da bir katkısı, bir faydası olmayacağını düşünüyorum.

    KAYNAK: HABER7

    Kaynak: Haber7.com

  • İsrail-Filistin savaşı: Hamas’tan, İsrail’e ağır darbe! Çok sayıda asker pusuya düştü!

    İsrail-Filistin savaşı: Hamas’tan, İsrail’e ağır darbe! Çok sayıda asker pusuya düştü!

    Son dakika İsrail-Filistin savaşı haberleri: İsrail’in, Hamas’ın başlattığı “Aksa Tufanı” operasyonu sonrası Filistin’de yeniden başlattığı katliam saldırıları sürüyor. Hamas’a bağlı El Kassam Tugayları, Han Yunus’ta İsrail askeri birliğini pusuya düşürdü.

    İşte İsrail-Filistin savaşından dakika dakika son gelişmeler;

    KASSAM TUGAYLARI, İSRAİL ASKERİ BİRLİĞİNİ PUSUYA DÜŞÜRDÜ

    00.15: Bölge kaynakları, bir İsrail askeri birliğinin Han Yunus’ta pusuya düşürüldüğünü aktarıyor. Khozea, Absan ve Zannah bölgelerinde şiddetli çatışmalar yaşanırken, İsrail savaş uçaklarının bölgeye hava saldırıları düzenlediği bildiriliyor.

    23.45: İsrail savaş uçakları, Gazze Şeridi’ndeki Deir al Balah bölgesine hava saldırısı düzenledi. Yerel kaynaklar, ilk belirlemelere göre 5 sivilin hayatını kaybettiğini, onlarca yaralı olduğunu aktarıyor.

    ‘İŞGAL GÜÇLERİ AMBULANSLARIN GEÇİŞİNİ ENGELLİYOR’

    22.10 Filistin Kızılayı, Gazze’deki Şifa Hastanesi’nden yaralıları tahliye eden acil servis konvoyunun 5 saattir İsrail ordusu tarafından bekletildiğini ve insanların yaşamlarının riske atıldığını bildirdi. Filistin Kızılayından yapılan yazılı açıklamada, Şifa Hastanesi’nden yaralı ve hastaları tahliye eden konvoyun, “5 saat geçmesine rağmen hâlâ Gazze’nin kuzeyi ile güneyini ayıran İsrail kontrol noktasında mahsur durumda” olduğu ifade edildi. Açıklamada, “İşgal güçleri ambulansların geçişini engelliyor, ambulanslarda kapsamlı denetimler yapıyor, yaralıların ve hastaların hayatlarını riske atıyor.” ifadelerine yer verildi.

    22.00 Birleşmiş Milletler (BM) üyesi bazı ülkeler, İsrail ile Hamas arasındaki çatışmalara insani ara verecek uzlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını ancak bunun yeterli olmadığını dile getirerek, ateşkes çağrısında bulundu.



    ÖLDÜRÜLEN FİLİSTİNLİ SAYISI 14 BİN 532’YE ÇIKTI

    21.30 İsrail ordusunun haftalardır yoğun saldırı altında tuttuğu Gazze Şeridi’nde öldürülen Filistinlilerin sayısı 6 binden fazlası çocuk, 4 bini kadın olmak üzere 14 bin 532’ye çıktı.

    MOSSAD BAŞKANI KATAR’A GİTTİ

    21.00 İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad Başkanı David Barnea’nın Hamas ile esirlerin takas edilmesini öngören insani ara uzlaşısına ilişkin temaslarda bulunmak üzere Katar’a gittiği bildirildi. Yediot Ahronot gazetesinin haberinde ise, “Mossad Başkanı, Katarlı yetkililer ile görüşmek için Katar’ı ziyaret ediyor. Barnea, anlaşmanın ayrıntılarını görüşmek ve anlaşmanın garanti altına alınmasını sağlamak için üst düzey yetkililer ile görüşüyor.” ifadelerine yer verildi.

    HİZBULLAH, İSRAİL’E AİT 12 ASKERİ ÜSSE SALDIRDI

    20.49: Hizbullah, Lübnan sınırında İsrail’e ait 12 askeri noktaya saldırı düzenlediğini duyurdu.

    Hizbullah, İsrail-Lübnan sınırında yaşanan çatışmalar ve İsrail ordusuna yönelik saldırılarına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Açıklamada, İsrail’in sınırdaki “Yiftah”, “Ramya”, “Blida”, “El Bağdadi”, “El Asi”, “El Manara”, “Tel Tahiye”, “El Malikiye” “Merc” “Hanita ovasındaki” askeri noktalarının güdümlü füze ve “uygun silahlarla” vurulduğu, “Er-Rahib” ve “Ziryat “askeri noktasının da yarım ton ağırlığındaki “Burkan füzesi” ile hedef alındığı kaydedildi.

    İSRAİLLİ BAKAN: TAM GÜÇLE GERİ DÖNECEĞİZ

    20.28: İsrail Maliye Bakanı: Ateşkesin sona ermesinden sonra Hamas’ı yok etmek için tam güçle geri döneceğiz.

    20.20: Gazze’deki hükümet: İsrail saldırılarında 14 binden fazla kişinin öldüğü Gazze Şeridi’ndeki kayıpların sayısı yaklaşık bin kişi artarak 7 bine yükseldi

    20.07: İsrail ordusu abluka altındaki Gazze Şeridi’nde bir askerinin daha öldüğünü açıkladı.

    Ordudan yapılan yazılı açıklamada, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki çatışmalarda 1 İsrail askerinin öldüğü ifade edildi.

    İsrail ordusu Gazze’ye karadan saldırıya geçtiği 31 Ekim’den bu yana ölen asker sayısının 70’e yükseldiğini bildirdi.

    ÖLEN İSRAİLLİ ASKER SAYISI 70 OLDU

    19.45: İsrail ordusu abluka altındaki Gazze Şeridi’nde bir askerinin daha öldüğünü açıkladı.

    Ordudan yapılan yazılı açıklamada, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki çatışmalarda 1 İsrail askerinin öldüğü ifade edildi.

    İsrail ordusu Gazze’ye karadan saldırıya geçtiği 31 Ekim’den bu yana ölen asker sayısının 70’e yükseldiğini bildirdi.

    19.23: İsrail güçleri işgal altındaki Batı Şeria’da düzenledikleri baskında Filistinli bir çocuğu öldürdü.

    İsrail güçlerinin baskın sırasında gerçek mermiyle ateş açtığı 16 yaşındaki Mutez Enes Ayed öldü.

    18.54: İsrail ordusu, Hamas ile varılan uzlaşı kapsamında çatışmalara insani ara verilmesine saatler kala Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki bölgelere saldırılarını şiddetlendirdi.

    İnsani aranın başlamasına saatler kala İsrail ordusu, Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Hanun ve Beyt Lahiya mahallelerine yönelik obüs saldırılarını artırdı.

    18.13: İsrail ordusu, topraklarına doğru atılan seyir füzesinin savaş uçağıyla vurularakönlendiğini duyurdu.

    Ordudan yapılan açıklamada, İsrail’in güneyindeki Eilat kentinde sirenlerin çaldığı belirtildi.

    İsrail’e doğru fırlatılan seyir füzesinin savaş uçağıyla vurularak engellendiği ifade edilen açıklamada, İsrail topraklarına herhangi bir sızma tespit edilmediği aktarıldı.

    Söz konusu füzeli saldırı girişiminin nereden yapıldığına ilişkin ise bilgi verilmedi.

    Daha önce benzer saldırıları Yemen’deki İran destekli Husiler üstlenmişti.

    ‘KALICI ATEŞKESE İHTİYAÇ DUYULUYOR’

    DSÖ Doğu Akdeniz Bölge Ofisi Direktörlüğü tarafından Gazze ve Sudan’daki sağlık durumuna ilişkin çevrim içi basın toplantısı düzenlendi.

    Toplantı, dün İsrail’in ablukası ve yoğun saldırıları altındaki Gazze’de evinin bombalanması neticesinde hayatını kaybeden DSÖ çalışanı Dima Abdullatif Mohammed Alhaj için bir dakikalık saygı duruşuyla başladı.

    DSÖ Doğu Akdeniz Bölge Ofisi Direktörü Ahmed Al-Mandhari, burada yaptığı konuşmada, Gazze’de siviller için hiçbir bölgenin güvenli olmadığını belirtti.

    Gazze’de masum sivillerin ölümlerinin önlenmesi gerektiğini vurgulayan Al-Mandhari, Gazze için kalıcı ateşkese ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

    Al-Mandhari, “Gazze’de insanlar sağlık hizmetleri ile barınma ve korunma olanaklarından mahrum bırakılıyor. Gazze nüfusunun neredeyse 4’te 3’ü ülke içinde yerinden edilmiş ve aktif çatışmalardan kaçmak için birçok kez yer değiştirmiş durumda.” dedi.

    Kaynak: Haber7.com

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: İsrail köşeye sıkıştı Netanyahu pılını pırtısını toplayıp gidecek

    Cumhurbaşkanı Erdoğan: İsrail köşeye sıkıştı Netanyahu pılını pırtısını toplayıp gidecek

    Cumhurbaşkanı Erdoğan Cezayir dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    SORU: İsrail, Gazze’yi işgal planını ‘Gazze’nin sonraki dönemde kontrolü güvenlik açısından bizde olacak’ sözleriyle açık etti. Bunun akabinde ABD’den çeşitli mekanizmalarla bir geçiş dönemi ve sonrasında yeniden canlandırılmış bir Filistin yönetimine Gazze’nin devri konuşuluyor. Almanya’dan “BM kontrolüyle bir Gazze” gibi açıklamalar geliyor. Tüm bu süreçte Türkiye’nin yaklaşımı, tutumu nedir?

    MAŞERİ VİCDAN HAREKETE GEÇTİ

    Her şeyden önce herkes bir defa şunu bilmeli, Gazze bir Filistin toprağıdır. Her ne kadar Filistinlilerin kadim yurtları kademe kademe İsrail tarafından 1947’den itibaren işgal edilmişse de Gazze, Filistin toprağı olarak inşallah kalacaktır. İsrail’in aşama aşama Filistin topraklarını işgali adeta bir kapkaç olayıydı. Ama artık devran böyle dönmüyor. Şu anda tüm dünyanın İsrail’e karşı nasıl bir tavır takınmaya başladığını görüyorsunuz. Gazze’de gerçekleşen işgal, bazı ülkelerin yönetimlerini sessizliğe gömse de toplumların vicdanlarını Allah’a hamdolsun harekete geçirdi. Sokaklarda Filistin’e destek olanların sayısı artıyor. İşte Almanya’ya bakın. Geçen oradaydım, aynı gün Berlin’de yürüyüşler oldu. İngiltere aynen bu şekilde. Amerika Birleşik Devletleri’nde Beyaz Saray’ın önünde neler olduğunu görüyorsunuz.

    NETANYAHU’YA ARTIK HERKES GİT DİYOR

    Fransa’da, Latin Amerika ülkelerinde neler olduğunu görüyorsunuz. Artık maşeri vicdan harekete geçti ve bununla birlikte İsrail’in sokakları bile hareketlendi. Herkes Netanyahu’ya “artık git” der hale geldi. Bazı yabancı ülke yetkilileri bize “bundan kurtulmalıyız” diyor. Bu sürecin ileri düzeyde devam edeceğine ihtimal vermiyorum. İnşallah çok kısa bir zamanda Netanyahu pılını pırtısını toparlayıp, buradan çekilecek. Zaten Netanyahu’nun mahkemelik bir durumu da var biliyorsunuz. Belki de oradan kurtulmak için böyle bir adımı atmış da olabilir. Fakat hangi yönde adım atarsa atsın, kurtulamayacak. Şu anda biliyorsunuz Filistin’de tutulan İsrailliler dahi “Bizi buraya sen mahkum ettin, bir an önce bu işten elini eteğini çek. Biz de kurtulalım” deme noktasına geldiler.

    SORU: Sizin de saydığınız gibi ABD, Avrupa ülkeleri, dünyanın bir ucundan diğerine kadar yüz binlerce insan hem İsrail’i hem kendi ülkelerinin pozisyonlarını protesto ediyorlar. Siz, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak da bu davaya önderlik eden bir isimsiniz. Bütün bu sokaklardaki milletlere, içlerinde çoğunlukta olmasa bile Yahudi asıllı olanlar da bulunuyor, ne söylemek istersiniz?

    Yani benim bakışım şu, herhangi bir etnik unsur ayırt etmeden Müslüman’ı, Hristiyan’ı, Musevi’siyle, hiçbir ayrıma gitmeden, olaya insan unsuru itibariyle bakmamızın gereğine inanıyorum. Şu anda insanlık feryat ediyor.

    Onlar tarihin doğru tarafında duranlardır. Günlerdir konuşuyoruz, Holokost cenderesinde batı toplumu doğru bir sınav veremedi, tarihin yanlış tarafında durdu. Bosna’da, Kosova’da yine aynı şekilde yaşanan katliamlar görmezden gelindi, sessiz kalındı. Irak’ta, Suriye’de yine utanç verici sessizlik hakimdi.

    SOKAKLARIN ÇAĞRISI İSRAİL’İ KÖŞEYE SIKIŞTIRIYOR

    Bu kez öyle olmadı. Ülkelerin yönetimleri yine bildiğiniz gibiydi ancak, halklar artık “yeter bunca zulüm” diyor. Gazze’de öldürülen bebekleri görüyor, isyan ediyorlar. Sokaklardan yükselen ses bir vicdani haykırıştır. Sokakların çağrısı İsrail’i her geçen gün köşeye sıkıştırmaktadır. O sese kulak tıkayan siyasetçiler çok yakında bunun karşılığını halklarının demokratik tepkisiyle alacaklardır. Halklarının gözünde İsrail yanlısı tutumlarıyla soykırım destekçisi durumuna düşen liderlerin bir an önce bu yanlıştan dönmesi gerekir. Vakit çok geç olmadan İsrail’in arkasında saf tutan devletlerin yönetimleri, uluslararası hukuka, insan haklarına, vicdani ve ahlaki değerlere uygun bir zemine gelmeli ve bu suçlara ortak olmamalıdır.

    Dolayısıyla biz hep birlikte mazlumların yanında yer almak suretiyle, zalimlerin attığı adımlardan onları kurtarmamız lazım. Ben Hamas’ın elinde bulunan sivillere yönelik herhangi bir olumsuz davranışının olduğuna veya olacağına inanmıyorum. İsrail’in elinde ciddi sayıda Filistinli var. Hamas şu anda onları kurtarmanın gayreti içerisinde. Biliyorsunuz şu an itibariyle Katar’ın devreye girmesiyle süreçte yeni bir adım atılıyor. Öyle zannediyorum ki rehinelerin takasına bugün yarın geçecekler.

    SORU: Riyad Zirvesi’nden sonra Refah Sınır Kapısı sorunu, sonuç bildirgesindeki ifadelere göre biraz daha fazla gündem oldu. Refah’tan daha fazla yaralının ve yardımın daha kolay geçebilmesi için Mısır’ın tutumu hayati önemde. Bu çerçevede sizin yakın zamanda bir Mısır ziyaretiniz, Refah Sınır Kapısı’nın durumuna ilişkin bir girişiminiz olacak mı? Ablukayı kırmak için neler yapılacak?

    Refah Sınır Kapısı’nda Mısır yönetimi olumlu adımlar atıyor. İlk etapta Gazze’deki kanser hastalarından 40’ı ülkemize geldi. İkinci etapta bu sayı ciddi manada arttı ve 88 hasta, 67 refakatçiye ulaştık. Bunların tedavilerini biz şehir hastanelerimizde yapıyoruz, buna devam edeceğiz. Gazzeli hastaların oradan çıkartılarak ülkemize getirilmesinin artarak devamını istiyoruz. En kısa zamanda bir Mısır seyahati düzenleyebilirim. Mısır’da ağırlıklı gündemimiz bu konular olacak. “Ne gibi adımlar atabiliriz, hastaların tahliyesinin önünü nasıl açarız?” bunları konuşacağız. Bir an önce istiyoruz ki bu hastaların tamamını getirebilelim. Hatta benim arzum, cerrahi müdahale gerekenleri de bir an önce alalım. Hele hele çocukları bir an önce alalım, tıbbi müdahaleleri yapalım. Bu konuda arkadaşlarımızla mutabıkız ve süreci de inşallah bu şekilde işleteceğiz.

    ABLUKAYI KIRMAK İÇİN TAKIM OYUNU LAZIM

    Ablukayı kırmak, sadece bir ya da iki ülkenin değil, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği ülkelerinin tamamının atacağı adımlar, oluşturacağı stratejilerle mümkün olacaktır. Siyasette sıkça kullanılan takım oyunu yaklaşımının eksiksiz sergilenmesi gerekiyor. Ablukayı kırmak sadece bir miktar yardımın Gazze’ye sokulması ile gerçekleşmez. Ekonomik, siyasi, diplomatik, sosyolojik, kültürel birçok unsuru kullanarak hem ateşkesi sağlamalı, hem de Gazze’ye yeterince yardımı ulaştırıp, İsrail tarafından yerle bir edilen kenti yeniden ayağa kaldırmalıyız.

    İSRAİL YAPTIKLARININ HESABINI VERMELİ

    Abluka sadece İsrail’in Gazze çevresine yığdığı askerler ve silahlardan ibaret değil. İsrail’i uluslararası hukuka uymaya ve yaptıklarının hesabını vermeye zorlamalıyız. Mesela Birleşmiş Milletler zeminindeki ablukayı da kırmalıyız. Filistin’de yaşananları, oradaki İsrail zulmünü hakkıyla anlatıp, Filistinli mazlumların on yıllardır yaşadıklarını, onların seslerini duymayanlara duyurup, halkların bakış açılarını değiştirip, zihinlerdeki ablukayı kırmalıyız. “Müslüman öldüğünde sorun yok, Hıristiyan ya da Yahudi ölürse ancak problem vardır” şeklindeki faşizan yaklaşımı darmadağın edip, “ölen insansa orada sorun vardır” kavrayışını hakim kılmalı ve bu sayede idraklerdeki ablukayı kırmalıyız. Filistin’in tarihsel sınırlarını, oradaki halkın kendi kaderini tayin hakkını, mülkiyet hakkını, yaşama hakkını, özgürlüklerini elinden alan Siyonistlerin ve destekçilerinin, dünyanın dilini ve gözünü bağlayan tüm ablukalarını yok etmeliyiz. Ancak böyle kalıcı barışı sağlamak mümkün.

    SORU: Hem Batılı ülkelerin hem de bazı Müslüman ülkelerin bu katliamlara sessiz kaldığını görüyoruz. Sizi bu konuda hayal kırıklığına uğratan ülke var mı?

    Batılı ülkelerde bir ülke hariç, maalesef bu işi sahiplenen yok. Hemen hemen Avrupa ülkelerinin hepsi de bu konuda sessiz. Katliamı durdurmak üzere müdahaleleri söz konusu değil. Burada yalnız İspanya’nın yaklaşım tarzı olumlu istikamette gelişiyor. İspanya’da malum hükümet kuruldu. İspanya Başbakanı Sayın Pedro Sanchez ile haftaya bir görüşmem de olacak, onun durumu farklı. Bu ülkelere dirsek çevirmemek lazım. Görüşeceğiz, “bunları Filistin’in yanına nasıl çekeriz?” konusuna da bir taraftan bakacağız.

    TEPKİSİZ KALMAK UTANÇ VESİLESİ

    En son Almanya’daydık. Neler olduğunu görüyoruz. İslam dünyasının da bu işgale sessiz kalmaması gerekir. Gazze’nin düşmesi demek, İslam dünyasının birlik ve beraberliğinin de derin yara alması anlamına gelir. İsrail’in pervasızca Gazze’yi işgal etmesi, uluslararası hukuk, insan hakları, etik değerleri tanımadan etrafa saldırması karşısında sessiz, tepkisiz kalmak bir utanç vesilesidir.

    GAZZE İÇİN YUMRUK MASAYA VURULMALI

    İslam dünyası Riyad’da sergilediği kararlılığın arkasında durmak ve alınan kararları uygulamak için birlik ve beraberlik ruhuyla hareket etmeli ve tek yumruk olmalıdır. O yumruk masaya olanca gücüyle vurulduğunda, İsrail’in işgale devam etmesi de zulümlerini sürdürmesi de mümkün olmayacaktır.

    Buradaki en önemli nokta tek yumruk olmak, olabilmektir. İsrail’in Gazze’de ve diğer Filistin şehirlerinde uyguladığı devlet ve işgalci terörü bir insanlık suçudur, soykırımdır. Buna sessiz ve tepkisiz kalınamaz. İslam dünyasında diriliş tohumu toprağa en son Riyad’da düşmüştür. O tohum yeterince sulanmazsa boy veremez, büyüyemez. O can suyunu hep birlikte verecek ve Filistin’deki şehitlerimize ve ecdada karşı sorumluluğumuzu hep birlikte yerine getireceğiz.

    Bunu sağlamak için durmak dinlenmek bilmeden çalışıyoruz. Netice alacağımıza olan umudumuz diridir. Umarım bu yaşadığımız sancılar, yıllardır bölgemizde arzu edilen barışın ve onu sağlayacak Filistin devletinin doğum sancılarıdır.

    SORU: 7 Ekim’den bu yana ve öncesinde İsrail’in katliamları ve terör devleti kimliğiyle yürüttüğü bütün bu acımasız tabloyu eleştiren ve ilkesel duruş sergileyen bir liderliğiniz var. Ama öte yandan küresel sermayeye de baktığımızda bir Musevi etkisi, bir Yahudi lobisi etkisi var. Acaba Türkiye’ye dönük fon akışında bu ilkeli duruşu cezalandırmak üzere herhangi bir hareket hamle görüyor musunuz? Ya da bu noktada ülkenin ilkesel duruşu, antisemitizme karşı olan duruşuyla birlikte uluslararası sermayeye çağrınız ne olur?

    Türkiye’yle ilgili olarak bir şeyi iyi tespit etmemiz lazım. Yahudiler ayrıdır, Siyonistler ayrıdır ve şu anda zaten İsrail’deki olay Siyonizmin en önemli adımlarından bir tanesidir. Batının İsrail’e karşı olan tavrında da Siyonizme karşı bir dik duramayış vardır. Maalesef Türkiye’de de buna mağlup olan, mağlup olmanın yanında onların eşiğinde giden yapılar mevcut. Bunların içinde siyasi yapılar da bulunuyor.

    ANA MUHALEFET NETANYAHU AĞZIYLA KONUŞUYOR

    Mesela ana muhalefetin başındaki isim Netanyahu’nun ağzıyla konuşuyor. Benim ülkemde ana muhalefetin başındaki insan Netenyahu’nun ağzıyla konuşursa, Türkiye’de bizim topraklarımızın suyundan hiçbir şey alamamış demektir. Bunlara gereken dersi vakti saati geldiğinde ben inanıyorum ki benim milletim verecektir. Yine bakıyorsunuz ana muhalefetin başını çektiği ittifakın içerisinde yer alanlardan, Siyonist yapıyla beraber hareket edenler bulunuyor. Bunları tek tek saymama da gerek yok. Fakat benim milletimin iradesi bunların hepsinin iradesini ters yüz edecektir.

    DÜNYA TÜRKİYE’NİN KIYMETİNİN FARKINDA

    Yaklaşık 4,5 ay sonra gereken cevabı milletimden alacaklarına ben inanıyorum. İsrail’in katliamlarını desteklemeyen, bunların karşısında duran Yahudilerin sayısı da az değil. Bunlar arasında sözünü ettiğiniz uluslararası sermaye tanımına dahil olanlar da bulunuyor. Onlar açısından Türkiye’ye yatırım sorun olmaz diye düşünüyorum. Türkiye’nin çocukların öldürülmesine karşı çıkmasından, barışı ve insan haklarını savunmasından rahatsız olan sermaye sahipleri ise ancak İsrail’in katliamına kayıtsız şartsız destek verirseniz sizden memnun kalırlar. Bizim böyle bir tutum sergilememiz asla düşünülemez. Bu nedenle biz bir endişe duymuyoruz. Dünya Türkiye’nin kıymetinin farkında, küresel yatırımcılar da farkında. Birkaç marjinalin dışında küresel yatırımcıların İsrail’in etkisiyle Türkiye gibi bir ülkeden yüz çevireceklerini düşünmüyorum. Küresel sermayeyi ülkemize çekmek için, kazan kazan ilkesiyle hareket etmeye de, Türkiye’ye yakışır şekilde insani duruş sergilemeye de devam edeceğiz.

    Kaynak: Haber7.com

  • Filistin’e destek için “Hayır Çarşısı” açıldı!

    Filistin’e destek için “Hayır Çarşısı” açıldı!

    Erdemli İlçe Müftülüğü tarafından geliri Filistin’e bağışlanmak üzere “Hayır Çarşısı” kuruldu. Erdemli Belediye parkında kurulan çarşının açılışına vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Hayırseverler tarafından geliri zulüm altındaki Filistinlilere ulaştırılmak üzere odun sacında pişirilen yöresel bazlama ve börekler hazırlandı. Çiğ köfteden dönere, meyveden sebzeye kadar kurulan tüm yiyecek stantlarında vatandaşlar hayırda yarıştı. Türkiye Diyanet Vakfı Erdemli Şubesi ve ilçe müftülüğü personellerince toplanan 300 bin TL de Filistin’e gönderilmek üzere ilgili personele İlçe Müftüsü Hasan Küçük tarafından teslim edildi. Yine Filistin yararına açık arttırma usulüyle bir tablo 60 bin liraya hayırsever tarafından satın alındı.

    Hayır çarşısına gelen vatandaşlar, yaptıkları alışverişlerin gelirinin Filistin’deki mazlumlara ulaşacağını belirterek, bu bilinçle alışveriş yaptıklarını söyledi.

    Erdemli Müftüsü Hasan Küçük ise, “Her daim mazlumun, mağdurun yanında olma karakterini barındıran aziz milletimiz, Türk milletinin bir ferdi olarak burada bugün hep beraber Gazze’ye bir ses olalım, bir nefes olalım, karınca kaderince destek olalım diye bir hayır çarşısı düzenliyoruz. Cenab-ı Hak bereketini arttırsın. Bir an önce orada bir zamanlar ecdadımızın, Osmanlı’nın eliyle selamet yurdu olan, barış yurdu olan o topraklarda tekrardan bu aziz milletimizin eliyle oraları tekrardan barış yurdu haline getirmeyi Rabbim nasip eylesin” dedi.

    Hayır çarşısının 3 gün süreyle açık kalacağı, tüm gelirin de Filistin’e destek olarak gönderileceği ifade edildi.

     

    Kaynak: Haber7.com

  • Filistin’in milli maçına damga vuran olay! Üç futbolcu Gazze’de kaldı

    Filistin’in milli maçına damga vuran olay! Üç futbolcu Gazze’de kaldı

    2026 FIFA Dünya Kupası Asya Elemeleri’nde Filistin ile Avustralya arasındaki karşılaşmaya, Filistin’e destek mesajları damga vurdu.

    Güvenlik gerekçesiyle Filistin’in ev sahipliği yerine Kuveyt’teki Uluslararası Jaber Al-Ahmad Stadı’nda oynanan ikinci tur I Grubu mücadelesini Avustralya, 18. dakikada Harry Souttar’ın golüyle 1-0 kazandı.

    Karşılaşmada yaşananlar ise skorun önüne geçti. Filistinli savunma oyuncuları Ibrahim Abuimeir, Ahmed Kullab ve Khaled Al-Nabris’in Gazze kentinden çıkışına izin verilmemesi nedeniyle forma giyemediği maçta, tribünlerde yer alan yaklaşık 15 bin taraftar, Filistin bayrakları ve “Gazze’ye özgürlük” pankartları açtı.

    Avustralya Futbol Federasyonu ise oyuncuların, bu maçta elde ettikleri kazancı Gazze’ye yardım için bağışladıklarını duyurdu.

    Kaynak: Haber7.com

  • BRICS Zirvesi’nden Filistin açıklaması

    BRICS Zirvesi’nden Filistin açıklaması

    Ayrıntılar geliyor

    ÇİN DEVLET BAŞKANINDAN AÇIKLAMA!

    BRICS liderleri ile ağustostaki 15. BRICS Zirvesi’nde topluluğa davet edilen ülkelerin liderleri, Gazze’deki durumun çevrim içi görüşüldüğü “Orta Doğu’daki Duruma İlişkin Olağanüstü Ortak Toplantı” düzenledi.

    Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, İsrail’in saldırıları altındaki Gazze’de, halkın zorla yerinden edilerek ve temel ihtiyaçlardan yoksun bırakılarak toplu şekilde cezalandırılmasına son verilmesi gerektiğini bildirdi.

    Çin Devlet Başkanı Şi, toplantıda yaptığı konuşmada, tarafların daha fazla can kaybına ve insani acıya sebep olacak eylemlerden kaçınması gerektiğini vurguladı.

    Şi, “Gazze halkının zorla yerlerinden edilerek; elektrik, su ve yakıttan mahrum bırakılarak toplu cezalandırılmasına son verilmeli.” dedi.

    İnsani yardım koridorlarının güvenli ve açık olmasının gereğine işaret eden Şi, Gazze halkına daha fazla insani yardım sağlanması çağrısı yaptı.

    ULUSLARARASI TOPLUM ADIMLAR ATMALI

    “Çin’in, Gazze’deki çatışmanın genişlemesi ve yayılması eğiliminden derin kaygı duyduğunu” ifade eden Şi, “Uluslararası toplum, çatışmanın yayılmasını ve Orta Doğu’da istikrarı tehlikeye atmasını önleyecek adımları atmalı.” ifadesini kullandı.

    İsrail-Filistin sorununun kökeninde Filistin halkının var olma, topraklarına dönme ve devlet kurma hakkının uzun zamandır görmezden gelinmesinin yattığını vurgulayan Şi, bu döngüyü kırmanın tek gerçekçi yolunun, iki devletli çözümle Filistin’e meşru ulusal haklarının verilmesi ve bağımsız Filistin devletinin kurulması olduğunun altını çizdi.

    Şi, Filistin sorununa adil çözüm bulunmadan Orta Doğu’da kalıcı barış ve güvenliğin sağlanamayacağını vurgulayarak barış için uluslararası uzlaşmanın sağlanması ve Filistin sorununa kapsamlı, adil ve sürdürülebilir bir çözüm bulunması için uluslararası barış konferansı toplanması çağrısını yineledi.

    Kaynak: Haber7.com

  • AB’den Filistin kararı

    AB’den Filistin kararı

    AB Komisyonu Kıdemli Başkan Yardımcısı Valdis Dombrovskis, AB ülkelerinin kalkınma bakanlarının katıldığı toplantının ardından yaptığı açıklamada, söz konusu gözden geçirme sürecinin tamamlandığını bildirdi.

    Dombrovskis, incelemede AB yardımlarının doğrudan veya dolaylı olarak “terör örgütü Hamas”a fayda sağladığına dair hiçbir belirti bulunamadığını, yardımların aksamadan süreceğini açıkladı.

    AB Komisyonunun Komşuluk ve Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oliver Varhelyi, Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısının ardından Filistin’e yönelik tüm AB yardımlarının durdurulduğunu duyurmuştu.

    AB yönetimi kısa süre sonra bunu düzelterek yardımların “Hamas’a gitmesini engellemek için gözden geçirileceğini” açıklamıştı.

    AB Komisyonundan yapılan açıklamada, 2021-2024 dönemi için ayrılan toplam 1,2 milyar avroluk fonun 691 milyonunun halihazırda kabul edildiği, buna Filistin yönetimine doğrudan katkılar, sivil toplum kuruluşlarına verilen destek, uluslararası finans kurumları aracılığıyla projeler ve BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansına yapılan katkıların dahil olduğu belirtildi.

    Öte yandan Avrupa Parlamentosu Milletvekili Barry Andrews, AB’nin 2024 için Filistin’e 168 milyon avroluk kalkınma yardımının “mevcut çatışma öncesinde” fiilen dondurulmuş olduğunu belirterek, Varhelyi’yi, 7 Ekim’den önce de Filistin’e yardımları geciktirmekle suçlamıştı.

     

    Kaynak: Haber7.com

  • Cezayir’de Başkan Erdoğan ve Tebbun’dan açıklama! İsrail’e kötü haber

    Cezayir’de Başkan Erdoğan ve Tebbun’dan açıklama! İsrail’e kötü haber

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, resmi temaslarda bulunduğu Cezayir’de Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun ile ortak basın toplantısında konuştu.

    Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından önemli başlıklar;

    Toplu cezalandırmaya dönüşen ve savaş suçu teşkil eden İsrail saldırılarını hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Öncelikli amacımız Gazze’de kalıcı ateşkesin sağlanması ve insani yardımların kesintisiz bölgeye ulaşması.

    ARTIK KAÇINILMAZDIR

    1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin tesisi, artık kaçınılmazdır. Bu doğrultuda elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.

    Filistin meselesi adil bir siyasi çözüme kavuşturulmadan bölgemizde kalıcı barış ve istikrar tesisi mümkün değildir.

    Hastane, ibadethane, okul, her konuda koruma altında olması gereken mekanların hedef alınması, halkın göçe zorlanması, vicdansızlıktır, barbarlıktır.

    REHİNELERLE İLGİLİ GÖRÜŞMELER

    Gerek Dışişleri Bakanım gerek MİT Başkanım, Katar’la müşterek bir çalışma içerisinde süreci devam ettiriyorlar.

    GÜZEL NETİCELERİ HEP BİRLİKTE ALMAYA DEVAM EDECEĞİZ

    İlişkilerimizde son 3 yılda yaşanan temas ve istişarelerin güzel neticelerini hep birlikte almaya devam ediyoruz.

    Atılacak adımlar hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Hayata geçirilecek projelerin de yakın takipçisi olacağız.

    Geçen yıl 5.3 milyar dolarla rekor kıran ticaret hacimizin bu yıl sonunda 6 milyar doları yakalamasını bekliyoruz. Kardeşim Tebbun’la belirlediğimiz 10 milyar dolar ticaret hacmi hedefimize de inşallah kısa zamanda ulaşacağız.

    ZİRAAT BANKASI CEZAYİR’DE ŞUBE AÇMAK İÇİN İZİN ALDI

    Şirketlerimizin Cezayir’de harici sektörlerdeki en büyük yatırımcı ve istihdam sağlayıcısı olmasıyla iftihar duyuyoruz. Cezayir’in ülkemizdeki yatırımlarından da memnuniyet duyuyoruz. Ziraat Bankamız Cezayir’de şube açmak içn izin almıştır, hayırlı olsun. Enerji ve yenilenebilir enerji alanında işbirliğimizi geliştirerek büyütmeyi arzu ediyoruz.

    Savuna sanayi alanında da çok büyük potansiyele sahip olduğumuzu görüyoruz. Bugünkü görüşmemizde de bu konuyu enine boyuna değerlendirdik.

    Bir Cezayir atasözünün de belirttiği gibi “Kul gayret eder, Allah tamamlar” işbirliğimizi bu söz temelinde geliştirmek için çabalarımızı önümüzdeki dönemde de sürdüreceğiz.

    TEBBUN’UN AÇIKLAMALARI;

    Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun, Gazze Şeridi’nde “soykırım” uygulayan İsrailli yetkililerin Uluslararası Ceza Mahkemesinde (UCM) yargılanması gerektiğini vurguladı.

    İLİŞKİLER AÇISINDAN ÖNEMLİ BİR BAŞARI

    Tebbun, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu ziyaretinin, bölgesel ve uluslararası düzeydeki “özel ve istisnai” koşullara rağmen Cezayir ile Türkiye ilişkileri açısından önemli bir başarı olduğunu belirtti.

    Ziyaret sırasında gerçekleştirilen görüşmelerin ikili ilişkileri ve bu “bağlamdaki başarıların” değerlendirilmesi noktasında önemli bir fırsat olduğuna dikkati çeken Tebbun, “Cezayir ile Türkiye’deki samimi irade göz önüne alındığında, ilişkilerimiz güçlü ve daha fazla işbirliği için açık ufuklara sahip.” dedi.

    Tebbun, Cezayir’in Türkiye’nin Afrika’daki ikinci ticari ortağı haline geldiğini belirterek, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 2022 itibarıyla 5 milyar doları bulduğunu, 2023’te de 6 milyar doları aşacağını dile getirdi.

    – Görüşmede Filistin meselesi tüm boyutlarıyla ele alındı

    Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Orta Doğu’daki gelişmeleri tüm boyutlarıyla ele aldıklarına dikkati çeken Tebbun, “Siyonist rejimin” Gazze Şeridi’nde işlediği suçlar nedeniyle büyük bir trajedi yaşandığını ifade etti.

    YA ÇÖZÜLECEK YA DA FARKLI MECRADA İLERLEYECEK

    Tebbun, Erdoğan ile 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının Filistin halkının meşru hakkı olduğu görüşünü paylaştıklarını vurgulayarak, “Orta Doğu volkan gibi. Ya bu sorun (Filistin) çözülecek ya da farklı bir mecrada ilerleyecek.” diye konuştu.

    “İşgal devletinin işlediği suçların derhal durdurulması gerektiğini” belirten Tebbun, “(Cumhurbaşkanı Erdoğan’la) Gazze’deki soykırımın sorumlularının Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanması gerektiğinin altını çizdik. 75 yıldan beri ilk defa, bu suçları (İsrail’in) işleyenler adaletin karşısına çıkacaklar.” ifadelerini kullandı.

    Tebbun, işgal altındaki Batı Şeria’da Yahudi yerleşim birimleriyle birlikte Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırılarına da dikkati çekerek, “(Cumhurbaşkanı Erdoğan’la) Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimci terörünün de durdurulmasının altını çizdik.” şeklinde konuştu.

    Nijer ve Mali başta olmak üzere Afrika’nın Sahel bölgesindeki gelişmeleri de ele aldıklarını ifade eden Tebbun, Batı Sahra sorununu da görüştüklerini, bu bölgede barış ve güvenliğin tesis edilmesi için görüş birliği içinde olduklarını sözlerine ekledi.

    Kaynak: Haber7.com

  • Putin’den Filistin konusunda ateşkes sağlanması için uluslararası topluma çağrı

    Putin’den Filistin konusunda ateşkes sağlanması için uluslararası topluma çağrı

    Putin, Gazze’deki duruma ilişkin BRICS liderleri ve BRICS üyeliğine davet edilen ülkelerden liderlerin katıldığı çevirim içi zirvede konuştu.

    Güney Afrika’nın girişimiyle düzenlenen zirvenin, Gazze Şeridi’ndeki zor durum nedeniyle doğru bir zamanda yapıldığını vurgulayan Putin, “Binlerce insanın ölümü, sivillerin kitleler halinde sınır dışı edilmesi ve ortaya çıkan insani felaket son derece endişe verici.” ifadesini kullandı.

    Çok sayıda çocuğun da hayatını kaybettiğini belirten Putin, “Bu korkunç bir şey ama çocukların anestezi olmadan ameliyat edilmesini de gördüğünüzde bu gerçekten belirli duyguları harekete geçiriyor.” dedi.

    Putin, bölgede yaşananlar nedeniyle ABD’yi suçlayarak, “Bütün bu olaylar aslında ABD’nin Filistin-İsrail anlaşmazlığında arabuluculuk konumunu tekeline alma arzusunun ve uluslararası arabuluculardan oluşan Orta Doğu Dörtlüsü’nün faaliyetlerini engellemesinin doğrudan bir sonucudur.” değerlendirmesinde bulundu.

    “BRICS ülkeleri ve bölge ülkeleri bu çalışmada kilit rol oynayabilir”

    “Filistin düğümü”nün tek bir elle çözülmesine yönelik girişimlerin fayda sağlamayacağının altını çizen Putin, “Bağımsız ve egemen İsrail ve Filistin devletlerinin kurulmasını ve barış içinde bir arada yaşamasını öngören BM kararlarının sabote edilmesi nedeniyle, birçok Filistinli nesil kendi halklarına karşı adaletsizlik duygusuyla yetiştirildi. İsrailliler de kendi devletlerinin güvenliğini tam olarak garanti edemiyor.” dedi.

    Putin, Rusya’nın söz konusu duruma ilişkin tutarlı bir yaklaşım sergilediğine işaret ederek “Uluslararası toplumu gerilimi düşürmeye, ateşkes sağlamaya ve Filistin-İsrail çatışmasına siyasi çözüm bulmaya yönelik çabalara katılmaya çağırıyoruz. BRICS ülkeleri ve bölge ülkeleri bu çalışmada kilit rol oynayabilir.” diye konuştu.

    Ateşkesin, Gazze Şeridi’ndeki sivillerin ve esirlerin tahliyesi için de gerekli olduğunu belirten Putin, şunları söyledi:

    “En acil görev, gerçekten uzun vadeli ve sürdürülebilir bir ateşkese ulaşmaktır. Diğer devletlerin Orta Doğu’daki savaşa çekilmesini ve çatışmada coğrafyanın genişlemesini önlemek ve aynı zamanda mezhepler arası barışı korumak önemlidir.”

    Putin, Rusya’nın gelecek yıl BRICS’e dönem başkanlığı yapacağını ve bu dönemde Filistin-İsrail konusunda temaslar için çeşitli girişimlerde bulunacaklarını kaydetti.

    İsrail’in Gazze’yi işgalinde son durum

    Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı, İsrail’in “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlerine yönelik sürekli ihlallerine karşılık verme” gerekçesiyle kapsamlı saldırı düzenlerken, İsrail ordusu da Gazze Şeridi’ne yoğun hava bombardımanı başlattı.

    İsrail’de 7 Ekim’deki saldırılarda 310’dan fazlası asker olmak üzere 1200 İsraillinin öldüğü, 5 bin 132 kişinin yaralandığı duyuruldu.

    İsrail ordusuna göre, 7 Ekim’den bu yana Gazze’deki çatışmalarda 68, Lübnan sınırında da 6 İsrail askeri öldürüldü.

    İsrail’e göre, Kassam Tugayları’nın elinde 239 İsrailli esir bulunuyor.

    Gazze’deki hükümete göre, 7 Ekim’den bu yana İsrail saldırılarında Gazze Şeridi’nde 5 bin 600’ü çocuk ve 3 bin 550’si kadın olmak üzere 13 bin 300 kişi öldürüldü.

    İşgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’te de 7 Ekim’den bu yana İsrail güçleri ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 217 Filistinli hayatını kaybetti.

    İsrail ordusu, Gazze’de on binlerce yaralı ile sivilin sığındığı onlarca hastaneyi zorla tahliye ettirmek için yerleşkelerini ya da ana binalarını vurdu. İşgal sırasında bazı hastaneleri bastı. Saldırılarda yüzlerce kişi öldü ve yaralandı.

    İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda yaşanan çatışmalarda 77 Hizbullah mensubu öldü.

    Kaynak: Haber7.com

  • Hollanda’da Filistin’e büyük destek

    Hollanda’da Filistin’e büyük destek

    İsrail’in Gazze’deki saldırılarını protesto etmek için düzenlenen gösteriye katılan yaklaşık 15 bin kişi, Binnenrotte Meydanı’ndan başlattıkları yürüyüşü, şehir merkezinden geçerek aynı meydanda bitirdi.

    “Nehirden denize kadar, Filistin özgür olacak”, ”Ateşkes, şimdi”, “Soykırımı durdur”, “Bebek katili” yazılı pankartlar taşıyan göstericiler, “Özgür Filistin”, “Yazıklar olsun Rutte, ellerin kanlı” ve “İsrail terörist, Netanyahu terörist” sloganları attı.

    Filistin, Türkiye ve diğer ülkelerin bayraklarının dalgalandığı gösteride yapılan konuşmalarda, Gazze’de benzeri görülmemiş bir insani kriz yaşandığı vurgulanarak, ateşkes çağrısında bulunuldu, Hollanda hükümetinin, savaş suçu işleyen ve insan hakları ihlalleri yapan İsrail’i destekleyerek soykırıma ortak olduğuna işaret edildi.

    Hollandalı gösterici Laura van Bree, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İsrail’in Gazze’ye saldırılarının korkunç olduğunu ve bu kadar uzun sürmesine inanamadığını söyledi.

    Bu çağda bu saldırılarının olmasına anlam veremediğini belirten van Bree, “Bunun olabileceğine gerçekten hayret ediyorum.” dedi.

    Van Bree, “Öldürülen tüm masum insanlara destek vermek ve şu anda yaşananların gerçekten kabul edilemez olduğunu göstermek için buradayım.” ifadesini kullandı.

    Hollanda hükümetinin İsrail’e olan tüm desteğini durdurması gerektiğini ifade eden van Bree, “Ben olsam tüm diplomatik ilişkileri keserdim.” diye konuştu.

    Christiaan Schoonenberg de, İsrail’in Gazze’ye saldırısına ve Hollanda hükümetinin buna karşı tutumuna karşın sesini duyurmak için gösteride olduğunu dile getirdi.

    Hollanda hükümetinin ateşkes çağrısında bulunması ve Filistinlilerin kaderi için adımlar atması gerektiğine dikkati çeken Schoonenberg, “Filistin halkı ile dayanışma için buradayım.” dedi.

    Geniş güvenlik önlemleri altında yapılan gösteri olaysız sona erdi.

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com