Ayrıntılar geliyor
Kaynak: Haber7.com

Memur-Sen, HAK-İŞ, İHH İnsani Yardım Vakfı, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA), Anadolu Gençlik Derneği (AGD), Cihannüma ve Önder İmam Hatipliler Derneği, “Soykırıma Hayır, Filistin’e Destek, Siyonizme Lanet” mitingi düzenledi. Yoğun katılımın olduğu mitingde işgalci İsrail’in gerçekleştirdiği saldırılar bir kez daha lanetlendi.Ankara Anıtpark’ta yapılan mitingde konuşan Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, tarihin en büyük yıkım ve soykırımlarından birine şahit olduklarını belirterek, “ Gazze gözlerimizin önünde katlediliyor. Bebeklerin, çocukların parçalanmış bedenleri yüreğimizi yakıyor. Aslında sadece bugün değil, 75 yıldır bitmeyen bir katliam yaşanıyor. Mescid-i Aksa’nın mahremiyeti 1948’den beri çiğneniyor. Barış şehri olan Kudüs 75 yıldır mahzun. Yerleşimci çeteler her gün Filistinlilerin evlerini, mallarını gasbediyor. 16 yıldır boykot altındaki Gazze’de iki buçuk milyon insan zindan hayatı yaşıyor ama Filistin’de sarsılmayan, yıkılmayan bir iman, bir direniş var, o iman 75 yıldır tarihin en şanlı, en uzun kahramanlık destanını yazıyor, Aksa Tufanı bu destanın yeni bir sayfasıdır. Birileri bu destana kara çalmak için terör yaftası vuruyor. Vursun! Hakikati görmek isteyen için gerçekler ortada” dedi. #türkiye #Gazze

Edinilen bilgiye göre, ilçeye bağlı Akçakaya Mahallesi Sabancı Caddesi Hamit Sokak üzerinde bulunan müstakil evin çatısı şiddetli rüzgara dayanamayarak uçtu. İhbar üzerine bölgeye polis, itfaiye ve AFAD ekipleri sevk edildi. Polis ekipleri çevrede güvenlik önlemi alırken, AFAD ekipleri de çatının yeniden uçarak başka bir eve yada insana zarar vermemesi için çalışma yaptı.

Müstakil evin sahibi Okan Kadir Maden, “Sabah saatlerinde başlayan rüzgar 6 tonluk demirden yapılmış çatımızı olduğu gibi alarak, 2 sokak arkaya attı. Taşlar aşağı döküldü. Evimiz sallandı. Duvarlarda çatlamalar oldu. Ancak çok şükür kimsede bir şey yok. Gerekli mercilere de haber verdik. Çatı yandaki eve çarpmış sadece biraz zarar vermiş. Onun dışında can kaybı yok çok şükür” dedi.
Kaynak: Haber7.com

Dün akşam saatlerinde başlayan sağanak, otoyol ve kara yolunun Bolu Dağı kesiminde öğle saatlerinde yerini kara bıraktı.
Özellikle D-100 kara yolunun Bolu geçişindeki Abant Kavşağı ve Seymenler mevkileri ile Düzce kesiminde yer alan Karanlıkdere, Bakacak, Bıçkıyanı ve Heyelan mevkisinde kar tipiye döndü.
Kar, Anadolu Otoyolu’nun Bolu Dağı Tüneli ve Viyadükler kesiminde de etkisini gösteriyor.
Öte yandan Bolu Dağı çıkışındaki Kaynaşlı ilçesi mevkisinde yoğun sis görüş mesafesini düşürüyor.
Karayolları ekipleri, ulaşımın aksamaması için güzergahlarda tuzlama ve küreme çalışmaları yürütüyor.
Kaynak: Haber7.com

Konya Büyükşehir Belediyesi Kudüs Çalışma Grubu ve Bilgehaneler tarafından Kılıçarslan Meydanı’nda düzenlenen etkinlikte çocuklar Türkiye ve Filistin bayrakları ile “Filistin özgürdür özgür kalacak”, Bağımsız Filistin özgür Kudüs”, Kudüs coğrafi değil, imani meseledir” yazılı pankartlar taşıdı.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’ın da katıldığı programda Büyükşehir Belediyesi Çocuk Meclisi Başkanı Talut Kerem Cengiz açıklama yaptı.
Cengiz, İsrail’in, bir asra yakın bir süredir sistematik olarak Filistin topraklarını işgal ederek yüzbinlerce Filistinliyi kendi vatanlarından ayrılmaya mecbur bıraktığını belirtti.

İsrail’in, hiçbir ahlaki ve vicdani ilke gözetmeksizin yürüttüğü bu operasyonun, savaş değil, katliam ve soykırım olduğunu savunan Cengiz, şunları kaydetti:
“Filistinlilerin topraklarını işgal etmesi, kadın-çocuk demeden masumları katletmesi ve insanları öz vatanlarından sürgün etmesi, bugünkü hadiselerin esas nedenidir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi ‘Adil bir barışın kaybedeni olmaz.’ Bu adalet ise çoluk çocuk demeden acımasızca insanlığı katleden siyonistlerin eliyle, hükümleri ile değil, savaşta bile kadına, çocuğa ve yaşlılara dokunmayan, zulmetmeyen Allah’ın hükümlerinin hakim olduğu Müslümanların idaresinde tüm coğrafyaya hakim olacak başkenti Kudüs olan Filistin devleti ile sağlanabilecektir.”
Açıklamanın ardından çocuklar ellerindeki balonları gökyüzüne bıraktı.
Kaynak: Haber7.com

Karadeniz’de şiddetli rüzgar ve fırtına günlük hayatı olumsuz etkiliyor. Zonguldak’ta eğitime bir günlük ara verildi.
ZONGULDAK’TA EĞİTİM ARA! VALİLİK DUYURDU
Zonguldak Valiliği, eğitime 1 gün ara verildiği, kamu kurum ve kuruluşunda çalışan engelli ve hamile personelin bir gün idari izinli sayılacağını duyurdu.
Kuvvetli yağış ve fırtınanın meydana getirebileceği su baskını, çatı uçması, ağaç ve direk devrilmesi ile ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklar dolayısıyla İLİMİZ GENELİNDE 27 Kasım 2023 Pazartesi günü tüm resmi-özel örgün ve yaygın eğitim kurumlarında (rehabilitasyon merkezleri ve özel kurslar dahil) eğitim öğretime bir gün süreyle ara verilmiştir. İlimiz Genelinde kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan engelli ve hamile personel de 27 Kasım 2023 tarihinde bir gün idari izinli sayılacaktır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Kurulduğu 1978 yılından bu yana Âkif’in, tanınması, hatırlanması ve anılması amacıyla ülkemizin dört bir yanında çok sayıda sempozyumlar, paneller düzenleyen, eserler neşreden Türkiye Yazarlar Birliği, şimdi de Türk Dünyası ve Balkanlarda da şairimizin anılması amacıyla bilgi şölenleri düzenliyor.
Bilgi şöleninin ilki; Âkif’in annesinin memleketi Özbekistan’da Buhara Devlet Üniversitesi’nde yapıldı .
22 Kasım 2023 tarihinde Özbekistan’ın Buhara şehrinde başlayan ve iki gün süren programa TYB kurucu ve şeref Başkanı D. Mehmet Doğan, TYB Genel Başkanı ve ASBÜ Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, Türkiye’den ve Türk dünyasından Âkif üzerine eserleri bulunan akademisyenler, yazar ve düşünce adamları katıldı.
Programın açılış dersini veren D. Mehmet Doğan yaptığı konuşmada, “ Mehmed Âkif’in Safahat isimli şiir külliyatında Buhara birçok yerde zikredilen bir isimdir. Ve biz bugün Mehmed Âkif’i Buhara’da 150. yaşında yâd ediyoruz. Sırf şiirlerinde Buhara’da bahsettiği için mi? Onun için “Buharalı” desek yeri var. Annesi Emine Şerif’e Hanım, Buhara’dan Türkiye’ye göçüp Tokat vilayetine yerleşmiş bir aileden. Onu annesinin vatanında anmak, Türkiye Yazarlar Birliği’nin programında yıllardır vardı, bugün büyük şairimizi burada yâd etmekten büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Böyle bir faaliyetin gerçekleştirilmesinde emeği geçen, desteği ve katkısı olan kurum ve kuruluşlara ve kişilere teşekkürlerimizi sunuyoruz. Böylece batıdan doğuya 4 bin kilometrelik bir yol katederek burada büyük şairimize vefamızı gösteriyoruz. Bir asır önce, 1910’lu-20’li yıllarda Türkiye ve Türkistan edebî ve fikrî ilişkileri, diyebiliriz ki, bugünden daha gelişkindi. 19. asrın sonunda Gaspıralı İsmail’in Tercüman gazetesi bu geniş coğrafyaları uyandıran bir tesir meydana getirmişti. “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarının bu geniş coğrafyalarda yankılanmasından sonra bilhassa Azerbaycan ve Türkiye’de yayınlanan iki gazete-dergi bu tesiri devam ettirmiştir.” dedi.
TYB Genel Başkanı Arıcan’da yaptığı konuşmada, “Mehmet Akif Ersoy, kayıp medeniyet dediğimiz bu toprakların, bu coğrafyanın aslına, özüne yeniden dönmesini istiyordu. İşte, Özbekistan’ın bağımsız bir devlet olması, Buhara’nın yeniden ilmin, irfanın, sanatın, edebiyatın merkezi olmasını diliyordu. Biz şuan Âkif adına buralara geldik ve burada yeniden o Akif’in özlemini çektiği ilmin yeniden yeşerdiğini görüyoruz. Dünya’ya yeniden bir medeniyetin buradan doğacağını görüyoruz ve buna inanıyoruz.” diye konuştu.
Türk Dünyasının edebiyatçılarını, düşünce adamlarını anmamız, anlatmamız ve yeni nesillere de tanıtmamız gerekir” diye konuşan Arıcan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Âkif; Buhara Şehrinden Anadolu’ya göç eden bir aileye mensup Emine Şerife Hanım’la evlenmesi Türkistan kültürünü, Kosovalı babasından Balkan kültürünü ve doğup büyüdüğü İstanbul’dan Türk-İslam kültürünü almış ve geleceğe iz bırakan bir hayat yaşamıştır. Ayrıca, Türk-İslam dünyasıyla ilgilenmesinde ve edebi şahsiyetinin oluşmasında anne ve babası büyük rol oynamıştır.”
Bilgi şöleninde, Buhara Vali Yardımcısı Tilavov Sherzad Beshimovich, TÜRKSOY Yazarlar Birliği Genel Koordinatörü Murat Kahraman, Buhara Devlet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Obidijon Xamidov, Buhara Devlet Tıp Üniversitesi Rektör Yardımcısı Lazic Niyazov, ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektör Danışmanı Prof. Dr. Aynur Feyzioğlu da konuştu.
TC. Kültür Bakanlığı, ASBÜ, Özbekistan Medeniyet Nazırlığı, TİKA, Buhara Devlet Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Mehmet Akif İnan Vakfı, Burdur Mehmet Âkif Ersoy Üniversitesi, İçişleri Bakanlığı – Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü, Hacettepe Üniversitesi, Yunus Emre Enstitüsü, ADAM Vakfı iş birliği ile düzenlenecek bilgi şölenleri:
Programlara, Türkiye’den, Balkanlar’dan ve Türk Dünyasından Âkif üzerine araştırmalar yapan bilim adamları, akademisyenler, eserler veren yazarlar konuşmacı olarak katılıyorlar ve bilgi şöleninde Âkif’in hayatı, eserleri, düşünce dünyası, Milli Mücadeledeki rolü ve Türk – İslam dünyasına ilişkin görüş ve düşünceleri konuşuluyor.
KAYNAK: Yeni Şafak

Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Müslümanlarla Yahudiler çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Yahudi taşın, ağacın arkasına saklanacak, bunun üzerine o taş, o ağaç Yahudiyi kovalayan kimseye, ‘Ey Müslüman! Arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür!’ diyecek. Yalnız garkad ağacı bir şey söylemeyecek; çünkü o Yahudilerin ağaçlarındandır.”
(Buhârî, Cihâd 94, Müslim, Fiten 82)
Hz. Peygamber (sav), başta kıyamet alametleri olmak üzere ahir zamanda meydana gelecek hadiseler hakkında sahâbîlere bilgiler aktarmıştır. Bu bilgiler, vahye dayanır. Garkad Hadisi’nde Yahudilerle Müslümanlar arasında kıyamet kopmadan önceki bir zamanda savaş çıkacağı bilgisinin de vahiy yoluyla elde edilmiş bilgi olduğu anlaşılır. Klasik İslam alimlerinin çoğunun Hadis literatüründe yaptığı yorumların çoğu, garkad ağacının özelliklerini açıklamanın ötesine geçmez. Hadis şerhlerinde Garkad Hadisi’nin derinlikli bir tahlili yapılmamıştır. Müslümanlar hadisin lafzî anlamına bakarak “Nasıl olsa bir gün savaşta Yahudilere galip geleceğiz” anlayışıyla beklentiye girerler. Halbuki hadiste geçen ve anahtar rol oynayan “garkad”, Müslümanlarla Yahudiler arasındaki mücadelenin boyutunu gösteren bir şifre niteliğinde uyarılarla doludur. Bu yönüyle garkadın anlaşılması, Müslümanların odaklanmaları gereken asıl noktaları ortaya çıkarması bakımından büyük önem arz eder.
Hadisin zâhirî anlamı dikkate alındığında Yahudilerle Müslümanlar arasında bir kara harbinin gerçekleşeceği anlaşılır. Hz. Peygamber döneminde yapılan kara harbi anlayışıyla, günümüzdeki anlayış birbirinden çok farklıdır. Günümüz teknolojisi ve savaş stratejisi açısından değerlendirildiğinde hadisin zâhirî anlamının maksûd manayı ifade etmede yetersiz kaldığı görülür. Ormanlık arazilerin yoğun olmadığı, Orta Doğu gibi ülkelerde ağaçların arkasına saklanma fikrinin makul bir tarafı yoktur. Aynı şekilde taşların arkasına sipere yatıp saklanma tekniğinin de bilinen bir uygulama olmadığı söylenebilir. Hadise göre garkad, Yahudiler için bir kalkan gibidir ve onları koruyacaktır. Hadiste garkadın istisna edilmesi, garkadın ötesine geçişin olmayacağı anlamına gelir. Ayrıca taş ve ağacın konuşması, imtihan sırrına aykırıdır. Çünkü taş ve ağacın konuşması mucizevi bir olaydır ve mucizeler peygamberlere has bir durumdur.
Hadiste Müslümanların Yahudilerle savaşacağı “Müslümanlar, Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz” cümlesiyle ifade edilir. Cümle, gerçek bir savaş anlamında anlaşılacağı gibi mecazî manada soğuk savaş, mücadele, çatışma ve düşmanlık manalarına da gelir. Bilindiği gibi Theodor Herzl’in çabaları ve önderliğinde 29 Ağustos 1897’de Basel’de toplanan ilk Dünya Siyonist Kongresi ile Dünya Siyonist Teşkilâtı kurulur. Siyonizm, arz-ı mev’ûd idealinin gerçekleşmesi arzusudur. Yahudiler bu ideallerini gerçekleştirmek için Müslümanlarla doğrudan savaşmak yerine onları zayıflatma ve kaleyi içten fethetme planını uygulamak için perde arkasına gizlenmişlerdir. Bu stratejinin temelleri, İngiliz siyasetçi William Ewvart Gladstone’un fikirlerine dayanır. Gladstone bir bildirisinde şöyle demiştir: “Bu Kur’ân, Müslümanların ellerinde kaldıkça onlara hükmedemeyiz; biz Kur’ân’ı Müslümanlardan uzaklaştırmak veya onları Kur’ân’a yabancılaştırmak için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız.” Gladstone’un II. Abdülhamid döneminde söylediği bu söz, Balkan Harbi ve I. Dünya Savaşı sonrası doğrudan savaşma yerine Müslümanlarla perde arkasından savaşma stratejisine dönüştü.
Gladstone’un bildirisiyle sinemanın icadı yaklaşık aynı tarihlere denk gelir. II. Abdülhamit 1896 yılında Bertrand adlı bir Fransız vasıtasıyla sinematografik gösterimi izledikten sonra bu yeni icadın seyirci üzerindeki tesirini anlar ve Fransızlar’ın İstanbul’da yerleşik bir sinema salonu açmasına izin vermez. Bu sebeple, Osmanlı’da ilk sinema sayılan Pathe, ancak II. Meşrutiyet’in ilanından sonra, 1909 yılında Tepebaşı’nda açılabilir.
Amerikan sineması olarak adlandırılan Hollywood, holly ve wood kelimelerinden meydana gelir. Holly, Noel’de kullanılan bir bitki olan çobanpüskülüdür. Wood ise, “tahta, odun, ağaçlık ve ormanlık” gibi anlamlara gelir. Tanımda her iki kelimenin de ağaçla ilgili olduğu görülür. Birleşik isim olan Hollywood, kelime anlamı itibariyle “sihirli değnek” şeklinde tercüme edilebilir. İngiltere sinemasının “Pinewood/yeşil çam”, Türk sinemasının “Yeşilçam” ve Hind sinemasının “Bollywood” şeklinde ağaç simgeleriyle isimlendirilmesi ağaç-sihirli değnek ilişkisini ortaya koyar. Bu ilişkiler ve bağlantılar çerçevesinde ağaç ve garkad sembolü yorumlandığında dünyayı perde/ağaç arkasından yöneten sistemin Yahudileri sembolize ettiği ifade edilebilir. Siyonist Yahudiler, Müslümanlara galip gelmek için sinema ve görsel medyayı bir silah aracı gibi kullanarak, Müslüman halkın hakikatleri görme yetilerini yok etmeye çalışırlar. Müslümanların, taşın ve ağacın arkasındaki Yahudi’yi göremeyip bizzat taşın ve ağacın kendi arkasındaki Yahudi’yi ihbar etmesi Müslümanların basiret gözlerinin köreldiğine de işarettir. Müslümanlar ancak Yüce Allah’ın yardımı sayesinde Yahudilere galip geleceklerdir.
Hadiste geçen ve dikkatlerden kaçan en önemli kısım ise “Çünkü o Yahudi ağacıdır” ibaresi. Bir ağacın Yahudilere ait olduğundan dolayı konuşmayıp onları deşifre etmemesi hususunda düşünmek gerek. Yahudilerin arkasında saklandığı, sinema ve görsel medya kadar önemli olan bir başka husus da garkadın, bir soyağacı olabileceğidir. Soyağacı bir soyun, bir ailenin bilinen en eski atasından başlayarak son üyelerine kadar bütün bireylerini bir kökten çıkan ağaç görünümü içinde gösteren bir çizelgedir. Soyağacı, Arapçada şeceretü’n-neseb olarak geçer. Her iki dilde de şecere/ağaç, kelimesi ortaktır. Ağacın dile gelmesi ve “Arkamda Yahudi var gel de onu öldür” demesi, Yahudilerin Müslüman ya da diğer ülkelerde bulunan soyağacı yoluyla tespit edilebileceğini göstermektedir. Hadisten “Çünkü o Yahudi ağacıdır” ifadesi, bazı Yahudilerin kendilerini gizlemek için tespit edilmesi zor, özel bir sistem kurduklarına işaret eder. Garkad sistemi, Yahudilerin kurdukları bir sistem olmasından ötürü garkad, Yahudilere ait/hâs bir ağaç olarak zikredilmiş olabilir. Osmanlı’nın duraklama, gerileme ve çöküş dönemlerinde Sabetaizm gibi gizli Yahudiler hareketi ortaya çıktı. Sabetaist Yahudiler, kimliklerini genellikle Müslüman ve Türk adı-soyadı alarak nüfus kayıtlarında izlerini kaybetme politikası güttüler. Yahudilerin soyağacı şeklinde kurdukları sistemin garkad ağacının morfolojik yapısıyla bir benzerliğinin olup-olmadığı ise ayrı bir tartışma konusu.
Müslümanların neden Yahudilerin peşine düşüp onları öldüreceği ya da etkilerini yok edeceği konusu üzerinde de ayrıca düşünmek gerekir. Zira İslam hukuku açısından Ehl-i kitap, İslam ülkelerinde müste’men (İslam ülkesine emanla giren yabancı gayrimüslim) konumundadır. Bu sebeple de onların can ve mal güvencesi vardır. Hadiste bahsi geçen Yahudilerin doğrudan Müslümanlara zarar veren ve İslam ülkelerinde fitne ve kaos çıkaran kişiler olduğu söylenebilir. Hadisin lafzî anlamına göre Yahudi askerleri, mecazî anlamına göre Müslüman ülkelerinde güç sahibi olup da savaş, kaos, isyan, iç karışıklık ve fitne çıkaran kimselerin kastedildiği ifade edilebilir. Deccal ile hareket edecek olan Yahudilerin, dünya çapında savaş, karmaşa, kaos, anarşi ve tıbbî ölümler gibi büyük fitnelere sebep olmaları, başta Müslümanlar olmak üzere tüm dünya milletlerinin uyanışını sağlayacaktır.
KAYNAK: Yeni Şafak

Son dönemde büyük popülarite yakalayan yapay zeka robotu ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI şirketinin, “Q*” kod adıyla yeni bir sistem geliştirdiği ve bunun “insanlığı tehdit edecek” potansiyele sahip olduğu bildirildi. Yeni tartışma, Sam Altman’ın OpenAI CEO’luğundan kovulup Microsoft’a geçmesinin ardından birkaç gün içerisinde geri gelmesiyle devam eden kaos sürecini daha da alevlendirebilir.
Reuters’ın OpenAI’daki bazı kaynaklara dayandırdığı haberine göre bazı OpenAI çalışanları, Altman CEO’luk görevinden kovulmadan kısa süre önce, yönetim kuruluna bir mektup yazdı ve “Q*” ismiyle bilinen yeni bir sistemin tehlikelerinden bahsetti. Geliştiriciler, Q*’nun “genel yapay zeka” (AGI) olarak bilinen sistemlerde büyük bir atılım olabileceğini inandıklarını söyledi. AGI, OpenAI tarafından, ekonomik açıdan değerli sayılan görevlerin çoğunda insanları aşan otonom sistemler olarak tanımlanıyor. Q*’nun diğer sistemlerden farkının, matematiksel işlemlerde başarılı olması olarak açıklanıyor. Şu anki yapay zeka sistemleri, istatistiksel tahminler yoluyla yazma ve dil konusunda başarı yakalarken, tek bir doğrunun bulunduğu matematik alanında oldukça zayıf durumdalar. Matematikteki gelişmenin, yapay zekanın insan zekasına benzeyen bir muhakeme yeteneği geliştirmesinin önünü açacağına inanılıyor. Bazı bilgisayar bilimcileri, yüksek zekalı ve muhakemeye sahip makinelerin, örneğin insanlığın yok edilmesinin kendi çıkarlarına olduğuna karar verip veremeyecekleri gibi oldukça tehlikeli sonuçlar ortaya koyabileceğine inanıyor.
OpenAI’daki görevine çarşamba günü geri dönen Altman’ın, geçen hafta görevden alınmasında yapay zekanın tehditleri konusunda şirket yönetimi ile arasındaki görüş ayrılıkları olabileceği kaydedilmişti. Altman yapay zeka konusunda tehditleri görmezden gelerek bu teknolojinin gelişimini ve fonlanmasını agresif şekilde savunurken, Ilya Sutskever başta olmak üzere OpenAI’ın bazı yönetim kurulu üyelerinin potansiyel tehditleri azaltma amacıyla ihtiyatlı bir gelişimi savunuyordu. Altman’ın CEO’luğa dönmesiyle yönetim kurulu da yenilenirken, Q* gibi sistemlerde ne kadar ihtiyatlı davranılacağı da daha büyük bir soru işareti haline geldi. Tesla ve SpaceX’in CEO’su Elon Musk da, Altman’ın ChatGPT’den kovulmasının ardından, “OpenAl’ın yönetim kurulu, neden bu kadar sert bir karar almak zorunda hissettiğini kamuoyuna açıklamalı” şeklinde konuşmuştu. Musk ayrıca şirketi geliştirdikleri teknolojiler konusunda daha şeffaf olmaya da çağırdı.
KAYNAK: Yeni Şafak