Etiket: İsrail

  • Kassam Tugayları duyurdu! 4 komutan öldürüldü! Dikkat çeken ABD detayı

    Kassam Tugayları duyurdu! 4 komutan öldürüldü! Dikkat çeken ABD detayı

    Kassam Tugayları tarafından yapılan açıklamada, biri Askeri Konsey üyesi Ahmed el-Gandur (Ebu Enes) olmak üzere, Vail Receb, Rafet Selman, Eymen Sıyam’ın çatışmalarda yaşamını yitirdiği kaydedildi.

    “Komutanlar, Aksa Tufanı sırasında çeşitli cephelerde kahramanca ve şerefle şehit oldular” denilen açıklamada, söz konusu komutanların vefatlarına ilişkin ayrıntılı bilgi verilmedi.

    Açıklamada ayrıca, “Kanları mücahitlerimize nur, işgalcilere de ateş olsun diye komutanlarımızın yolunu takip edeceğimize dair Allah’a söz veriyoruz” ifadelerine yer verildi.

    ABD’NİN YAPTIRIM LİSTESİNDE BULUNUYORDU

    Askeri Konsey üyesi Ahmed el-Gandur (Ebu Enes) ayrıca ulusal güvenliğe, dış politikaya ve ekonomiye tehdit oluşturduğu gerekçesiyle ABD’nin yaptırım listesinde bulunuyordu.

    GAZZE İŞGALİNDE SON DURUM

    Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı, İsrail’in “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlerine yönelik sürekli ihlallerine karşılık verme” gerekçesiyle kapsamlı saldırı düzenlerken, İsrail ordusu da Gazze Şeridi’ne yoğun hava bombardımanı başlattı.

    İsrail’de 7 Ekim’deki saldırılarda 310’dan fazlası asker olmak üzere 1200 İsraillinin öldüğü, 5 bin 132 kişinin yaralandığı duyuruldu.

    İsrail ordusuna göre, 7 Ekim’den bu yana Gazze’deki çatışmalarda 70, Lübnan sınırında da 6 İsrail askeri öldürüldü.

    İsrail’e göre, Kassam Tugayları 7 Ekim de 239 İsrailliyi esir aldı. Bunlardan 13’ü esir takası mutabakatı çerçevesinde serbest bırakılarak İsrail’e döndü.

    Gazze’deki hükümete göre, 7 Ekim’den bu yana İsrail saldırılarında Gazze Şeridi’nde 6 bin 150’den fazlası çocuk ve 4 binden fazlası kadın olmak üzere 14 bin 854 kişi öldürüldü.

    İşgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’te de 7 Ekim’den bu yana İsrail güçleri ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 239 Filistinli hayatını kaybetti.

    İsrail ordusu, Gazze’de on binlerce yaralı ile sivilin sığındığı onlarca hastaneyi zorla tahliye ettirmek için yerleşkelerini ya da ana binalarını vurdu. İşgal sırasında bazı hastaneleri bastı. Saldırılarda yüzlerce kişi öldü ve yaralandı.

    İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda yaşanan çatışmalarda 85 Hizbullah mensubu öldü.

    İsrail ile Hamas arasında çatışmalara insani ara verecek uzlaşma 24 Kasım Cuma günü saat 07.00’de (TSİ 08.00) yürürlüğe girdi. Uzlaşıya göre çatışmalara 4 günlük insani ara verilecek. Hamas’ın elindeki 50 İsrailli esire karşılık, İsrail hapishanelerindeki 150 Filistinli serbest bırakılacak.

    Kaynak: Haber7.com

  • Konya’da akademisyenler İsrail zulmüne karşı yürüdü

    Konya’da akademisyenler İsrail zulmüne karşı yürüdü

    Konya’da faaliyet gösteren Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ), Selçuk Üniversitesi, Konya Teknik Üniversitesi, KTO Karatay Üniversitesi, Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi akademisyenleri Gazze’de yaşanan insanlık dramına tepki vererek Filistin halkının yanında olduklarını göstermek amacıyla “Gazze’ye Destek Yürüyüşü” gerçekleştirdi.

    Kılıçarslan Meydanı’nda başlayan yürüyüş, Mevlana Meydanı’nda yapılan basın açıklamasıyla son buldu.

    Yürüyüşte Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Aksoy, Necmettin Erbakan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cem Zorlu, Konya Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Nuri Çelik, KTO Karatay Üniversitesi Rektörü Fevzi Rifat Ortaç da yer aldı. Etkinlikte bütün üniversiteler ve akademisyenleri adına konuşan NEÜ Rektörü Prof. Dr. Cem Zorlu, “Tarihi; katliam ve ayrımcılıktan ibaret olan İsrail terör devleti, 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye yönelik alçak ve ahlaksız saldırılarını sürdürüyor. Bu hunharca saldırılar sonucunda bugüne kadar 13 bini aşkın Filistinli yaşamını yitirdi. Yaşamını yitirenlerin üçte ikisinden fazlası çocuklardan, kadınlardan, yaşlılardan ve hastanede tedavi görürken bombalara maruz kalan insanlardan oluşuyor. Gazzeliler tarifsiz, akıl almaz acılar içinde! Akıl ve vicdan sahibi insanlar, feryat içinde! Yeryüzünün propaganda makinaları, bu şiddet düşkünü anormal devletin katliamlarını meşru müdafaa olarak göstermekten utanmıyor. Sözde insan hakları savunucusu Batı, ateşkes çağrılarını engelliyor, İsrail’e etkin bir biçimde silah ve siyasi destek veriyor, akıl almaz bir tutum içinde Filistinlilerin haklarını savunan protestocuları dahi susturarak gözaltına alıyor. Zalimle mazlumu eşitleyip, zalimi aklıyorlar” dedi.

    YANLIŞ HESAP KUDÜS’TEN DÖNECEK

    Batılı ülkelerin yönetimlerinin İsrail’in esiri olduğunu vurgulayan Rektör Zorlu, “Aynı ülkelerin halklarında yaşanan uyanış ve giderek yükselen itirazlar ise bize insanlık adına umut veriyor. Filistin’e özgürlük yürüyüşleri zulme sessiz kalmayan vicdanların olduğunu gösteriyor. Tüm bu süreçte Türkiye, uluslararası alanda sorumlu iradeyi yüklenerek hem Filistin davasını dünya kamuoyunda gündemde tutmaya devam ediyor hem de Gazze’de yaşanan insanlık trajedisinin önüne geçmeye çalışıyor. Biliyoruz ki Türkiye tarihsel derinliğine doğru yol aldıkça, İsrail’in yüzeyselliği ortaya çıkıyor. Türkiye, Ortadoğu’nun toparlayıcı gücü olarak temayüz ettikçe, dünya 5’ten büyüktür dedikçe, küresel güçlerin kurduğu temeli bozuk düzenin güvensizliği ortaya çıkıyor, çiviler bir bir sökülüyor, duvarlar çatlıyor, merkezler dökülüyor. Yanlış hesap Kudüs’ten dönecek! İnşallah İsrail’in zulmü ve batının sessizliği, Müslüman coğrafyanın uyanmasına, dünyanın vicdan sahibi insanlarının gerçekleri görmesine vesile olacaktır” diye konuştu. 

    YÜREKLERİ DAĞLAYAN ÇIĞLIKLARI NASIL DUYMAZSINIZ?

    İnsan Haklarını ayaklar altına alanları, en başta bilimin reddettiğini ifade eden NEÜ Rektörü Prof. Dr. Cem Zorlu şunları söyledi: “İsrail’in sivil Gazze halkına yönelik şiddet eylemlerine dur demenin akademik sorumluluğu olduğu bilinciyle Konya’nın beş Üniversitesi olarak düzenlediğimiz bu sessiz çığlık yürüyüşünden haykırıyoruz: İnsan Haklarını ayaklar altına alanları, en başta bilim reddeder! Önceki gün, Birleşmiş Milletler tarafından kabul ve ilan edilen dünya çocuk hakları günüydü. İsrail, binlerce çocuğu öldürdü, binlercesini yetim bıraktı. Yürekleri dağlayan çığlıkları nasıl duymazsınız? Neredesiniz çocuk hakları savunucuları, İnsan hakları savunucuları, neredesiniz? Charlie Hebdo saldırısında kol kola giren insancıl hukuk şampiyonu batılı devletler, neredesiniz? Masum insanların suyunu kesmek kaç bombaya, hastaneleri yok etmek kaç kurşuna eşittir? İnsanları aç, susuz, gıdasız, ilaçsız, havasız bırakarak ölüme terk etmekle, Holokost arasında ne fark vardır? Yıllardır abluka altında tutulan Gazze’nin dev bir mezarlığa dönüşmesini engellemek için daha kaç çocuk ölmelidir?”

    ZULME HİZMET EDENLERI ŞİDDETLE KINIYORUZ

    İsrail rejimini ve Gazze’de yaşanan zulme hizmet edenleri şiddetle kınayan Rektör Zorlu, “Sivilleri kasten öldüren, sivil yerleşim yerlerini bombalayan, şehrin alt yapı hizmetlerini, ibadethanelerini, okullarını ve hastanelerini kullanılamaz hale getiren, insanların en temel ihtiyaçlara erişimini engelleyen İsrail rejimini; işgal rejimine göz yuman, insanlık suçlarını görmezden gelen, gizli açık destek olan tüm kurum ve kuruluşları ve dahi, bu kötülüğe hizmet eden “insan”ları şiddetle kınıyoruz. Çocuklar ve insanlık onuru için, vicdanlı insanlara acil çağrımızdır: Uluslararası barış ve güvenliğin tesisi ile yükümlü olan BM Güvenlik Konseyini uluslararası barış ve güvenlik önünde engel olmayı bırakmaya ve yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırıyoruz. Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni, İsrail’in Gazze’de işlediği savaş suçları için en hızlı şekilde soruşturma açmaya davet ediyoruz. Dünyanın farklı coğrafyalarındaki Üniversiteleri, bilim insanlarını, aydınları, kültür-sanat insanlarını, kanaat önderlerini, İsrail’in sivil Gazze halkına yönelik şiddet eylemlerine son vermesi için daha güçlü bir şekilde çağrıda bulunmaya davet ediyoruz. Dünyanın vicdanlı gazetecileri, iş insanları ve tanınmış insanlarını, batılı medya kuruluşlarının meşrulaştırma yarışına girdiği vahşete dur demeye davet ediyoruz. Tüm insanlığı, İsrail’e ait, İsrail menşeili ürünlere ve bu insanlık suçuna doğrudan veya dolaylı olarak destek verdiği bilinen markaları boykot etmeye davet ediyoruz. Tüm dünya ülkelerini bu vicdansız saldırılara karşı ortak bir duruş sergilemeye, acil ateşkes ve kalıcı barış için çağrıda bulunmaya davet ediyoruz” ifadelerini kullandı. 

    GAZZELİLERIN DAİMA YANINDAYIZ!

    Gazzelilerin en doğal hakkı olan insanca yaşama ve mülkiyet haklarının korunması hususunda verdiği mücadeleye saygı ile destek verdiklerini ve daima Gazzelilerin yanında olacaklarını kaydeden Rektör Zorlu, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “İnsan olabilmek vicdan ister, gayret ister. Yaşanan bu vahşet karşısında tek umut, insanların, insan kalabilme gayretidir. İnsanlığın tarihinde siyahı tercih edenler de vardır. Ve onlar muhakkak tarih defterinde birer utanç vesikası olarak yer alacaklardır. İnsan için esas olan, beyazdır, barıştır, öldürmek değil yaşatmaktır! Selam olsun düşünen, insanlık için dertlenen, umut edenlere! Selam olsun çağrımızı yüreklerinde hissederek harekete geçenlere!”

    Kaynak: Haber7.com

  • İsrail ordusu dünyaya seslendi! Askerlerimize yardım bekliyoruz

    İsrail ordusu dünyaya seslendi! Askerlerimize yardım bekliyoruz

    • Haber7 – ÖZEL

    İsrail 7 Ekim tarihinden bugüne kadar, kadın, çocuk, genç, yaşlı ayırt etmeden on binlerce sivil insanın ölümüne sebep olurken milyonlarca Gazzeli vatandaşı da evsiz bıraktı.

    Ancak İsrail ordusunda işler hiçte istedikleri gibi gitmiyor. Yakın zamanda İsrailli sivil toplum kuruluşlarının başlattığı bağış kampanyasında maddi destek toplanırken şimdi de İsrail ordusu yardım talebinde bulundu.

     

    İsrail ordusu ve İsrail Askeri Derneğinin koordinesinde 11.10.2023 tarihinde başlatılan bu yardım çağrısı, “Bağış Politikası” başlığı altında İsrail ordusunun resmi internet sitesinde (idf.il) duyuruldu. Bağış Politikası altında tüm iş adamlarına ve şirketlere seslenen İsrail, acil olarak gönderilmesi gereken ürünleri, internet sitelerinde madde madde sıraladı. Özellikle iç çamaşırları, kapalı kutuda yemekler ve termal kıyafetler beklediklerini duyuran İsrail ordusu, zor durumda olduklarını özellikle belirtti. 

    NE KADAR DAHA DAYANABİLİRLER?

    Filistinliler için 47 gündür bölgeye giden hiçbir insani yardıma müsaade etmeyen ve Refah kapısında bekleten İsrail devleti, kendileri için tüm dünyadan yardım beklediklerini duyurdu. İlk olarak İsrailli vakıfların başlattığı bağış kampanyasına İsrail ordusu da dahil oldu. İsrail’in ekonomi anlamında yaşadığı sorunları giderme çabası, ‘acaba ne kadar daha dayanabilirler?’ sorusunu akıllara getirdi.

    “ASKERLERİMİZİ SAĞLIKLI TUTUN”

    Uluslararası şirketlere seslenen İsrail ordusu ‘Askerlerimizin sağlığı ve mücadelelerinin devam edebilmesi için yardımlarınıza ihtiyacımız var’ dedi. Toplanan tüm bağışların İsrail ordusunda görev yapan askerlere gideceğini belirten yazıda, öncelikli bağış yapılması gereken ürünler şöyle sıralandı:

    • Taşınabilir şarj cihazları, kişisel fenerler ve kahve takımları

    • Atlet, iç çamaşırları, termal kıyafetler

    • Şampuan, tıraş malzemeleri, merhem

    • Özel saklama kaplarında bulunan yiyecek ve içecekler

    • Yaralılar için destek kitleri

    İsrail ordusu, ayrıca maddi bağışta bulunmak isteyen kişiler içinde bir telefon numarası bıraktı.

    “7 EKİM’İ YENİDEN YAŞAYABİLİRİZ”

    Daha önce İsrailli sivil vakıflar tarafından başlatılan yardım kampanyasında, dünyada ki tüm Yahudilerden maddi destek beklenmişti. Yardımlar yapılmadığı takdirde ise yeniden 7 Ekim’i yaşayabiliriz denmişti. Haber7’nin gündeme taşıdığı bu haberde şu ifadeler dikkat çekmişti:

    Kaynak: Haber7.com

  • Bahçeli 50+1’e sahip çıkmıştı: TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan açıklama

    Bahçeli 50+1’e sahip çıkmıştı: TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan açıklama

    TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Endonezya ziyareti dönüşünde aralarında Kanal7 Ankara Temsilcisi ve Haber7 Yazarı Mehmet Acet’in de olduğu gazetecilerin sorularını cevapladı.

    “TÜRKİYE’NİN SÖZÜNÜN GEÇMESİ FEVKALADE ÖNEMLİ”

    SORU: MIKTA Parlamento Başkanları Toplantısına ilişkin genel bir değerlendirme alabilir miyiz?

    MIKTA, farklı bölgelerden aşağı yukarı birbirine benzer ekonomik durumları olan, farklı kültürleri olan, dünyanın farklı bölgelerindeki halkları temsil eden Meksika, Endonezya, Güney Kore, Türkiye ve Avustralya’nın bir araya gelerek oluşturduğu bir platform. Bu platformun önemli ayaklarından bir tanesi de parlamento başkanları toplantısı. Bu sene 9’uncusu yapıldı. Seneye de Meksika dönem başkanlığını alıyor, orada da 10’uncusu yapılacak.

    Üç temel konuda oturumlar oldu. Birinci oturumda günümüzün meselelerini ve çözüm yollarını, ikincisinde çevre, iklim değişiklikleri ve küresel ısınma konularında ortak olarak neler yapılabilir konuşuldu. Üçüncü oturumda da gençliğin yetiştirilmesinde, geleceğin hiçbir şekilde hazırlanmasını sağlamak için yapılabilecekler başlıkları ele alındı.

    Tabii biz İsrail’in Filistin’e işgali başladığından beri bütün uluslararası platformlarda gündem ne olursa olsun, konuyu mutlaka bir şekilde Gazze’de yaşanan insani dramlara, artık soykırım boyutlarına varmış olan katliamlara çekiyoruz.

    Toplantının gerçekleştiği 20 Kasım günü, Dünya Çocuk Hakları Günü’ydü. Ben konuşmamda, “Ne garip tesadüftür ki Çocuk Hakları Günü’nü kutladığımız bir günde, biz burada konuşurken onlarca Filistinli çocuk İsrail’in saldırgan politikaları sonucu öldürülüyor ve hayattan koparılıyor.” ifadesini kullanmıştım. Buradaki konuşmalarda da Filistin meselesine ilişkin görüşlerimizi detaylıca ifade etme imkanını bulduk.

    Toplantı sonunda açıklanacak nihai bildiriye de özellikle “acil ateşkes” ve “insani yardım koridoru açılması” teklifimizi yazdırmaya çalıştık. Ama bir ülkenin itirazıyla ortak metinde yer almadı. Endonezya Meclis Başkanı ise, ortak bir deklarasyon olmamasına rağmen, ev sahibi olarak yaptığı son açıklamada, bizim de katıldığımız “acil ateşkes”, “insani yardım” ve “iki devletli çözüm” fikrini dile getiren bir bildiri yayınladı.

    “HEPSİNDE BOĞUŞUYORUZ”

    İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının başladığı günden itibaren TBMM Başkanı olarak katıldığım beşinci uluslararası toplantı. Neredeyse bunların hepsinde boğuşuyoruz. İsrail’den daha çok İsrailci devletlerin olduğunu görmek insanı hakikaten üzüyor. Bazıları hem İsrail’i rencide etmemek hem de İsrail’in koruyucularına karşı bir şekilde kötü durumda kalmamak için bırakın soykırımı, bırakın katliam kelimesini kullanmayı bu ölümlerde neredeyse Filistin tarafının da suçu olduğunu söyleyebilecek kadar ileriye gidiyor. Bu tabii fevkalade vahim bir durum. Ama dünyanın dört bir tarafında halkların son haftalarda göstermiş olduğu büyük karşı çıkışlar, katılımcıları milyonlarla ifade edilen büyük mitinglerin Amerika’da, İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da, birçok ülkede gerçekleştirilmiş olması artık farklı dinlerden, dillerden insanların da Filistin halkının yanında yer aldığını ifade etmiş olmasının giderek bu ülkelerin de tavrını değiştireceğini görüyoruz.

    İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına ara verecek geçici ateşkesin sağlanmasında, uluslararası camiadaki bu hareketliliğinin ve İsrail’in üzerine konulan siyasi baskıların etkisi olduğunu düşünüyorum.

    En ufak bir toplantıda bile bu ve benzeri konularda ortaya konulacak fikirlerin, tekliflerin, birtakım siyasi baskıların yararlı olduğu kanaatindeyim.

    “GÜYA BİR FİLİSTİN DEVLETİ VAR…”

    SORU: Bu uluslararası platformlardaki izlenimlerinizden yola çıkarak iki devletli çözüm konusunda bir perspektif görebiliyor musunuz? Herkes iki devletli çözüm diyor ama iş, uygulamaya geldiğinde olmuyor.

    Şu anda fiilen ortada iki devletli bir durum söz konusu. Güya, bir Filistin Devleti var… Bu beylerin anladıkları; bir Filistin Devleti olsun ama kağıt üzerinde olsun, fiiliyatta var olmayan bir Filistin Devleti olsun. Bir mahallesinden bir diğer mahallesine geçmek için Filistinli yurttaşların İsrail polisinin insafsızlığına terk edildiği fiili bir durum oluşturuldu.

    Bu beyler, “Uluslararası fonlar kontrollü bir şekilde ancak kullanılabilir olsun, şehirler birbirinden ayrılsın, paramparça, toprak bütünlüğü olmayan, yönetim bütünlüğü ve yönetim kabiliyeti olmayan, kağıt üzerinde bir Filistin Devleti olsun.” istiyor. İşte Filistin Devletinden anladıkları bu… Hayır… Bizim istediğimiz, Filistin halkının istediği bu değildir. Tam manasıyla var olan, bütün kurum ve kuruluşlarıyla devlet olan, tam manasıyla bütünleşik, egemen, toprak bütünlüğüne sahip, halkının kendi kendini yönetme gücüne sahip bir Filistin Devleti’nin kurulması şarttır. Böylesi bir Filistin Devleti’nin olmaması, İsrail’in saldırganlığı konusundaki iştahını çok artıyor. Kimse kimseyi kandırmasın…

    Bizim bazı ülkelerle temel farkımız budur. Onlar bu mevcut durumun devam ettirilmesini istiyor… Hatta zaman zaman öyle oluyor ki, şu anda Filistin Devleti’nin bazı yöneticilerinin yurt dışına çıkmak için bile İsrail yöneticilerinin insafına terk edildiği durumlar oluyor. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Hele hele Gazze’den çıkışta… İşte görüyorsunuz bu kadar savaş oluyor, Gazze, uluslararası sistemin anlayışına göre Filistin toprağıdır ama o topraklarda yaşanan katliamı görmek için Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine dahi izin verilmiyor.

    “İSRAİL’İN GELİŞTİRDİĞİ EN SİNSİ STRATEJİ…”

    SORU: Netanyahu’nun açıklamaları var. “Askerin dört günlük barışa tam destek verdiğini, anlaşmanın, savaşa devam edilmesi için orduya hazırlanma imkanı tanıyacağını’ söyledi. Yani ordu geniş çaplı bir savaşın hazırlığı içinde. Ayrıca İsrail’deki aşırıcılar bu ateşkese de karşılar. Bu konuda değerlendirmeniz nedir?

    İsrail siyasetinin içerisinde hem sağ-sol, aşırı sağ vesaire bu farklılıklar hep oldu. Başından itibaren iki devletli çözümü savunan İsrailli politikacılar da oldu. Ama sonuç itibarıyla siyasi farklılıklarına rağmen İsrail’de Arz-ı Mev’ud’un kabul edilmiş bir siyaset çerçevesi olduğunu görmemiz lazım. Arz-ı Mev’ud, bir teopolitik aşırılıktır. Yani Nil’den Fırat’a kadar olan bölgede, İsrail’in hegemonyası altına girmeden, burada yaşayan bütün milletlerin Yahudilere tabi olması sağlanmadan İsrail bu hedefinden vazgeçmeyecektir.

    “Burada yaşamayı kabul edenler de ancak İsrail’in kölesi olmayı kabul ederse yaşayabilirler…” Zaten Netanyahu’nun bile bir başbakan olarak bu kadar fütursuz, bu kadar pervasız bir şekilde dile getirdiği teolojik sözler, hiçbir rasyonalitesi olmayan inancından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bütün bu ideolojik formasyonlarının gereğini sadece bugün değil, uzunca yıllardır da yerine getiriyorlar. Şimdi burada Netanyahu ve Likud cephesi var, onlar aşırı şeyler yapıyorlar… Bu politikalara İsrail’in içerisinde de karşı çıkan grupların olduğunu da biliyoruz.

    Özellikle ABD’nin Irak’ı işgaliyle, İsrail için bölgede yeni bir dönem başlamıştır. Bölgedeki neredeyse İsrail’e karşı çıkabilecek bütün ülkeler tarumar edilmiştir, dağıtılmıştır. Irak parçalanmıştır, Suriye parçalanmıştır, Yemen parçalanmıştır, Libya, Lübnan, Mısır, bütün buralarda çok vahim, büyük, kitlesel olaylar gerçekleşmiş ve ülkelerin iradesiz hale getirilmeleri temin edilmiştir.

    İsrail de şimdi diyor ki, “Tamam, bu aşamada zaten bana karşı çıkacak hiçbir ülke yok. Dolayısıyla ben de son vuruşumu gerçekleştireyim ve Arz-ı Mev’ud’a giden yolda belki de son adımı atmayı başarabileyim.” Bunun vermiş olduğu aşırı özgüvenle konuşuyor ve hareket ediyorlar. Aslında, İsrail’in en büyük gücü, İslam dünyasının ve bölge ülkelerinin darmadağınık olmaları, iradesiz olmaları ve inisiyatif kullanamamalarıdır. Bunun da ne kadar büyük bir güç olduğunu İsrail bu süreçte yaşıyor.

    “METİNDE KARARLILIK VAR AMA FİİLİ BİR ADIM ATILMADI”

    Örnek olarak İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi toplantısında; evet, metin olarak kararlı şeyler ortaya çıkmıştır ama sonuç itibarıyla fiili uygulamaya dönük olarak herhangi bir adım atılamamıştır. Rahmetli Kral Faysal’ın OPEC toplantılarında, petrol üretiminin azaltılmasıyla ilgili kararının o dönem yaşanan İsrail-Filistin sorununda ne büyük bir güç oluşturduğunu hatırlıyoruz. Arap dünyası ve İslam dünyası, elindeki stratejik imkanların hiçbirisini kullanamamaktadır. Büyün bu faktörleri yan yana getirdiğinizde yapbozun parçaları tamamlanıyor ve İsrail’in niye bu kadar büyük bir iştahla saldırdığını da daha iyi anlıyoruz. Dolayısıyla Mescid-i Aksa’nın kutsiyetini korumak, Filistin topraklarının vatan olarak korunmasını temin etmek için bedel ödemek de ne yazık ki bir avuç Filistinliye düşüyor. Çok ağır bir bedel ödüyorlar. Masum, kadın, yaşlı, çocuk insanlığın gözü önünde yeni bir katliam yaşıyor, yeni bir soykırım yaşıyor. Meselenin esas siyasi arka planı budur, bunu görmemiz lazım.

    “DÜNYA ÜÇÜNCÜ BÜYÜK SAVAŞA DOĞRU YOL ALIYOR”

    SORU: Bölgesel çatışmaya doğru evrilir mi? Böyle bir tehlike var mı?

    Esasında bakarsanız dünya üçüncü büyük savaşa doğru yol alıyor. Bugünkü yaşadığımız şartlar İkinci Dünya Savaşı’nın öncesindeki şartlara çok benziyor. Birinci ve ikinci dünya savaşları önce askeri savaşlar olarak başladı, sonra siyasi ve ekonomik savaşlar olarak devam etti. Şimdi üçüncü büyük gerilime doğru gittiğimiz bu süreçte, son 20 yılı gözden geçirdiğimiz zaman, vekalet savaşları veriliyor, yani ülkeler, oluşturdukları terör örgütleri üzerinden kendi bölgesel ve küresel hakimiyetlerini temin etmeye çalışıyorlar. Ticaret savaşları veriliyor, ticareti bir ekonomik savaş unsuru haline getiriyor. Dolayısıyla zaten sular her alanda, her bölgede ısınıyor.

    Henüz Ukrayna-Rusya arasındaki kriz çözülmemişken İsrail’in Gazze’deki saldırılarına, hem de bütün insanlık cephesinin vicdanını yaralayacak bir şekilde devam etmesi, çok yeni çatışmaları da doğurabilir. Onun için Türkiye olarak bizim beklentimiz, bir an evvel bu savaşın, İsrail’in saldırganlığının, İsrail’in bu tutumunun derhal sonlandırılması şarttır. Uluslararası camia, bölgesel ve küresel yeni çatışmaları istemiyorsa, onu önlemenin yolu olarak da Filistin’deki barışı, Filistin halkının hak ve hukukunu korunmasını başarmalıdır. Aksi takdirde bu mesele bölgesel savaşlar haline dönebilir, dünyanın başka yerinde yeni savaşların, çatışmaların fitilini ateşleyebilir. Yani biz güç sahibiyiz, istediğimiz yerde istediğimizi yaparız ve yaptırırız anlayışının artık dünyayı bir felakete doğru sürüklediğini, başta gücü elinde bulunduran ülkeler olmak üzere herkesin görmesi lazım.

    YÜZDE 50+1 DEĞİŞMELİ Mİ?

    SORU: İç politikada en sıcak mesele yüzde 50+1’in yeniden gözden geçirilip geçirilemeyeceği gibi duruyor. Sizin görüşünüz nedir bu konuyla ilgili?

    Şimdi aslında Türkiye’de esas itibarıyla değişen, Başbakanlık sistemidir. Yani Türkiye’de seçimler olur, ondan sonra başbakan, parlamentodaki çoğunluğuna göre belli oluyordu. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle seçim akşamı, Cumhurbaşkanı halk tarafından seçiliyor. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı da geçmiş dönemde başbakanın kullandığı yetkilerin hemen hemen tamamını kullanıyor. Bu anlamda başbakanlık sisteminden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kendi içerisinde, bu beş yıllık uygulamalar çerçevesinde revizyonlar yapılabilir. Tabii ki esas olan, Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden geri dönüş yoktur. Milletimiz üç seçimde de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini onaylamış. Hem anayasada hem de iki kez Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini dile getiren Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı seçerek bunu onaylamıştır. Zaten öyle zannediyorum ki, “Tekrar parlamenter sisteme dönelim” i talebi yakın vadede gündeme gelmeyecektir.

    Ama nihayetinde sisteme dair meseleleri tek tek konuşmak yerine; önümüzdeki dönemde yapmayı ümit ettiğimiz, bütün partilerden de olumlu katkı sağlamasını beklediğimiz, yeni anayasa çerçevesinde tartışılmasını daha doğru buluyorum. Aslolan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Türkiye’nin geleceğinde sürdürülebilirliğinin ve etkinliğinin sağlanmasıdır. 

    “ORAN TELAFFUZ ETMEYİ DOĞRU BULMUYORUM”

    SORU: Bir dönem yüzde 50+1 değil de yüzde 40 gibi oranlar telaffuz edilmişti. Sizce burada bir oran telaffuz edilmeli mi?

    Ben bir oran telaffuzunu şu aşamada doğru bulmuyorum. Dediğim gibi bu konunun da münferit bir konu olarak ele alınmasını doğru bulmam. Bu konunun, bir anayasa değişikliği kapsamında tartışılabilecek bir konu olduğunu düşünüyorum.

    MECLİS’TEKİ PARTİLERE ANAYASA ZİYARETLERİ

    SORU: Diğer siyasi partilerin genel başkanlarıyla da birtakım görüşmeleriniz oldu. Bu konulardaki yaklaşımlarına dair nasıl bir fikir edindiniz. Yani siz anladığımız kadarıyla bütün partilerin temsil edildiği bir komisyonda çalışmaların başlamasını arzu ediyorsunuz. Muhalefet partilerinde pozitif bir yaklaşım görüyor musunuz?

    Şimdi tabii bu ziyaretlerimin esas nedeni şudur. Partilerimizin grup başkanvekilleri, genel başkanları bazıları birkaç kere, Meclis Başkanı seçildiğimden bu yana hayırlı olsun ziyaretine geldiler. Ben de iadeiziyarette bulunuyorum.

    Partilerimizin çok farklı fikirleri olabilir, münakaşa edebilirler, uzlaşamayabilirler, çok derin tartışmalar içerisinde olabilirler. Ama siyasi partilerin hem ikili olarak hem çok taraflı olarak, meselelerini konuşabilecekleri gerçekten uygar ve olumlu zeminler oluşturulması lazım. Bunun için de esas çabamız, Meclis’te bu ortamın oluşturulabilmesi için iyi niyetli bir çabanın ortaya konulması… Doğru zemin ve doğru yöntemlerle konuları ele almak zorundayız. Burada da tabii ki nihayetinde anayasa çalışması öncelikle Meclis’in bir aritmetik meselesidir, yani bir aritmetiği bulmak durumundasınız. Ama bundan daha önemlisi partilerin anayasası olmaz, milletin anayasası olur. Yapacağımız anayasayı, milletin anayasası olacak şekilde, yani toplumun büyük çoğunluğunun kabul edeceği ittifakla, konsensüsle çıkarmamız lazım. Bunun için de partiler arasında iyi niyetli bir tartışma zeminin oluşmasına gayret sarf etmeliyiz. İnşallah başarabileceğimizi ümit ediyorum.

    BAHÇELİ’NİN YÜZDE 50+1 AÇIKLAMASI CUMHUR İTTİFAKI’NDA SIKINTIYA YOL AÇAR MI?

    SORU: Yüzde 50+1 konusu biz Endonezya’dayken çokça tartışıldı. Sayın Bahçeli ne diyecek, bu merak ediliyordu. Sayın Özgür Özel de partisinin grup toplantısında, ‘AK Parti’yle MHP arasındaki ilişkinin artık yürütülemediğini’ söylemiş. Öyle bir algı oluştu sanki, Sayın Cumhurbaşkanı bunu ifade ederek farklı bir süreç aralayabilir gibi nitelendirildi, değerlendirildi ama Sayın Bahçeli yüzde 50+1’e ciddi bir şekilde sahip çıktı. Bu Cumhur İttifakı’nda bir sıkıntıya yol açabilecek bir süreci aralar mı?

    Hayır açmaz. Başından itibaren Cumhur İttifakı’nı oluşturan AK Parti ile MHP arasında ve özelikle Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Bahçeli arasında karşılıklı saygıya dayalı fevkalade nitelikli bir diyaloğun sürdürüldüğünü görüyoruz. Bizim baştan beri söylediğimiz bir pazarlık ittifakı değil, bir ilke ittifakı olarak bugünlere geldi.

    Dolayısıyla bunu bir koalisyon, bir pazarlıkların ittifakı, bir al-ver meselesi olarak değil, Türkiye’nin milli meselelerinde, hemen hemen ana meselelerinin tamamına yakınında ortak fikirlere sahip olan iki farklı partinin ittifakı olarak görmemiz lazım.

    CAN ATALAY MESELESİ

    SORU: Can Atalay meselesinde yine sizin ne söyleyeceğiniz bekleniyor. Sayın Özgür Özel’in de size yönelik eleştirileri var.

    Meclis kimsenin görev vereceği bir yer değildir. TBMM, milli iradenin tecelligâhı olarak 85 milyon milletimizin bütün siyasi farklılıklarının yansıtıldığı, yasaların çıkartıldığı, hatta anayasayı bile değiştirilebilme kudretine sahiptir. TBMM, kendi gündemine sahiptir. Kendi öncelikleri içerisinde nerede, ne zaman, ne adım atılacağını bilir.

    CHP’NİN TBMM’DEKİ EYLEMİ

    SORU: CHP’nin TBMM Genel Kurulu’ndaki eylemi devam ediyor. Neler söylemek istersiniz?

    Bunlar Meclis’te daha önce de yaşanmış konulardır. Bizim arkadaşlardan beklentimiz, Meclis’te her türlü görüşü söylesinler. Ama Meclis, böyle sanki sokakta bir protesto eylemi yapar gibi oturma eylemlerinin yapılabileceği, pankartların açılarak sloganlarla birtakım gösterilerin yapılabileceği bir yer değildir. Meclis’te milletvekillerimiz olabildiğince özgür bir şekilde kendisine anayasanın vermiş olduğu kürsü masuniyetini de kullanarak her türlü konuşmayı yapabilir. Ama bu oturma eylemlerinin bir an evvel sonlandırılmasını ümit ederim. Bunun, bu eylemi yapan arkadaşlarımıza da bir katkısı, bir faydası olmayacağını düşünüyorum.

    KAYNAK: HABER7

    Kaynak: Haber7.com

  • Netanyahu ‘teslim olmak’ demişti! İsrail ateşkese böyle mahkum oldu

    Netanyahu ‘teslim olmak’ demişti! İsrail ateşkese böyle mahkum oldu

    •    HABER7

    7 Ekim’den bu yana Gazze’de ağır bombardıman gerçekleştiren İsrail yönetimi sıkışınca ateşkese gitti. Savaşın başladığından bugüne kadar İsrail’in Gazze’ye saldırılarını durdurmasının “Hamas’a ve teröre teslim olmak anlamına geldiğini” savunan Netanyahu, şartların değişmesi sonrası ‘ateşkes’ kararı almak zorunda kaldı. 

    İsrail’in Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda ölenlerin sayısı 14 bin 532’ye, saldırılarda ölen çocuk sayısı ise 6 bini aştı. Filistin’de soykırıma imza atan İsrail yönetimi, uzun zamandır dayattığı ‘ateşkes olmayacak’ kararından ise değişen şartlar nedeniyle vazgeçmek durumunda kaldı. 

    NETANYAHU ‘ATEŞKES TESLİM OLMAK’ DEMİŞTİ

    Savaşın başından bu yana İsrail’in Gazze’ye saldırılarını durdurmasının “Hamas’a ve teröre teslim olmak anlamına geldiğini” savunan ve “İsrail bir ateşkese razı olmayacak. İsrail, kimin yanında yer aldığına bakmaksızın kazanana kadar bu savaşı sürdürecek.” diyen Netanyahu, ateşkesi kabul etti. Savaş başladığından beri dini referans göstererek katliam yapan Netanyahu, “Şimdi savaş zamanı.” açıklamalarının ardından kendi vatandaşları ve dünyadan gelen baskılara dayanamadı.

    İSRAİL ATEŞKESE MAHKUM KALDI

    Ateşkes için ‘Asla’ diyen İsrail’i ‘ateşkes’e zorlayan şartlar içinse 5 madde ortaya koyuluyor. Analizlere göre, Netanyahu’nun 47 gün sonra geçici ateşkese ‘evet’ demesinde şu maddeler etkili oldu;

    • İsrail kamuoyunun ve rehine ailelerinin Netanyahu’ya baskı ve eleştirileri zirve yaptı.
       
    • ABD kamuoyunun İsrail’e verdiği destek geriledi. Yüzde 68 ateş- kes ve müzakere’ dedi. 
       
    • İsrail’e yönelik uluslararası kamuoyunun öfkesi her geçen gün yükselmeye başladı.
       
    • İsrail’in akıllı bomba stoğu tükendi ve Demir Kubbe hava savunma sisteminin Hamas’ın fırlattığı roketlere karşılık atacağı füzesi kalmadı.

       

    • Rehine kurtarma operasyonlarının hepsi fiyaskoyla sonuçlandı.. rehinelerin hastane tünellerinde tutulduğunu zannederek sağlık tesislerine kanlı baskınlar düzenleyen ancak tünel veya esir bulamayarak hüsrana uğrayan israil, son çare olarak ateşkes ve esir takasına razı oldu.

    REHİNE TAKASI ERTELENDİ

    Anlaşmaya göre İsrail ile Hamas arasındaki tehine takası bugün gerçekleştirilecekti. Ancak rehine takasının tarihi İsrail tarafından değiştirildi. İsrail Başbakanlık Ofisinden yapılan açıklamada, rehine takasının cuma gününden önce gerçekleşmeyeceği belirtildi. Takasın varılan anlaşmaya uygun olarak yapılacağı ifade edildi. İsrailli yetkililer ilk olarak, esir takasının bu sabah Türkiye saati ile 11’de başlayacağını duyurmuştu.
    Edinilen bilgiye göre, rehinelerinin Endonezya Hastanesi’nde olduğunu sanan İsrail yönetimi bugün hastaneye operasyon düzenleyecek. 

    Kaynak: Haber7.com

  • Ateşkes ertelendi, İsrail tehdit etti: Zafer kazanana kadar devam edeceğiz

    Ateşkes ertelendi, İsrail tehdit etti: Zafer kazanana kadar devam edeceğiz

    Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan Filistinli yetkili, İsrail’in ateşkesi ve rehine takasını ertelediğini söyledi. Yetkili, bu sabah başlaması beklenen ateşkesin, “İsrailli rehinelerin isimleri ve serbest bırakılma yöntemleri” nedeniyle ertelendiğini belirtti. Söz konusu ateşkes anlaşmasının, cuma günü yani yarın devreye gireceği kaydedildi.

    İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden akşam yapılan açıklamada da ateşkesin ertelendiği kaydedilmişti.

    HASTANEYİ 4 SAATTE BOŞALTMA İSTEĞİ

    Öte yandan, Al Jazeera televizyonuna bilgi veren Gazze’deki Sağlık Bakanlığı Genel Müdürü Munir al-Bursh, İsrail’in Gazze’nin kuzeyindeki Endonezya Hastanesi’nin 4 saat içinde boşaltılmasını istediğini belirtti.

    Hastanede yaklaşık 200 kişinin bulunduğunu aktaran al-Bursh, dün 450 hastanın hastaneden ayrıldığını bildirdi. Bursh, hastanede defnedilemeyen 65 cenazenin bulunduğunu, bunların 50’sinin 10 günden uzun süredir hastane bahçesinde beklediğini ifade etti.

    ŞİFA HASTANESİ MÜDÜRÜ VE BAZI DOKTORLAR TUTUKLANDI

    İsrail güçlerinin, Gazze’deki Şifa Hastanesi Müdürü Muhammad Abu Salmiya ve beraberindeki bazı doktorları tutukladığı açıklandı. Şifa Hastanesi, Gazze’nin en büyük hastanesi konumunda. 7 Ekim’den sonra başlayan İsrail saldırılarının ardından hastane sivillere sığınak olmuş durumda. O yüzden hastane, “Gazze’nin atan kalbi” olarak tanımlanıyor.

    İSRAİL: SAVAŞI SONLANDIRMIYORUZ

    Geçici ateşkes cuma gününe ertelenirken İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Herzi Halevi, ordunun “savaşı bitirmediğini” söyledi. İsrailli general, “Savaşı sonlandırmıyoruz. Zafer kazanana kadar devam edeceğiz, ilerleyeceğiz ve Hamas’ın diğer bölgelerinde de devam edeceğiz.” dedi.

    KAYNAK: HABER7

    Kaynak: Haber7.com

  • İsrail neden ateşkese razı oldu? İşte 4 neden

    İsrail neden ateşkese razı oldu? İşte 4 neden

    BARTU EKEN – KANAL7 DIŞ HABERLER SERVİSİ

    İsrail, Hamas’ın başlattığı “Aksa Tufanı” operasyonu sonrası Gazze’de eşi benzeri görülmemiş bir katliama imza attı.

    Kadın ve çocukların ağırlıkta olduğu binlerce sivil acımasızca katledildi.

    Tahliye adı altında Gazzelilerin yurtlarından edildiği binalar vuruldu, sözde tahliye sırasında sivil konvoylara saldırılar ve tutuklamalar yapıldı.

    Önce Şifa Hastanesi altındaki karargah yalanı ortaya çıktı ardından barbarca saldırılar dünya çapında tepki topladı.

    Peki İsrail geçici ateşkese neden razı oldu?

    Bunun temelde dört sebebi olduğu değerlendiriliyor. Bu sebeplerin askeri, ekonomik, iç siyaset ve dış politika olduğu ifade ediliyor.

    GAZZE’NİN DİRENİŞİ DÜNYAYA ÖRNEK OLDU

    İşgal ordusunun başlattığı kara operasyonunun ardından, askeri analistler Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el Kassam Tugayları’nın şehir savaşına hazırlıklı olduğunu belirtiyor.

    Kilometrelerce uzunluktaki tünellerin arasından çıkan Kassam üyeleri İsrail’in kara operasyonundaki temel gücü olan tankları ve zırhlı araçları hedef alıyor.

    İşgal edilen bölgelerde dar sokakların bulunması ve buralarda İsrail askerlerinin de konumlanması siyonist ordunun topçu atışlarını ve hava saldırılarını zorlaştırıyor.

    Art arda yayınlanan Hamas videolarıyla beraber yapılan değerlendirme, durumun İsrail için iç açıcı olmadığını ve sözde yenilmez ordu imajının çizildiğine işaret ettiği yönünde.

    İsrail ordusunun yeniden organize olabilmesi için zamana ihtiyacı olduğu aktarılıyor.

    Bu durumun Hamas için de savunma noktasında yeniden toparlanmasına yardımcı olacağının altı çiziliyor.

    SAVAŞ İSRAİL EKONOMİSİNİ ZORLUYOR

    Ekonomistler, İsrail’in gurur kaynağı olan ekonomisinin istikrarını tehdit eden büyük bir faturanın varlığının, aşırı sağcı Netanyahu yönetiminin elini zorladığına vurgu yapıyor.

    Nitekim Tel Aviv Borsası’nda büyük İsrail şirketlerinin değerlerinde yüzde 25’i aşan oranlarda keskin bir düşüş tespit ediliyor.

    Ülkenin en büyük 5 bankasının geniş çapta değer kaybettiği görülüyor.

    Çatışmalarla beraber göreve çağrılan yedek askerlerin yalnızca maaşlarının finansman maliyeti aylık bir milyar doları bulduğu ifade ediliyor.

    Yedeklerin göreve çağrılmasından etkilenen en mühim sektörün ülke ekonomisinin omurgasını oluşturduğu ifade edilen modern teknoloji alanı…

    Bu sektörde çalışanların yüzde 30’u işi bırakmış durumda.

    İsrail için savaşın günlük maliyeti 250 milyon dolara ulaşıyor.

    Çatışmaların başlamasından itibaren savaşın İsrail’e maliyeti ise yaklaşık 80 milyar dolar.

    Bu çerçevede yapılan geçiçi ateşkesle beraber İsrail 1 milyar dolarlık bir maliyetten kurtuluyor.

    NETANYAHU İKTİDARI SARSILIYOR

    Analistlere göre, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu savaşın başlangıcından itibaren zor günler geçiriyor.

    Esirlerin aileleri yakınlarının bir an önce kurtarılmasını istiyor.

    İsrail bombardımanları yüzünden hayatını kaybeden esirlerin de olduğu biliniyor.

    Dolayısıyla her gün düzenlenen protestolarla Netanyahu görüşmelere zorlandı.

    Netanyahu’nun karşısında savaş aleyhtarı muhalefete ek olarak kendi hükümeti içinden de tepkiler var.

    Aşırı sağcı İsrail Kamu Güvenliği Bakanı Itamar Ben-Gvir sürecin başından beri istihbarat birimlerini suçluyor ve denge politikası yürütmeye çalışan Netanyahu’yu hedef alıyor.

    Siyonist liderin ülke içindeki iç dengelerden dolayı da “bir mola kararı” almak zorunda kaldığının altı çiziliyor.

    DÜNYANIN TAVRI DEĞİŞMEYE BAŞLADI

    Jeopolitik üzerine çalışan uzmanlar, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının başlamasının ardından dünya devletlerinin konu hakkında üç farklı tutum benimsediğini belirtiyor.

    Başta Türkiye olmak üzere, Rusya, İran, Suriye, Irak, Brezilya, Şili, Kolombiya, İrlanda gibi işgalin karşısında duran ülkeler.

    Washington yönetiminin önderliğinde Birleşik Krallık, Fransa, Almanya gibi katliamları görmezden gelen ve “İsrail’in kendini savunmaya hakkı vardır” doktrinin paylaşan devletler.

    Ve son olarak tarafsız kalarak üçüncü bir yol seçen hükümetler…

    Teknolojinin gelişmesiyle beraber daha önceki katliamlardan farklı olarak, hangi savaş suçu işlendiyse milyonlarca kişi saldırıları izleme olanağına erişti.

    Milletlerin fertleri katliamları canlı yayınlardan takip etti.

    İnsanlık trajedisine şahit oldu.

    Bundan dolayı protesto yürüyüşleri gerçekleştirildi, İsrail’e destek veren yönetimlere baskı yapıldı.

    Tüm bunların ardından söylemler değişmeye başladı.

    ABD sivil hassasiyetine dikkat edilmesi gerektiği açıklamalarında bulundu.

    İşgalin başında İsrail’e tam destek açıklaması yapan Fransa Gazze’deki insani duruma dikkat çekti, sivillere yardım ulaştırılması gerektiğini aktardı.

    Böylece Gazze’yi toptan ilhak etmeyi amaçlayan İsrail “bir süre de olsa” duraklama kararı aldı.

    Analistler ilerleyen günlerde bu baskıların daha da artacağını ve Hamas yönetimi olmadan kalıcı bir ateşkesin sağlanması için görüşmelerin yürütüleceğini değerlendiriyor.

    Kaynak: Haber7.com

  • Ateşkes ertelendi, İsrail tehdit etti: 4 saate hastaneyi boşaltın

    Ateşkes ertelendi, İsrail tehdit etti: 4 saate hastaneyi boşaltın

    Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan Filistinli yetkili, İsrail’in ateşkesi ve rehine takasını ertelediğini söyledi. Yetkili, bu sabah başlaması beklenen ateşkesin, “İsrailli rehinelerin isimleri ve serbest bırakılma yöntemleri” nedeniyle ertelendiğini belirtti. Söz konusu ateşkes anlaşmasının, cuma günü yani yarın devreye gireceği kaydedildi.

    İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden akşam yapılan açıklamada da ateşkesin ertelendiği kaydedilmişti.

    HASTANEYİ 4 SAATTE BOŞALTMA İSTEĞİ

    Öte yandan, Al Jazeera televizyonuna bilgi veren Gazze’deki Sağlık Bakanlığı Genel Müdürü Munir al-Bursh, İsrail’in Gazze’nin kuzeyindeki Endonezya Hastanesi’nin 4 saat içinde boşaltılmasını istediğini belirtti.

    Hastanede yaklaşık 200 kişinin bulunduğunu aktaran al-Bursh, dün 450 hastanın hastaneden ayrıldığını bildirdi. Bursh, hastanede defnedilemeyen 65 cenazenin bulunduğunu, bunların 50’sinin 10 günden uzun süredir hastane bahçesinde beklediğini ifade etti.

    ŞİFA HASTANESİ MÜDÜRÜ VE BAZI DOKTORLAR TUTUKLANDI

    İsrail güçlerinin, Gazze’deki Şifa Hastanesi Müdürü Muhammad Abu Salmiya ve beraberindeki bazı doktorları tutukladığı açıklandı. Şifa Hastanesi, Gazze’nin en büyük hastanesi konumunda. 7 Ekim’den sonra başlayan İsrail saldırılarının ardından hastane sivillere sığınak olmuş durumda. O yüzden hastane, “Gazze’nin atan kalbi” olarak tanımlanıyor.

    KAYNAK: HABER7

    Kaynak: Haber7.com

  • İsrail’e nükleer uyarı geldi: Çağrıyı tekrarlıyorum!

    İsrail’e nükleer uyarı geldi: Çağrıyı tekrarlıyorum!

    Hangi ülkenin kaç nükleer silahı var? İşte o sıralama

    İsrail’in abluka altındaki Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları devam ederken İsrail ordusunun elindeki nükleer silahlar tartışmaya neden oldu. İsrail’den gelen nükleer silah tehditlerinin ardından Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’ndan (UAEA) açıklama yapıldı.

    İsrailli aşırı sağcı Miras Bakanı Eliyahu, geçtiğimiz günlerde katıldığı bir radyo programında nükleer bomba kullanmanın Gazze’ye yönelik olasılıklardan biri olduğunu söylemişti. Eliyahu, “Gazze’ye nükleer bomba atabiliriz.” tehdidinde bulundu. Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki ise UAEA Başkanı Rafael Mariano Grossi’ye İsrail’in Gazze’ye yönelik nükleer silah kullanılması yönündeki tehditlerini etkisiz hale getirecek tedbirler alınmasını istedi.

    İSRAİL’E NÜKLEER SİLAH UYARISI
    Rafael Mariano Grossi, İsrail’e çağrıda bulundu. Grossi “Orta Doğu’da İsrail dahil bütün ülkelere Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na katılmaları için çağrı yapmıştık, bu çağrıyı tekrarlıyorum” dedi.

    Grossi, İsrailli yetkilinin Gazze’de atom bombası kullanma açıklaması için “Ciddiyetsiz hiçbir konuşma kesinlikle kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

    Kaynak: Haber7.com

  • İsrail’e tepki gösteren işinden oluyor

    İsrail’e tepki gösteren işinden oluyor

    Dünyanın dört bir yanında katil İsrail devleti tarafından soykırıma uğrayan Gazzeliler için tepkiler yükselirken, bu tepkileri önleyemeyen İsrail ve bir numaralı destekçisi ABD, katliamlara ses çıkaranları çalıştıkları sektörlerden uzaklaştırarak gözdağı vermeye çalışıyor. Dünyanın en büyük sinema sektörü Hollywood’da çalışan aktör ve aktrisler ise hem ulaştıkları kitlelerin çokluğu, hem de duruşlarından ödün vermemeleri nedeniyle hedef tahtasının en ortasına koyuldu.

    AJANS DOĞRULADI

    Filistinle ilgili paylaşımları dünyada oldukça ses getiren Oscar ödüllü oyuncu Susan Sarandon, çalıştığı yetenek ajansından uzaklaştırıldı. Time dergisinin haberine göre, çalıştığı yetenek ajansı “United Talent Agency (UTA)”, Filistin’e destek açıklaması yapan Sarandon ile yollarını ayırdı. Haberde UTA sözcüsünün iddiaları doğruladığı belirtilirken kararın, Sarandon’ın son zamanlarda katıldığı Filistin destekçisi eylemlerin ardından gelmesi dikkati çekti.

    HEM EYLEME KATILDI HEM PAYLAŞIM YAPTI

    Sarandon’ın katıldığı eylemlerde, “Şu anda Yahudi olmaktan korkan pek çok insan var ve bu kişiler bu ülkede Müslüman olmanın nasıl bir şey olduğunu hissediyorlar” ifadesini kullandığı belirtildi. Sarandon daha önce de sosyal medya hesabından, “Gazze’de olanları önemsemeniz için Filistinli olmanıza gerek yok. Filistin’in yanındayım. Herkes özgür olana kadar kimse özgür değildir.” değerlendirmesinde bulunmuştu.

    FİLM KADROSUNDAN ÇIKARILDI

    Time’ın haberinde ayrıca, Meksikalı oyuncu “Çığlık 6”, “In the Heights”, “Carmen” gibi yapımlarla tanınan Meksikalı oyuncu ve şarkıcı Melissa Barrera’nın, sosyal medyada İsrail-Hamas savaşıyla ilgili yorumları nedeniyle “Çığlık 7” filminden kovulduğu açıklandı. Instagram hesabından yaptığı paylaşımlarda Barrera, terör devleti İsrail’in Gazze’nin suyunu ve elektriğini kestiğini, Gazze’ye herhangi bir yardımın ulaşmasını izin verilmediğini gösteren gönderileri paylaşarak, o gönderilere, “İnsanlar tarihimizden hiçbir şey öğrenmedi. Ve tıpkı tarihlerimiz gibi, insanlar hala sessizce tüm olanları izliyor. Bu soykırım ve etnik temizliktir” notlarını düştü.

    Freeze Corleone

    Rapçi Corleone’nun konseri iptal edildi

    Sadece ABD’de değil, Avrupa’da da Filistin’e destek veren sanatçıların etkinlikleri iptal ediliyor. Hükümeti İsrail’e büyük destek veren Fransa’da, Filistin’e verdiği destekle bilinen rapçi Freeze Corleone’nun başkent Paris’teki konseri iptal edildi. Le Parisien’in haberine göre, Paris Emniyet Müdürlüğü, Senegal kökenli Fransız rapçi Corleone’un 25 Kasım’daki konserini “7 Ekim sonrası jeopolitik şartlar” gereği iptal ettiğini açıkladı. Açıklamada, şarkılarında “Yahudi karşıtı referansları” olduğu öne sürülen rapçinin konserinin “kamu güvenliğini” tehlikeye atabileceği savunuldu. Paris Savcılığı, 2020’de şarkı sözleri “Yahudi karşıtı” bulunan Corleone hakkında, nefret söylemi yaptığı suçlamasıyla soruşturma açmıştı.

    Sahneden barış çağrısı

    Avrupa’nın önemli organizasyonlarından olan 2023 BAFTA İskoçya Ödül Töreni’nde ödül alan sanatçılar İsrail’in katliamlarına tepki gösterdi. İskoçya’daki ödül töreninde Mısırlı Aktör Amir El Masry ile 2 ödül kazanan Eilidh Munro ve Finlay Pretsell, sahnede Filistin’e destek mesajı göndererek herkesi bu katliama karşı sesini yükseltmeye çağırdı.

    HERKES SESİNİ KULLANSIN

    Yönetmen Eilidh Munro teşekkür konuşmasında, “Bu gece bu fırsatı kullanarak Filistinlilerle dayanışma içinde olduğumuzu söylemek istiyoruz. Kurumlar ve hükümetler üzerinde baskı oluşturalım ve ateşkes isteyelim. Film yapıcıları ve sanatçılar olarak herkes sesini kullansın” derken, Munro ile birlikte sahnede olan Finlay Pretsell de “Sessiz olmayı reddediyorum. Hemen ateşkes” yazılı bir kağıt tuttu.

    BBC TV’DE GÖSTERMEDİ!

    Mısırlı aktör Amir El Masry ise, “Kalbimin şu an Gazze’de acı çeken tüm kadın, erkek ve çocuklarla birlikte olduğunu söylemek istiyorum. Umalım ve dua edelim ki bölgede barış ve yakın zamanda bir ateşkes görelim” diye konuştu. BBC, ödül töreni esnasında Filistin’e destek çağrılarının yapıldığı kısımları yayın akışına eklemedi.

    KAYNAK: Yeni Şafak

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com