Kategori: Ekonomi

  • Dünya Bankası: “Orta Koridor”, ticareti ve tedarik zinciri direncini artırabilir

    Dünya Bankası: “Orta Koridor”, ticareti ve tedarik zinciri direncini artırabilir

    Dünya Bankası, Kazakistan, Azerbaycan ve Gürcistan’a odaklanan çok modlu demir yolu ve deniz koridorunu hayati ve güvenilir bir ticaret yoluna dönüştürebilecek öncelikli tedbirleri belirleyen “Orta Ticaret ve Taşımacılık Koridoru” başlıklı çalışmasını yayımladı.

    Rapora yönelik açıklamada, doğru politikalarla, Orta Asya ve Kafkaslar üzerinden Çin ve Avrupa pazarlarını birbirine bağlayan Orta Koridor’un, bölgesel ticareti canlandırabileceği ve rota üzerindeki ülkeler için bağlantıyı güçlendirebileceği belirtilerek, Orta Koridor’un aynı zamanda Çin-Avrupa konteyner ticaretine dayanıklılık ve rota çeşitlendirmesi sağlayarak ülkeleri ve tedarik zincirlerini jeopolitik şoklardan koruyabileceği vurgulandı.

    Doğru yatırımlar ve politikalarla Orta Koridor’un ticaret hacminin üç katına çıkacağı, rota boyunca seyahat süresini de 2030’a kadar yarıya indirebileceği belirtilen açıklamada, bunun istihdam fırsatları oluşturmak, destekleyici sanayilere olan talebi artırmak ve işletmeleri çekmek yoluyla yerel ve bölgesel ekonomilerle daha geniş topluluklara fayda sağlayacağı kaydedildi.

    Açıklamada, ulaştırma talebine yanıt vermek, Kazakistan, Azerbaycan ve Gürcistan’daki ekonomik kalkınmayı desteklemek için gereken temel politika ve yatırımların da raporda belirlendiği ifade edilerek, bunlar arasında; koridor boyu lojistik çözümleri sunmak, özellikle sınır geçişlerinde süreçlerin basitleştirilmesi, takibi artırmak ve gecikmeleri azaltmak için dijitalleşmeyi koordine etmek, Hazar ve Karadeniz geçişlerindeki performansın iyileştirilmesi, tek tip yatırım önceliklendirme sistemi üzerinde anlaşmaya varılması gibi politikaların yer aldığı aktarıldı.

    Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya’dan sorumlu Başkan Yardımcısı Antonella Bassani, “Yeni verilerimiz, Orta Koridor’un yalnızca uygulanabilir olmakla kalmayıp, aynı zamanda rota üzerindeki ülkelerin ekonomileri için de vazgeçilmez hale gelebileceğini doğruluyor.” ifadesini kullandı.

    Azerbaycan, Gürcistan ve Kazakistan’ın, diğer ülkelerle birlikte vizyonlarını uyumlaştırma ve bu koridoru ileriye taşıma konusunda önemli ilerleme kaydettiğine dikkati çeken Bassani, Dünya Bankasının güzergah üzerindeki hükümetler ve diğer çok taraflı kuruluşlarla ortaklık halinde Orta Koridor’u desteklemeye kararlı olduğunun altını çizdi.

    Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya Bölgesel Altyapı Direktörü Charles Cormier de “Şimdi Orta Koridor’u daha rekabetçi hale getirmek, kapasitesini genişletmek, verimsizlikleri gidermek ve maliyetleri azaltmak için uygun bir an. Kurumsal ve operasyonel önlemler yoluyla kısa vadeli verimlilik kazanımlarının orta vadeli yatırımlarla birleşimi, Orta Koridor’un işleyişini güçlendirecek ve potansiyelini harekete geçirecektir.” değerlendirmesinde bulundu.

    Kaynak: Haber7.com

  • Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’dan TROY kart açıklaması

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’dan TROY kart açıklaması

    Anadolu Yayıncılar Derneği’nin konuğu olan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz soruları yanıtladı.

    TROY KART KONUSU

    Diğer bir konu, Merkez Bankamızın yine üzerinde çalıştığı bu Troy kart konusu. Troy dediğimiz, Türkiye’nin ödeme sistemi biliyorsunuz. Bu troy kartta uzun zamandır Merkez Bankamızın çalıştığı bir konu yüzde 51’i Merkez Bankası’nın troy kartın.

    Geriye kalan yüzde 49 da ağırlıklı kamu bankaları olmak üzere 13 bankamıza ait. Bu ödeme sistemleriyle yurt dışına giden kaynak 500 milyon dolar civarında her yıl.  bu da bize indirimli fiyat uyguladıkları halde. Yani onlar uygulanmasa indirimli fiyatlar çok daha büyük maliyetler olacak.

    Dolayısıyla bu Troykart gibi yerli milli ödeme sistemlerinin devreye girmesi yine cari açık perspektifiyle ülkemizde bu kaynakların kalması açısından önemli. Son dönemlerde de bir hızlı gelişim görüyoruz doğrusu bu Troy Kart’ta. Önümüzdeki dönemde inşallah daha da artar.

    Bu tür bir takım  açılımları da gerçekleştiriyoruz. Yine ihracatçıyı önemsiyoruz. Az önce bahsetmiştim başlangıçta. Bütün bunları yaparken yatırım, ihracat, istihdam bunları gözeterek yapacağız diye konuşmuştum Cumhurbaşkanımızın çizdiği perspektifte.

    İHRACATÇILARA SAĞLANAN DESTEKLER

    İhracatçılarımızı çok önemsiyoruz. Az önce bahsetmiştim başlangıçta. Bütün yaparken yatırım, ihracat, istihdam bunları gözeterek yapacağız diye konuşmuştum. Cumhurbaşkanımızın çizdiği perspektifte ihracatçılara da yine Merkez Bankamız bu anlamda farklı bir uygulama yapıyor. Biliyorsunuz bu faiz oranları arttırılırken reeskont kredileri arttırılmadı. Bu da işte aynı bir yansıması bir taraftan makro politikalarda güncelleme yapılırken bir taraftan da ihracatçıların daha düşük maliyetle kredi kullanımı konusunda çabamızı devam ettiriyoruz. Yine diğer birtakım sosyal konulara da dikkat edilerek bütün bunlar gerçekleştiriliyor. ihracatta örneğin kredi- iskonto oranı azami 25.93’te sabit tutuldu. Son faiz artımı yaptırılırken oran değiştirilmedi. Bu da işte ihracatçıya verdiğimiz önem önceliğin bir yansıması.

    Son pakette de yine ihracatçılarımızla ilgili sevindirici bir gelişme var. Meclisimize giden teklifte kurumlar vergisini üçe ayırmıştık biliyorsunuz. Mali kuruluşlara, bankacılara yüzde 30 kurumlar vergisi söz konusu, normal işletmeler yüzde 25 kurumlar vergisi ödemek durumunda. İhracatçı firmalarda ise bu oran yüzde 20. İhracatçıyı destekleyen politikalarımızın vergisel bir boyutu olarak. Bundan ihracatçı firmalarımız doğrudan ihracat yaptığında istifade ediyorlardı ama dış ticaret şirketleri aracılığıyla ihracat yapan, daha çok küçük ölçekli işletmelerimiz istifade edemiyorlardı. Şimdi getirdiğimiz düzenlemeyle dış ticaret şirketleri kanalıyla ihracat yapan KOBİ’ler de vergisel avantajdan istifade etmiş olacaklar. Dolayısıyla ihracatı elimizdeki imkanları azami ölçüde zorlayarak desteklemeye devam edeceğiz. Bunun bir yansıması da işte meclise gönderdiğimiz bu kanun. Önemli bir vergiden fedakarlık yaparak KOBİ’leri, ihracatçı KOBİ’leri destekleyici bir adım atmış oluyoruz. Merkez Bankamızda faiz oranlarını azaltarak bunu yapıyor.

    FİNANS – MALİYE POLİTİKALARI

    Değerli arkadaşlar, bir taraftan da sadeleştirme devam edecek. Finansal istikrarı güçlendirici şekilde bu adımlar devam ederken ve az önce bahsettiğim gibi maliye politikasıyla da bunu eş güdüm içinde sürdüreceğiz.

    ASGARİ ÜCRET VE SÜRECİ

    Şimdi öncelikle asgari ücreti tartışırken yapılanlardan başlamak gerekir. Asgari ücrete bu yıl biliyorsunuz yüzde 107 artış gerçekleştirildi. Asgari ücret artışı enflasyonun üstünde gerçekleşti. Reel olarak asgari ücreti koruyucu çok ciddi tedbirler alındı. Yaptığımız artışlara ilaveten yine geçen yıl tarihi bir adım attık ve asgari ücrete kadar tüm ücretlerde vergi muafiyeti getirdik. Sadece bu muafiyetin tutarı 500 milyar lira civarında. Yani buna vergi harcaması diyoruz. Dolayısıyla asgari ücret anlamında çok önemli bir çerçeve oluştu. Bu müzakere sürecine gelecek olursak, müzakereler üçlü bir şekilde yürütülüyor. Yani sadece kamunun bu konuda perspektifini paylaşması yeterli değil elbette. İşin kamu, işçi ve işveren tarafı var. Sosyal diyalog dediğimiz bir mekanizmayla bütün şartlar belirleniyor. Sosyal diyalog mekanizmaları çalışmadan önce yorum yapmayı doğru bulmuyorum. Görüşmeler başlayacak, Aralık ayı içinde sosyal diyalog mekanizması çalışacak. Orada elbette işçilerimizin refah beklentileri, işletmelerimizin de rekabet gücünü devam ettirme, istihdamı devam ettirme gibi beklentileri olacaktır. Kamu kesimi de bu dengeyi gözetecektir diye düşünüyorum. Dolayısıyla bu üçlü mekanizmanın, diyalog mekanizmasının işleyişini gördükten sonra yorum yapmak daha doğru olur.

    ÜCRETLER KONUSUNDA SOSYAL MEDYA ÜZERİNDEN YAPILAN BASKILAR VE YAPILAN ZAMLARIN PİYASADA ÖNCEDEN FİYATLANMASI SORUNU

    Şimdi esas mesele şu; ücretlerle ilgili şunu söylemek isterim. Daha önceki asgari ücret tartışmasıyla da ilgili, esas olan bizim vatandaşımızın satın alma gücünü arttırmamız. Dolayısıyla enflasyonu düşürme perspektifimiz aslında kalıcı bir şekilde refah artışının önünü açan bir perspektif. Bunu yapmadığınız sürece çok yüksek artışlar da yapsanız sonuçta enflasyon bunun satın alma gücünü eritiyor zaman içinde. Kalıcı bir şekilde refah artışı yapmanın yolu enflasyonu düşürmekten geçiyor.

    Bu konuda da tüm toplumsal kesimlerin bir uzlaşması gerekiyor açıkçası. Gerektiğinde bazı fedakârlıkların da yapılması gerekiyor. Başka türlü bu bir toplumsal fedakârlık da gerektiriyor enflasyonla mücadele. Kısa vadede belki bazı zorluklar yaşayacağız ama orta-uzun vadede daha sağlıklı bir şekilde refahımızı arttırmış olacağız. İşin özü bu. Dolayısıyla bahsettiğiniz şey çok önemli bence de. Sosyal medyada, medyada veya siyasi çevrelerde gerçeklerden kopuk bir takım algıların oluşturulması, anlık bazda insanlarımızın hoşuna gitse de kalıcı refah artışı getirmeyen hadiseler. Bizim yapmamız gereken kalıcı refahı sağlamak, buna dönük adımları atmak, güçlendirmek. Bu da herkese bir sorumluluk yüklüyor aslında. Siyasetçiler olarak bizlere de yüklüyor. Sağlıklı analizler yapıp vatandaşımıza bizim her şeyin artısını, eksisini göstermemiz lazım ki vatandaşımız da tercihini buna göre yapabilsin, gerçekleştirebilsin. Birincisi bu, ikincisi yine sizin altını çizdiğiniz bu denge çok önemli. Yani belli bir kesime sadece bir şey yapıp diğer toplumsal kesimlere yapmazsanız dengeyi bozmuş olursunuz. Bir şey yapılacaksa bütün toplumsal kesimlere belli bir denge içinde, bir adalet ölçütü içinde yaklaşılması gerekiyor. Ayrıcalıklı bir grup oluşturup ona sadece bir iyileştirme yapmayı bu anlamda doğru bulmuyoruz. Daha dengeli bir şekilde farklı kesimleri gözeterek kaynaklarımızı kullanmak zorundayız. Sonuçta belli sınırlı kaynaklarımız var. Hiçbir ülkenin sınırsız kaynakları yok. Var olan kaynakları en verimli şekilde, en dengeli şekilde dağıtma meselesi, ekonomi dediğimiz hadisenin özünü de oluşturan işlerden bir tanesi bu.

    Bu anlamda popülizm sizin bahsettiğiniz yani gerçek kalıcı sosyal refahı değil, çok kısa vadeli birtakım gündemleri oluşturma meselesi. Buna aslında toplumumuz cevabı seçimlerde verdi. Defalarca bu cevabı verdi. Eğer bu popülist söylemlere toplumumuz prim verseydi bugün başka partiler iktidarda olurdu. Hiçbir hesap kitap yapmadan hiçbir programı planı olmadan sadece ve sadece o anda insanların hoşuna gitsin diye birçok rakamlar telaffuz eden ana muhalefet veya başka partiler oldu. Ama toplum bunlara prim vermedi. Sonuçta daha makul bir çizgide planlı, programlı bir şekilde kalıcı refah artışı sağlayacak olan partilere, liderlere destek oldu toplumumuz. Bence toplum bu anlamda üzerine düşeni yapıyor. Daha çok burada belki medyanın da bilmiyorum kendi içinde bir tartışması olmalı diye inanıyorum ben. Sosyal medyada tabii yapacak bir şey yok. Hani bir algı oluşturuluyor. Yani orada çok farklı birtakım algılar oluşturulabiliyor. Az sayıda insanın oluşturduğu algılara büyük çoğunlukların teslim olmaması lazım diye inanıyorum ben. Rakamlara dayalı, analizlere dayalı, uzun vadeli bir perspektifle bu meselelere yaklaşmamız lazım.

    EMEKLİ AYLIKLARI – EYT

    Emeklilikle ilgili primle ücret arasında aktüeryal denge olması gerekiyor. Sürdürülebilirlik açısından bu böyle. Emekli maaşını primlerle ödüyoruz, çalışanlar prim ödüyor o primlerle emeklinin maaşını ödüyoruz. Normalde 3-4 çalışan olmalı ki bir tane emeklinin maaşını ödeyebilelim. Türkiye’de bu denge özellikle EYT’den sonra oldukça düşük düzeylere gerilemiş durumda. EYT daha bitmiş bir süreç değil. 2 milyon insan emekli oldu ama daha gelecek 3 milyon kişi daha var. Böyle bir yükle de karşı karşıyayız. Bunun da ilerisi için yansımaları var. Bu hakikaten sosyal güvenlik sistemimiz üzerinde çok önemli bir baskı unsuru oluşturdu. Bu durumu bütçemizin imkanları dahilinde elimizden geldiğince yönetmek durumundayız.

    EMEKLİ AYLIĞI ARTIŞ VE ÖDEMELERİ

    Sosyal güvenliğe transfer ettiğimiz kaynaklar farklı isimler arasında. Bir doğrudan transfer var farklı isimlerle transferler var. 1 trilyona yakın kaynağı sosyal güvenlik sistemimize transfer ediyoruz. Bununla da emeklilerimizin maaşlarını ödüyoruz. AK Parti döneminde reel olarak son 20 yıla baktığımız zaman ciddi artışlar oldu. 65 yaş aylığından en düşük aylığa varıncaya kadar hepsinde ciddi artışlar yaptık. Hem sayı olarak hem de reel olarak ücretler arttı. Son dönemlerdeki enflasyon tabi yeniden bütün kesimlerde olduğu gibi emekli kesimlerimizde de tartışmalar oluşturmuş durumda. Burada da 7500 dediğimiz rakam artışı yüzde 143’lük bir artışa tekabül ediyor. Bir yıl içinde 2 defa artırmış olduk. Asgari ücrette ve asgari emekli maaşında. Biz kanunen bunu yaptık. Sosyal güvenlik sisteminde asgari emekli aylığı diye bir kavram yok ama kanunen biz bunu gerçekleştirdik ve en düşük aylığı 7500 olacak şekilde düzenlemeyi yaptık. Artı bu dönem 5 bin lira biliyorsunuz bütün emeklilerimize bir katkıda bulunuyoruz. Bu düzenleme çalışmayan emekliler için önce düzenlenmişti. Daha sonra çalışan emekliler için düşük gelirli bazı kesimlerin de bundan istifade edemeyeceği gibi bir takım detaylar ortaya çıkınca yeniden değerlendirildi ve bütün kesimlere bunun yapılması gerektiği yönünde bir yaklaşım oluştu. Yine meclisimizdeki düzenlemelerle bu gerçekleştirilecek. Ve tüm 4,7 milyon emeklimize ilave 5 bin lira verilecek. Artı yılsonunda memur emeklilerine memur zam artışı yansıyacak. Bütçe imkanlarımızı sonuna kadar zorlayarak elimizden geldiğince bütün kesimleri destekleyici bir yaklaşımımız olacak.

    DEPREM HARCAMALARI

    Bunu yaparken Türkiye’nin şuan büyük bir deprem yüküyle karşı karşıya olduğunu bir taraftan da enflasyonu düşürmek sorumluluğuyla karşı karşıya olduğunu unutmamamız gerekiyor. Maalesef kamuoyu olarak depremi ve deprem gündemini çabuk unuttuk. Depreme bölgesine acil müdahalelerimiz bitince sanki deprem bitti gibi bir algı oluştu, bunu sürekli olarak gündemimizde tutmamız gerekiyor. Asıl mali yükü şimdi yükleniyoruz. Yüzbinlerce konut yeniden inşa ediliyor. Tahrip olmuş alt yapılar yeniden yapılıyor. Bir taraftan da bölgedeki ekonomik sosyal hayat canlandırılmaya çalışılıyor. Sadece bu sene 762 milyar gelecek sene 1 trilyon 28 milyar gibi deprem bölgesine harcama olarak rakamlardan bahsediyoruz. Orta vadede de 3 trilyonun üzerinde bir kaynağı deprem için kullanmış olacağız. Bir taraftan da yapılan diğer ücret artışları fedakarlık derken bunu kastediyorum. Öncelikle afetlerin yaralarını sarmamız gerekiyor.

    EMEKLİ AYLIK ARTIŞLARI – SOSYAL GÜVENLİK ŞEMSİYESİ

    AK Parti’nin başından beri anlayışı şu olmuştur; geniş toplum kesimlerine dar gelirli kesimlere destek olmak satın alma güçlerini artırmak ve destekleyici politikalar gerçekleştirmek bizim başından beri temel politikamız. Yine enflasyon karşısında ezdirmemek bu yaklaşımımızı önümüzdeki dönem de devam ettireceğiz. Dünyadaki ekonomik gerçekleri bilerek konuşmak durumundayız. Türkiye’de AK Parti’nin en önemli başarılarından bir tanesi bu şemsiyeyi tüm kesimleri kapsar şekilde geliştirmesi oldu. Bazı partiler sosyal demokrasinin lafını ediyor ama gerçeği yok ortada. Sosyal demokrasi anlamında en büyük adımları sağlıkta ve sosyal güvenlikte AK Parti attı. Toplumumuzun tamamına yakını bir sosyal güvenlik şemsiyesi altında. Dünyanın en etkili sağlık sistemlerinden birine sahibiz. Hizmetlere erişmek için başka ülkelerden ülkemize gelenleri biliyoruz. Bu şemsiyeyi güçlendirmek geliştirmek her zaman amacımız.

    Belli bir dönem için değil, sürekli bir şekilde bu sistemin işleyişi, bu da sisteme daha fazla kaynağın gelmesiyle mümkün. Bu anlamda orta vadeli programda, planda sosyal güvenlik sistemimizi güçlendirici yeni bir takım çalışmalar yapılacağına dair politikalarımız var. Bazı yenilikçi mekanizmalar öneriliyor, bunlar kurumlarımız tarafından çalışılacak, belli bir teknik olgunluğa geldikten sonra da hükümet bunu değerlendirecek. Henüz o anlamda somut söyleyebileceğimiz bir şey yok doğrusu ama nereye gideceğimize dair orta vadeli programda zaten çerçeveyi koymuş durumdayız.

    KONUT KİRALARI

    Kiralarla ilgili bu Yüzde 25 şartı bir yılına uzatılmıştı biliyorsunuz. Muhtemelen bu dezenflasyonist döneme girdiğimiz bir ortamda artık böyle bir ihtiyacımız kalmayacak önümüzdeki dönem. Hakikaten farklılıklar oluştu. Aynı binada çok farklı kiralar, ücretler, bu çok sağlıklı bir durum değil, belli bir süre içinde bu dengeye oturacaktır inşallah. Orada da önemli olan bu dezenflasyonist süreci, 2024’ün ortalarından itibaren zaten ciddi anlamda bir dezenflasyon sürecine girmiş olacağız. Böyle bir tartışmaya da ihtiyaç kalmayacak diye düşünüyorum ben doğrusu.

    KONUT KREDİSİ, SOSYAL KONUT

    Konut kredisi, sosyal konut konusunda finans kesimiyle görüştüğümüzde bir orandan, bir paketten ziyade ikinci ve üçüncü konutta kredi imkanını zorlaştırarak, düzenlemelerle var olan kaynağımızı ilk konut alacaklara odaklamak istediğimizi söylemiştik. Yapacağımız destek dediğimiz, o toplantı çerçevesinde söylediğimiz bu. İlk konutu niye önemli görüyoruz? İlk konut sahipliği sosyal adalet açısından çok önemli, ikincisi makro politikalar açısından da çok önemli. Geçmişte DPT ve Dünya Bankası bir çalışma yapmıştık, orada şu çıktı ortaya, ilk konut sahipliği toplam tasarruf oranını arttırıyor bu ülke. Şimdi kendi çevrenizden de bakın, ikinci konutunu ne kadar verimli kullanıyor insanlar? Üçüncüyü ne kadar kullanabiliyorlar? Bazen işte yazlık var, kışlık var, haftada üç gün gittiği yere dünya kadar kaynak sarf ediyor insanlar. En verimli konut, toplumsal faydayı en üst düzeye çıkaran konut, ilk konut, insanların ilk kullandığı konut. Makro ekonomi tasarruf oranları da neyle ilgili? Cari açıkla ilgili, siz yeterince tasarruf yapmazsanız başkalarının tasarruflarını kullanmak zorunda kalıyorsunuz, ona da cari açık denir. Dolayısıyla ilk konutu önemli görüyoruz, ayrıcalıklı bir alan olarak görüyoruz. Zaten düzenlemeler yaptı biliyorsunuz Merkez Bankamız ve BDDK, şu anda ikinci konut almak, üçüncü konut için kredi almak çok zorlaştırıldı. TOKİ’yle sosyal proje konutlarımız var biliyorsunuz. İlk defa geçen yıl ve bu yıl bütçeden TOKİ’ye bu amaçla kaynak koyduk. Geçmişte hiç bütçeden TOKİ’ye para verilmezdi. Geçen yıl ve bu yıl bütçemize sosyal konut için kaynak ayırıyoruz. Bu amaçla sosyal konut üretsin diye TOKİ’ye kaynak transfer ediyoruz bütçeden.

    Sosyal konut arzını arttırmamız lazım. Arzı arttırmadan sadece kredi imkanı sağlarsanız konut piyasasında fiyatları yükseltmiş olursunuz. İyilik yapalım derken kötülük yapmış olursunuz. Yani böyle bir durum var. Dolayısıyla öncelikle arz ve talep dengesi içinde bakmamız lazım. Hem arzı arttırıp, hem düşük faizli kredi verdiğinizde anlamlı olur o zaman. İkisini bir arada düşünmemiz lazım. Aksi takdirde sadece avantajlı kredi veriyoruz dediğimizde konut fiyatları artacak. Vatandaş yine sıkıntı yaşamış olacak. Dolayısıyla öyle bir yöntem düşünmüyoruz doğrusu. Arz ve talep dengesi içinde ikisini aynı anda geliştirici bir formülasyon içinde bu konuları konuşmaya devam edeceğiz. Sosyal konut her zaman gündemimizde hiçbir zaman ihmal edeceğimiz bir konu değil. Enflasyonu düşürmek için de sosyal refah için de toplam tasarruflarımızı arttırmak için de konut meselesi gıda meselesiyle birlikte en kritik alanlardan.

    TÜRKİYE’NİN BÜYÜME HIZI KONUSU

    Az önce bir rakam söyledim. 20 yıllık ortalama 5,4 Bu yıl 4.4, gelecek yıl 4 diyoruz. Zaten büyüme de belli oranda daha ılımlı bir büyüme diyelim. Bu yıl ve gelecek yıl ortaya koymuş durumdayız. Dünya’ya göre yine daha iyi ama bizim geçmiş performansımıza göre bir miktar istikrar programlarının bir etkisiyle bir miktar zaten büyümede oransal farklılık var. Burada orandan daha kıymetli olan bence kompozisyonu. Ana politikamız şu, tüketimi elbette yok etmek istemiyoruz.

    Tüketim de çok kıymetli, sosyal refah getiriyor. Ama aşırı tüketim, özellikle ithalatı körükleyici bir tüketim yerine yatırımla, üretimle, ihracatla büyüyen bir ekonomi. Bizim makro politikalarımızın işin özü bu. Tüketimi daha dengeli bir şekilde götürme, aşırı tüketimden kaçınma, tasarruf oranlarımızı arttırma, tasarruflarımızı da yatırımlara, ihracata, üretime kanalize ederek sağlıklı, iyi bir büyüme kompozisyonu yakalamak. Bunu yaptığınız zaman enflasyonla mücadeleyi ve büyümeyi eş zamanlı sürdürebiliyorsunuz. Büyümenin kompozisyonu önemli.

    Tüketimden gelsin dediğiniz zaman bu enflasyonist bir etki de oluşturabiliyor. Ama arzı arttırarak, yatırımı arttırarak, ihracatı arttırarak büyüdüğünüzde bu enflasyonla mücadelenize katkı da sunabilir. Çünkü sonuçta enflasyon dediğiniz bir arz-talep dengesi. Üretim imkanlarınızı arttırdıkça o dengeye oradan da katkıda bulunuyorsunuz. Bir miktar tüketim talebini ılımlı hale getirme, bir taraftan da belli kalemlerde arzı arttırma, üretimi arttırma yaklaşımı. Bu da şunu gösteriyor, büyümeyle enflasyon zorunlu olarak çelişen süreçler değil. Makro politikalar açısından baktığımızda ders kitapları, textbook diyorlar ya, ders kitaplarında tabii ki bu açmaz var. Ya enflasyon ya büyüme falan. Ama pratikte böyle bir açmaz yok. Bunu AK Parti ilk döneminde yaşadı. 2003-2007 dönemine baktığınız zaman hem hızlı bir şekilde enflasyonun düştüğü hem de oldukça yüksek bir büyümenin sağlandığı bir dönem oldu.

    Demek ki pratikte bu iş aynı anda olabiliyor. Nasıl oluyor? İstikrar oluyor, güven ortamı oluyor, sermaye daha fazla ülkeye cezbediliyor vesaire. Yani bir takım şartlar oluştuğunda hem istikrarı sağlamanız hem de büyümeyi sürdürmeniz mümkün. Bu ders kitaplarındaki o genel teorik çerçeveye çok uymuyor gibi görünse de pratikte mümkün. Bunu başarıp enflasyonu bir yılda düşürelim dersiniz, eyvallah bak orada katılıyorum size. Büyüme önemli değil, istihdam önemli değil, sosyal dengelerin hiçbir önemi yok diye bakarsanız bir yılda düşürürsünüz yani.

    Ama bu 10. kattan birini aşağıya atmak gibi bir şey olur. Bir anda bir sürü sorun yaşarsınız, sosyal sorun yaşarsınız ve ciddi anlamda toplumu yaralarsınız. Dolayısıyla buradaki esas mesele az önce söylediğim gibi birçok dengeyi gözeterek enflasyonu düşürme gayreti. Yoksa çok daha kısa bir sürede de bunu elbette yapabilirsiniz ama bunun bedeli var. Bunun sosyal bedeli var, ekonomik bedeli var.

    Dolayısıyla o dengeleri gözeterek gitmek durumundayız. Biz de onu yapıyoruz, 3 yıllık bir perspektifle aşama aşama büyüme dengesini de gözeterek. Bir taraftan sosyal refah dengesini de gözeterek bunu başaracağız diyoruz. Dolayısıyla öyle çok fren tabir edeceğimiz bir durum görmüyorum ben doğrusu ama daha ılımlı diyelim. Bir geçmişe göre daha ılımlı, daha dengeli bir büyüme, kompozisyonu da daha farklı bir büyüme süreci görüyorum.

    SUÇ ÖRGÜTLERİNE KARŞI OPERASYONLAR

    Bizim 20 yıllık süreçte her dönemde çetelerle, mafyayla, bir takım kara parayla mücadele ettik. Ve hiçbir dönemde bu önceliğimiz değişmedi. Burada her dönem aynı mücadeleyi yapıyoruz. Bizi finansal olarak baktığınızda bir gri liste meselesi var tabii. Maalesef Türkiye hak etmediği bir takım hadiselerle de karşılaşıyor. Bunları sadece teknik, ekonomik olarak izah etmek mümkün değil bence. Uluslararası siyasette, Gazze’de de yaşananlardan çok daha net bir şekilde görüyoruz diyelim toplum olarak. Belli ülkeler kendi çıkarları söz konusu olduğunda her türlü enstrümanı kullanabiliyorlar. Ve ne bir hukuk, ne ahlak, ne başka bir ölçü dinlemeden bir takım işler yapabiliyorlar. Türkiye bu anlamda ekonomik olarak da finansal olarak da haksızlıklara uğramış bir ülke. Türkiye ile hiçbir şekilde mukayese edilemeyecek bir takım ülkeleri Türkiye’nin önüne çıkarma gayretleri olduğunu da görüyoruz, biliyoruz. Bunu yapıyorlar maalesef. Ama biz bunlara bakmadan yolumuza devam ediyoruz. Sonuçta bu kendi yapmamız gerekenleri yapıyoruz ve şuna inanıyoruz. Eninde sonunda dünyadaki yatırımcı gerçeklere bakacaktır, algılarla değil, rakamlarla, gerçeklerle hareket edecektir. Ve Türkiye’de bir karlı ortam gören herkes Türkiye’yi tercih edecektir. Bu anlamda gri listeden çıkma konusunda bir tek düzenleme eksiğimiz var, o da kripto paralar konusunda. Onunla ilgili de zaten belli çalışmalar yapılıyor, o konularda da belli adımlar atılacak. Türkiye haksız bir şekilde bu listelerde ve en kısa sürede buralardan çıkmasını bekliyoruz. Ama burada da siyasi etkilerin de olduğunu ben ifade etmek isterim. Ne kadar siyasi etki olursa olsun ama biz doğru politikalar izlediğimiz sürece, gecikmeli de olsa biraz zorlayarak da olsa eninde sonunda gerçekler hakim olacaktır diye de inanıyorum. Yatırımcı, dünyadaki makul analiz yapan insanlar, bu algılara değil, gerçeklere, rakamlara bakarak hareket edeceklerdir diye düşünüyorum.

    Kaynak: Haber7.com

  • Avrupa Merkez Bankasından manşet enflasyon uyarısı

    Avrupa Merkez Bankasından manşet enflasyon uyarısı

    Lagarde, Brüksel’de düzenlenen Avrupa Parlamentosu (AP) Ekonomik ve Mali İşler Komitesinin Parasal Diyalog başlıklı oturumunda konuştu.

    “Dünya, hızla artan zorluklarla dolu bir döneme girdi.” diyen Lagarde, küresel ekonomide gerilimlerin körüklediği yeni bir jeopolitik manzaranın ortaya çıktığını anlattı.

    Lagarde, iklim krizinin de hızlanarak devam ettiğini, bunun sık ve benzeri görülmemiş doğal afetlere yol açtığını, aşırı hava olaylarının, küresel ekonomiye yansıyan arz şoklarını tetikleyerek mevcut zorlukları daha da kötüleştirdiğini ifade etti.

    Politika yapıcıların açık fikirli olması gerektiğini anımsatan Lagarde, merkez bankalarının istikrarlı davranmalarının önemine işaret etti.

    Lagarde, “Avro Bölgesi ekonomik faaliyeti son çeyreklerde durgunlaştı ve yılın geri kalanında da zayıf kalması bekleniyor.” değerlendirmesinde bulundu.

    Avro Bölgesi’nde reel gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) üçüncü çeyrekte yüzde 0,1 daraldığını anımsatan Lagarde, bu durumun yüksek faiz oranları, zayıf dış talep ve Kovid-19 salgını sonrasında ekonominin yeniden açılma ivmesindeki azalmanın bir yansıması olduğunu söyledi.

    Lagarde, kısa vadeli görünümün zayıf olduğuna işaret ederek, enflasyonun daha da düşmesi, hanehalkı gelirlerinin toparlanması ve Avro Bölgesi ihracatına olan talebin artmasıyla ekonominin gelecek yıllarda yeniden güçlenmesinin beklendiğini dile getirdi.

    Avro Bölgesi’nde ekim ayında enflasyonun yüzde 2,9’a indiğini kaydeden Lagarde, “Bu düşüş enflasyondaki genel bir düşüşü yansıtıyordu ama aynı zamanda baz etkileri de buna yardımcı oldu.” dedi.

    GÜÇLÜ ÜCRET BASKILARI

    Lagarde, ücret baskılarının hala güçlü olduğunu, ücretlerin içerideki enflasyonu yönlendiren temel faktör olmaya devam etmesini beklediklerine işaret ederek, “İleriye baktığımızda, baz etkisi nedeniyle önümüzdeki aylarda manşet enflasyonun yeniden bir miktar yükselebileceğini düşünsek de enflasyonist baskılardaki zayıflamanın devam etmesini bekliyoruz. Ancak enflasyonun orta vadeli görünümü ciddi belirsizliklerle çevrili olmaya devam ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.

    Enflasyonun yüzde 2’lik orta vadeli hedeflerine geri dönmesini sağlamakta kararlı olduklarının vurgulayan Lagarde, faiz oranlarının yeterince uzun bir süre mevcut seviyelerde tutulmasının fiyat istikrarının yeniden sağlanmasına önemli katkı sağlayacağını ifade etti.

    Kaynak: Haber7.com

  • Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’dan sosyal konut açıklaması

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’dan sosyal konut açıklaması

    Anadolu Yayıncılar Derneği’nin konuğu olan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz soruları yanıtladı.

    İhracatçılara sağlanan desteklerle ilgili bir soru üzerine Yılmaz, ihracatçıların daha düşük maliyetle kredi kullanımı konusunda çabaların devam ettiğini belirterek, “İhracatı elimizdeki imkanları azami ölçüde zorlayarak desteklemeye devam edeceğiz. Bunun bir yansıması da Meclise gönderdiğimiz kanun. Önemli bir vergiden fedakarlık yaparak KOBİ’leri, ihracatçı KOBİ’leri destekleyici bir adım atmış oluyoruz. Merkez Bankamız da faiz oranlarını azaltarak bunu yapıyor.” dedi.

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, yarın toplanacak Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısının gündeminin sorulmasına karşılık, toplantıda ihracat konularını ele alacaklarını, yapılması gereken, atılması gereken yeni adımları değerlendireceklerini bildirdi.

    YENİ ASGARİ ÜCRET

    Cevdet Yılmaz, 2024’te uygulanacak asgari ücret belirleme çalışmalarına ilişkin soruları da yanıtladı.

    Yılmaz, bu yıl asgari ücret artışının enflasyonun üstünde gerçekleştiğini, reel olarak asgari ücreti koruyucu çok ciddi tedbirler alındığını aktardı.

    Yapılan artışlara ek olarak, geçen yıl tarihi bir adım attıklarını ve asgari ücrete kadar tüm ücretlerde vergi muafiyeti getirdiklerini anlatan Yılmaz, yeni asgari ücret için müzakere sürecinin üçlü şekilde yürütüldüğünü bildirdi. Cevdet Yılmaz, şunları kaydetti:

    “Yani sadece kamunun bu konuda perspektifini paylaşması yeterli değil elbette. İşin kamu, işçi ve işveren tarafı var. Sosyal diyalog dediğimiz bir mekanizmayla bütün şartlar belirleniyor. Sosyal diyalog mekanizmaları çalışmadan önce yorum yapmayı doğru bulmuyorum. Görüşmeler başlayacak, aralık ayı içinde sosyal diyalog mekanizması çalışacak. Orada elbette işçilerimizin refah beklentileri, işletmelerimizin de rekabet gücünü devam ettirme, istihdamı devam ettirme gibi beklentileri olacaktır. Kamu kesimi de bu dengeyi gözetecektir diye düşünüyorum. Dolayısıyla bu üçlü mekanizmanın, diyalog mekanizmasının işleyişini gördükten sonra yorum yapmak daha doğru olur.”

    Cevdet Yılmaz, enflasyonla mücadelenin toplumsal fedakarlık da gerektirdiğini belirterek, “Kısa vadede belki bazı zorluklar yaşayacağız ama orta-uzun vadede daha sağlıklı bir şekilde refahımızı arttırmış olacağız. İşin özü bu.” dedi.

    Amaçlarının, kalıcı refahı sağlamak, buna dönük adımları atmak, güçlendirmek olduğunu anlatan Yılmaz, “Bu da herkese bir sorumluluk yüklüyor aslında. Siyasetçiler olarak bizlere de yüklüyor.” şeklinde konuştu.

    Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili düzenlemenin ardından 2 milyon kişinin emekli olduğunu, daha gelecek 3 milyon kişi bulunduğunu söyleyen Yılmaz, “Böyle bir yükle de karşı karşıyayız. Bunun da ilerisi için yansımaları var. Bu hakikaten sosyal güvenlik sistemimiz üzerinde çok önemli bir baskı unsuru oluşturdu. Bu durumu bütçemizin imkanları dahilinde elimizden geldiğince yönetmek durumundayız.” diye konuştu.

    Bütçe imkanlarını sonuna kadar zorlayarak, bütün kesimleri destekleyici bir yaklaşım içinde olacaklarını söyleyen Yılmaz, “Bunu yaparken Türkiye’nin, şu an büyük bir deprem yüküyle karşı karşıya olduğunu bir taraftan da enflasyonu düşürmek sorumluluğuyla karşı karşıya olduğunu unutmamamız gerekiyor.” dedi.

    “SOSYAL KONUT, HER ZAMAN GÜNDEMİMİZDE”

    Sorular üzerine depremle ilgili çalışmalara da değinen Cevdet Yılmaz, kamuoyunda, deprem bölgesine acil müdahaleler bitince sanki “deprem bitti” gibi bir algının oluştuğunu aktardı. Deprem gerçeğinin sürekli gündemde tutulması gerektiğine işaret eden Yılmaz, şöyle konuştu:

    “Asıl mali yükü şimdi yükleniyoruz. Yüz binlerce konut yeniden inşa ediliyor. Tahrip olmuş altyapılar yeniden yapılıyor. Bir taraftan da bölgedeki ekonomik sosyal hayat canlandırılmaya çalışılıyor. Sadece bu sene 762 milyar, gelecek sene 1 trilyon 28 milyar gibi deprem bölgesine harcama olarak rakamlardan bahsediyoruz. Orta vadede de 3 trilyonun üzerinde bir kaynağı deprem için kullanmış olacağız. Bir taraftan da yapılan diğer ücret artışları fedakarlık derken bunu kastediyorum. Öncelikle afetlerin yaralarını sarmamız gerekiyor.”

    Sosyal konut projeleriyle ilgili yapılanları anlatan Cevdet Yılmaz, sosyal konutta arz arttırılmadan sadece kredi imkanının sağlanması halinde konut piyasasında fiyatların yükseltileceğini vurguladı. Yılmaz, “Hem arzı arttırıp hem düşük faizli kredi verdiğinizde o zaman anlamlı olur. İkisini bir arada düşünmemiz lazım. Aksi takdirde sadece avantajlı kredi veriyoruz dediğimizde konut fiyatları artacak, vatandaş yine sıkıntı yaşamış olacak. Dolayısıyla öyle bir yöntem düşünmüyoruz.” dedi.

    Arz ve talep dengesi içinde ikisini aynı anda geliştirici bir formülasyon içinde bu konuları konuşmaya devam edeceklerini söyleyen Yılmaz, “Sosyal konut, her zaman gündemimizde, hiçbir zaman ihmal edeceğimiz bir konu değil. Enflasyonu düşürmek için de sosyal refah için de toplam tasarruflarımızı arttırmak için de konut meselesi gıda meselesiyle birlikte en kritik alanlardan.” değerlendirmesini yaptı.

    “20 YILLIK SÜREÇTE HER DÖNEMDE KARA PARAYLA MÜCADELE EDİLİYOR”

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, suç örgütlerine yönelik operasyonlara ilişkin sorulara karşılık da 20 yıllık süreçte, her dönemde, çetelerle, mafyayla, kara parayla mücadele ettiklerini, hiçbir dönemde bu önceliklerinin değişmediğini, bu konularda her dönem aynı mücadeleyi yürüttüklerini bildirdi.

    Türkiye’nin, Ekim 2021’de “gri liste” olarak da bilinen “artırılmış izlemeye tabi ülkeler” listesine dahil edilmesine değinen Cevdet Yılmaz, şöyle konuştu:

    “Maalesef Türkiye hak etmediği birtakım hadiselerle de karşılaşıyor. Belli ülkeler kendi çıkarları söz konusu olduğunda her türlü enstrümanı kullanabiliyorlar ve ne bir hukuk ne ahlak ne başka bir ölçü dinlemeden birtakım işler yapabiliyorlar. Türkiye bu anlamda ekonomik olarak da finansal olarak da haksızlıklara uğramış bir ülke. Eninde sonunda dünyadaki yatırımcı gerçeklere bakacaktır, algılarla değil, rakamlarla, gerçeklerle hareket edecektir ve Türkiye’de bir kârlı ortam gören herkes Türkiye’yi tercih edecektir. Bu anlamda gri listeden çıkma konusunda bir tek düzenleme eksiğimiz var, o da kripto paralar konusunda. Onunla ilgili de zaten belli çalışmalar yapılıyor, o konularda da belli adımlar atılacak. Türkiye haksız bir şekilde bu listelerde ve en kısa sürede buralardan çıkmasını bekliyoruz.”

    BÜYÜME
     
    Büyüme de bu yıl ne durumdayız diye baktığınızda ilk yarıda yüzde 3,9 büyümüşüz. İlk altı ayda büyümemiz 3,9 olmuş. Orta Vadeli Programda yılsonu hedefimiz 4,4. Bu yılsonu için hedefimiz. Gelecek yıl yüzde 4. Bir miktar bu enflasyonla mücadele çerçevesinde bir şey var. Ama dünyada da baktığınız zaman yüzde 3 civarında bu dönemde büyüme hızları. Gelişmekte olan ülkelerde yüzde 4 civarında, gelişmiş ülkelerde yüzde 1,5 civarında bir ortalama büyüme var. Avrupa’ya bakıyorsunuz yüzde 0’lar  civarında. İşte çok önemli ticaret partnerimiz olan Almanya’da eksilerde. Dolayısıyla böyle bir ortamda yine önemli bir büyüme performansı sergilemeyi planlıyoruz.
     
    ENFLASYON İLK ÖNCELİĞİMİZ

    Bu arada enflasyonu tabii birinci önceliğimiz. Bu anlamda belli politikalarımız güncellendi biliyorsunuz. Bir taraftan  Merkez Bankamızın yeni politikaları var. Bir taraftan mali politikalarımızla, maliye politikalarımızla, para politikalarımızı bir bütünlük içinde sürdürüyoruz.
     
    ORTA VADELİ PROGRAM

    Diğer taraftan da yapısal reformlar dediğimiz bir gündemimiz var. Bu üç saç ayağı…  Bu saç ayağı üzerine oturttuğumuz bir makro çerçevemiz var. Orta ve Vadeli Programımızın da özünü bu oluşturuyor. Ben hep özetlemek için şunu söylüyorum. Orta Vadeli Programda dört amacımız var. Üç tane de temel politika aracımız var. Amaçlarımız şu, birincisi afet yaşadık. Büyük bir afet. Bunun çok büyük bir yükü var. Özellikle bu yıl ve gelecek yıl. 2025’ten itibaren bu yük hafifliyor. Birinci amacımız depremin yaralarını sarmak ve buna ilave olarak yeni afetler oluşması ihtimalini dikkate alarak riskleri azaltmak.
     
    Yani şehirlerimizin kentsel dönüşüm başta olmak üzere bünyemizi güçlendirmek. İkinci amacımız enflasyonu düşürmek, orta vadede tek haneli rakamları, üçüncü amacımız bunu yaparken büyümeyi istihdam edip devam ettirmek. Dördüncü amacımız da tüm bunları insan için yaptığımızı, milletimiz için yaptığımızı unutmadan sosyal politikalarımızı sosyal refahı kalıcı bir şekilde arttırıcı politikalarımızı sürdürmek.
    Bu dört amaca yönelik olarak da üç aracımız var. Para politikaları, maliye politikaları ve yapısal reformlar. Bunları da bir bütünlük içinde hem dokümanlarda belli bir bütünlük sağlayarak hem de ekonomi koordinasyon kurulu başta olmak üzere çeşitli mekanizmalarla bu eş bütünlüğü sağlayarak sürdürüyoruz. Ekonomi koordinasyon kurulumuz da bu anlamda önemli bir işler görüyor.
     
    ENFLASYON

    Bu çerçevede enflasyonla mücadelemiz  devam ediyor. Şöyle diyebilirim bu mücadeleyle son aylarda ve sonuçlar almaya başladık aylık bazda. Yaz döneminde biliyorsunuz normalde yaz döneminde daha düşük olur. Enflasyon sonbaharda, kışa doğru biraz daha yükselir. Mevsimsel olarak baktığınız zaman. Ama bu sene yaz döneminde malum yüksek bir enflasyon oranı yaşadık. Geldiğimiz noktada sonbahar döneminde olduğumuz halde aylık bazda önemli bir düşüş gerçekleşti. Yaza göre diyorum düşüşü. Yaz aylarındaki aylık artışlara göre, aylık bazda düşüşler başladı. Bu olumlu bir sinyal. Ancak bunun yıllık baza yansıması gelecek yılın ortalarını bulacak. Dezenflasyon dediğimiz süreç gelecek yılın ortalarından itibaren belirgin bir şekilde ortaya çıkmış olacak. Niye önümüzdeki dönemler çok net göremeyeceğiz? Çünkü baz etkisi dediğimiz bir şey var. Yazın yaşadığımız o yüksek enflasyonlar baza girmiş vaziyette. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde aylık bazda daha düşük bir rakamla gitsek de yıllık bazda baz etkisinden dolayı yüksek görünen bir enflasyonumuz olacak.
     
    2024 ortalarından itibaren ise bazdan çıkmış olacak o yüksek artışlar ve hızlı bir şekilde bir  enflasyondaki düşüşü görmüş olacağız. 2024’te biz im OVP’deki tahminimiz yüzde 33’tü. Merkez Bankamızla da istişare içinde doğrusu yapmıştık bunu. Ama sonraki gelişmeleri hep birlikte gördük. Jeopolitik bir takım gelişmeler, başka bir takım gelişmeler… Merkez Bankası 33’ten 36’ya revize etti rakamı. Çok büyük bir revizyon olmadı ama yine de belli bir fark oluştu. Yalnız orada da bir bant tarif etti Merkez Bankamız. 6 puan üstünde altında gelebilir şeklinde. Dolayısıyla 32 ile 42  arasında bir bant tarif etti. 33 rakamı hala o bandın içinde bir rakam. Ama bir miktar yukarı yönlü riskleri olduğunu görüyoruz. Belki ilave çabayla 33 bence sağlanamayacak bir rakam değil. Yani olasılıklar içinde bir rakam olarak duruyor. Enflasyonla ilgili genel anlamda tabloyu böyle gördüğümüzü söyleyebiliriz. Tek haneye ne zaman ulaşacağız? Merkez Bankamızın da tahmini bizim de orta vadeli programdaki çerçevemiz 2026. 2025’te 15’ler civarına düşen bir enflasyon, 2026’da da 8,5 civarında bir enflasyon tahminimiz var. Dolayısıyla Türkiye  kademeli bir şekilde diğer dengelerini de gözeterek enflasyonu orta vadede tek haneli rakamlara düşürme politikalarını oluşturmuş durumda. Bunu da adım adım hayata geçiriyoruz.
     
    CARİ AÇIK

    En önemli meselelerimizden bir tanesi cari açık meselesi. Açık, AK Parti dönemine de özgü değil. 1950’lili yıllara gidin yine aynı tartışmaları görürsünüz. Bu kalkınmamızın önünde en büyük kısıtlardan bir tanesi de cari açık.
    Türkiye ne zaman çok hızlı büyüyse cari açığı da büyüyor. Döviz ihtiyacı artıyor. Bunun getirdiği finansal istikrarsızlıklar oluyor. Derken kalkınma sürecimiz sekteye uğruyor. Dolayısıyla cari açığı ortadan kaldırmak veya çok düşük seviyelere indirmek, kalkınma sürecimizin sürdürülebilirliği açısından çok önemli.
     
    O açıdan cari açığı düşürmek de en temel yine perspektiflerimizden biri. Sayın Cumhurbaşkanımız da bunu bu yatırım, istihdam üretim ve ihracat dedikten sonra dikkat ederseniz hep cari açığı düşürmeye vurgu yapıyor.. Bu da rastgele bir vurgu değil. Gerçekten Türkiye’nin çok temel bir meselesinden bahsediyoruz. Burada, baktığımızda son dönemde önemli bir iyileşme gördüğümüzü söyleyebilirim.2023’ü ve Eylül ayında cari açık değil fazla verdik. 1,9 milyar dolar cari fazla verdik. Haziranda bir fazla vermiştik. İkinci bir ay oldu eylül ayı cari fazla verdiğimiz.
    Cari işlemler açığı sadece ticaretten oluşmuyor biliyorsunuz. Ticaret artı hizmetler. İkisini birlikte değerlendirerek bulduğumuz bir rakam. Yılın ilk döneminde cari açığımız yüksekti. Ama seçim sonrası bir dengelenme süreci içine girdiğini rahatlıkla ifade edebiliriz. Dış ticaret dengesi, cari bahsetmiyorum şimdi. Dış ticaret sadece mal ticaretinden bahsediyorum. İlk beş ayda, 2023’ün  ilk beş ayında 47,1 milyar dolar açık vermişti. Haziran, eylül döneminde ise bu 25,2 milyar dolara geriledi. Yani dış ticaret açığımızda ciddi bir düşüş gerçekleşti. Bu da tabii ki cari açığa yansıyor.
    Turizm gayet iyi gidiyor. Bu sene işte 55 milyar dolar gibi bir hedefimiz var. Ve bu bütün bu jeopolitik  olumsuzluklara rağmen bunu gerçekleştirebileceğiz gibi görünüyor. Dolayısıyla hem dış hem ticaret dengemizdeki iyileşme hem de turizmdeki performans cari açığı aşağıya doğru çekiyor. Finansmanında da bir sıkıntı yaşamıyoruz. Rahatlıkla  bu açıkta finansa ediliyor. Yılsonu tahminimiz yüzde dörtler civarında, milli geliri oranına cari açığı kapatmak. Dönem sonunda, 2026’da ise 2’ler  seviyesine düşürmek cari açığı, daha rahat bir şekilde finanse etmek. Dolayısıyla cari açık konusunda da şunu rahatlıkla söyleyebilirim. İzlediğimiz politikalar cari açığı kalkınmanın önünde bir kısıt olmaktan çıkarıcı bir perspektifle devam etmektedir. 
     
    İSTİHDAM

    İstihdamda Eylül ayında 32 milyon kişiyi aştık. 32,2 milyonu bulduk. Mayıs ayından itibaren tek haneli rakamlarımız devam ediyor. Ve en son 8,9 olarak gerçekleşti. Biz orta vadeli programda 10,1 idi yanlış hatırlamıyorsam tahminimiz. Şu anda onun oldukça gerisindeyiz. Yani iyi bir durumdayız. Orta vadeli programa tahmininden de daha iyi bir durumda olduğumuzu işsizlik açısından söyleyebilirim.

    Merkez Bankamızın rezervleri önemli bir finansal gösterge. Burada hakikaten çok iyi bir performans var. Mayıs ayında 98,5 milyar dolar seviyesine gerilemişti rezervlerimiz. En son 17 Kasım itibariyle açıklanan rakam 135 milyar dolar. Dolayısıyla 36,5 milyar dolarlık bir artış var. Seçimde sonrası tarihten bugüne baktığınızda Merkez Bankamızın rezervlerinde 36,5 milyar dolarlık bir artış var.
    Daha önceki toplam rezervlere göre bu yüzde 37’lik bir artışı ifade ediyor. Merkez Bankası rezervlerinde yüzde 37 bir artış gerçekleşti.
    Tabii izlenen politikalar, siyasi belirsizliklerin ortadan kalkması, başta bahsettiğim izlenen yeni politikalarla birlikte rezervlerimizde çok ciddi bir iyileşme olduğunu rahatlıkla ifade edebilirim.

    Soru: bu hangi dönemi kapsıyor?

    98,5 milyar dolar yüzde 37 artışla 135 milyar dolara ulaşmış durumda.
    Kur Korumalı Mevduat, yine finansal açıdan önemli bir  takip edilen gösterge. Ağustos ayı itibariyle bunun pik yaptığını gördük. 3 trilyon 408 milyar dolar  seviyesine kadar yükselmişti kur korumalı mevduat. İzlenen politikalarla alınan tedbirlerle birlikte 17 Kasım haftası itibariyle, hesaplarda toplam 640 milyar  Türk liralık bir eksilme oldu kur korumalı mevduatta.

    Şu an geldiğimiz rakam 2 trilyon 768 milyar TL. Burada da gerçekten büyük bir performans olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kur korumalı mevduatta ciddi bir düşüş var.

    Her enstrümanı zamanına yerine göre değerlendirmek gerekir. O gün için bir ihtiyaçtı. Ve görevini ifa etti. Şimdi farklı bir çerçevede devam ediyoruz. Yani o gün yanlıştı diye ben düşünmüyorum doğrusu. Günün ihtiyaçlarına bakmak lazım. O günün şartlarına bakmak lazım. Kur koruma bir mevduat o gün devreye girmemiş olsa kamu, yaşayacağımız kur şokunun getireceği maliyeti düşündüğünüz zaman, buraya ödediğimiz maliyet ondan çok daha düşük. Ama bir yere kadar bu araçlar. Zaten ortaya konurken de dikkat ederseniz kanunu düzenlemeyi biz geçici yaptık o dönem. Kalıcı bir mekanizma olarak hiçbir zaman bu görülmedi zaten.

    Kanunu düzenlemesi de geçici bir geçici düzenleme, tarihli bir düzenleme olarak yapıldı. Bir miktar uzatıldı. Şimdi de böyle aniden sona erdirme gibi bir yaklaşımımız yok. Ama belli bir ölçeği de aşmasını istemiyoruz tabii ki. Bunun getireceği başka bir takım sıkıntılar var. Dolayısıyla kur korumalı mevduat görevini yaptı. Şimdi aşamalı bir şekilde buradan çıkıyoruz. Çıkarken de tabii finansal istikrarsızlığa yol açmadan döviz kuru piyasalarında sorunlara yol açmadan bunu yapıyoruz.
    Rezerv biriktirmemiş olsaydık bu kadar, başka bir takım politikalar TL’yi cazip hale getirici politikalar izlememiş olsaydık, kur korumalı mevduattan çıkış böyle istikrarlı gerçekleşmezdi.

    Şu anda hem bunu yapıyoruz hem de dediğim gibi makro  politikalarımızı izliyoruz. Geldiğimiz yer önemli diye düşünüyorum.
    Sayın Cumhurbaşkanı yardımcım torba yasada bir madde var. Evet. Kur korumalı mevduat şirketler tarafından kullanan kurumlar vergisi istisnasında süre uzuyor. Bu aslında fiilen  o taraf için kur korumalı mevduatta süreyi uzatıyor. Ama bireysellerle ilgili bir hüküm yok ve orada da 31/12/ 2023 diye biliyoruz biz. 
    Şu anda şöyle, bireysellerde öyle bir vergisel boyut olmadığı için o vergisel boyut yani. Şirketlerin dövizlerini bu tarafa TL’ye çevirip tutanlar için bir teşvik mekanizması, onu bir süre uzatıyoruz. Bireysellerde öyle bir vergisel durum söz konusu değil ama genel yaklaşımımızı söylüyorum.

    Ani bir şekilde kur koruma mevduatı bitirme gibi bir perspektifimiz kesinlikle yok. İşte burada gördüğünüz gibi aşamalı bir şekilde bu mekanizmayı kullanıyoruz. Bu mekanizma şey de olabilir. Küçük bir daha küçük ölçekli, kamuya risk oluşturmayan bir şekilde finansal sistemimiz içinde her zaman bir enstrüman olarak da düşünülebilir. Yani bu kur korunalı mevduat dediğimiz hadise belli insanların tercih ettiği diğerleriyle mukayeseli olarak belli bir ölçekte bir mekanizma olarak da her zaman düşünülebilir.
    Yani bu kötü bir mekanizma değil. Sağladığı belli şartlarda bir esneklik sağladığını da gördük, yaşadık. Ama burada geldiğimiz ölçek tabii ki arzu etmediğimiz bir ölçekte onu aşağıya doğru düşürüyoruz. Belli bir seviyeye kadar da bu devam edecektir.

    Öyle bir kaç milyar öyle bir hesabımız ıbir şey var da ifade edemem doğrusu.
     Finansal sistemin kendi içinde diyelim bir enstrüman olabilir, kamunun  yükümlülük üstlenmediği, finansal sistemin kendi içinde kullandığı bir enstrüman olarak her zaman olabilir. Bankacılık sektörü, finans sektörü bunu bir enstrüman olarak kullanmak istiyorsa her zaman kullanabilir. Yani bu  sonuçta müdilere, hesap kayıtlarına sunulan bir alternatif.

    Ama çok ağırlıklı hale geldiği zaman daha çok tartışma oluşturuyor. Yoksa yani tamamen hani böyle bir enstrüman olmasın gibi bir şeyi ben doğru  bulmuyorum
    Yani finansal kesim kendi içinde, kendi sorumluluklarını taşıyarak böyle bir enstrümanı devam ettirmek istiyorsa bu da olabilmeli diye düşünüyorum.
    Diğer taraftan  bu dönemde kredilerde reel kesim bir desteklemeye devam ettik mi etmedik mi? Bir takım rakamlar da vermek isterim. Yine Mayıs’la mukayese ettiğimizde, Mayıs ayında toplam kredi hacmi bankacılık sektöründe 9 trilyon 129 milyar lira. 17 Kasım itibariyle bu rakam 11 trilyon 107 milyar lira seviyesine yükselmiş. Sadece TL cinsinden işletmelere kullandırılan net kredi toplamı seçimden bu yana 498 milyar tl.Yani yaklaşık 500 milyar TL işletmelere kredi kullandırılmış.
    Bu miktarın yaklaşık yine 189 milyar lirası, doğrudan kobilere kullandırılmış. Yani işletmelere, kobilere kredi kullandırmaya bankacılık sistemimiz devam ediyor.
    Ha maliyetlerini tartışabilirsiniz. Daha mı yüksek, daha mı düşük? Ama kredi kullandırılması süreci devam ediyor.
    Bu süreçte bankacılarımızın durumu nasıl diye soracak olursanız bunu da en iyi sermaye yeterlik rasyosuyla ölçüyoruz. Biliyorsunuz bu finansal süreçlerde bankaların istikrarı yapısı çok önemli. Sermaye yeterlik rasyosu %18,5 şu anda Türkiye’de. Yasal zorunluluk %8. Basel kriterlerine baktığınızda yüzde 8 sekiz ama bizde yüzde 18,5.
     Dolayısıyla sermayesi oldukça yeterli bir bankacılık sistemimiz var, güçlü bir bankacılık sistemimiz var. Takip tahsili gecikmiş alacaklar seviyesi de yüzde 1,5 gibi oldukça düşük bir seviyede. Dolayısıyla bankacılık sektörümüz de, finans sektörümüz de bir istikrar var.
    Bütün bu çalışmaların sonucunda bir taraftan da bütçede biliyorsunuz. Deprem sonrası büyük bir mali yükle karşı karşıya kaldık. O yükü azaltmak için bir takım tedbirler aldık. Orta vadeli programı daha hazırlamadan  daha doğrusu toplumla paylaşmadan tedbirlerimizi  hayata geçirdik ve sağlam bir zemin oluşturduk orta vadeli program için.
    Bütçe açıklarımız olabildiğince kontrol altında tutacak bir perspektif oluşturduk. Bu yıl ve gelecek yıl 6,4 gibi bir oranda bütçe açığımızın milli geliri oranı. Depreme rağmen bunu başardık.

    BÜTÇEDE DEPREM MALİYETİ

    Deprem etkisi bu yıl yüzde 3 civarında yani bu 6,4 dediğimiz açığın 3’ü, tek başına deprem harcamalarından kaynaklanıyor. Diğer taraftan gelecek yıl ki 6,4’ün de 2,5’i deprem harcamalarından kaynaklanıyor. Ondan sonraki yıllar düşerek gidiyor. Yani bu yıl ve gelecek yıl bütçe açığımız bir miktar yüksek. Bunun sebebi deprem açığı. Bu da tek seferlik bir açık, yapısal bir bozulmaya yol açmıyor. Bütçede hani bazı kalemler vardır ki bir yaparsınız uzun yıllar bütçeyi  olumsuz etkiler.
    Deprem harcamaları öyle değil. Bir iki yıl ağırlıklı, dört beş yılda tamamlanacak şekilde gidiyoruz ve yapısal bir bozulmaya yol açmıyor. İkinci bir tarafı deprem harcamalarının, yatırım niteliğinde harcamalar, deprem harcamaları. Cari nitelikte değil, büyük bir kısmı yatırım niteliğinde. Konut yapıyoruz, alt yapıyı inşa ediyoruz, ticaretin alt yapısına yatırım yapıyoruz. Bütün bunlar aslında bölgenin ve ülkenin ekonomisine de bir yatırım bir taraftan. Yani gelecek açısından da daha güçlü bir zemin oluşturucu yatırımlar. Dolayısıyla bütçemizde aldığımız tedbirlerle riskleri azalttık. Az önce bahsettim, rezervlerimizi arttırdık. Finansal göstergelerde iyileşmeler, KKM başta olmak üzere iyileşmeler sağladık. Bütün bunların sonucunda siyasi güven ve istikrar ikliminde CDS primlerinin de önemli oranda gerilediğini görüyoruz. CDS dediğimiz Türkiye’nin beş yıllık risk primi. 2002 yılında en yüksek seviyeyi görmüşüz burada. 816’lara kadar yükselmiş. Mayıs ayına geldiğimizde 700 yüz civarında bir rakamdaydı bu. 2023 Kasım itibarıyla 350 baz puanın altını gördük. 339 tam rakam söyleyecek olursak 23 Kasım’daki rakam.  Bu önemli bir düşüş. Bunun anlamı ne arkadaşlar? Şu Türkiye olarak veya şirketler olarak yurt dışından borçlanırken bir faiz oranına bu risk primi ilave edilerek size bir maliyet oluşturuluyor. Dolayısıyla CDS’in düşmesi Türkiye’nin dışarıdan kaynak kullanımında çok daha elverişli şartlarda daha geniş imkanlara ve daha ucuz maliyetle ulaşmasını sağlıyor. Bu anlamda kıymetli, CDS dediğim gibi önemli oranda düştü. Daha da düşürmek için tabii ki bir gayret içinde olacağız. Borsa İstanbul yine finansal asistan baktığınızda Mayıs’ta 4768’miş 29 Mayıs itibariyle. 8500’lere kadar yükseldi bu dönem. Ama son dönem bu jeopolitik risklerin de etkisiyle bir miktar geriledi ama buna rağmen 24 Kasım’da 7959 puan. Yine aşağı yukarı 8000’ler seviyesinde bir borsa ve ciddi anlamda bir artış yaşadığımızı da görüyoruz.

    KAMU VE REEL KESİMİN BORÇLULUK DURUMU

    Real kesimin borçluluk durumlarına baktığımız zaman, kamu olarak borçluluk durumumuz oldukça iyi vaziyette. Yani geçen yıl yüzde 32’ler civarında kamu borç stoğunun milli gelire oranının AB tanımlarıyla  karşılığı yüzde 32. Avrupa Birliği’nde bu rakam çok daha yüksek.  Türkiye bu anlamda  borçluluk rakamları açısından hakikaten iyi bir durumda. 2023’ün ikinci çeyreğinde yüzde 34 seviyesinde bizim rakamımız. AB ülkelerinde birinci çeyrek rakamı var. Yüzde 84 civarında. Yani kamu borcunun milli gelire oranı bizde yüzde 34’lerdi. Avrupa Birliği’nde yüzde 84’lerde. Maastrich Kriteri bu biliyorsunuz. Normalde 60’ın altında olması lazım. Real kesimde de borçluluk oranımız dünyaya göre iyi durumda.  Bizim reel sektörümüzün gayri safi borcunun gayri safi yurtiçi hasılaya oranı yüzde 56  seviyesinde.  Avro bölgesinde bu yüzde yüzün üzerinde. Dolayısıyla borçluluk seviyeleri olarak da Türkiye belli bir yerde, hane halkı borçlarında daha düşük seviyelerdeyiz. dolayısıyla Türkiye’nin finansal göstergeler açısından da önemli bir performans ortaya koyduğunu söyleyebilirim. Son dönemde TL maliyetlerindeki yükselmeyle birlikte başka bazı tedbirleri de tartışıyoruz. Az önce söyledim. Bir taraftan TL’yi cazip hale getiriyoruz. Bir taraftan da yatırımı, üretimi, ihracatı korumaya, sosyal refayı korumaya çalışıyoruz. İkisini aynı anda düşünüyoruz. Bu çerçevede en önemli inisiyatiflerimizden bir bir tanesi YTAK denen kredilerin  yeniden ve yeni bir çerçeveyle devreye alınması olacak. bunu uzun süredir çalışıyorduk. Ekonomik Koordinasyon Kurulu’nda birkaç defa değerlendirdik. Çeşitli kurumlarımız bu konuda teknik hazırlıklar yaptılar. Merkez Bankamızla Sanayi Bakanlığımız başta olmak üzere strateji bütçe başkanlığımızın yine katkısıyla Ticaret Bakanlığımız bütün Hazine Maliye Bakanlığımız hep birlikte bir çalışma sergilendi. Ama odağında Sanayi Bakanlığımız ve Merkez Bankamız var. Çerçevemiz şu; Türkiye’yi ileriye taşıyacak, cari açığını düşürecek, teknolojik seviyesini yükseltecek, stratejik yatırımlara elverişli şartlarda ve uzun vadeli kredi sağlamak. Özellikle bu artan  finansal maliyetlerin uzun vadeli stratejik yatırımlarımızı caydırmaması için bir çerçeve oluşturduk. En az bir milyar lira değerinde olması gerekiyor bu yatırımların. Ve belli özelliklere sahip olması gerekiyor. Böyle olunca faiz oranları yüzde 15 ile 30 arasında bir  rakam olacak. En iyi diyelim bütün kriterleri tutturan projelerde yüzde 15’e kadar faizleri düşürme imkanı olacak. Yatırımlara bu stratejik yatırımlara önemli bir güç vermiş olacak. Bunun tebliğini Sanayi Bakanlığımız yayınladı. Merkez Bankamız da kendi düzenlemelerini yapıyor. Dolayısıyla daha detaylı bir şekilde Merkez Bankamız bunları inşallah kamuoyuyla paylaşacak. ilk etapta 100 milyar, orta vadede 300 milyar liralık bir Merkez Bankası kaynağı bu çerçevede kullanılmış olacak. Cari açığı düşürüme perspektifi aynı zamanda makro istikrarımıza da güç verecek. Dolayısıyla bu YTAK’ı yapacağız. İkinci bir şey merkez bankamızın üzerinde çalıştığı toplumsal kredi notu dediğimiz bir hadise. bu da önemli. Merkez Bankası Başkanımız mutlaka toplumu daha detaylı bilgilendirecektir. Belli alanlara kredi veren bankaları düzenlemelerle teşvik etme meselesi. Bu konuda da bir çalışma yürütülüyor. Batı’da bu tür uygulamalar var. Şöyle diyelim ki teknolojik yatırımlara siz daha fazla kredi verilmesini istiyorsunuz veya sosyal bir takım konulara da sosyal açıdan önemli gördüğünüz bir takım işlere daha fazla kredi sağlanmasını istiyorsunuz. Bankacılık sistemi kanalıyla. Bunu yapan bankaların karşılık oranlarını ayarlayabiliyorsunuz. Büyüme performanslarına daha fazla esneklik sağlayabiliyorsunuz. Yaptığınız düzenlemelerle tabii objektif bir şekilde ölçerek bu çalışmayı Merkez Bankamız, Bankacılar Birliği’yle bankalarla birlikte yürütüyor. Ve önümüzdeki dönemde inşallah dediğim gibi detayları netleştikçe paylaşılacak. Ben bunu çok önemli görüyorum doğrusu. Bankacılık finans sisteminin daha verimli olarak kaynakları kanalize etmesine destek olacaktır. Makro politika olarak bakarsanız da cari açığı biz nasıl düşüreceğiz? Bir tasarruf oranlarımızı arttıracağız. İki, artan tasarrufları doğru alanlara kanalize edeceğiz. İşte bu toplumsal kredi notu dediğimiz hadise  tasarrufların doğru alanlara kanalize edilmesinde önemli bir mekanizma olarak görev yapacaktır. Bunlar  sabit alanlar olmak zorunda da değil. Dönemsel olarak da yapılabiliyor. Bu diyelim ki bu yıl için şu şu konular diyebilirsiniz. Gelecek yıl bunu revize edip başka konuları gündeme getirebilirsiniz. Böyle hani ilelebet bir alan belirledim, hep bu alan gibi de bakmayın. Bankacılık sistemiyle birlikte bu tür çalışmalar mümkün. Ben bu açıdan da Merkez Bankamızı tebrik ediyorum. Hakikaten önemli bir çalışma. Bunu çok yakından da takip ettiğimizi belirtmek isterim. 

    TROY KART KONUSU

    Diğer bir konu, Merkez Bankamızın yine üzerinde çalıştığı bu Troy kart konusu. Troy dediğimiz, Türkiye’nin ödeme sistemi biliyorsunuz. . Bu troy kartta uzun zamandır Merkez Bankamızın çalıştığı bir konu yüzde 51’i Merkez Bankası’nın troy kartın. Geriye kalan yüzde 49 da ağırlıklı kamu bankaları olmak üzere 13 bankamıza ait. Bu ödeme sistemleriyle yurt dışına giden kaynak 500 milyon dolar civarında her yıl.  bu da bize indirimli fiyat uyguladıkları halde. Yani onlar uygulanmasa indirimli fiyatlar çok daha büyük maliyetler olacak. Dolayısıyla bu Troykart gibi yerli milli ödeme sistemlerinin devreye girmesi yine cari açık perspektifiyle ülkemizde bu kaynakların kalması açısından önemli. Son dönemlerde de bir hızlı gelişim görüyoruz doğrusu bu Troy Kart’ta. Önümüzdeki dönemde inşallah daha da artar. Bu tür bir takım  açılımları da gerçekleştiriyoruz. Yine ihracatçıyı önemsiyoruz. Az önce bahsetmiştim başlangıçta. Bütün bunları yaparken yatırım, ihracat, istihdam bunları gözeterek yapacağız diye konuşmuştum Cumhurbaşkanımızın çizdiği perspektifte.

    Kaynak: Haber7.com

  • Bursa İnegöl’ün yeni markası: Özündenkuru

    Bursa İnegöl’ün yeni markası: Özündenkuru

    BURSA (İGFA) –İnegöl Belediyesi’nin İnegöl Tarım Modeli kapsamında hayata geçirdiği Üreten Çiftçiler Kooperatifi bünyesinde kurulan tesis, İnegöl’ün tarım değerlerini Özündenkuru ismiyle daha katma değerli hale getirerek sofralara ulaştıracak.

    Bir yandan şehri imar ederken bir yandan şehrin değerlerine değer katacak projeler üreten İnegöl Belediyesi, tarım şehri İnegöl’e yeni bir değer kazandırdı. İnegöl Belediyesi uhdesi İnegöl Tarım Modeli kapsamında kurulan Üreten Çiftçiler Kooperatifinin ilk icraatı olan soğuk hava deposunun yanında, yine üretilen meyvelere katma değer sağlayacak bir tesis inşa edildi. Meyve ve sebze kurutma tesisi, İnegöl’ün bereketli topraklarının işlenerek sunulacağı “Özündenkuru” ismiyle hizmet vermeye başladı. Tesis için bugün açılış töreni düzenlendi.

    İnegöl protokolünün ve çiftçilerin katılımıyla gerçekleştirilen Özündenkuru Meyve ve Sebze Kurutma Tesisi açılışında konuklara hitaben konuşan İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, “Çok heyecanlıyız. Bildiğiniz gibi İnegöl Belediyesi olarak pek çok alanda hizmetler üretiyoruz. Ancak tarım ve hayvancılıkta bu dönem ekstra çalışmalarımız oldu. Tarımda İnegöl Modeli altında güzle işler yapmaya çalıştık. Paydaşlarımız da var bizim. Her birine teşekkür ediyorum. Öncelikle burada Üreten Çiftçiler Kooperatifimizi kurduk. Akabinde TKDK’nın da desteği ile 4 bin ton kapasiteli bu soğuk hava deposunu hayata geçirdik. Sonrasında hemen TKDK desteği ile bu yapının üzerinde en büyük gider kalemimiz olan enerjiyi karşılayacak güneş panelleri kurulumumuz yapıldı. Tabi sadece bunlarla sınırlı kalmadı. Toprak analizinden tutun da zirai ilaçlama gibi çalışmalar, yeni ürün ekilişleri, taş toplama aracı, küçükbaş hayvancılık havuzu, küçükbaş hayvancılık festivalleri, ücretsiz fide destekleri, arı kovanı dağıtımı, ceviz soyma makinesi, sulama göletleri ve örnek eğitim bahçeleri gibi, tarım kitaphaneleri ve tarım fuarı gezileri gibi pek çok anlamlı hizmeti hayata geçirdik” dedi.

    HİKAYE CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN İMZASIYLA BAŞLADI

    İnegöl’ün tarımsal değerlerinden söz eden Başkan Taban, “Bugün Soğuk Hava Depomuzun hemen yanında bir meyve kurutma tesisini hayata geçiriyoruz. Bu bizim beyanlarımızda olan bir proje değildi. Aramızdaki önder çiftçilerin önerileri, kooperatifimizin çalışmaları ve üyelerimizin destekleriyle bugün burada bu tesisi hayata geçirdik. Şehrimiz meyveci bir şehir. 220 bin ton üretim yapan bir şehir. Burada ürünü yaş olarak pazara sunmak işin bir boyutu. Bizler ürünlerimizin katma değerini arttırarak daha değerli ürünler sunmak istiyoruz. Bizler kooperatifimizle birlikte de aslında daha iyi ürünlerin yetiştirilmesi, beraberinde bu ürünlerin doğru pazarlara doğru zamanda sevk edilmesi gibi alanlarda üreticimize destek olmaya devam edeceğiz. Burada kritik olan konu Üreten Çiftçiler Kooperatifimizin kurulmasıydı. Bunu da Sayın Cumhurbaşkanımızın bizzat imzasıyla ve desteğiyle İnegöl Belediyesi ortaklığında kurduk” diye konuştu.

    ÖZÜNDENKURU İNEGÖL’E HAYIRLI OLSUN

    Başkan Taban, tesise ilişkin bilgiler de vererek şunları kaydetti:

    “Burada neler olacak? 500 m2 bir alan oluşturduk. Güzel bir tesis oldu. Burada biz ürünü kabul ediyoruz. Kurutma ve paketleme ünitelerimiz var. Yine taze meyve girişiyle başlayan süreç; yıkanması, ayıklanması, çekirdeklerinin çıkarılması ve dilimlenmesiyle devam ediyor. Daha sonra da ürünler kurutma ve paketlenme seviyesiyle pazara arz ediliyor. Günlük takribi 1 ton yaş meyveyi işleme kapasitemiz var. Bu tesisin maliyeti ise 4,5 milyon TL dolayında. Markamızı da Özündenkuru olarak belirledik. Özündenkuru İnegöl’ümüze hayırlı olsun.”

    AK Parti Bursa Milletvekili Ayhan Salman ise açılışı yapılan tesisin şehrimize ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ederek; “Ülkemiz ve şehirlerimiz büyüyor, gelişiyor. Türkiye Yüzyılı gibi bir hedefimiz var. Bir yandan bu hedeflere koşarken sizin sanayide, teknolojide, savunma sanayisinde, otomobil üretmeniz gerekiyor, İHA, SİHA, savaş uçağı üretmeniz gerekiyor. Bir taraftan endüstride İnegöl Mobilyasıyla, diğer yandan turizmde hedefler koyuyoruz ama bütün bunları yaparken biz tarımın da ihmal edilmemesi gerektiğinin farkındayız. Türkiye’miz geçmişten beri kendi kendine yeten dünyadaki ender ülkelerden biri olarak adlandırılırdı. Her geçen gün tarımın da endüstriyel boyutunun, meyvecilikte ve sebzecilikte dondurulmuş, kurutulmuş ürünlerle çiftçimizin gelirini arttırıyoruz. Bir yandan da ihracatımızdaki en önemli paylardan birini tarım üzerinden alıyoruz. Bu konuda yerel yönetimlerimizin ve Bakanlıklarımızın kıymetli çalışmaları var. Bu tesisin de ben her anlamda çiftçimize katkı sağlayacağına inanıyorum. Hayırlı uğurlu olsun” dedi.

    Son olarak kürsüye çıkarak bir konuşma yapan Kaymakam Eren Arslan da “Bugün yine belediyemizin yaptığı güzel bir eserin ilçemize kazandırılması için bir aradayız. Bu eserde kimin katkı ve desteği varsa Allah razı olsun. Hayırlı olsun. İnegöl her alanda güçlü bir şehir. İhracatını hem sanayide hem tarımda arttıran bir şehir. Tarımda ihracat standartları oldukça yüksek. Ama İnegöllü üreticilerimiz sanayide olduğu gibi tarımda da çok güçlü ve iyi bir birikimimiz var. İnşallah bu tesisler çiftçimize daha çok katma değer oluşturacak” şeklinde konuştu.

    Konuşmaların ardından yapılan dualar sonrası kurdele kesimiyle tesisin açılışı gerçekleştirildi. Ardından konuklar tesisi gezerek inceledi.

  • İstanbul’da suya 4,5 yılda yüzde 500 zam yapıldı

    İstanbul’da suya 4,5 yılda yüzde 500 zam yapıldı

    İBB Meclisi, kasım ayı altıncı birleşimi, Meclis 2. Başkanvekili Ömer Faruk Kalaycı’nın başkanlığında Saraçhane’deki belediye binasında yapıldı.

    Gündem dışı konuşma yapmak için söz alan AK Parti’li Meclis Üyesi ve Tarife Komisyonu Başkanı Hidayet Erdöl, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ulaşım, otopark ve su fiyatlarıyla ilgili vaatlerine değindi.

    CHP’nin 2019 yılından önce yayınladığı programda, bütün CHP’li belediyelerde, ulaşımın öğrencilere ücretsiz olacağının söylendiğini ifade eden Erdöl, İmamoğlu’nun da İstanbul’da ulaşımın ucuzlatılacağı, 25 yaş altındaki gençlere yüzde 40 indirim yapılacağı ve toplu taşımada ilk aktarmanın ücretsiz olacağı şeklindeki seçim vaatlerini hatırlattı.

    Erdöl, şöyle devam etti:

    “Siz ne yaptınız? İBB Meclisi’nde, Cumhur İttifakı’nın teklifi ve oylarıyla öğrencilere getirilen yüzde 40 indirimi önce veto ettiniz, ardından alınan ısrar kararı da hukuksuz olarak uygulamadınız. İstanbul’da tam akbil (bilet) fiyatı 2019 yılında 2,6 lira iken bugün 15 lira oldu. Yani 2019’dan bugüne kadar ulaşıma yüzde 476 zam yaparak bırakın ücretsiz ulaşımı hatta indirimli ulaşımı, vatandaşların toplu ulaşıma ulaşmasını engellediniz.”

    – “4,5 senede İstanbul’da otoparka 10 kat zam yapılmıştır”

    İSPARK konusuna değinen Erdöl, İmamoğlu’nun, “Hiç kimse kendi mahallesinde, sokağındaki İSPARK’a para ödemeyecek. Şehirde kamu kurumlarına ait otoparklar mesai saatleri dışında vatandaşın hizmetine açılacak. Asansörlü otopark sistemleriyle otopark kapasitesini, şehrimizin birçok noktasında kolaylıkla iki katına çıkaracağız. ‘Park et ve devam’ uygulamasını yaygınlaştıracağız. Bu yaygınlaştırmayla aracını park eden herkes, toplu taşımadan ücretsiz faydalanacak.” sözlerini anımsatarak şunları kaydetti:

    “Geldiğimiz noktada bırakın vatandaşlarımızın mahallerinde İSPARK’ı ücretsiz kullanmasını, bırakın otopark sayısının iki katına çıkartılmasını, vatandaşımız 2019 yılından önce 5 liralara, 8 liralara kullandığı otopark için bugün 52 lira ödemek zorunda bırakılmıştır. Yani 4,5 senede İstanbul’da otoparka 10 katı zam yapılmıştır. İSPARK yönetimi otoparkları İstanbulluya hizmet amaçlı kullandıracağına, İstanbulların cebinden ödediği otopark ücretleriyle personel maaşlarını, sayıları hesapsızca arttırılan yönetim kurulu üyelerinin huzur haklarını ödemeyi yönetim biçimi olarak benimsemişlerdir.”

    – “Suya 4,5 yılda yüzde 500 oranında zam yaptınız”

    İmamoğlu’nun, suyla ilgili seçimden önce, “İstanbullara suyu ucuza kullandıracağız, açlık sınırı altındaki ailelerin faturalarına destek olacağız.” diye vaatte bulunduğunu hatırlatan Erdöl, şöyle konuştu:

    “Suyu siyasi emellerinize alet ettiniz. 5 yılda 10’u olağan, 10’u olağanüstü olmak üzere toplam 20 İSKİ Genel Kurulu yaparak tarihe geçtiniz. Yapılan 20 genel kurulun tamamına yakınında su zammını gündeme getirdiniz. Göreve geldiğiniz tarihten önce İstanbulluların metreküpünü 4 liraya kullandığı suyun fiyatını 23,72 liraya çıkartarak suya 4,5 yılda yüzde 500 oranında zam yaptınız.”

    Erdöl, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Şunu üzülerek belirtmek istiyorum. CHP’li adayların, seçim uğruna verdiği hayali vaatlere zaten geçmişten bu yana aşinayız ancak sadece günü kurtarmak için yapılan bu demode siyaset anlayışını insanımız hak etmiyor. Şimdi Sayın İmamoğlu’na meclis kürsüsünden soruyorum. Vatandaşa ücretsiz İSPARK sözü verip seçimden sonra bu sözü hatırlamamak, seçim uğruna halkı kandırmak, hangi vicdana sığıyor? Hanelere indirimli su, öğrenciye ücretsiz ulaşım sözü verip insanların hayalleriyle oynamak hangi vicdana sığıyor? Kendisi bu vaatlerini yerine getirmek istedi de elini tutan mı oldu?”

    Kaynak: Haber7.com

  • Çalışan emekliye ikramiyede sıcak gelişme

    Çalışan emekliye ikramiyede sıcak gelişme

    Çalışan emekliye 5 bin TL ikramiye ödemesi için hazırlanan ikramiye önergesi AK Parti Grubuna gönderildi.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının yazılı açıklamasında, emekli olup fiilen çalışmaya devam etmeyen emeklilere 5 bin lira ikramiye ödendiği anımsatıldı.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla tek seferlik verilecek ikramiyeden kapsam dışında tutulan emeklilerin de faydalanması için çalışmanın başlatıldığı belirtilerek, şu bilgiler paylaşıldı:

    “Bu kapsamda, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülecek Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ne ihdas maddesi olarak eklenmesi için hazırlanan önerge, AK Parti Grubu’na gönderildi.”

    Kaynak: Haber7.com

  • Goldman Sachs ve BofA’dan Türk bankacılık sektörü değerlendirmesi

    Goldman Sachs ve BofA’dan Türk bankacılık sektörü değerlendirmesi

    Goldman Sachs ve Bank of America, Türk bankacılık sistemi ve banka hisselerine ilişkin araştırma raporları yayınladı.

    ABD’nin önemli bankalarından Goldman Sachs’ın raporunda, TCMB’nin, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını 23 Kasım’da 500 baz puan artırarak yüzde 40’a çıkardığı ve faiz artırım döngüsünü yakında sonlandıracağı sinyali verdiği belirtildi.

    Goldman Sachs ekonomistlerinin “TCMB’nin aralık toplantısında politika faizini 250 baz puan daha artıracağını ve faiz artırım döngüsünü yüzde 42,50 seviyesinde tamamlayacağını tahmin etmeye devam ettiği” aktarılan raporda, şöyle denildi:

    “Tahminlerimizde Türk bankaları için yılın üçüncü çeyrek finansal sonuçlarını da göz önünde bulundurarak, son makro ve bankacılık sektörü trendlerini dikkate alarak değişiklikler yapıyoruz. Zorlu makro ortamda Türk bankalarına yönelik temkinli görüşümüzü sürdürüyoruz. İyileşen ve istikrarlı bir makro ortam, bankaların faaliyetleri görünümü konusunda bizi daha yapıcı hale getirebilir ve buna bağlı olarak daha istikrarlı bir döviz ve faaliyet görünümü, Türk bankalarındaki yatırımcıların risk/getiri algısını iyileştirebilir.”

    Raporda, Goldman Sachs’ın, izlediği Türk bankalarında, hisse başına kazanç tahminlerini artırdığı belirtilerek, “Fiyat hedeflerimiz, Türk bankaları için ortalama yüzde 5 civarında artışı gösteriyor.” denildi.

    “TÜRK ÖZEL BANKALARININ ÖZ KAYNAK KARLILIĞININ YÜZDE 30’UN ÜZERİNDE GERÇEKLEŞMESİ GEREKİR”

    Bank of America da müşterilerine gönderdiği “Büyük normalleşme-özel banka hisseleri al” başlıklı raporunda, Türk bankacılık sistemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “Normalleşmenin” belki de Türk bankacılık sisteminde süregelen dinamikleri tanımlayacak en iyi kelime olduğu belirtilen raporda, son 2 yılda Türk bankalarının büyüme dinamikleri, varlık tahsisleri ve temel faiz oranlarında kilit rol oynayan düzenlemelerin kısmen basitleştirildiği aktarıldı.

    Türk bankacılık sisteminde varlık kalitesi risklerinin yönetilebilir olarak görüldüğü vurgulanan raporda, “Sürdürülebilir yüzde 30 ile öz sermaye karlılığı açısından Türk özel bankalarının iyi bir değer sunduğuna inanıyoruz. Türk özel bankalarının öz kaynak karlılığının yüzde 30’un üzerinde gerçekleşmesi gerektiğini bekliyoruz.” ifadeleri kullanıldı.

    Bu arada, Borsa İstanbul’da bugün yüzde 4,5 artarak 8.450,29 puana kadar çıkan bankacılık endeksi, şu dakikalarda 8.390 seviyelerinde dengelendi.

    Kaynak: Haber7.com

  • Asgari ücrette kritik tarih belli oldu! Emekli maaşları için önemli mesaj

    Asgari ücrette kritik tarih belli oldu! Emekli maaşları için önemli mesaj

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Ankara’da gazetecilerle bir araya geldi.

    Yılmaz, milyonlarca çalışanı ilgilendiren asgari ücretle ilgili kritik tarihi açıkladı. Yılmaz, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun mevzuat gereği 1 Aralık’ta çalışmalara başlayacağını duyurdu.

    Yılmaz şunları söyledi: “Bu yıl asgari ücrete yüzde 114 zam yapıldı. Asgari ücret artışı, enflasyonun çok üzerinde oldu. Üstüne bir de asgari ücrete kadar olan ücretlere vergi muafiyeti getirildi. Bunun bütçeye maliyeti 500 milyar lira oldu.

    Asgari ücret belirlenirken müzakereler, üçlü mekanizmayla yürütülüyor. Sadece kamunun perspektifi, zammı belirlemekte yetmez. İşçi, işveren tarafları da var. Sosyal diyalog mekanizması yürütülmeden perspektif belirtmek doğru olmaz. İşverenler de işletmelerin devamlılığı, kayıtdışılığın önlenmesi gibi yaklaşımlarla masada olacaktır. Tarafların söyleyeceklerini görelim.”

    “7 BİN 500 TL’DEN AZ ALANLARA ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ”

    Yılmaz, emekli maaşlarına yönelik ocak zammına da değindi. Yılmaz şunları söyledi:

    “Emekli maaşlarında reel olarak ciddi artışlar oldu. Ancak son dönemdeki enflasyon, emekli maaşında da tartışma yarattı. Yıl sonunda memur zammının ne olacağı toplu sözleşmeyle belli. Memurun zammı, memur emeklisine de yansıyacak. İşçi emeklileri biraz daha az alıyor normalde. Orayı dengelemek gerekiyor gibi bir durum var. 7 bin 500 lira altındaki maaşlar için bütçe imkanlarını zorlayarak elimizden geleni yapacağız. Ama bunu yaparken depremi unutmamak lazım, enflasyonla mücadeleyi unutmamak lazım.”

    “KAYNAKLARI DENGE GÖZETEREK KULLANMAYILIZ”

    Ücret zamlarına ilişkin değerlendirme yapan Yılmaz, “Enflasyonla mücadele, toplumsal fedakarlık da gerektiriyor. Sosyal medya veya başka mecralarda gerçeklerden kopuk algı oluşturulması, kalıcı refah artışı getirmiyor. Denge çok önemli. Belli bir kesime zam yapıp diğerlerine yapılmazsa denge bozuluyor. Adaleti sağlamalı, kaynaklarımızı denge gözeterek kullanmalıyız.” dedi.

    “ANİ BİR ŞEKİLDE KKM’Yİ BİTİRME PERSPEKTİFİ YOK”

    Kur korumalı mevduatla ilgili konuşan Yılmaz, 17 Kasım itibariyle hesapların 640 milyar lira azalarak 2 trilyon 768 milyar lira olduğunu belirtti.

    Yılmaz, “Kur korumalı mevduat, uygulamaya girdiği gün için ihtiyaçtı. O günlerde devreye girmeseydi üstlendiğimiz maliyet daha yüksek olabilirdi. Geçici bir adım olarak görüldü ve o konuda kanuni düzenleme de geçici yapıldı. Aşamalı bir şekilde buradan çıkıyoruz. Bunu da döviz kuru piyasasında sorun yaratmadan yapıyoruz. Ani bir şekilde kur korumalı mevduatı bitirme gibi bir perspektifimiz yok.” diye konuştu.

    ENFLASYON MESAJI

    Cevdet Yılmaz, “2024’te yüzde 33 sağlanamayacak bir rakam değil” ifadesini kullandı. Yılmaz, enflasyonda tek haneyi 2026’da yakalayacakları mesajını verdi.

    “TOPLUMSAL KREDİ NOTU”

    Yılmaz “Toplumsal Kredi Notu” yeni bir uygulama olarak devreye alınacak. TCMB çalışmaları son aşamada, belli alanlara kredi veren bankalar teşvik edilecek dedi.

    “ANADOLU MEDYASININ GÜCÜ, AYNI ZAMANDA DEMOKRASİNİN GÜCÜDÜR”

    Öte yandan Yılmaz, “Anadolu medyası çok kıymetli. Bunu her zaman görüyoruz ama özellikle 15 Temmuz da çok daha yakın bir şekilde hissettik, gördük. Anadolu medyasının gücü, aynı zamanda demokrasinin gücü, milletin gücüdür.” ifadelerini kullandı.

    MEVCUT ASGARİ ÜCRET 11 BİN 402 LİRA

    Asgari ücret 1 Temmuz itibarıyla net 11 bin 402 liraya yükseltilmişti. Asgari ücret desteği ise 500 lira olmuştu.

    ASGARİ ÜCRET NE KADAR OLACAK?

    Asgari Ücret zammında henüz resmi bir açıklama yok, beklenti yüzde 40 – 50 aralığında olacağı yönünde.

    Bu da sadece enflasyon hesabıyla bile kaybın telafisi için yeni yılda asgari ücretin en az 15 bin 700 liraya çıkarılması gerektiği anlamına geliyor.

    Dolayısıyla masada enflasyon hesabı dikkate alınacağı için asgari ücret pazarlığının en az 15 bin 700 liradan başlaması bekleniyor.

    Kaynak: Haber7.com

  • Asgari ücret maratonu önümüzdeki ay başlıyor

    Asgari ücret maratonu önümüzdeki ay başlıyor

    Yaklaşık 7 milyon kişiyi ilgilendiren asgari ücret görüşmelerinin başlamasına sayılı günler kaldı. Milyonlarca çalışan merakla, yeni asgari ücretin ne kadar olacağını bekliyor. Asgari Ücret Tespit Komisyonu gelecek ay başında toplantılarına başlayacak.

    Görüşmeleri 15 üyeden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonu yürütecek. İlk toplantı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda olacak. Hükümet, işçi ve işveren tarafıyla bir araya gelecek. İşçi tarafını Türk-İş, işveren tarafını TİSK temsil edecek. İlk toplantıda takvim belirlenecek. Asgari ücretin belirlenmesinde enflasyon ve geçinme endeksleri dikkate alınacak.

    İkinci toplantı Türk-İş’te olacak. İşçi tarafı beklentilerini dile getirecek. Üçüncü toplantıya ise işveren tarafı TİSK ev sahipliği yapacak. Son toplantı ise karar toplantısı olacak. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda olacak bu toplantıda,, asgari ücret belli olacak. Uzlaşı olması durumunda süreç erken tamamlanmış olacak.

    Asgari ücrette yeni rakamın belirlenmesiyle işsizlik maaşı ve staj ücretleri artacak. Genel sağlık sigortası primleri, askerlik, doğum ve yurt dışı borçlanma tutarlarında da değişiklik olacak. 

    Mevcut asgari ücret net 11 bin 402 lira

    Asgari ücret 1 Temmuz itibarıyla net 11 bin 402 liraya yükseltilmişti. Asgari ücret desteği ise 500 lira olmuştu.

    Kaynak: Haber7.com

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com