Kategori: Politika

  • İYİ Parti ile ittifak olacak mı? Özgür Özel’den açıklama!

    İYİ Parti ile ittifak olacak mı? Özgür Özel’den açıklama!

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı Sözcü TV yayınında yaklaşan yerel seçimlere ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

    Özel, “CHP ile İYİ Parti arasında yerel seçimde iş birliği olacak mı?” sorusuna, “Yerel seçimlerde ittifak yapmayacağız. Çünkü ittifak kelimesi çok yoruldu. El birliği ile o kelimeyi bayağı yıprattık. İttifak kelimesi artık çok olumlu çağrışım yapmıyor seçmenin kulağında. Ben ‘iş birliği’ kelimesini kullanmayı tercih ediyorum.” yanıtını verdi.

    Seçim bölgelerine özel iş birlikleri yapılabileceğini vurgulayan CHP lideri, “Bu iş birliğinde mümkünse iki parti ama özel bir gereklilik varsa belki bazen üçe çıkabilir ama genelde iki partinin iş birliğinin, güç birliğinin doğru olacağını düşünüyorum. İş yerel seçim olduğunda bir sorumluluğumuz var. O sorumluluk da şu; ‘ben kazanmazsam, sen kazanmazsan, biz kazanmazsak o kazanacak. O kim? Recep Tayyip Erdoğan.” ifadelerini kullandı.

    İYİ Parti Genel Başkanı Merak Akşener ile sorunları aşabileceklerini söyleyen Özel, “Ben Meral Hanım’la, Sayın Genel Başkan’ımızla, onun deyimiyle Meral Ablam ile beraber pek çok zorluğu aşacağımıza inanıyorum. Bunun için de ben üzerime ne düşüyorsa yapacağım. Umutla baktığım bir süreç. Mümkün olan en kısa sürede yapmalıyız. Olmazsa dünyanın sonu değil.” diye konuştu.

    Yeni yıla adayların belirlemiş olarak girmek istediklerini belirten Özel, önümüzdeki hafta partilerle yapılacak iş birliklerine yönelik bir görüşme trafiği başlatabileceklerini vurguladı.

    YAVAŞ’IN AKŞENER’İ ZİYARETİ

    Özgür Özel’e Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e yaptığı sürpriz ziyareti de soruldu.

    Görüşmenin bilgisi dahilinde yapıldığını belirten Özel, “Benim selamlarımı iletti. İyi duygularımı götürdü. İyi duygular getirdi.” dedi.

    Kaynak: Haber7.com

  • Ümit Dikbayır’dan canlı yayında şoke eden iddialar! İYİ Parti çalkalanıyor!

    Ümit Dikbayır’dan canlı yayında şoke eden iddialar! İYİ Parti çalkalanıyor!

    İYİ Parti Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır, TV 100 ekranlarında Erdoğan Aktaş ve Eşit Ağırlık programının konuğu oldu. Canlı yayında gündem olacak iddialarda bulundu.

    Dikbayır, taciz iddialarına ilişkin  “5 sene önce partiden atılmış bir kız, neden atıldığını biliyorum. Bu kız genel başkanlık katında birisiyle ilişkisi vardı. Yakalanıyorlar. Bu çocuk, özel kalem Esma Beker bu işi kapatıyor. Kızı işten çıkartıyorlar ama bu kız benden dolayı çıktığını zannediyor. Şimdi bu kızdaki nefreti bildikleri için 5 sene sonra “biz sana yeniden iş vereceğiz” diyorlar. İsim verirsem Akşener çok mahçup olur” ifadelerine yer verdi.

    İŞTE DİKBAYIR’IN AÇIKLAMALARI

    “BEN BU KONULARIN GÜNDEMDE OLMASINDAN UTANIYORUM”

    Dünyada özellikle Ortadoğu’da savaşlar varken, ülkemizin bu kadar sorunları varken bizim bunları gündeme getirmemiz gerekirken maalesef son 1,5 aydır İYİ Parti her akşam televizyonlarda tartışılır oldu. Ben bunu milletimizin takdirine bırakıyorum. Ben bu konuların gündemde olmasından utanıyorum.

    “BU SALDIRI OLDUĞU GÜN, GENEL BAŞKAN İLE BİR GERGİNLİK YAŞADIK”

    Şimdi bu süreç, 31 Mart 2023’te İstanbul İl Başkanlığımıza bir saldırı olmuştu. Bu saldırı olduğu gün, Genel Başkan ile bir gerginlik yaşadık. Ben son zamanlarda kendi koruma ekibinin, kendi genel başkanlık katının işine karışmıyordum. Orası başka bir alan, kendi özel kalemi karışıyordu. Oraya hatırlarsanız korumaları gelemedi. Nedeni onların oteli uzaktaydı. Uzakta olmasının sebebi ben değildim. Ama orada bir gerginlik yaşadık. Ben neticede 55 yaşında bir aile babasıyım ve kırıldım Sakarya’ya geri döndüm. Korumalarının gelememesinden beni sorumlu tuttu. Akşener’e yakın olan oteli korumaları beğenmemişti. Ben de karşı çıkmıştım ama çok da müdahale edemiyorsunuz. Sakarya’ya geri dönerken beni aradı ‘geri dön’ dedi. Ben de o halde geri dönmedim.

    “AKŞENER’İN OĞLU EVİME GELDİ”

    Oğlu Fatih Akşener, evime geldi. Ben aslında bu dönem aday olmayacaktım. Gördüğüm başka şeylerde vardı ama bu son damla olmuştu. Ben siyaset defterini o gün kapatmıştım. Ama oğlu Fatih Akşener 2-3 saatten fazla oturdu. “Ben bir şey istemiyorum, siyaset sahnesini kapatacağım” dedim. Akşener’in oğlu “bunu biz anlatamayız” dedi. Ben de “anlatırım, bir hastalık bahane ederim, işimi gücümü bahane ederim, sessiz sedasız bırakmak istiyorum” dedim. Genel başkanın yalnız kalacağını söyleyince aday oldum. Seçim sürecinde genel başkanla birlikte çalıştım. Genel başkanın yanında olmam gerekiyordu ama Sakarya’da olmam gerekiyordu. Sonra Sakarya’da olamayınca eşim bir adaymış gibi 3. Sıra milletvekilimizin yanında aday gibi çalıştı, benim yokluğum konuşulmasın diye. Orada da kırıcı şeyler, hak etmediğimiz şeyler söylendi.

    “PARAYLA VEKİLLİK SATILDIĞI İDDİA EDİLDİ”

    Seçimle kongre arasında GİK toplantısı oldu. Seçimden sonra kongreden önce. Şimdi bu para mevzuları konuşulmaya başlandı. Partinin içinde bazıları “para ile milletvekilliği satıldığını” iddia etti. Ben bu toplantıda “bakın boş konuşmaya gerek yok, söylediğiniz şahıslardan bir tanesi bile Dikbayır’a veya İYİ Parti’ye bağışta bulundum” desin “milletvekilliğinden istifa edeceğim” dedim. Bu konu orada bitti. Bu bir rahatsızlıktı. Bizim tüzüğümüzde genel başkanın yüzde 5 hakkı var, istediği 30 vekili istediği yerden aday koyabilirdi. Bu kongre süreci geldi.

    “ORADA BİR ÇALIŞMA GÖRDÜM”

    Ben 28 yıl MHP’de, 7 yıl da İYİ Parti’de siyaset yaptım. 28 yılda tek bir yere aday olmamışımdır. Ben siyaseti devlete, millete yaptım. İstesem aday olabilirdim ama olmadım. Bazen genel başkana bu kadar yakın olduğunuzda bazı şeyleri sizin yapmanız gerekir. Bazı şeylere arada tampon olmanız gerekir. Yaptığınız kötü şeyleri kendinize iyi şeyleri genel başkana mal edersiniz. Ben hep böyle yaptım. Evet, partinin içinde sevilen olursunuz, bazen sevilmeyen olursunuz. Şimdi bu kongre sürecinde ben bir şey fark ettim. Bu durumlara gelince bazen kaseti geri sarıyorsunuz.

    “BEN İSTİFA EDERİM’ DEDİM”

    Ben son kongreden önceki kongrede ikinci çıkmıştım, 1 oy farkla. Peki bu kongrede bu kadar az oy aldım? Orada bir çalışma gördüm. Kongreden sonra bizim bir kadın kotasında hata yapıldığını gördük. Bizde yüzde 25 kadın kotası var. Akşener beni aradı “hata yapıldı, birinin istifa yapılması lazım” dedi. “Ben istifa ederim” dedim. İlk kongrede de bir hata olmuştu, ben istifa etmiştim parti rahatlasın diye. Son kongrede bu yapılan yanlıştan dolayı GİK’ten istifa ettim. Daha sonra bayramdan sonra Akşener’in evine gittim “genel merkezden uzaklaşmak istiyorum” dedim. O da ısrar etmeden “tamam” dedi. Anladım ki benimle çalışmak zor olmaya başlamış. Bunlar problem değil, bunu en iyi Akşener bilir.

    “PARTİNİN PROTOKOL MÜDÜRÜ BENİ ÇİZDİRMEK İÇİN ÇALIŞMA YAPTI”

    Ben Genel Başkan’a anlatım. Siyasettir bu, siyasetin içinde partilerin içinde ufak ufak rekabetler olabilir. Beni Koray Aydın çizebilir çizdirebilir, siyasetçi. Metin Ergun çizdirebilir, Dursun Ataş çizdirebilir ama bu çalışmanın içinde protokolde görevli Esma Beker’in çok yakını Sinan İnce diye bir arkadaş var beni kongrede çizdirmek için çalışma yaptı. Akşener’den görevden almasını beklerdim, yapmadı. Bu bende derin bir kırgınlık yarattı.

    “MİLLETVEKİLLERİNDEN PARA İSTENDİ”

    Bundan sonra meclis tatil oldu. Biz meclise girdik, Ekim 15-20 gibi falandı, milletvekillerinden para istendi. Kiminden 1 milyon TL kiminden 500 bin TL , isim isim para istendi. İşin başlama yeri burası. Ben buna önce cevap vermedim. Bizden ayrılan Nebi Hatipoğlu bana soran ilk odur. ‘Partinin parası mı yok neden bizden para istiyorlar?’ dedi. Bunu bana sormanıza gerek yok ben bundan 3 ay önce kongrede yaklaşık 130 milyon TL parayla partiyi devrettim dedim. Seçim kazanılsın kazanılmasın bir parayı bütçenize ayırmak zorundasınız. Ocağın sonuna kadar yetecek parayı ben ayırdım. Biz 2022’yi 65 milyon TL ile bitirdik. Ben 6 ay için yaklaşık 130 milyon ayırdım. Orada parti eksi 16 milyonda denildi. “Olamaz” dedim, siyasi partinin parası ya vardır ya da yoktur. Geçenlerde parti bütçesini açıkladılar, 27 milyon TL paramız var dediler. Ben haklı çıktım gene. Bunu genel başkana “Ümit Dikbayır partinin parasına ne oldu? diye hesap soruyor” diye götürdüler. Bizim şirketimizde bu kadar para konuşulmuyor.

    “AKŞENER İLE BENİM ARAMA FİTNE SOKMAK İSTENDİ”

    Genel başkan ile benim arama fitne sokmak, duvar sokmak için bunlar söylendi. Ben yıllarca iftiralarla uğraşmış genel başkanın iftiralar üzerinden nasıl gittiğini hala anlamış değilim.

    “ESMA BEKER “DİKBAYIR’IN AKÇELİ İŞLERİ VAR MI?” DİYE BELEDİYELERİ ARAMIŞ”

    Genel başkan diyor ki “bir milletvekili tarafından benim hesaplarım araştırılmış.” Uğur Poyraz “bu içeriden mi dışarıdan mı” deyince genel başkan “hayır içeriden” diyor. Baktık, kendimizden asla şüphelenmeyiz ama arkadaşlarımıza da konduramadık. Bizim vekillerimizden kimseye konduramadık. Kim genel başkanın ailesinin hesaplarını merak etsin? Bu bir suçtur. Bu dedikodular büyüdü. Ben bu süreçte Özel Kalem Müdürü Esma Beker’in Ankara, İstanbul belediyelerini arayıp “Ümit Dikbayır’ın sizinle akçeli işleri var mı?” diye araştırdığını duydum. Hiç ses etmedim, çünkü ben kendimi biliyorum. Aradığı kişileri söyledi bana. Ben bir kere bile kimseyi arayıp böyle yapıyor demedim. Belediyelerle iş yapıyor dedikodusu çıktı. Genel başkanın bunlara itibar etmeyeceğini düşünüyorum.

    “ÇOCUKLARIMIN ÜZERİNE YEMİN ETTİM”

    Akşener sonra grup toplantısında yüzümüze baka baka bize bir şeyler ima etti. Arkadaşlar sana söylüyor dedi. Akşener “Belediyelerle iş yapanın elini kıracağım” filan dedi. Ben yine inanmadım, Sakarya’dan birilerine söylemiş. Grup toplantısı çıkışında hem avukatı hem de genel başkan yardımcısı Sedat Aksakallı’ya “görüşebilir miyiz” dedim. Bundan önce Akşener’e attığım Whatsapp mesajında “Ben bunları yapmadım, çocuklarımın üzerine yemin ederim” dedim. Mesajıma dönüş yapmadı, çağrılmadım. Aksakallı ile görüşmek zorunda kaldım. “Sizden tek bir şey istiyorum, benim genel başkanım hesaplarımı incelettiğimi söylüyorsunuz, ben böyle bir şey yapmadım. Savcılığa suç duyurusunda bulunan, bankaya dilekçe yazın” dedim. Sürekli olarak buradan sektirmeye çalıştı, “işte şeyler seni gösteriyor, devletten bilgi geldi” dedi. Genel başkanın bundan emin olduğunu söyledi. Benim ismimi geçirin, bundan hak doğsun bu işlemi ben yapayım dedim, olmaz dedi. Belediyelerle iş yaptığımı söyledi. Belediyelerle benim ne işim var? Benim normal hayattaki işimde de belediyelerle işim yok. Kendi ilimdeki belediye ile işim yok.

    “BELEDİYELERLE İLİŞKİMİ ORTAYA ÇIKARSINLAR İSTİFA EDERİM”

    Benim, ailemin, sülalemin belediyelerle ticari ilişkisini ortaya çıkarsından bugün milletvekilliğinden istifa edeceğim.

    “AKSAKALLI İŞ ADAMLARINDAN PARA ALIP ESMA HANIMA VE KOCASINA VERDİĞİNİ SÖYLEDİ”

    Aksakallı sonra iş adamlarından para alıp getirdiğini söyledi. “Nasıl yani” dedim? Orada ben başka bir şey gördüm. “Ben bu partinin mali işler başkanıyım, senden bana para gelmedi?” dedim. Aksakallı “ben Esma hanıma verdim, kocasına verdim” dedi. Oradan bana veya partinin kasasına para gelmedi. Aksakallı bana bir kuruş vermedi.  

    “GENEL BAŞKANLIK KATINDA BİRİSİYLE İLİŞKİSİ VARDI”

    5 sene önce partiden atılmış bir kız, neden atıldığını biliyorum. Bu kız genel başkanlık katında birisiyle ilişkisi vardı. İsmini söylemeyeceğim, ikisinin de ailesi var. Bu işleri öyle ortaya atmak kolay değil. Ben isim söylersem bu insanların yuvası yıkılır. Bu işler kolay değil. Ben o zaman bu ilişkiyi fark ettim. Bu herife dedim ki “bu ilişkiyi bitir, bu iş genel başkana zarar verir, yoksa genel başkana söylemek zorunda kalırım” dedim. Bu çocuk, ilişkiyi bitirecek ama doğal olarak kıza da söyledi. “Ümit Dikbayır fark etti” derken, kendi şeyinde yakalanıyor. Sonra bu çocuk, özel kalem Esma Beker bu işi kapatıyor. Kızı işten çıkartıyorlar ama bu kız benden dolayı çıktığını zannediyor. Şimdi bir nefret var, birkaç yerde yazmış çizmiş. Ben de kendimden emin olduğum için yanıt vermedim. Şimdi bu kızdaki nefreti bildikleri için 5 sene sonra “biz sana yeniden iş vereceğiz” diyorlar. Eline muhtemelen üç beş kuruş para verecekler. Kızcağız da nasıl bir çaresizlik içindeyse “yaparım” diyor. Partiden de iki şahit, ortada hiçbir şey yok. Ben diyorum ki yukarıda Allah var. Benim bu kızla bir resmim, videom, konuşmam, HTS kayıtlarına girsinler bu kızla telefonum 1 dakika yan yana gelmiş mi? Alnım açık, yüzüm pak.

    “YÜREKLERİ YETİYORSA 5 DAKİKA DELİKANLI OLUP TACİZ MADDESİYLE BENİ İHRAÇ ETSİNLER”

    Beni sadece bundan disiplin kurulundan atamıyorlar, bu yüzden yanına birkaç şey daha ekliyorlar. Medyada partiyi yıpratıyorlar diye. Yürekleri yetiyorsa 5 dakika delikanlı olup tek maddeyle beni ihraç etsinler. Taciz davasının tek maddesiyle beni ihraç etsinler. Bu işe kim alet oluyorsa kim yalancı şahitlik yapıyorsa hepsiyle tek tek hukukun önünde hesaplaşacağım.

    “ESMA HANIM, KORUMANIN KARDEŞİN İŞTEN ÇIKARTTI”

    Genel başkanın yanında bir koruma arkadaşımız vardı, Esma Hanım ile anlaşamadı. Bir yıl önce gönderdiler koruma arkadaşımızı. Bu arkadaşımızın Antalya’daki kız kardeşi asgari ücretle belediyede büfede çalışıyor. Esma Hanım o kurumun genel müdürünü arayarak bu kızı işten çıkarttı. O kızın ne günahı var?

    “AKŞENER’İN OĞLU 7-8 POŞETLE 200’ER BİN TL PARA DAĞITTI

    Bizim partimizin seçim kampanyasını her anlamda Fatih Akşener yönetti. Nedenini bilmiyorum. Böyle bir şey olur mu? Biz bu ülkenin refahı için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Bu parti kimsenin oyun alanı değil. Seçime gidiyoruz, seçim kampanyamızı genel başkanın elektrik mühendisi oğlu yönetiyor. İtiraz ettiğimiz ödemelerle alakalı. Ben bunu da yeni duydum. Seçim bitti, Fatih Akşener bana “kampanya ekibine para vermem lazım” dedi. Ben de “biz bütün çalışanlara birer maaş verelim, genel başkandan bunun onayını alırım, onlar daha fazla çalıştı, onlara iki maaş veririz, paramız var” dedim. Elden para vermenin doğru olmayacağını söyledim. Ben elden para verme yöntemini uygulamadım. Benden sonra elinde 7-8 tane İYİ Parti poşetiyle her birinin içinde 200 bin TL var, kendi ekibine para dağıtmış. Ben bunu anlamış değilim.  

    Ben partinin bir tane kasası var ben de onun başındayım zannediyordum. Birkaç tane kasası varmış.

    “İSTİFA ETMEYECEĞİM”

    Partiden istifa etmeyi düşünmüyorum. Ben partinin kurucularındanım. Üzerimde böyle çirkin istifalar varken asla istifa etmem. Bu parti benim ve arkadaşlarımın. Neden istifa edeceğim? Emeğim var, kanım var? Kürşad Zorlu ‘siyaset kalpazanları’ diyor, Bilge Yılmaz ‘çürük elmalar’ diyor. Siz kimsiniz ya? Delikanlı iseler beni tacizden ihraç etsinler, hiçbir soruya veremeyeceğim yanıt yok. Bunu disiplinle kapatmasınlar, götürsünler suç duyurusu yaptırsınlar. Varsa cezam çekeyim. Böyle kaypakça işlere gerek yok. Benim eşim her gün ağlıyor, ilaç kullanıyor. Eşim 10 gün çarşıya çıkamadı.

    “AKŞENER BELEDİYELERLE İŞ YAPANI ARIYORSA ODASININ 3 METRE ÖTESİNE BAKACAK”

    Akşener belediyelerle iş yapanı arıyorsa odasının 3 metre ötesine bakacak. Bütün Ankara biliyor. Makam odasının 3 metre ötesine bakacak. Bu partide başka oyunlar, kumpaslar dönüyor. Seçimden sonra genel başkan gitsin, biz onun yerine oynayalım diyen arkadaşlar var.

    “DANIŞMANIMA AJANLIK TEKLİF ETTİLER“

    Benim danışmanıma ajanlık teklif ettiler. Esma Hanım Sakarya’da 3-5 çakalı bulmuş bunların üzerinden, bunları aparat olarak kullanarak benim danışmanıma diyor ki ‘Bu nereye giderse bize haber ver, böcek koy, araç takip cihazı koy’ çocukta diyor ki ‘Sen bana ekmek verdin Ben bunu sana yapamam ama bunu bilmen lazım’ dedi.

    “UĞUR POYRAZ DAHİL HERKES KORKUYOR”

    Gürel’in “Uğur Poyraz istifa edecek mi sizce, onunla ilgili başka iddialar var mı?” sorusuna Dikbayır “Uğur Poyraz’ı yıllardır tanırım. Onun tarzı bu değil, ‘O öyle yaptı bu böyle yaptı’ diyecek tarzı yok onun. Nebi Hatipoğlu’nu Uğur Poyraz’a referans ettiler. ‘Bunu sen getirdin senin yüzünden gitti’ dediler. Nebi Hatipoğlu temayülde birinci çıktı Eskişehir’de Uğur Poyraz’ın oraya müdahale etmesi mümkün değil.” Dedi. Uğur Poyraz “niye süreci takip ediyorum” diyor, korkuyor çünkü. Bu partide kimi istemiyorlarsa taciz diyorlar.

    “ESMA BEKAR HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIM”

    Esma Bekar hakkında suç duyurusunda bulunacağım. Bir kişi bu işe yaltaklık yapsın hem ceza hem de tazminat davası açacağım. Savcılığa versinler, telefonlarıma baksınlar. Her şeye açığım ben.

    “AKŞENER PARTİYİ KONGREYE GÖTÜRMELİ”

    Akşener bu partiyi kongreye götürüp rahatlatsın. Bence kongreye götürmeli, bu kadar çalkantalı durumda. Ben istiyorum ki bu parti Türkiye’nin gündeminden düşsün. Benle mezara gidecek sırlar var. Genel başkan gereğini yapsın. Böyle kepazelik görmedim.

    Akşener’in masadan kalkma sürecinde yanında değildim. Bunlar sırdır, mezara gidecek şeylerdir.

    “AKŞENER’E ASLA HAKKIMI HELAL ETMİYORUM”

    Söylediklerim yalansa Akşener mahkemeye versin. Bu süreçte Akşener’in eşiyle muhatap olmadım. Akşener’e çok kırgınım, asla hakkımı helal etmiyorum. Benim çoluğumu çocuğumu medyanın önüne attı. Beni istemiyorsa çağırıp söyleyebilirdi. Bu kadar alavereye gerek yoktu. Benim eşim her gün ağılıyor. Gücümün yettiği yere kadar mücadele edeceğim.

    “İSİM VERİRSEM AKŞENER ÇOK MAHÇUP OLUR”

    4-5 sene önce işten çıkardığınız birini niye işe alıyorsunuz? Gariban insanları kullanmasınlar. Ben ilişkisi olan kişinin ismini verirsen Meral Akşener çok mahcup olur. Akşener’e çok yakın. Beni zorlamasınlar. Bu kişi hala genel merkezde.

     

    Kaynak: Haber7.com

  • Bahçeli 50+1’e sahip çıkmıştı: TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan açıklama

    Bahçeli 50+1’e sahip çıkmıştı: TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan açıklama

    TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Endonezya ziyareti dönüşünde aralarında Kanal7 Ankara Temsilcisi ve Haber7 Yazarı Mehmet Acet’in de olduğu gazetecilerin sorularını cevapladı.

    “TÜRKİYE’NİN SÖZÜNÜN GEÇMESİ FEVKALADE ÖNEMLİ”

    SORU: MIKTA Parlamento Başkanları Toplantısına ilişkin genel bir değerlendirme alabilir miyiz?

    MIKTA, farklı bölgelerden aşağı yukarı birbirine benzer ekonomik durumları olan, farklı kültürleri olan, dünyanın farklı bölgelerindeki halkları temsil eden Meksika, Endonezya, Güney Kore, Türkiye ve Avustralya’nın bir araya gelerek oluşturduğu bir platform. Bu platformun önemli ayaklarından bir tanesi de parlamento başkanları toplantısı. Bu sene 9’uncusu yapıldı. Seneye de Meksika dönem başkanlığını alıyor, orada da 10’uncusu yapılacak.

    Üç temel konuda oturumlar oldu. Birinci oturumda günümüzün meselelerini ve çözüm yollarını, ikincisinde çevre, iklim değişiklikleri ve küresel ısınma konularında ortak olarak neler yapılabilir konuşuldu. Üçüncü oturumda da gençliğin yetiştirilmesinde, geleceğin hiçbir şekilde hazırlanmasını sağlamak için yapılabilecekler başlıkları ele alındı.

    Tabii biz İsrail’in Filistin’e işgali başladığından beri bütün uluslararası platformlarda gündem ne olursa olsun, konuyu mutlaka bir şekilde Gazze’de yaşanan insani dramlara, artık soykırım boyutlarına varmış olan katliamlara çekiyoruz.

    Toplantının gerçekleştiği 20 Kasım günü, Dünya Çocuk Hakları Günü’ydü. Ben konuşmamda, “Ne garip tesadüftür ki Çocuk Hakları Günü’nü kutladığımız bir günde, biz burada konuşurken onlarca Filistinli çocuk İsrail’in saldırgan politikaları sonucu öldürülüyor ve hayattan koparılıyor.” ifadesini kullanmıştım. Buradaki konuşmalarda da Filistin meselesine ilişkin görüşlerimizi detaylıca ifade etme imkanını bulduk.

    Toplantı sonunda açıklanacak nihai bildiriye de özellikle “acil ateşkes” ve “insani yardım koridoru açılması” teklifimizi yazdırmaya çalıştık. Ama bir ülkenin itirazıyla ortak metinde yer almadı. Endonezya Meclis Başkanı ise, ortak bir deklarasyon olmamasına rağmen, ev sahibi olarak yaptığı son açıklamada, bizim de katıldığımız “acil ateşkes”, “insani yardım” ve “iki devletli çözüm” fikrini dile getiren bir bildiri yayınladı.

    “HEPSİNDE BOĞUŞUYORUZ”

    İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının başladığı günden itibaren TBMM Başkanı olarak katıldığım beşinci uluslararası toplantı. Neredeyse bunların hepsinde boğuşuyoruz. İsrail’den daha çok İsrailci devletlerin olduğunu görmek insanı hakikaten üzüyor. Bazıları hem İsrail’i rencide etmemek hem de İsrail’in koruyucularına karşı bir şekilde kötü durumda kalmamak için bırakın soykırımı, bırakın katliam kelimesini kullanmayı bu ölümlerde neredeyse Filistin tarafının da suçu olduğunu söyleyebilecek kadar ileriye gidiyor. Bu tabii fevkalade vahim bir durum. Ama dünyanın dört bir tarafında halkların son haftalarda göstermiş olduğu büyük karşı çıkışlar, katılımcıları milyonlarla ifade edilen büyük mitinglerin Amerika’da, İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da, birçok ülkede gerçekleştirilmiş olması artık farklı dinlerden, dillerden insanların da Filistin halkının yanında yer aldığını ifade etmiş olmasının giderek bu ülkelerin de tavrını değiştireceğini görüyoruz.

    İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına ara verecek geçici ateşkesin sağlanmasında, uluslararası camiadaki bu hareketliliğinin ve İsrail’in üzerine konulan siyasi baskıların etkisi olduğunu düşünüyorum.

    En ufak bir toplantıda bile bu ve benzeri konularda ortaya konulacak fikirlerin, tekliflerin, birtakım siyasi baskıların yararlı olduğu kanaatindeyim.

    “GÜYA BİR FİLİSTİN DEVLETİ VAR…”

    SORU: Bu uluslararası platformlardaki izlenimlerinizden yola çıkarak iki devletli çözüm konusunda bir perspektif görebiliyor musunuz? Herkes iki devletli çözüm diyor ama iş, uygulamaya geldiğinde olmuyor.

    Şu anda fiilen ortada iki devletli bir durum söz konusu. Güya, bir Filistin Devleti var… Bu beylerin anladıkları; bir Filistin Devleti olsun ama kağıt üzerinde olsun, fiiliyatta var olmayan bir Filistin Devleti olsun. Bir mahallesinden bir diğer mahallesine geçmek için Filistinli yurttaşların İsrail polisinin insafsızlığına terk edildiği fiili bir durum oluşturuldu.

    Bu beyler, “Uluslararası fonlar kontrollü bir şekilde ancak kullanılabilir olsun, şehirler birbirinden ayrılsın, paramparça, toprak bütünlüğü olmayan, yönetim bütünlüğü ve yönetim kabiliyeti olmayan, kağıt üzerinde bir Filistin Devleti olsun.” istiyor. İşte Filistin Devletinden anladıkları bu… Hayır… Bizim istediğimiz, Filistin halkının istediği bu değildir. Tam manasıyla var olan, bütün kurum ve kuruluşlarıyla devlet olan, tam manasıyla bütünleşik, egemen, toprak bütünlüğüne sahip, halkının kendi kendini yönetme gücüne sahip bir Filistin Devleti’nin kurulması şarttır. Böylesi bir Filistin Devleti’nin olmaması, İsrail’in saldırganlığı konusundaki iştahını çok artıyor. Kimse kimseyi kandırmasın…

    Bizim bazı ülkelerle temel farkımız budur. Onlar bu mevcut durumun devam ettirilmesini istiyor… Hatta zaman zaman öyle oluyor ki, şu anda Filistin Devleti’nin bazı yöneticilerinin yurt dışına çıkmak için bile İsrail yöneticilerinin insafına terk edildiği durumlar oluyor. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Hele hele Gazze’den çıkışta… İşte görüyorsunuz bu kadar savaş oluyor, Gazze, uluslararası sistemin anlayışına göre Filistin toprağıdır ama o topraklarda yaşanan katliamı görmek için Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine dahi izin verilmiyor.

    “İSRAİL’İN GELİŞTİRDİĞİ EN SİNSİ STRATEJİ…”

    SORU: Netanyahu’nun açıklamaları var. “Askerin dört günlük barışa tam destek verdiğini, anlaşmanın, savaşa devam edilmesi için orduya hazırlanma imkanı tanıyacağını’ söyledi. Yani ordu geniş çaplı bir savaşın hazırlığı içinde. Ayrıca İsrail’deki aşırıcılar bu ateşkese de karşılar. Bu konuda değerlendirmeniz nedir?

    İsrail siyasetinin içerisinde hem sağ-sol, aşırı sağ vesaire bu farklılıklar hep oldu. Başından itibaren iki devletli çözümü savunan İsrailli politikacılar da oldu. Ama sonuç itibarıyla siyasi farklılıklarına rağmen İsrail’de Arz-ı Mev’ud’un kabul edilmiş bir siyaset çerçevesi olduğunu görmemiz lazım. Arz-ı Mev’ud, bir teopolitik aşırılıktır. Yani Nil’den Fırat’a kadar olan bölgede, İsrail’in hegemonyası altına girmeden, burada yaşayan bütün milletlerin Yahudilere tabi olması sağlanmadan İsrail bu hedefinden vazgeçmeyecektir.

    “Burada yaşamayı kabul edenler de ancak İsrail’in kölesi olmayı kabul ederse yaşayabilirler…” Zaten Netanyahu’nun bile bir başbakan olarak bu kadar fütursuz, bu kadar pervasız bir şekilde dile getirdiği teolojik sözler, hiçbir rasyonalitesi olmayan inancından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bütün bu ideolojik formasyonlarının gereğini sadece bugün değil, uzunca yıllardır da yerine getiriyorlar. Şimdi burada Netanyahu ve Likud cephesi var, onlar aşırı şeyler yapıyorlar… Bu politikalara İsrail’in içerisinde de karşı çıkan grupların olduğunu da biliyoruz.

    Özellikle ABD’nin Irak’ı işgaliyle, İsrail için bölgede yeni bir dönem başlamıştır. Bölgedeki neredeyse İsrail’e karşı çıkabilecek bütün ülkeler tarumar edilmiştir, dağıtılmıştır. Irak parçalanmıştır, Suriye parçalanmıştır, Yemen parçalanmıştır, Libya, Lübnan, Mısır, bütün buralarda çok vahim, büyük, kitlesel olaylar gerçekleşmiş ve ülkelerin iradesiz hale getirilmeleri temin edilmiştir.

    İsrail de şimdi diyor ki, “Tamam, bu aşamada zaten bana karşı çıkacak hiçbir ülke yok. Dolayısıyla ben de son vuruşumu gerçekleştireyim ve Arz-ı Mev’ud’a giden yolda belki de son adımı atmayı başarabileyim.” Bunun vermiş olduğu aşırı özgüvenle konuşuyor ve hareket ediyorlar. Aslında, İsrail’in en büyük gücü, İslam dünyasının ve bölge ülkelerinin darmadağınık olmaları, iradesiz olmaları ve inisiyatif kullanamamalarıdır. Bunun da ne kadar büyük bir güç olduğunu İsrail bu süreçte yaşıyor.

    “METİNDE KARARLILIK VAR AMA FİİLİ BİR ADIM ATILMADI”

    Örnek olarak İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi toplantısında; evet, metin olarak kararlı şeyler ortaya çıkmıştır ama sonuç itibarıyla fiili uygulamaya dönük olarak herhangi bir adım atılamamıştır. Rahmetli Kral Faysal’ın OPEC toplantılarında, petrol üretiminin azaltılmasıyla ilgili kararının o dönem yaşanan İsrail-Filistin sorununda ne büyük bir güç oluşturduğunu hatırlıyoruz. Arap dünyası ve İslam dünyası, elindeki stratejik imkanların hiçbirisini kullanamamaktadır. Büyün bu faktörleri yan yana getirdiğinizde yapbozun parçaları tamamlanıyor ve İsrail’in niye bu kadar büyük bir iştahla saldırdığını da daha iyi anlıyoruz. Dolayısıyla Mescid-i Aksa’nın kutsiyetini korumak, Filistin topraklarının vatan olarak korunmasını temin etmek için bedel ödemek de ne yazık ki bir avuç Filistinliye düşüyor. Çok ağır bir bedel ödüyorlar. Masum, kadın, yaşlı, çocuk insanlığın gözü önünde yeni bir katliam yaşıyor, yeni bir soykırım yaşıyor. Meselenin esas siyasi arka planı budur, bunu görmemiz lazım.

    “DÜNYA ÜÇÜNCÜ BÜYÜK SAVAŞA DOĞRU YOL ALIYOR”

    SORU: Bölgesel çatışmaya doğru evrilir mi? Böyle bir tehlike var mı?

    Esasında bakarsanız dünya üçüncü büyük savaşa doğru yol alıyor. Bugünkü yaşadığımız şartlar İkinci Dünya Savaşı’nın öncesindeki şartlara çok benziyor. Birinci ve ikinci dünya savaşları önce askeri savaşlar olarak başladı, sonra siyasi ve ekonomik savaşlar olarak devam etti. Şimdi üçüncü büyük gerilime doğru gittiğimiz bu süreçte, son 20 yılı gözden geçirdiğimiz zaman, vekalet savaşları veriliyor, yani ülkeler, oluşturdukları terör örgütleri üzerinden kendi bölgesel ve küresel hakimiyetlerini temin etmeye çalışıyorlar. Ticaret savaşları veriliyor, ticareti bir ekonomik savaş unsuru haline getiriyor. Dolayısıyla zaten sular her alanda, her bölgede ısınıyor.

    Henüz Ukrayna-Rusya arasındaki kriz çözülmemişken İsrail’in Gazze’deki saldırılarına, hem de bütün insanlık cephesinin vicdanını yaralayacak bir şekilde devam etmesi, çok yeni çatışmaları da doğurabilir. Onun için Türkiye olarak bizim beklentimiz, bir an evvel bu savaşın, İsrail’in saldırganlığının, İsrail’in bu tutumunun derhal sonlandırılması şarttır. Uluslararası camia, bölgesel ve küresel yeni çatışmaları istemiyorsa, onu önlemenin yolu olarak da Filistin’deki barışı, Filistin halkının hak ve hukukunu korunmasını başarmalıdır. Aksi takdirde bu mesele bölgesel savaşlar haline dönebilir, dünyanın başka yerinde yeni savaşların, çatışmaların fitilini ateşleyebilir. Yani biz güç sahibiyiz, istediğimiz yerde istediğimizi yaparız ve yaptırırız anlayışının artık dünyayı bir felakete doğru sürüklediğini, başta gücü elinde bulunduran ülkeler olmak üzere herkesin görmesi lazım.

    YÜZDE 50+1 DEĞİŞMELİ Mİ?

    SORU: İç politikada en sıcak mesele yüzde 50+1’in yeniden gözden geçirilip geçirilemeyeceği gibi duruyor. Sizin görüşünüz nedir bu konuyla ilgili?

    Şimdi aslında Türkiye’de esas itibarıyla değişen, Başbakanlık sistemidir. Yani Türkiye’de seçimler olur, ondan sonra başbakan, parlamentodaki çoğunluğuna göre belli oluyordu. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle seçim akşamı, Cumhurbaşkanı halk tarafından seçiliyor. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı da geçmiş dönemde başbakanın kullandığı yetkilerin hemen hemen tamamını kullanıyor. Bu anlamda başbakanlık sisteminden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kendi içerisinde, bu beş yıllık uygulamalar çerçevesinde revizyonlar yapılabilir. Tabii ki esas olan, Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden geri dönüş yoktur. Milletimiz üç seçimde de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini onaylamış. Hem anayasada hem de iki kez Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini dile getiren Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı seçerek bunu onaylamıştır. Zaten öyle zannediyorum ki, “Tekrar parlamenter sisteme dönelim” i talebi yakın vadede gündeme gelmeyecektir.

    Ama nihayetinde sisteme dair meseleleri tek tek konuşmak yerine; önümüzdeki dönemde yapmayı ümit ettiğimiz, bütün partilerden de olumlu katkı sağlamasını beklediğimiz, yeni anayasa çerçevesinde tartışılmasını daha doğru buluyorum. Aslolan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Türkiye’nin geleceğinde sürdürülebilirliğinin ve etkinliğinin sağlanmasıdır. 

    “ORAN TELAFFUZ ETMEYİ DOĞRU BULMUYORUM”

    SORU: Bir dönem yüzde 50+1 değil de yüzde 40 gibi oranlar telaffuz edilmişti. Sizce burada bir oran telaffuz edilmeli mi?

    Ben bir oran telaffuzunu şu aşamada doğru bulmuyorum. Dediğim gibi bu konunun da münferit bir konu olarak ele alınmasını doğru bulmam. Bu konunun, bir anayasa değişikliği kapsamında tartışılabilecek bir konu olduğunu düşünüyorum.

    MECLİS’TEKİ PARTİLERE ANAYASA ZİYARETLERİ

    SORU: Diğer siyasi partilerin genel başkanlarıyla da birtakım görüşmeleriniz oldu. Bu konulardaki yaklaşımlarına dair nasıl bir fikir edindiniz. Yani siz anladığımız kadarıyla bütün partilerin temsil edildiği bir komisyonda çalışmaların başlamasını arzu ediyorsunuz. Muhalefet partilerinde pozitif bir yaklaşım görüyor musunuz?

    Şimdi tabii bu ziyaretlerimin esas nedeni şudur. Partilerimizin grup başkanvekilleri, genel başkanları bazıları birkaç kere, Meclis Başkanı seçildiğimden bu yana hayırlı olsun ziyaretine geldiler. Ben de iadeiziyarette bulunuyorum.

    Partilerimizin çok farklı fikirleri olabilir, münakaşa edebilirler, uzlaşamayabilirler, çok derin tartışmalar içerisinde olabilirler. Ama siyasi partilerin hem ikili olarak hem çok taraflı olarak, meselelerini konuşabilecekleri gerçekten uygar ve olumlu zeminler oluşturulması lazım. Bunun için de esas çabamız, Meclis’te bu ortamın oluşturulabilmesi için iyi niyetli bir çabanın ortaya konulması… Doğru zemin ve doğru yöntemlerle konuları ele almak zorundayız. Burada da tabii ki nihayetinde anayasa çalışması öncelikle Meclis’in bir aritmetik meselesidir, yani bir aritmetiği bulmak durumundasınız. Ama bundan daha önemlisi partilerin anayasası olmaz, milletin anayasası olur. Yapacağımız anayasayı, milletin anayasası olacak şekilde, yani toplumun büyük çoğunluğunun kabul edeceği ittifakla, konsensüsle çıkarmamız lazım. Bunun için de partiler arasında iyi niyetli bir tartışma zeminin oluşmasına gayret sarf etmeliyiz. İnşallah başarabileceğimizi ümit ediyorum.

    BAHÇELİ’NİN YÜZDE 50+1 AÇIKLAMASI CUMHUR İTTİFAKI’NDA SIKINTIYA YOL AÇAR MI?

    SORU: Yüzde 50+1 konusu biz Endonezya’dayken çokça tartışıldı. Sayın Bahçeli ne diyecek, bu merak ediliyordu. Sayın Özgür Özel de partisinin grup toplantısında, ‘AK Parti’yle MHP arasındaki ilişkinin artık yürütülemediğini’ söylemiş. Öyle bir algı oluştu sanki, Sayın Cumhurbaşkanı bunu ifade ederek farklı bir süreç aralayabilir gibi nitelendirildi, değerlendirildi ama Sayın Bahçeli yüzde 50+1’e ciddi bir şekilde sahip çıktı. Bu Cumhur İttifakı’nda bir sıkıntıya yol açabilecek bir süreci aralar mı?

    Hayır açmaz. Başından itibaren Cumhur İttifakı’nı oluşturan AK Parti ile MHP arasında ve özelikle Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Bahçeli arasında karşılıklı saygıya dayalı fevkalade nitelikli bir diyaloğun sürdürüldüğünü görüyoruz. Bizim baştan beri söylediğimiz bir pazarlık ittifakı değil, bir ilke ittifakı olarak bugünlere geldi.

    Dolayısıyla bunu bir koalisyon, bir pazarlıkların ittifakı, bir al-ver meselesi olarak değil, Türkiye’nin milli meselelerinde, hemen hemen ana meselelerinin tamamına yakınında ortak fikirlere sahip olan iki farklı partinin ittifakı olarak görmemiz lazım.

    CAN ATALAY MESELESİ

    SORU: Can Atalay meselesinde yine sizin ne söyleyeceğiniz bekleniyor. Sayın Özgür Özel’in de size yönelik eleştirileri var.

    Meclis kimsenin görev vereceği bir yer değildir. TBMM, milli iradenin tecelligâhı olarak 85 milyon milletimizin bütün siyasi farklılıklarının yansıtıldığı, yasaların çıkartıldığı, hatta anayasayı bile değiştirilebilme kudretine sahiptir. TBMM, kendi gündemine sahiptir. Kendi öncelikleri içerisinde nerede, ne zaman, ne adım atılacağını bilir.

    CHP’NİN TBMM’DEKİ EYLEMİ

    SORU: CHP’nin TBMM Genel Kurulu’ndaki eylemi devam ediyor. Neler söylemek istersiniz?

    Bunlar Meclis’te daha önce de yaşanmış konulardır. Bizim arkadaşlardan beklentimiz, Meclis’te her türlü görüşü söylesinler. Ama Meclis, böyle sanki sokakta bir protesto eylemi yapar gibi oturma eylemlerinin yapılabileceği, pankartların açılarak sloganlarla birtakım gösterilerin yapılabileceği bir yer değildir. Meclis’te milletvekillerimiz olabildiğince özgür bir şekilde kendisine anayasanın vermiş olduğu kürsü masuniyetini de kullanarak her türlü konuşmayı yapabilir. Ama bu oturma eylemlerinin bir an evvel sonlandırılmasını ümit ederim. Bunun, bu eylemi yapan arkadaşlarımıza da bir katkısı, bir faydası olmayacağını düşünüyorum.

    KAYNAK: HABER7

    Kaynak: Haber7.com

  • Bahçeli’den öğretmen ataması açıklaması

    Bahçeli’den öğretmen ataması açıklaması

    MHP Genel Başkanı Bahçeli, 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla açıklama yaptı.

    Açıklamasında Bahçeli, “Öğretmen demek dünya demektir. Aynı zamanda öğretmen demek cehaletin avcısı, ümitlerimizin kamçısı, öğrenme susuzluğumuzun pınarı, kendimizi ve çevremizi tanıma arayışımızın mihmandarı ve müşahidi anlamına gelecektir. Biliyoruz ki eğitim ve öğretim dediğimiz çok boyutlu süreç, satırlar ve sınıflar arasında değil, elbette gönüller arasındadır. Öğretmen de gönülleri buluşturan, geleceğimizin hamurunu yoğuran emek, fedakarlık, özveri, merhamet ve aydınlık meşaledir. Öğretmenlerimizin her daim yanında olacağız. Atanamayan hiçbir öğretmen bırakılmamalıdır. Ücretli, sözleşmeli veya bir başka ad ve tanım altında hiçbir öğretmen kalmamalı, etap etap hepsi kadroya geçirilmelidir. Kanaatimiz ve kararlılığımız budur. Çünkü öğretmen; Türk milletinin varlık güvencesi, istikbal ve istiklal güvenliğidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanımız ve Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere görevleri başında hain terör saldırıları sonucunda şehit düşen, ayrıca bir sebeple hayatını kaybetmiş bütün öğretmenlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyor, çalışan veya emekli tüm öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyor, hürmet ve muhabbetlerimi sunuyorum” ifadelerini kullandı.

    Kaynak: Haber7.com

  • Tunç Soyer’den giderayak ‘siyasi ayak oyunları’: Soruşturmayı fırsata çevirdi!

    Tunç Soyer’den giderayak ‘siyasi ayak oyunları’: Soruşturmayı fırsata çevirdi!

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, Tunç Soyer’in hakkında açılan davaları siyasi mağduriyete dönüştürmeye çalıştığını ifade ederek, “Kurultay sürecinde yanlış ata oynamasına müteakip adaylığının tehlikeye girdiğini anlayınca ‘siyasi mağduriyet’ çıkarmak istemektedir.” açıklamasında bulundu.

    Hamza Dağ’ın açıklaması şu şekilde:

    “Değerli vatandaşlarımız, kıymetli İzmirli hemşehrilerim,

    Birkaç günden beri bazı basın yayın organlarında, “9 Eylül törenlerinde ecdadımıza hakaret ettiği gerekçesiyle İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında soruşturma başlatıldığına” ilişkin haberler yer almaktadır.

    İşin özeti şudur; Osmanoğlu ailesinden ve diğer vatandaşlarımızdan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na bu konuyla ilgili suç duyurusunda bulunulmuştur. Başsavcılık da İçişleri Bakanlığı’na Tunç Soyer hakkında araştırma yapılmasını talep etmiştir. Talep doğrultusunda İçişleri Bakanlığı’nca araştırma başlatılmıştır. Bununla ilgili yazı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na ulaşınca Tunç Soyer veya ekibi tarafından, zamanlaması da manidar bir şekilde soruşturma başlatılmış gibi bazı basın yayın organlarına servis edilmiştir.

    Yine aynı şekilde, bazı basın yayın organlarında; “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in Seferihisar Belediye Başkanı olduğu dönemde, belediye binasının önündeki kilise çanını Yunanistan Konsolosluğu’na verdiği iddiasıyla ilgili olarak soruşturma açıldığına” ilişkin haberler yer almaktadır.

    Bir vatandaşın Seferihisar Kaymakamlığı’na ısrarlı şikâyeti üzerine, bu iddia ile ilgili de İçişleri Bakanlığı’nın araştırması devam etmektedir.

    Durum bu kadar açık ve net iken başarısızlığını örtbas etmeye çalışan Tunç Soyer, kurultay sürecinde yanlış ata oynamasına müteakip adaylığının tehlikeye girdiğini anlayınca bu iki olaydan da “siyasi mağduriyet” çıkarmak istemektedir. Bu hal ve davranışlar bizim şimdiye kadar tecrübe ettiğimiz gibi CHP siyasetinin tipik bir örneğidir. 

    Ortada bir soruşturma ya da iddianame bile yokken bir bardak suda fırtına koparmaya çalışan Sn. Tunç Soyer’e tavsiyemiz; İzmir’in sorunları dağ gibi birikmişken, hemşehrilerimiz hizmet beklerken siyasi ayak oyunlarını bir yana bırakıp hiç olmazsa şu dört ayında belediye başkanı olarak çalışmasıdır.”                                                      

    KAYNAK: HABER7

    Kaynak: Haber7.com

  • Türkiye düşmanı Pervin Chakar’ın elini öpen Özgür Özel’den pes dedirten savunma

    Türkiye düşmanı Pervin Chakar’ın elini öpen Özgür Özel’den pes dedirten savunma

    Cumhuriyet Halk Partisi’nde 13 yıllık Kemal Kılıçdaroğlu dönemi sonra erdi. CHP Grup Başkanı olan Özgür Özel, uğruna gözyaşları döktüğü Kemal Kılıçdaroğlu’nun koltuğuna yerleşti.

    Ancak Özgür Özel, yaptığı açıklamalarla CHP’de yalnızca isimlerin değiştiğini, zihniyetin ise aynı kaldığını gösterdi.

    Genel Başkan olur olmaz terör destekçisi HEDEP’lilerin yanından ayrılmayan Özgür Özel, her fırsatta ‘ittifak’ mesajı verdi.

    Geçtiğimiz hafta Pervin Buldan ile birlikte Türkiye düşmanı Pervin Chakar’ı konserine gitti. Konserin ardından Türk düşmanı sanatçıya çiçek uzatıp elini öptüğü anlar, tepki çekti.

    Yaptığı çıkışlarla partilileri bile kızdıran Özgür Özel, CHP’ye yakınlığıyla bilinen Duvar’a röportaj verdi.

    ÖZÜR BEKLENİRKEN SAVUNMA GELDİ: PİŞMAN DEĞİLİM!

    Tepki çeken Pervin Chakar konseri fotoğrafıyla ilgili pişman olmadığını bir daha olursa yine gideceğini söyledi. Özel, “Hiç pişman değilim. Pervin Chakar’ı biliyordum ama hiç canlı dinlememiştim.

    Ben konsere gittim, pişman değilim. Dinledim, çok keyif aldım. Bir daha bir fırsat olursa yine dinlerim. Ben bir kadın sanatçının çiçek verilirken elini uzattığında elini öpmenin hiç yanlış bir şey olmadığını düşünüyorum. Pervin Chakar’ın elini öpmeyi, sanata, sanatçıya ve taşıdığı kimliklere verilen değer olarak görüyorum” dedi.

    HEDEP İLE İTTİFAKA GÖZ KIRPTI

    HEDEP ile görüşmeleri kapalı kapılar ardında değil açık açık yapacağını da söyleyen Özgür Özel, “Bir iş birliği olacaksa, örneğin bizim adımıza bazı yerlerde fedakarlıklar yapılacaksa, bazı seçim çevrelerinde bizim olmamamız gibi şey söz konusu olacaksa bunu kamuoyu bilecek. Bir iş birliği yapıyorsak görünür olacağını söylüyorum. Görünmeyen bir şeye de kimsenin inanmamasını talep edeceğim” dedi.

    Kaynak: Haber7.com

  • Hamza Dağ’dan Tunç Soyer’e ‘siyasi mağduriyet’ tepkisi: Ayak oyunlarını bir yana bırak!

    Hamza Dağ’dan Tunç Soyer’e ‘siyasi mağduriyet’ tepkisi: Ayak oyunlarını bir yana bırak!

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, Tunç Soyer’in hakkında açılan davaları siyasi mağduriyete dönüştürmeye çalıştığını ifade ederek, “Kurultay sürecinde yanlış ata oynamasına müteakip adaylığının tehlikeye girdiğini anlayınca ‘siyasi mağduriyet’ çıkarmak istemektedir.” açıklamasında bulundu.

    Hamza Dağ’ın açıklaması şu şekilde:

    “Değerli vatandaşlarımız, kıymetli İzmirli hemşehrilerim,

    Birkaç günden beri bazı basın yayın organlarında, “9 Eylül törenlerinde ecdadımıza hakaret ettiği gerekçesiyle İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında soruşturma başlatıldığına” ilişkin haberler yer almaktadır.

    İşin özeti şudur; Osmanoğlu ailesinden ve diğer vatandaşlarımızdan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na bu konuyla ilgili suç duyurusunda bulunulmuştur. Başsavcılık da İçişleri Bakanlığı’na Tunç Soyer hakkında araştırma yapılmasını talep etmiştir. Talep doğrultusunda İçişleri Bakanlığı’nca araştırma başlatılmıştır. Bununla ilgili yazı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na ulaşınca Tunç Soyer veya ekibi tarafından, zamanlaması da manidar bir şekilde soruşturma başlatılmış gibi bazı basın yayın organlarına servis edilmiştir.

    Yine aynı şekilde, bazı basın yayın organlarında; “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in Seferihisar Belediye Başkanı olduğu dönemde, belediye binasının önündeki kilise çanını Yunanistan Konsolosluğu’na verdiği iddiasıyla ilgili olarak soruşturma açıldığına” ilişkin haberler yer almaktadır.

    Bir vatandaşın Seferihisar Kaymakamlığı’na ısrarlı şikâyeti üzerine, bu iddia ile ilgili de İçişleri Bakanlığı’nın araştırması devam etmektedir.

    Durum bu kadar açık ve net iken başarısızlığını örtbas etmeye çalışan Tunç Soyer, kurultay sürecinde yanlış ata oynamasına müteakip adaylığının tehlikeye girdiğini anlayınca bu iki olaydan da “siyasi mağduriyet” çıkarmak istemektedir. Bu hal ve davranışlar bizim şimdiye kadar tecrübe ettiğimiz gibi CHP siyasetinin tipik bir örneğidir. 

    Ortada bir soruşturma ya da iddianame bile yokken bir bardak suda fırtına koparmaya çalışan Sn. Tunç Soyer’e tavsiyemiz; İzmir’in sorunları dağ gibi birikmişken, hemşehrilerimiz hizmet beklerken siyasi ayak oyunlarını bir yana bırakıp hiç olmazsa şu dört ayında belediye başkanı olarak çalışmasıdır.”                                                                     

    KAYNAK: HABER7

    Kaynak: Haber7.com

  • Ümit Özdağ CHP’nin içine bombayı bıraktı: ‘Gizli protokolü’ ilk kez belgeleriyle paylaştı!

    Ümit Özdağ CHP’nin içine bombayı bıraktı: ‘Gizli protokolü’ ilk kez belgeleriyle paylaştı!

    Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, 2023 Genel Seçimi’nde Cumhurbaşkanı adayı olan ve ilk turda kazanamayan eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile ikinci tur öncesi yaptığı ‘gizli protokol’ün belgelerini paylaştı.

    Ümit Özdağ sosyal medya hesabından şu paylaşımları yaptı:

    Aşağıda üzerinde çok konuşulan ancak ilk kez yayınlanan Zafer Partisi-CHP Protokolünün tamamının fotoğrafını göreceksiniz. Bu protokolü eleştiren 6’lı masa birleşenlerine ve CHP içinden protokola karşı çıkanlara cevap veriyorum. 14 Mayıs’ta yapılan seçimlerin 1. Turunu hem parlamento hem cumhurbaşkanlığı seçiminde kaybettiniz. 14 Mayıs seçimleri öncesinde Zafer Partisi ile her türlü görüşmeyi reddetmiştiniz.

    Ocak 2023’de TBMM’de yaptığım Basın toplantısında;

    1)Saray artıkları ve FETÖ’cüleri uzaklaştırmayı,

    2) Terörle mücadele etmeyi,

    3) 13 milyon sığınmacı ve kaçağı geri yollamayı kabul etmeniz durumunda Zafer Partisi’nin Kılıçdaroğlu’na milletvekilliği ve benzeri hiçbir makam ve mevki istemeden DESTEK olma önerisine cevap bile vermediniz. 14 Mayıs’ta seçimlerini millet ittifakı olarak kaybettikten sonra ancak 20 Mayıs’ta Zafer Partisi’ni DESTEK için aradınız, 2. Tur için destek istediniz. Biz Ocak 2023’de TBMM’de açıkladığımız destek şartlarını tekrarladık, Kabul ettiniz. Ancak bu şartların kabulü yeterli değildi, İttifak yaptığınız partiler ve onların birçok platformlardaki söylemleri, politik duruşları ve benzeri sebepler ile kaybettiğiniz ilk turda size oy vermeyen , endişe duyan veya sandığa gitmeyi düşünmeyen seçmenleri motive edecek, bu endişeleri giderecek, oy vermeye yönetecek politikalar ve söylemler gerekiyordu.

    Bu seçmen kesimi Zafer Partisini, Atatürk’e, kuruluş ilkelerine ve sığınmacıların ülkelerine dönüş politikası vaatlerinin hayata geçirilmesinin bir anlamda TEMİNATI olarak gördüğü için ve elbette bu kesimlere olan sorumluluğumuz gereği Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı olması şartı ile İçişleri, Kültür ve Turizm ve Milli Eğitim Bakanlıklarını kapsayan 3 bakanlık istedik, kabul ettiniz. Ne yazık ki, muhalefet için en uygun sayılabilecek bir konjonktürde sonuç itibariyle size ilk turda seçim kaybettiren 6’lı masa üyesi İYİ Parti dahil 5 partiye 41 milletvekilliği, cumhurbaşkanlığının kazanılması durumunda 5 Cumhurbaşkanı yardımcılığı ve bakanlıklar verileceği taahhütlerini unutmuş görünenler Seçimin kazanılması durumunda Zafer Partisi’ne 3 bakanlık verilmesini ağır şekilde eleştirmişlerdir. Bu çok kısa sürede verdiğimiz destek ve çalışmalar sayesinde yaratılan yeni rüzgâr ile oylar artmış, küskün ve kızgın büyuk bir seçmen gurubu herşeye rağmen sandığa gitmiştir. Sonuç ortadadır.

    Zafer Partisi’ne yönelik saldırıların ASIL nedeninin partimizin bu protokol ile Atatürk’ün kurucu değerlerini güvence altına almak istemesi, terörle mücadeleye yeni bir atılım getirecek olması, milli, üniter ve laik devlet esaslarını vurgulanması ve 13 milyon işgalcinin vatanlarına dönmesi projesidir.

    Bu projenin kabulünden HDP seçmeninin rahatsız olduğu iddiası maalesef CHP’nin yeni genel başkanı Özgür Özel tarafından ifade edilmiş, kongre sürecinde de siyaseten insafsızca istismar edilen bu açıklamalarını Türkiye’nin bir bölümü üzerinde Kürdistan kurmaya hedefleyenlerin elini öperek taçlandırmıştır.

    Öyle gözüküyor ki CHP liderliği geçmiş hatalardan ders çıkarmak yerine yeni vahim hatalar ile yeni bir başarısızlığa doğru yelken açmaktadır. Bir CHP milletvekilinin “Atatürkçülüğü ve laikliği Zafer Partisine kaptırdık” diyerek itiraf ermek zorunda kaldığı gibi artık Atatürk’ün partisi Zafer Partisi’dir ve Türk milliyetçiliği Zafer Partisi’nde temsil edilmektedir. Altını çizerek vurguluyoruz, Türk milletini cepheleştiren, bölücülere taviz veren CHP ve AKP artık Türk siyasetinde Cunhuriyetin kuruluş ilkelerinden, büyük Atatürk’ten, sığınmacıların vatanlarına dönmesinden taviz vermeyen Zafer Partisi olduğu gerçeği ile her platformda karşı karşıya kalacaktır… Halkın nabzını tutamayan, tarihin ve ülke jeopolitiğinin dayattığı gerçeklikleri analiz kabiliyeti ve vizyonu olmayan kadrolar Türkiye’nin karşı karşıya olduğu ağır sorunları çözemezler. Tek çözüm Zafer Partisi.

    NE OLMUŞTU? 

    14 Mayıs’ta yapılan seçimler 28 Mayıs’taki ikinci tura kalmıştı. İkinci turda adaylar Kemal Kılıçdaroğlu ve Recep Tayyip Erdoğan, Sinan Oğan ve Ümit Özdağ ile görüşmüştü. Sinan Oğan Erdoğan’a desteğini açıklarken Özdağ, Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararı almıştı. Özdağ ve Kılıçdaroğlu’nun anlaşması sonrası kamuoyunda ‘Özdağ’a İçişleri Bakanlığı verilecek’ iddiaları gündeme gelmişti.

    Ümit Özdağ verdiği bir söyleşide anlaşma sürecine ilişkin, “Söz vermek değil, yazılı mutabakatımız var. Biz İçişleri Bakanlığı dahil üç bakanlık ve Millî İstihbarat Teşkilatı konusunda Kemal Bey’le mutabık kaldık” ifadelerini kullanmıştı.

    Özdağ, “MİT Başkanlığı da Zafer Partisi’ne verilecekti. Ama o sözlü anlaşmaydı. Bakanlıklar yazılı mutabakatta vardı. Ben İçişleri Bakanı olacaktım. Kemal Bey, zerre kadar oy faydası olmayan altılı masadaki ortaklarının İçişleri Bakanlığı’nın Zafer Partisi’ne verilmesine tepki göstereceğini bildiği için benim bu konuda anlayışlı davranmamı rica etti. ‘Bunu çok vurgulamayın’ dedi. Ben de kabul ettim. Kılıçdaroğlu bu seçimi kazanabilirdi eğer ortakları engellemeseydi” demişti.

    KAYNAK: HABER7

    Kaynak: Haber7.com

  • Yargıtay’dan HEDEP kararı: Kabul edilmedi

    Yargıtay’dan HEDEP kararı: Kabul edilmedi

    Son dakika haberi: Yargıtay, Yeşil ve Sol Gelecek Partisi’nin isminin Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) olarak değiştirmesini kabul etmedi. 

    Gerekçe olarak, “Parti isminin kısaltması olan HEDEP’in daha önce kapatılan Halkların Demokrasi Partisi’ni (HADEP) andırması” gösterildi.

    Kaynak: Haber7.com

  • Ümit Özdağ CHP’nin içine bombayı bıraktı: ‘Gizli protokolü’ ilk kez belgeleriyle paylaştı!

    Ümit Özdağ CHP’nin içine bombayı bıraktı: ‘Gizli protokolü’ ilk kez belgeleriyle paylaştı!

    Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, 2023 Genel Seçimi’nde Cumhurbaşkanı adayı olan ve ilk turda kazanamayan eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile ikinci tur öncesi yaptığı ‘gizli protokol’ün belgelerini paylaştı.

    Ümit Özdağ sosyal medya hesabından şu paylaşımları yaptı:

    Aşağıda üzerinde çok konuşulan ancak ilk kez yayınlanan Zafer Partisi-CHP Protokolünün tamamının fotoğrafını göreceksiniz. Bu protokolü eleştiren 6’lı masa birleşenlerine ve CHP içinden protokola karşı çıkanlara cevap veriyorum. 14 Mayıs’ta yapılan seçimlerin 1. Turunu hem parlamento hem cumhurbaşkanlığı seçiminde kaybettiniz. 14 Mayıs seçimleri öncesinde Zafer Partisi ile her türlü görüşmeyi reddetmiştiniz.

    Ocak 2023’de TBMM’de yaptığım Basın toplantısında;

    1)Saray artıkları ve FETÖ’cüleri uzaklaştırmayı,

    2) Terörle mücadele etmeyi,

    3) 13 milyon sığınmacı ve kaçağı geri yollamayı kabul etmeniz durumunda Zafer Partisi’nin Kılıçdaroğlu’na milletvekilliği ve benzeri hiçbir makam ve mevki istemeden DESTEK olma önerisine cevap bile vermediniz. 14 Mayıs’ta seçimlerini millet ittifakı olarak kaybettikten sonra ancak 20 Mayıs’ta Zafer Partisi’ni DESTEK için aradınız, 2. Tur için destek istediniz. Biz Ocak 2023’de TBMM’de açıkladığımız destek şartlarını tekrarladık, Kabul ettiniz. Ancak bu şartların kabulü yeterli değildi, İttifak yaptığınız partiler ve onların birçok platformlardaki söylemleri, politik duruşları ve benzeri sebepler ile kaybettiğiniz ilk turda size oy vermeyen , endişe duyan veya sandığa gitmeyi düşünmeyen seçmenleri motive edecek, bu endişeleri giderecek, oy vermeye yönetecek politikalar ve söylemler gerekiyordu.

    Bu seçmen kesimi Zafer Partisini, Atatürk’e, kuruluş ilkelerine ve sığınmacıların ülkelerine dönüş politikası vaatlerinin hayata geçirilmesinin bir anlamda TEMİNATI olarak gördüğü için ve elbette bu kesimlere olan sorumluluğumuz gereği Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı olması şartı ile İçişleri, Kültür ve Turizm ve Milli Eğitim Bakanlıklarını kapsayan 3 bakanlık istedik, kabul ettiniz. Ne yazık ki, muhalefet için en uygun sayılabilecek bir konjonktürde sonuç itibariyle size ilk turda seçim kaybettiren 6’lı masa üyesi İYİ Parti dahil 5 partiye 41 milletvekilliği, cumhurbaşkanlığının kazanılması durumunda 5 Cumhurbaşkanı yardımcılığı ve bakanlıklar verileceği taahhütlerini unutmuş görünenler Seçimin kazanılması durumunda Zafer Partisi’ne 3 bakanlık verilmesini ağır şekilde eleştirmişlerdir. Bu çok kısa sürede verdiğimiz destek ve çalışmalar sayesinde yaratılan yeni rüzgâr ile oylar artmış, küskün ve kızgın büyuk bir seçmen gurubu herşeye rağmen sandığa gitmiştir. Sonuç ortadadır.

    Zafer Partisi’ne yönelik saldırıların ASIL nedeninin partimizin bu protokol ile Atatürk’ün kurucu değerlerini güvence altına almak istemesi, terörle mücadeleye yeni bir atılım getirecek olması, milli, üniter ve laik devlet esaslarını vurgulanması ve 13 milyon işgalcinin vatanlarına dönmesi projesidir.

    Bu projenin kabulünden HDP seçmeninin rahatsız olduğu iddiası maalesef CHP’nin yeni genel başkanı Özgür Özel tarafından ifade edilmiş, kongre sürecinde de siyaseten insafsızca istismar edilen bu açıklamalarını Türkiye’nin bir bölümü üzerinde Kürdistan kurmaya hedefleyenlerin elini öperek taçlandırmıştır.

    Öyle gözüküyor ki CHP liderliği geçmiş hatalardan ders çıkarmak yerine yeni vahim hatalar ile yeni bir başarısızlığa doğru yelken açmaktadır. Bir CHP milletvekilinin “Atatürkçülüğü ve laikliği Zafer Partisine kaptırdık” diyerek itiraf ermek zorunda kaldığı gibi artık Atatürk’ün partisi Zafer Partisi’dir ve Türk milliyetçiliği Zafer Partisi’nde temsil edilmektedir. Altını çizerek vurguluyoruz, Türk milletini cepheleştiren, bölücülere taviz veren CHP ve AKP artık Türk siyasetinde Cunhuriyetin kuruluş ilkelerinden, büyük Atatürk’ten, sığınmacıların vatanlarına dönmesinden taviz vermeyen Zafer Partisi olduğu gerçeği ile her platformda karşı karşıya kalacaktır… Halkın nabzını tutamayan, tarihin ve ülke jeopolitiğinin dayattığı gerçeklikleri analiz kabiliyeti ve vizyonu olmayan kadrolar Türkiye’nin karşı karşıya olduğu ağır sorunları çözemezler. Tek çözüm Zafer Partisi.

    NE OLMUŞTU? 

    14 Mayıs’ta yapılan seçimler 28 Mayıs’taki ikinci tura kalmıştı. İkinci turda adaylar Kemal Kılıçdaroğlu ve Recep Tayyip Erdoğan, Sinan Oğan ve Ümit Özdağ ile görüşmüştü. Sinan Oğan Erdoğan’a desteğini açıklarken Özdağ, Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararı almıştı. Özdağ ve Kılıçdaroğlu’nun anlaşması sonrası kamuoyunda ‘Özdağ’a İçişleri Bakanlığı verilecek’ iddiaları gündeme gelmişti.

    Ümit Özdağ verdiği bir söyleşide anlaşma sürecine ilişkin, “Söz vermek değil, yazılı mutabakatımız var. Biz İçişleri Bakanlığı dahil üç bakanlık ve Millî İstihbarat Teşkilatı konusunda Kemal Bey’le mutabık kaldık” ifadelerini kullanmıştı.

    Özdağ, “MİT Başkanlığı da Zafer Partisi’ne verilecekti. Ama o sözlü anlaşmaydı. Bakanlıklar yazılı mutabakatta vardı. Ben İçişleri Bakanı olacaktım. Kemal Bey, zerre kadar oy faydası olmayan altılı masadaki ortaklarının İçişleri Bakanlığı’nın Zafer Partisi’ne verilmesine tepki göstereceğini bildiği için benim bu konuda anlayışlı davranmamı rica etti. ‘Bunu çok vurgulamayın’ dedi. Ben de kabul ettim. Kılıçdaroğlu bu seçimi kazanabilirdi eğer ortakları engellemeseydi” demişti.

    KAYNAK: HABER7

    Kaynak: Haber7.com

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com