Etiket: Türkiye

  • Uzay yolculuğunda bir gün rötar

    Uzay yolculuğunda bir gün rötar

    İlk astronotumuz Alper Gezeravcı’nın dün başlaması planlanan uzay yolculuğu 1 gün ertelendi. Gezeravcı ile 3 mürettebatı taşıyan Axiom Mission 3 uzay aracı, bu gece 00.49’da uzaya fırlatılacak. Ertelemeye ilişkin uzay taşımacılığı şirketi SpaceX’ten yapılan açıklamada, “Ax-3 misyonunun ISS’ye fırlatılması için şimdi 18 Ocak Perşembe gününü (bugün) hedefliyoruz. Bu ilave süre ekiplere uçuş öncesi son kontrolleri tamamlama ve araç üzerindeki verileri analiz etme imkanı verecek.” ifadeleri kullanıldı.

    HEYECANIMIZI KORUYALIM

    Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ise erteleme süresinde fırlatma ile ilgili test ve kontroller gerçekleştirileceğini ifade etti. Kacır şunları kaydetti: ”Bize ifade edilen doğrudan bir sorun yok. Alt kontrollerin tamamlanması için ek zamana ihtiyaç duyulduğu iletildi. Aslolan güvenlik içinde fırlatmaların gerçekleştirilmesidir. Heyecanımızı korumamız lazım. Hem havacılıkta hem uzayda tam güvenliktir. Ben milletimizin coşku içinde olduğunun farkındayım. Ümit edelim ki yarın (bugün) kontroller tamamlanmış olsun ve fırlatma gerçekleşmiş olsun.”

    Amca bana yıldız getir

    Türkiye’nin ilk uzay yolcusu Alper Gezeravcı’nın ailesi fırlatma heyecanını yaşamak için ABD’ye gitti. Gezeravcı’nın ailesi, oğullarının sağ salim dönmesini dilerken yanında fotoğrafını götüreceği yeğeni Karan Gezeravcı ise “kanka” dediği amcasından “yıldız” getirmesini istedi.

    KENDİSİYLE HEP GURUR DUYDUM

    Alper Gezeravcı’nın babası Ali Gezeravcı, Cumhuriyet’in 100. yılında oğullarının astronot olarak bu görevi üstlenmesinden dolayı mutluluk duyduklarını söyledi. Oğlunun uzaya gideceğini öğrendiklerinde mutluluk gözyaşları döktüklerini vurgulayan Gezeravcı, “Akrabalarımız, sevdiklerimiz duyduklarında bizzat arayarak, ziyaretimize gelerek bizi onurlandırdılar. Bazı ilkokul öğrencileri de ‘Astronot amcamızı görmeye geldik’ diyerek evimize geldiler. Alper, F-16 pilotu olduğu için kendisiyle hep gurur duydum ancak astronot olacağı için de çok mutluyum. Allah başarılarını daim etsin” diye konuştu.

    ÇOCUKKEN KAFAYA KOYMUŞTU

    Anne Sıdıka Gezeravcı da oğlunun çok heyecanlı, akıllı ve çalışkan bir çocuk olduğunu vurgulayarak, 5 yaşlarında pilot olmak istediğini söylediğini aktardı. Kendisine sürekli “Anne ben büyüyünce pilot olacağım. Uçak süreceğim” dediğini anlatan anne Gezeravcı, “İlk başta inanmamıştım. Hayalimden geçmiyordu ama o bunu gerçekleştirdi. Biz onun astronot olacağını tüm Türkiye ile birlikte öğrendik. Bize de sürpriz yaptı. Çok iyi sır tutar. Başarıyla gidip gelmesi için dua ediyorum” ifadelerini kullandı. Gezeravcı, oğlunun uzaya yanında götüreceği Yörük kültürüne ait objeler hakkında da bilgi sahibi olmadığını belirterek, onu da Türkiye ile aynı anda öğreneceklerini söyledi.

    KARİYERİMİ YÖNLENDİRDİ

    Kardeşi Murat Gezeravcı da pilot olmaya ağabeyi sayesinde karar verdiğini anlattı. Pilotluk mesleğini seçim sürecinde ağabeyinin kendisine çok yardımcı olduğunu söyleyen Gezeravcı, “Kariyer çizgimi yönlendirdi. Uzay benim hedeflerim arasında hiç olmamıştı ama ağabeyim bu perdeyi araladı” ifadelerini kullandı.

    ROKET KOLTUĞUNA OTURACAĞIZ

    Amcasına ‘kanka’ diyen Karan Gezeravcı, uzaydan yıldız getirmesini istedi. Gezeravcı kendisinin de uzaya gitmek istediğini belirterek, “Kankam ile roket koltuğuna oturacağız” dedi.

    Emine Erdoğan

    Büyük bir mutluluk

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Türkiye’nin ilk uzay yolcusu Alper Gezeravcı’yı tebrik ederek, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yapacağı çalışmalarda başarılar diledi. “GururDuyTürkiye” etiketiyle sosyal medyadan paylaşım yapan Emine Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: “Milli Uzay Programı kapsamında, Türkiye’nin ilk uzay yolculuğunu gerçekleştirecek olan Alper Gezeravcı’yı gönülden tebrik ediyor, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda icra edeceği çalışmalarında başarılar diliyorum. Al bayrağımızı ufkun ötesinde dalgalandıracak olmak, hayali kurulan bir hedefe daha ulaşmak, hepimiz için büyük bir gurur ve mutluluk. Bu tarihi yolculuğun Türkiye Yüzyılı vizyonu ışığında nice ilklere vesile olacağına inanıyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.”

    Uzay provası

    Ax-3 uzay misyonunun fırlatmadan önce yaptığı provalara ilişkin bir görüntü sosyal medyadan paylaşıldı.

    Heyecanla bekliyorlar

    Gezeravcı’nın uzayda yapacağı 13 deney arasında projeleri yer alan Muş Bilim ve Sanat Merkezi öğrencileri, Gezeravcı’nın yolculuğunu heyecanla bekliyor.

    KAYNAK: Yeni Şafak

  • Bakan Şimşek’ten ÖTV ve KDV açıklaması: Artış olmayacak

    Bakan Şimşek’ten ÖTV ve KDV açıklaması: Artış olmayacak

    Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, katıldığı canlı yayında ekonomi gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

    Bakan Şimşek, “Ana hedefimiz enflasyonda tek hane. OVP çerçevesinde bütçe açığımızı daha da azaltacağız” dedi.

    Şimşek, “Türkiye’nin rekabet gücünü artıracak bir programa odaklanmış durumdayız” ifadelerini kullandı.

    “CDS’ler Türkiye’de Mayıs ayında 700’ün üzerine çıkmıştı” diyen Bakan Mehmet Şimşek, “Dün itibarıyla 330 civarına indi. Diğer ülkelerde durum nasıl. Haziran-Kasım arasında gelişmekte olan ülkelerin CDS’leri ortalama 45 baz puan düşerken Türkiye’de 370 baz puan düştü” dedi.

    Dolar kuruna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bakan Şimşek,Kur oynaklığı mayıs ayında neredeyse yüzde 57 civarındaydı. Kasımda bu 8’in altına düştü. Kur oynaklığı bir bant olsa Türkiye şu anda kur oynaklığının en düşük olduğu ülkelerden birisi haline geldi. Bu programa güven var, ilgi var” bilgilerini paylaştı.

    Kur Korumalı Mevudat hesaplara ilişkin de konuşan Şimşek, KKM bir koşullu yükümlülüktü devlet için. Bunun zamanla tabi ki bitirilmesi gerekiyor. Buna yönelik çalışmalarımıza başladık” dedi.

    Bakan Şimşek, “Bütçeyi düzeltmek için KDV, akaryakıtta ÖTV gibi enflasyonu artıran vergi artışlarına gittik. Bu vergi artışları tekrarlanmayacak, gelecek sene sistemden çıkmış olacak” ifadelerini sözlerine ekledi.

    Bakan Şimşek’in açıklamalarından satır başları:

    Büyüme güçlü ve ne kadar önümüzdeki dönemde yavaşlama ihtimali varsa da 2023’e ilişkin OVP’ye ilişkin paralel gidiyor. Programda yüzde 4,4’lük büyüme öngörmüştük, küresel büyüme yüzde 3. Dolayısıyla küresel büyümenin 1,5 katı hızlı büyüyor olacağız. İstihdam artışı çok güçlü.

    ‘BÜYÜME YENİDEN DENGELENMEYE BAŞLADI’

    Büyümenin yeniden dengelenmesi. Burada da yeniden dengelenme başladı. Net ihracatın etkisi örneğin bir önceki çeyrekte – 4.9’du. Şimdi onun negatif etkisi azaldı, -2,6’ya düştü. İç talebin etkisi daha önce yüzde 8,8’di, 8,5’e geriledi.

    “BU ÇOK ANLAMLI VE CESARET VERİCİ”

    Daha kaliteli büyümeyi sağlamak programın amacı. Bu çok anlamlı ve cesaret verici. Bizim OVP’nin hedefi kalite noktasında da hedeflerimizi gerçekleştirmek. İç talep daha ılımlı hale dönerken net ihracatın etkisinin olumluya dönmesini bekliyoruz. Böylece daha sürdürülebilir yüksek büyüme patikasına girmiş olacağız. Fiyat istikrarını sağlayarak yapacağız, enflasyonu tek haneye düşürerek yapacağız. Yüksek sürdürülebilir büyümeyi sağlayabiliriz. Verimlilik artışı doğru yatırım ve reformlarla olur. Büyümenin iki ana motoru bir taraftan verimlilik artışı bir taraftan da fiyat istikrarını sağlayacak var olan imkanları üretken imkanlara kanalize ederek verimliliğin yüksek tutulması.

    “BUNA HAZIRLIKLI OLMAMIZ LAZIM”

    Büyümenin beklenenden yüksek çıkması olumlu, dengelenme olumlu ama bu yeterli değil. Önümüzdeki dönemde büyüme bir miktar yavaşlayacak, buna hazırlıklı olmak lazım. OVP ile yüksek sürdürülebilir patikasına girmeyi başaracağız.

    “TÜRKİYE’NİN REKABET GÜCÜNÜ ARTIRMAK İSTİYORUZ”

    OVP Eylül ayında başlatıldı. OVP’nin birkaç önemli bileşeni ve hedefi var. Birinci bileşen dezenflasyon programı. Enflasyonu önce kontrol altına alıp sonra tek haneye indirecek bir program. En önemli bileşen fiyat istikrarıdır. Enflasyonun düşürülüp tek hanede tutulmasıdır. Hedefimiz bu sene enflasyon kontrol altına almak, gelecek sene yüzde 34’e indirmek, 2025-2026’da tek haneye düşürmek. Para politikasında rasyonelleşmeye gittik. Bozulan fiyatlama davranışlarını düzeltmek için para politikasında iyileştirmeye gittik. MB burada gerekeni yapıyor. Depreme rağmen mali disiplini tesis etme çabamız var. Mali disiplin noktasındaki duruşumuz hükümetlerimiz döneminde çok güçlü. Bütçe açığının milli gelire oranı yüzde 2,4. Bu açığın deprem nedeniyle yüzde 6,4’e kadar büyümesini öngördük. Gelir performansımız çok daha güçlü. Harcamalarda da çok tutumlu davranıyoruz. İkisinin bileşeni olarak bütçe açığı OVP’de öngörülenden biraz daha düşük olabilir. Üçüncü hedef yapısal reformlar. Reformları yaparak Türkiye’nin hareket gücünü artırmak istiyoruz.

    “KKM’NİN ZAMANLA BİTİRİLMESİ GEREKİYOR”

    90’lı yıllara giderseniz büyümemiz çok düşük, enflasyon yüksek ve oynak. 2000’li yıllarda büyüme 90’lı yılların 2 katına çıkıyor, enflasyon tek haneye düşürülmüş ve oynaklık azaltılmış. İş alemi önünü görebiliyor. Bütçe açığını milli gelire göre yüzde 3’ün altına düşüreceğiz. Enflasyonu kontrol altına alacak büyümede dengelenme lazım. Rezervlerin güçlendirilmesi. Türkiye’nin uluslararası rezervlerini daha da güçlendireceğiz. Geniş anlamda rezervlerin vadesi bir yıldan az olan dış borçlarına oranını 1’e doğru yükseltmek. Şu an 0,84 civarındayız, bunu 1 düzeyine çıkarmak istiyoruz. Kısa vadeli borçların çok üzerine çıkarmak istiyoruz. Burada KKM’den çıkış. KKM bir koşullu yükümlülüktü devlet için. Bunun zamanla tabi ki bitirilmesi gerekiyor. Buna yönelik çalışmalarımıza başladık. KKM’nin azaltılması konusunda ilerleme sağlıyoruz, önümüzdeki dönemde ilave adımlar atabiliriz.

    “CDS’LERDE CİDDİ DÜŞÜŞ VAR”

    Bu program çalışıyor, iş tutarlılığı, güvenilirliği var. İnanç artıyor. Bazı soru işaretleri yok mu var, bu olur. Türkiye’nin küresel risk algısı düşüyor. En önemli göstergesi risk primidir, CDS diyorlar. CDS Türkiye’de literatüre girmiş durumda. Bu çok teknik bir terim. CDS, bir ülkenin iflasına karşı sigortalamanız gerekiyorsa sigorta prim düzeyini ima eden enstrüman. CDS’ler Türkiye’de Mayıs ayında 700’ün üzerine çıkmıştı. Dün itibarıyla 330 civarına indi. Diğer ülkelerde durum nasıl. Haziran-Kasım arasında gelişmekte olan ülkelerin CDS’leri ortalama 45 baz puan düşerken Türkiye’de 370 baz puan düştü. Türkiye’de muazzam bir düşüş var, Türkiye’nin risk algısı iyileşiyor. Programa ciddi bir güven var. Sermaye girişi başladı. Ocak-Mayıs döneminde Türkiye portföy akımlarına baktığınızda net olarak 2,9 milyar dolarlık çıkış olmuş. Halbuki Haziran-Eylül döneminde 5 milyar dolarlık net artış var. Bu çok ciddi bir rakam. Sermaye girişi güçlendi. Eylül ayında yanlış hatırlamıyorsam gelişmekte olan ülkelerden 14 milyar dolar çıkış varken, Türkiye’ye giriş var. Ekim’de de çıkış varken Türkiye’ye giriş var. Türkiye’nin hikayesi güçlü. Türkiye siyasi belirsizliği geride bırakmış, çok güçlü bir dezenflasyon, reform programı var.

    “TÜRKİYE’NİN REZERVLERİ ARTTI”

    Rezervlerimiz güçlendi. Türkiye’nin rezervleri Mayıs’tan bu yana 36 milyar dolar arttı. Güven olmazsa kaynak girişi olmazsa 36 milyar dolarlık artış mümkün değil. Kur oynaklığı 1 aylık opsiyonların ima ettiği konsept var. Kur oynaklığı Mayıs ayında yüzde 57 civarındaydı. Kasım’da bu 8’in altına düştü. Kur oynaklığı bir bant olsa gelişmekte olan ülkeler için Türkiye kur oynaklığının en düşük olduğu ülke haline geldi.

    Gelecek senenin ikinci yarısında küresel finansal koşullar daha elverişli hale gelecek. Fed, AMB faiz indirimlerine başlayacaklar büyük ihtimalle. Risk iştahını artıracak. Türkiye’ye ilgi daha da artacak. Gelecek senenin ikinci yarısından kastım bu.

    “KATAR-BAE İLE KONUŞUYORUZ”

    Dış temaslarda ne yaptık, tüm dünyaya , yatırımcılara gittik, Türkiye’nin programını, yol haritasını paylaştık. Buna ilgi yoğun. Dünya Bankası OVP açıklandıktan sonra ben Türkiye’ye taahhüt ettiğim kaynak miktarını 17 milyar dolardan 35 milyar dolara çıkarıyorum, bu programın başarılı olacağına inanıyorum. Körfez’den çok ciddi ilgi var, bu kaynak yatırıma dönüşecek. Katar, BAE ile konuşuyoruz, program sonuçlandırdık.

    “TÜRKİYE’YE KAYNAK AKIŞI BAŞLADI VE ÇOK GÜÇLÜ”

    Küresel finansal koşullar çok sıkı. Gelişmekte olan ülkelere sermaye akışı zayıf. Türkiye bu dönemde kaynak çekiyor. Türkiye’ye kaynak girişini göstermek için bankaların yurt dışı borçlarını Ocak Mayıs döneminde yüzde 96’ydı. Bakın, Haziran-Eylül döneminde yüzde 142’ye çıkmış. Bankalar 100 dolar borç öderken 142 dolar borç bulmuşlar. Türkiye’ye kaynak akışı başladı ve çok güçlü. Kaynak akışı olmazsa vadesine 1 yıldan az kalmış 211 milyar dolarlık dış borcu nasıl idare ederiz, nasıl rezerv artırırız? Ciddi kaynak girişi var ve artarak devam edecek. 2024’ün ikinci yarısından itibaren güçlenerek artacak.

    “YÜZDE 40 VERGİ İÇİN SADECE YETKİ ALINDI”

    Yüzde 40’a kadar vergi için yetki alınıyor. Yüce Meclis’ten Cumhurbaşkanı’na yetki alınıyor, bu olacağı anlamına gelmiyor. Liralaşmayı desteklemek için piyasa koşulları el verdiğinde vergiyi kullanıp bu sürece katkıda bulunabiliriz. Zamanlama olarak doğru olduğuna inanmıyorum. Önümüzdeki dönemde oturup daha adil vergi sistemi konusunda ciddi adımlar atacağız. Kamu harcamalarını nasıl verimli alanlara kanalize edebiliriz, tasarruf harcamamak değildir aslında kamuda. Tasarruf kaynakların doğru alanlara yönlendirilmesidir. Gereksiz harcamaların da kaldırılmasını içeriyor. Türkiye’nin altyapısına yatırım yapacağız. Şu anda yüzde 40 vergi getirmiyoruz, piyasa koşullarına bakacağız. Liralaşmanın ana motoru para politikasındaki rasyonelleşmedir. Liraya güveni portföyde daha ağırlıklı TL tutmanın yolu tabi ki para politikası üzerinden geçiyor. Burada bir yıl sonraki enflasyonu çıpalayacak yapı içinde gidiyoruz.

    “VERGİ ARTIŞLARI TEKRARLANMAYACAK”

    Programın ana bileşeni dezenflasyondur. Faizler arttı, enflasyon yükseliş trendinde. Para politikası gecikmeli olarak çalışıyor. Bugün gidin ABD’de, İngiltere, AB’deki deneyimlere bakın. Bütün ülkelerde parasal sıkılaşma başlar fakat enflasyon yükseliş trendini bir süre korur ve daha sonra düşmeye başlar, hemen etkili olmuyor, gecikmeli oluyor. Sadece zamana ihtiyacımız var. Aktarım mekanizmasını zorlaştıran bir iki faktör var. Bunlardan biri KKM, birisi de Türkiye’de mevduatların önemli kısmı döviz cinsinden. Para ikamesi var. Bu iki faktör Türkiye’de aktarım mekanizmasını bir miktar zayıflatmış durumda. Para politikasında iyileştirmeyle birlikte gelecek senenin ikinci yarısından itibaren çok güçlü dezenflasyon sürecine gireceğiz. Tabi ki baz etkisi olacak. Bütçeyi düzeltmek için KDV, akaryakıtta ÖTV gibi enflasyonu artıran vergi artışlarına gittik. Bu vergi artışları tekrarlanmayacak, gelecek sene sistemden çıkmış olacak. Deprem Şubat ayında oldu ama enkazın kaldırılması zaman alıyor. Depreme ilişkin güçlü kaynak aktardığımız, şehirleri yeniden imar edelim çabamız bazı ürünlerin fiyatlarını artırdı. İnşaat malzemelerinin fiyatları arttı. İnşallah Türkiye bir daha deprem görmez, bunlar baz etkisi. Esas etki, para politikasındaki güçlü etkisyle gecikmeli devreye girmesi.

    İkinci husus maliye ve gelirler politikası. Deprem nedeniyle maliye politikası gevşek sayılır. Gelecek sene muhtemelen biraz daha iyiye gidecek diye bekliyoruz, maliye politikası da eşgüdümlü olacak. Para politikası, maliye politikası, gelirler politikası burada birlikte çalışacak eşgüdüm içinde enflasyonun tek haneye düşürülmesi için yoğun çabaya dönüşecek. Mayıstan sonra yıllık enflasyon güçlü ve hızlı şekilde düşecek. Yılı yüzde 36’yla bitirmeyi ümit ediyoruz. Önümüzdeki seneden itibaren enflasyonun aylığında düşüş trendi başladı, kalıcı şekilde düşüşe devam edeceğini öngörüyoruz. Aylık bazda çekirdek enflasyonu takip ederek bizim hedefimizle uyumlu olup olmadığı incelenebilir.

    KİRALARDA DÜŞÜŞ OLACAK MI?

    Kiraların artmasının iki sebebi var, biri arzi diğeri politika çerçevesiyle etkili. Çok büyük deprem felaketi başladı. Deprem bölgesinde olsun, dışında olsun çok ciddi konut talebi oluştu. Bunun etkisi var, konut seferberliğindeyiz. Biz bir an önce şehirlerin yeniden imar edilmesi, vatandaşların yeniden sağlıklı konutlara kavuşmasını istiyoruz. Önümüzdeki birkaç ay içinde vatandaşlara 200 bin konut tamamlanmış ve hizmetlerine sunulmuş olacak. Deprem nedeniyle ortaya çıkan kira artışını sınırlayacak. Son yıllarda reel faiz düşük olduğu için konut fiyatları çok hızlı arttı, kira da ona göre şekillendi. şimdi konut arzını artıracağız, bir taraftan da değişik sektörlerdeki aşırı fiyat artışları dezenflasyon kapsamında kontrol altına alınacak. Bütün bu hususlar bir araya geldiğinde ben inanıyorum ki kira artışlarında normalleşmeye gideceğiz.

    İŞ DÜNYASINA: MÜŞTERİ BULAMAYACAKSINIZ

    İş alemine seslenmek istiyorum. Fiyatlama davranışlarında ciddi bozulma var, OVP’yi baz almaları kendileri için hayırlı olacak. Para, maliye ve gelirler politikasını şekillendireceğiz. Eski alışkanlıklarıyla devam ederlerse müşteri bulamayacaklardır.

    Ağustos’ta KKM zirveyi buldu. Kasım ayı itibariyle de 2,8 trilyon liraya kadar indi, bu düşüşün devam etmesini bekliyoruz. MB’nin attığı adımlar var. TL mevduatı cazip hale geldi. Bu devam edecek. Biz şu anda rezerv biriktiriyoruz. Türkiye’nin rezervleri Mayıs sonundan bu yana 36 milyar dolar arttı. KKM’de şirketlere vergi teşviği vermişiz, çıkacağız diyeceğiz ki vergi teşviğini kaldırıyoruz. Sonuçta bu bir enstrüman, hukuki zemini var. Para politikası aktarım mekanizmasının önünde belirsizlik kaynağı olması, biz buradan çıkacağız, KKM’den çıkış başladı, tedrici olarak devam edecek. Rezerv birikimiyle birlikte bir noktada hareket edeceğiz.

    “KAMUDA TOGG ALINMASINI ZORUNLU TUTUYORUM”

    Deprem nedeniyle bütçe açığımız arttı. Bu sene bütçe açığını yüzde 6’nın altında tutmak, gelecek sene yüzde 6’nın altında tutmak, 2025-2026’dan sonra yüzde 3’e yakınsayıp, yüzde 3’ün altına çekmek. Mali disiplin çok önemli. Bir taraftan cari açığı azaltıyoruz. Cari açıkta kalıcı başarıyı sağlayacağız. Cari açığın milli gelire oranını yüzde 2’nin altına getirmek istiyoruz. Doğrudan yatırımlarla borç olmaksızın finanse edilebilir seviyeye çekeceğiz. Bütçe açığını yüzde 3’ün altına, cari açığı da yüzde 2’nin altına çekerek Türkiye’nin makro finansal imkanlarını genişleteceğiz. Vatandaşımız kamuda tasarruf da bekliyor. Bu konuda yoğun çaba içindeyiz. Bizden kurumların planlanmış taşıt talepleri var. Üniversite rektörü taşıtım eski, yenilenmesi lazım. Onay verirken sadece yerli ve milli olan kullanımı ucuz olan elektrikli Togg’u alabilirsin diyoruz, ikincisi mevcudu satacaksın diyoruz. Muhtemelen mevcut daha pahalıdır, dizel ya da benzinlidir, gideri yüksektir. Dolayısıyla biz bu konularda hassasız. Yurt dışı gezilerinde yoğun şekilde inceliyoruz. Gerekli mi, bir kişi gitse olur mu? Bu konularda da hassasiyet gösteriyoruz. En büyük tasarruf üretken alanlara kaynakların kanalize edilmesidir.

    BAKAN ŞİMŞEK’TEN İŞ DÜNYASINA ÇAĞRI

    Önümüzdeki dönemde iç talep yavaşlayacak. Mutlaka iş alemi dış pazar arayışına girsinler. Her türlü desteği vereceğiz. İhracat reeskont kredilerini 10 kat artırdık, faize üst limit getirdik. Şu anda 25,9 üst limit. Hizmet ihracatına konu olan alanlarda dışarıdan kazandığı geliri getirsin, yüzde 80 vergi avantajı sağlıyoruz. Dolayısıyla burada sembolik düzeye getirdik. Eximbank’ın sermayesini yüzde 49 artırdık ama yetmez. Yakın dönemde, Eximbank’a 10 yıl vadeli yüksek montanlı sermaye benzeri kredi bulacağız. Onun müzakerelerinin son evresine girildi. Bir taraftan ihracatçıya destek vereceğiz, kredi imkanı, düşük faiz imkanlar ve düşük vergi. İhracat Türkiye’nin çıkış yoludur. Dış talep zayıf. Olsun biz pazar payını büyütelim. Düşük de büyüseler başkalarına göre rekabetçi konuma gelin ilave pazar payı alın.

    YTAK KREDİLERİ

    Sanayi Bakanlığımız Türkiye’nin dış ticaretinde önemli olan 281 kalemi belirledi. Bu ürünü yayınladı, biz özel sektörden dünyadaki tüm yatırımcılardan şunu bekliyoruz, ben şu ürünü üretebilirim. Süreç Sanayi Bakanlığı’nda başlayacak. Teknik olarak yeterli deyince, finansal fizibilitesini bankalar yapacak. Cari açığı azaltıyor mu enflasyonda düşüş yaratır mı kararını Merkez Bankası verecek. 300 milyar lira, 1’er milyardan potansiyel büyük 300 yatırımdan bahsediyorsunuz. OVP’yi açıklarken yatırım dedik, yatırım olunca istihdam olur, sonra üretim olur. Bunun önemli kısmının ihracat olmasını istiyoruz.

    Kaynak: Haber7.com

  • Bakan Şimşek’ten ÖTV ve KDV açıklaması: Artış olmayacak

    Bakan Şimşek’ten ÖTV ve KDV açıklaması: Artış olmayacak

    Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, katıldığı canlı yayında ekonomi gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

    Bakan Şimşek, “Ana hedefimiz enflasyonda tek hane. OVP çerçevesinde bütçe açığımızı daha da azaltacağız” dedi.

    Şimşek, “Türkiye’nin rekabet gücünü artıracak bir programa odaklanmış durumdayız” ifadelerini kullandı.

    “CDS’ler Türkiye’de Mayıs ayında 700’ün üzerine çıkmıştı” diyen Bakan Mehmet Şimşek, “Dün itibarıyla 330 civarına indi. Diğer ülkelerde durum nasıl. Haziran-Kasım arasında gelişmekte olan ülkelerin CDS’leri ortalama 45 baz puan düşerken Türkiye’de 370 baz puan düştü” dedi.

    Dolar kuruna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bakan Şimşek,Kur oynaklığı mayıs ayında neredeyse yüzde 57 civarındaydı. Kasımda bu 8’in altına düştü. Kur oynaklığı bir bant olsa Türkiye şu anda kur oynaklığının en düşük olduğu ülkelerden birisi haline geldi. Bu programa güven var, ilgi var” bilgilerini paylaştı.

    Kur Korumalı Mevudat hesaplara ilişkin de konuşan Şimşek, KKM bir koşullu yükümlülüktü devlet için. Bunun zamanla tabi ki bitirilmesi gerekiyor. Buna yönelik çalışmalarımıza başladık” dedi.

    Bakan Şimşek, “Bütçeyi düzeltmek için KDV, akaryakıtta ÖTV gibi enflasyonu artıran vergi artışlarına gittik. Bu vergi artışları tekrarlanmayacak, gelecek sene sistemden çıkmış olacak” ifadelerini sözlerine ekledi.

    Bakan Şimşek’in açıklamalarından satır başları:

    Büyüme güçlü ve ne kadar önümüzdeki dönemde yavaşlama ihtimali varsa da 2023’e ilişkin OVP’ye ilişkin paralel gidiyor. Programda yüzde 4,4’lük büyüme öngörmüştük, küresel büyüme yüzde 3. Dolayısıyla küresel büyümenin 1,5 katı hızlı büyüyor olacağız. İstihdam artışı çok güçlü.

    ‘BÜYÜME YENİDEN DENGELENMEYE BAŞLADI’

    Büyümenin yeniden dengelenmesi. Burada da yeniden dengelenme başladı. Net ihracatın etkisi örneğin bir önceki çeyrekte – 4.9’du. Şimdi onun negatif etkisi azaldı, -2,6’ya düştü. İç talebin etkisi daha önce yüzde 8,8’di, 8,5’e geriledi.

    “BU ÇOK ANLAMLI VE CESARET VERİCİ”

    Daha kaliteli büyümeyi sağlamak programın amacı. Bu çok anlamlı ve cesaret verici. Bizim OVP’nin hedefi kalite noktasında da hedeflerimizi gerçekleştirmek. İç talep daha ılımlı hale dönerken net ihracatın etkisinin olumluya dönmesini bekliyoruz. Böylece daha sürdürülebilir yüksek büyüme patikasına girmiş olacağız. Fiyat istikrarını sağlayarak yapacağız, enflasyonu tek haneye düşürerek yapacağız. Yüksek sürdürülebilir büyümeyi sağlayabiliriz. Verimlilik artışı doğru yatırım ve reformlarla olur. Büyümenin iki ana motoru bir taraftan verimlilik artışı bir taraftan da fiyat istikrarını sağlayacak var olan imkanları üretken imkanlara kanalize ederek verimliliğin yüksek tutulması.

    “BUNA HAZIRLIKLI OLMAMIZ LAZIM”

    Büyümenin beklenenden yüksek çıkması olumlu, dengelenme olumlu ama bu yeterli değil. Önümüzdeki dönemde büyüme bir miktar yavaşlayacak, buna hazırlıklı olmak lazım. OVP ile yüksek sürdürülebilir patikasına girmeyi başaracağız.

    “TÜRKİYE’NİN REKABET GÜCÜNÜ ARTIRMAK İSTİYORUZ”

    OVP Eylül ayında başlatıldı. OVP’nin birkaç önemli bileşeni ve hedefi var. Birinci bileşen dezenflasyon programı. Enflasyonu önce kontrol altına alıp sonra tek haneye indirecek bir program. En önemli bileşen fiyat istikrarıdır. Enflasyonun düşürülüp tek hanede tutulmasıdır. Hedefimiz bu sene enflasyon kontrol altına almak, gelecek sene yüzde 34’e indirmek, 2025-2026’da tek haneye düşürmek. Para politikasında rasyonelleşmeye gittik. Bozulan fiyatlama davranışlarını düzeltmek için para politikasında iyileştirmeye gittik. MB burada gerekeni yapıyor. Depreme rağmen mali disiplini tesis etme çabamız var. Mali disiplin noktasındaki duruşumuz hükümetlerimiz döneminde çok güçlü. Bütçe açığının milli gelire oranı yüzde 2,4. Bu açığın deprem nedeniyle yüzde 6,4’e kadar büyümesini öngördük. Gelir performansımız çok daha güçlü. Harcamalarda da çok tutumlu davranıyoruz. İkisinin bileşeni olarak bütçe açığı OVP’de öngörülenden biraz daha düşük olabilir. Üçüncü hedef yapısal reformlar. Reformları yaparak Türkiye’nin hareket gücünü artırmak istiyoruz.

    “KKM’NİN ZAMANLA BİTİRİLMESİ GEREKİYOR”

    90’lı yıllara giderseniz büyümemiz çok düşük, enflasyon yüksek ve oynak. 2000’li yıllarda büyüme 90’lı yılların 2 katına çıkıyor, enflasyon tek haneye düşürülmüş ve oynaklık azaltılmış. İş alemi önünü görebiliyor. Bütçe açığını milli gelire göre yüzde 3’ün altına düşüreceğiz. Enflasyonu kontrol altına alacak büyümede dengelenme lazım. Rezervlerin güçlendirilmesi. Türkiye’nin uluslararası rezervlerini daha da güçlendireceğiz. Geniş anlamda rezervlerin vadesi bir yıldan az olan dış borçlarına oranını 1’e doğru yükseltmek. Şu an 0,84 civarındayız, bunu 1 düzeyine çıkarmak istiyoruz. Kısa vadeli borçların çok üzerine çıkarmak istiyoruz. Burada KKM’den çıkış. KKM bir koşullu yükümlülüktü devlet için. Bunun zamanla tabi ki bitirilmesi gerekiyor. Buna yönelik çalışmalarımıza başladık. KKM’nin azaltılması konusunda ilerleme sağlıyoruz, önümüzdeki dönemde ilave adımlar atabiliriz.

    “CDS’LERDE CİDDİ DÜŞÜŞ VAR”

    Bu program çalışıyor, iş tutarlılığı, güvenilirliği var. İnanç artıyor. Bazı soru işaretleri yok mu var, bu olur. Türkiye’nin küresel risk algısı düşüyor. En önemli göstergesi risk primidir, CDS diyorlar. CDS Türkiye’de literatüre girmiş durumda. Bu çok teknik bir terim. CDS, bir ülkenin iflasına karşı sigortalamanız gerekiyorsa sigorta prim düzeyini ima eden enstrüman. CDS’ler Türkiye’de Mayıs ayında 700’ün üzerine çıkmıştı. Dün itibarıyla 330 civarına indi. Diğer ülkelerde durum nasıl. Haziran-Kasım arasında gelişmekte olan ülkelerin CDS’leri ortalama 45 baz puan düşerken Türkiye’de 370 baz puan düştü. Türkiye’de muazzam bir düşüş var, Türkiye’nin risk algısı iyileşiyor. Programa ciddi bir güven var. Sermaye girişi başladı. Ocak-Mayıs döneminde Türkiye portföy akımlarına baktığınızda net olarak 2,9 milyar dolarlık çıkış olmuş. Halbuki Haziran-Eylül döneminde 5 milyar dolarlık net artış var. Bu çok ciddi bir rakam. Sermaye girişi güçlendi. Eylül ayında yanlış hatırlamıyorsam gelişmekte olan ülkelerden 14 milyar dolar çıkış varken, Türkiye’ye giriş var. Ekim’de de çıkış varken Türkiye’ye giriş var. Türkiye’nin hikayesi güçlü. Türkiye siyasi belirsizliği geride bırakmış, çok güçlü bir dezenflasyon, reform programı var.

    “TÜRKİYE’NİN REZERVLERİ ARTTI”

    Rezervlerimiz güçlendi. Türkiye’nin rezervleri Mayıs’tan bu yana 36 milyar dolar arttı. Güven olmazsa kaynak girişi olmazsa 36 milyar dolarlık artış mümkün değil. Kur oynaklığı 1 aylık opsiyonların ima ettiği konsept var. Kur oynaklığı Mayıs ayında yüzde 57 civarındaydı. Kasım’da bu 8’in altına düştü. Kur oynaklığı bir bant olsa gelişmekte olan ülkeler için Türkiye kur oynaklığının en düşük olduğu ülke haline geldi.

    Gelecek senenin ikinci yarısında küresel finansal koşullar daha elverişli hale gelecek. Fed, AMB faiz indirimlerine başlayacaklar büyük ihtimalle. Risk iştahını artıracak. Türkiye’ye ilgi daha da artacak. Gelecek senenin ikinci yarısından kastım bu.

    “KATAR-BAE İLE KONUŞUYORUZ”

    Dış temaslarda ne yaptık, tüm dünyaya , yatırımcılara gittik, Türkiye’nin programını, yol haritasını paylaştık. Buna ilgi yoğun. Dünya Bankası OVP açıklandıktan sonra ben Türkiye’ye taahhüt ettiğim kaynak miktarını 17 milyar dolardan 35 milyar dolara çıkarıyorum, bu programın başarılı olacağına inanıyorum. Körfez’den çok ciddi ilgi var, bu kaynak yatırıma dönüşecek. Katar, BAE ile konuşuyoruz, program sonuçlandırdık.

    “TÜRKİYE’YE KAYNAK AKIŞI BAŞLADI VE ÇOK GÜÇLÜ”

    Küresel finansal koşullar çok sıkı. Gelişmekte olan ülkelere sermaye akışı zayıf. Türkiye bu dönemde kaynak çekiyor. Türkiye’ye kaynak girişini göstermek için bankaların yurt dışı borçlarını Ocak Mayıs döneminde yüzde 96’ydı. Bakın, Haziran-Eylül döneminde yüzde 142’ye çıkmış. Bankalar 100 dolar borç öderken 142 dolar borç bulmuşlar. Türkiye’ye kaynak akışı başladı ve çok güçlü. Kaynak akışı olmazsa vadesine 1 yıldan az kalmış 211 milyar dolarlık dış borcu nasıl idare ederiz, nasıl rezerv artırırız? Ciddi kaynak girişi var ve artarak devam edecek. 2024’ün ikinci yarısından itibaren güçlenerek artacak.

    “YÜZDE 40 VERGİ İÇİN SADECE YETKİ ALINDI”

    Yüzde 40’a kadar vergi için yetki alınıyor. Yüce Meclis’ten Cumhurbaşkanı’na yetki alınıyor, bu olacağı anlamına gelmiyor. Liralaşmayı desteklemek için piyasa koşulları el verdiğinde vergiyi kullanıp bu sürece katkıda bulunabiliriz. Zamanlama olarak doğru olduğuna inanmıyorum. Önümüzdeki dönemde oturup daha adil vergi sistemi konusunda ciddi adımlar atacağız. Kamu harcamalarını nasıl verimli alanlara kanalize edebiliriz, tasarruf harcamamak değildir aslında kamuda. Tasarruf kaynakların doğru alanlara yönlendirilmesidir. Gereksiz harcamaların da kaldırılmasını içeriyor. Türkiye’nin altyapısına yatırım yapacağız. Şu anda yüzde 40 vergi getirmiyoruz, piyasa koşullarına bakacağız. Liralaşmanın ana motoru para politikasındaki rasyonelleşmedir. Liraya güveni portföyde daha ağırlıklı TL tutmanın yolu tabi ki para politikası üzerinden geçiyor. Burada bir yıl sonraki enflasyonu çıpalayacak yapı içinde gidiyoruz.

    “VERGİ ARTIŞLARI TEKRARLANMAYACAK”

    Programın ana bileşeni dezenflasyondur. Faizler arttı, enflasyon yükseliş trendinde. Para politikası gecikmeli olarak çalışıyor. Bugün gidin ABD’de, İngiltere, AB’deki deneyimlere bakın. Bütün ülkelerde parasal sıkılaşma başlar fakat enflasyon yükseliş trendini bir süre korur ve daha sonra düşmeye başlar, hemen etkili olmuyor, gecikmeli oluyor. Sadece zamana ihtiyacımız var. Aktarım mekanizmasını zorlaştıran bir iki faktör var. Bunlardan biri KKM, birisi de Türkiye’de mevduatların önemli kısmı döviz cinsinden. Para ikamesi var. Bu iki faktör Türkiye’de aktarım mekanizmasını bir miktar zayıflatmış durumda. Para politikasında iyileştirmeyle birlikte gelecek senenin ikinci yarısından itibaren çok güçlü dezenflasyon sürecine gireceğiz. Tabi ki baz etkisi olacak. Bütçeyi düzeltmek için KDV, akaryakıtta ÖTV gibi enflasyonu artıran vergi artışlarına gittik. Bu vergi artışları tekrarlanmayacak, gelecek sene sistemden çıkmış olacak. Deprem Şubat ayında oldu ama enkazın kaldırılması zaman alıyor. Depreme ilişkin güçlü kaynak aktardığımız, şehirleri yeniden imar edelim çabamız bazı ürünlerin fiyatlarını artırdı. İnşaat malzemelerinin fiyatları arttı. İnşallah Türkiye bir daha deprem görmez, bunlar baz etkisi. Esas etki, para politikasındaki güçlü etkisyle gecikmeli devreye girmesi.

    İkinci husus maliye ve gelirler politikası. Deprem nedeniyle maliye politikası gevşek sayılır. Gelecek sene muhtemelen biraz daha iyiye gidecek diye bekliyoruz, maliye politikası da eşgüdümlü olacak. Para politikası, maliye politikası, gelirler politikası burada birlikte çalışacak eşgüdüm içinde enflasyonun tek haneye düşürülmesi için yoğun çabaya dönüşecek. Mayıstan sonra yıllık enflasyon güçlü ve hızlı şekilde düşecek. Yılı yüzde 36’yla bitirmeyi ümit ediyoruz. Önümüzdeki seneden itibaren enflasyonun aylığında düşüş trendi başladı, kalıcı şekilde düşüşe devam edeceğini öngörüyoruz. Aylık bazda çekirdek enflasyonu takip ederek bizim hedefimizle uyumlu olup olmadığı incelenebilir.

    KİRALARDA DÜŞÜŞ OLACAK MI?

    Kiraların artmasının iki sebebi var, biri arzi diğeri politika çerçevesiyle etkili. Çok büyük deprem felaketi başladı. Deprem bölgesinde olsun, dışında olsun çok ciddi konut talebi oluştu. Bunun etkisi var, konut seferberliğindeyiz. Biz bir an önce şehirlerin yeniden imar edilmesi, vatandaşların yeniden sağlıklı konutlara kavuşmasını istiyoruz. Önümüzdeki birkaç ay içinde vatandaşlara 200 bin konut tamamlanmış ve hizmetlerine sunulmuş olacak. Deprem nedeniyle ortaya çıkan kira artışını sınırlayacak. Son yıllarda reel faiz düşük olduğu için konut fiyatları çok hızlı arttı, kira da ona göre şekillendi. şimdi konut arzını artıracağız, bir taraftan da değişik sektörlerdeki aşırı fiyat artışları dezenflasyon kapsamında kontrol altına alınacak. Bütün bu hususlar bir araya geldiğinde ben inanıyorum ki kira artışlarında normalleşmeye gideceğiz.

    İŞ DÜNYASINA: MÜŞTERİ BULAMAYACAKSINIZ

    İş alemine seslenmek istiyorum. Fiyatlama davranışlarında ciddi bozulma var, OVP’yi baz almaları kendileri için hayırlı olacak. Para, maliye ve gelirler politikasını şekillendireceğiz. Eski alışkanlıklarıyla devam ederlerse müşteri bulamayacaklardır.

    Ağustos’ta KKM zirveyi buldu. Kasım ayı itibariyle de 2,8 trilyon liraya kadar indi, bu düşüşün devam etmesini bekliyoruz. MB’nin attığı adımlar var. TL mevduatı cazip hale geldi. Bu devam edecek. Biz şu anda rezerv biriktiriyoruz. Türkiye’nin rezervleri Mayıs sonundan bu yana 36 milyar dolar arttı. KKM’de şirketlere vergi teşviği vermişiz, çıkacağız diyeceğiz ki vergi teşviğini kaldırıyoruz. Sonuçta bu bir enstrüman, hukuki zemini var. Para politikası aktarım mekanizmasının önünde belirsizlik kaynağı olması, biz buradan çıkacağız, KKM’den çıkış başladı, tedrici olarak devam edecek. Rezerv birikimiyle birlikte bir noktada hareket edeceğiz.

    “KAMUDA TOGG ALINMASINI ZORUNLU TUTUYORUM”

    Deprem nedeniyle bütçe açığımız arttı. Bu sene bütçe açığını yüzde 6’nın altında tutmak, gelecek sene yüzde 6’nın altında tutmak, 2025-2026’dan sonra yüzde 3’e yakınsayıp, yüzde 3’ün altına çekmek. Mali disiplin çok önemli. Bir taraftan cari açığı azaltıyoruz. Cari açıkta kalıcı başarıyı sağlayacağız. Cari açığın milli gelire oranını yüzde 2’nin altına getirmek istiyoruz. Doğrudan yatırımlarla borç olmaksızın finanse edilebilir seviyeye çekeceğiz. Bütçe açığını yüzde 3’ün altına, cari açığı da yüzde 2’nin altına çekerek Türkiye’nin makro finansal imkanlarını genişleteceğiz. Vatandaşımız kamuda tasarruf da bekliyor. Bu konuda yoğun çaba içindeyiz. Bizden kurumların planlanmış taşıt talepleri var. Üniversite rektörü taşıtım eski, yenilenmesi lazım. Onay verirken sadece yerli ve milli olan kullanımı ucuz olan elektrikli Togg’u alabilirsin diyoruz, ikincisi mevcudu satacaksın diyoruz. Muhtemelen mevcut daha pahalıdır, dizel ya da benzinlidir, gideri yüksektir. Dolayısıyla biz bu konularda hassasız. Yurt dışı gezilerinde yoğun şekilde inceliyoruz. Gerekli mi, bir kişi gitse olur mu? Bu konularda da hassasiyet gösteriyoruz. En büyük tasarruf üretken alanlara kaynakların kanalize edilmesidir.

    BAKAN ŞİMŞEK’TEN İŞ DÜNYASINA ÇAĞRI

    Önümüzdeki dönemde iç talep yavaşlayacak. Mutlaka iş alemi dış pazar arayışına girsinler. Her türlü desteği vereceğiz. İhracat reeskont kredilerini 10 kat artırdık, faize üst limit getirdik. Şu anda 25,9 üst limit. Hizmet ihracatına konu olan alanlarda dışarıdan kazandığı geliri getirsin, yüzde 80 vergi avantajı sağlıyoruz. Dolayısıyla burada sembolik düzeye getirdik. Eximbank’ın sermayesini yüzde 49 artırdık ama yetmez. Yakın dönemde, Eximbank’a 10 yıl vadeli yüksek montanlı sermaye benzeri kredi bulacağız. Onun müzakerelerinin son evresine girildi. Bir taraftan ihracatçıya destek vereceğiz, kredi imkanı, düşük faiz imkanlar ve düşük vergi. İhracat Türkiye’nin çıkış yoludur. Dış talep zayıf. Olsun biz pazar payını büyütelim. Düşük de büyüseler başkalarına göre rekabetçi konuma gelin ilave pazar payı alın.

    YTAK KREDİLERİ

    Sanayi Bakanlığımız Türkiye’nin dış ticaretinde önemli olan 281 kalemi belirledi. Bu ürünü yayınladı, biz özel sektörden dünyadaki tüm yatırımcılardan şunu bekliyoruz, ben şu ürünü üretebilirim. Süreç Sanayi Bakanlığı’nda başlayacak. Teknik olarak yeterli deyince, finansal fizibilitesini bankalar yapacak. Cari açığı azaltıyor mu enflasyonda düşüş yaratır mı kararını Merkez Bankası verecek. 300 milyar lira, 1’er milyardan potansiyel büyük 300 yatırımdan bahsediyorsunuz. OVP’yi açıklarken yatırım dedik, yatırım olunca istihdam olur, sonra üretim olur. Bunun önemli kısmının ihracat olmasını istiyoruz.

    Kaynak: Haber7.com

  • Bakan Şimşek’ten ÖTV ve KDV açıklaması: Artış olmayacak

    Bakan Şimşek’ten ÖTV ve KDV açıklaması: Artış olmayacak

    Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, katıldığı canlı yayında ekonomi gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulunuyor…

    Bakan Şimşek, “Ana hedefimiz enflasyonda tek hane. OVP çerçevesinde bütçe açığımızı daha da azaltacağız” dedi.

    Türkiye ekonomisine ilişkin mesaj veren Bakan Şimşek, “Türkiye’nin rekabet gücünü artıracak bir programa odaklanmış durumdayız” ifadelerini kullandı.

    “CDS’ler Türkiye’de Mayıs ayında 700’ün üzerine çıkmıştı” diyen Bakan Mehmet Şimşek, “Dün itibarıyla 330 civarına indi. Diğer ülkelerde durum nasıl. Haziran-Kasım arasında gelişmekte olan ülkelerin CDS’leri ortalama 45 baz puan düşerken Türkiye’de 370 baz puan düştü” dedi.

    Dolar kuruna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bakan Şimşek,Kur oynaklığı mayıs ayında neredeyse yüzde 57 civarındaydı. Kasımda bu 8’in altına düştü. Kur oynaklığı bir bant olsa Türkiye şu anda kur oynaklığının en düşük olduğu ülkelerden birisi haline geldi. Bu programa güven var, ilgi var” bilgilerini paylaştı.

    Kur Korumalı Mevudat hesaplara ilişkin de konuşan Şimşek, KKM bir koşullu yükümlülüktü devlet için. Bunun zamanla tabi ki bitirilmesi gerekiyor. Buna yönelik çalışmalarımıza başladık” dedi.

    Bakan Şimşek, “Bütçeyi düzeltmek için KDV, akaryakıtta ÖTV gibi enflasyonu artıran vergi artışlarına gittik. Bu vergi artışları tekrarlanmayacak, gelecek sene sistemden çıkmış olacak” ifadelerini sözlerine ekledi.

    Bakan Şimşek’in açıklamalarından satır başları:

    Büyüme güçlü ve ne kadar önümüzdeki dönemde yavaşlama ihtimali varsa da 2023’e ilişkin OVP’ye ilişkin paralel gidiyor. Programda yüzde 4,4’lük büyüme öngörmüştük, küresel büyüme yüzde 3. Dolayısıyla küresel büyümenin 1,5 katı hızlı büyüyor olacağız. İstihdam artışı çok güçlü.

    ‘BÜYÜME YENİDEN DENGELENMEYE BAŞLADI’

    Büyümenin yeniden dengelenmesi. Burada da yeniden dengelenme başladı. Net ihracatın etkisi örneğin bir önceki çeyrekte – 4.9’du. Şimdi onun negatif etkisi azaldı, -2,6’ya düştü. İç talebin etkisi daha önce yüzde 8,8’di, 8,5’e geriledi.

    “BU ÇOK ANLAMLI VE CESARET VERİCİ”

    Daha kaliteli büyümeyi sağlamak programın amacı. Bu çok anlamlı ve cesaret verici. Bizim OVP’nin hedefi kalite noktasında da hedeflerimizi gerçekleştirmek. İç talep daha ılımlı hale dönerken net ihracatın etkisinin olumluya dönmesini bekliyoruz. Böylece daha sürdürülebilir yüksek büyüme patikasına girmiş olacağız. Fiyat istikrarını sağlayarak yapacağız, enflasyonu tek haneye düşürerek yapacağız. Yüksek sürdürülebilir büyümeyi sağlayabiliriz. Verimlilik artışı doğru yatırım ve reformlarla olur. Büyümenin iki ana motoru bir taraftan verimlilik artışı bir taraftan da fiyat istikrarını sağlayacak var olan imkanları üretken imkanlara kanalize ederek verimliliğin yüksek tutulması.

    “BUNA HAZIRLIKLI OLMAMIZ LAZIM”

    Büyümenin beklenenden yüksek çıkması olumlu, dengelenme olumlu ama bu yeterli değil. Önümüzdeki dönemde büyüme bir miktar yavaşlayacak, buna hazırlıklı olmak lazım. OVP ile yüksek sürdürülebilir patikasına girmeyi başaracağız.

    “TÜRKİYE’NİN REKABET GÜCÜNÜ ARTIRMAK İSTİYORUZ”

    OVP Eylül ayında başlatıldı. OVP’nin birkaç önemli bileşeni ve hedefi var. Birinci bileşen dezenflasyon programı. Enflasyonu önce kontrol altına alıp sonra tek haneye indirecek bir program. En önemli bileşen fiyat istikrarıdır. Enflasyonun düşürülüp tek hanede tutulmasıdır. Hedefimiz bu sene enflasyon kontrol altına almak, gelecek sene yüzde 34’e indirmek, 2025-2026’da tek haneye düşürmek. Para politikasında rasyonelleşmeye gittik. Bozulan fiyatlama davranışlarını düzeltmek için para politikasında iyileştirmeye gittik. MB burada gerekeni yapıyor. Depreme rağmen mali disiplini tesis etme çabamız var. Mali disiplin noktasındaki duruşumuz hükümetlerimiz döneminde çok güçlü. Bütçe açığının milli gelire oranı yüzde 2,4. Bu açığın deprem nedeniyle yüzde 6,4’e kadar büyümesini öngördük. Gelir performansımız çok daha güçlü. Harcamalarda da çok tutumlu davranıyoruz. İkisinin bileşeni olarak bütçe açığı OVP’de öngörülenden biraz daha düşük olabilir. Üçüncü hedef yapısal reformlar. Reformları yaparak Türkiye’nin hareket gücünü artırmak istiyoruz.

    “KKM’NİN ZAMANLA BİTİRİLMESİ GEREKİYOR”

    90’lı yıllara giderseniz büyümemiz çok düşük, enflasyon yüksek ve oynak. 2000’li yıllarda büyüme 90’lı yılların 2 katına çıkıyor, enflasyon tek haneye düşürülmüş ve oynaklık azaltılmış. İş alemi önünü görebiliyor. Bütçe açığını milli gelire göre yüzde 3’ün altına düşüreceğiz. Enflasyonu kontrol altına alacak büyümede dengelenme lazım. Rezervlerin güçlendirilmesi. Türkiye’nin uluslararası rezervlerini daha da güçlendireceğiz. Geniş anlamda rezervlerin vadesi bir yıldan az olan dış borçlarına oranını 1’e doğru yükseltmek. Şu an 0,84 civarındayız, bunu 1 düzeyine çıkarmak istiyoruz. Kısa vadeli borçların çok üzerine çıkarmak istiyoruz. Burada KKM’den çıkış. KKM bir koşullu yükümlülüktü devlet için. Bunun zamanla tabi ki bitirilmesi gerekiyor. Buna yönelik çalışmalarımıza başladık. KKM’nin azaltılması konusunda ilerleme sağlıyoruz, önümüzdeki dönemde ilave adımlar atabiliriz.

    “CDS’LERDE CİDDİ DÜŞÜŞ VAR”

    Bu program çalışıyor, iş tutarlılığı, güvenilirliği var. İnanç artıyor. Bazı soru işaretleri yok mu var, bu olur. Türkiye’nin küresel risk algısı düşüyor. En önemli göstergesi risk primidir, CDS diyorlar. CDS Türkiye’de literatüre girmiş durumda. Bu çok teknik bir terim. CDS, bir ülkenin iflasına karşı sigortalamanız gerekiyorsa sigorta prim düzeyini ima eden enstrüman. CDS’ler Türkiye’de Mayıs ayında 700’ün üzerine çıkmıştı. Dün itibarıyla 330 civarına indi. Diğer ülkelerde durum nasıl. Haziran-Kasım arasında gelişmekte olan ülkelerin CDS’leri ortalama 45 baz puan düşerken Türkiye’de 370 baz puan düştü. Türkiye’de muazzam bir düşüş var, Türkiye’nin risk algısı iyileşiyor. Programa ciddi bir güven var. Sermaye girişi başladı. Ocak-Mayıs döneminde Türkiye portföy akımlarına baktığınızda net olarak 2,9 milyar dolarlık çıkış olmuş. Halbuki Haziran-Eylül döneminde 5 milyar dolarlık net artış var. Bu çok ciddi bir rakam. Sermaye girişi güçlendi. Eylül ayında yanlış hatırlamıyorsam gelişmekte olan ülkelerden 14 milyar dolar çıkış varken, Türkiye’ye giriş var. Ekim’de de çıkış varken Türkiye’ye giriş var. Türkiye’nin hikayesi güçlü. Türkiye siyasi belirsizliği geride bırakmış, çok güçlü bir dezenflasyon, reform programı var.

    “TÜRKİYE’NİN REZERVLERİ ARTTI”

    Rezervlerimiz güçlendi. Türkiye’nin rezervleri Mayıs’tan bu yana 36 milyar dolar arttı. Güven olmazsa kaynak girişi olmazsa 36 milyar dolarlık artış mümkün değil. Kur oynaklığı 1 aylık opsiyonların ima ettiği konsept var. Kur oynaklığı Mayıs ayında yüzde 57 civarındaydı. Kasım’da bu 8’in altına düştü. Kur oynaklığı bir bant olsa gelişmekte olan ülkeler için Türkiye kur oynaklığının en düşük olduğu ülke haline geldi.

    Gelecek senenin ikinci yarısında küresel finansal koşullar daha elverişli hale gelecek. Fed, AMB faiz indirimlerine başlayacaklar büyük ihtimalle. Risk iştahını artıracak. Türkiye’ye ilgi daha da artacak. Gelecek senenin ikinci yarısından kastım bu.

    “KATAR-BAE İLE KONUŞUYORUZ”

    Dış temaslarda ne yaptık, tüm dünyaya , yatırımcılara gittik, Türkiye’nin programını, yol haritasını paylaştık. Buna ilgi yoğun. Dünya Bankası OVP açıklandıktan sonra ben Türkiye’ye taahhüt ettiğim kaynak miktarını 17 milyar dolardan 35 milyar dolara çıkarıyorum, bu programın başarılı olacağına inanıyorum. Körfez’den çok ciddi ilgi var, bu kaynak yatırıma dönüşecek. Katar, BAE ile konuşuyoruz, program sonuçlandırdık.

    “TÜRKİYE’YE KAYNAK AKIŞI BAŞLADI VE ÇOK GÜÇLÜ”

    Küresel finansal koşullar çok sıkı. Gelişmekte olan ülkelere sermaye akışı zayıf. Türkiye bu dönemde kaynak çekiyor. Türkiye’ye kaynak girişini göstermek için bankaların yurt dışı borçlarını Ocak Mayıs döneminde yüzde 96’ydı. Bakın, Haziran-Eylül döneminde yüzde 142’ye çıkmış. Bankalar 100 dolar borç öderken 142 dolar borç bulmuşlar. Türkiye’ye kaynak akışı başladı ve çok güçlü. Kaynak akışı olmazsa vadesine 1 yıldan az kalmış 211 milyar dolarlık dış borcu nasıl idare ederiz, nasıl rezerv artırırız? Ciddi kaynak girişi var ve artarak devam edecek. 2024’ün ikinci yarısından itibaren güçlenerek artacak.

    “YÜZDE 40 VERGİ İÇİN SADECE YETKİ ALINDI”

    Yüzde 40’a kadar vergi için yetki alınıyor. Yüce Meclis’ten Cumhurbaşkanı’na yetki alınıyor, bu olacağı anlamına gelmiyor. Liralaşmayı desteklemek için piyasa koşulları el verdiğinde vergiyi kullanıp bu sürece katkıda bulunabiliriz. Zamanlama olarak doğru olduğuna inanmıyorum. Önümüzdeki dönemde oturup daha adil vergi sistemi konusunda ciddi adımlar atacağız. Kamu harcamalarını nasıl verimli alanlara kanalize edebiliriz, tasarruf harcamamak değildir aslında kamuda. Tasarruf kaynakların doğru alanlara yönlendirilmesidir. Gereksiz harcamaların da kaldırılmasını içeriyor. Türkiye’nin altyapısına yatırım yapacağız. Şu anda yüzde 40 vergi getirmiyoruz, piyasa koşullarına bakacağız. Liralaşmanın ana motoru para politikasındaki rasyonelleşmedir. Liraya güveni portföyde daha ağırlıklı TL tutmanın yolu tabi ki para politikası üzerinden geçiyor. Burada bir yıl sonraki enflasyonu çıpalayacak yapı içinde gidiyoruz.

    “VERGİ ARTIŞLARI TEKRARLANMAYACAK”

    Programın ana bileşeni dezenflasyondur. Faizler arttı, enflasyon yükseliş trendinde. Para politikası gecikmeli olarak çalışıyor. Bugün gidin ABD’de, İngiltere, AB’deki deneyimlere bakın. Bütün ülkelerde parasal sıkılaşma başlar fakat enflasyon yükseliş trendini bir süre korur ve daha sonra düşmeye başlar, hemen etkili olmuyor, gecikmeli oluyor. Sadece zamana ihtiyacımız var. Aktarım mekanizmasını zorlaştıran bir iki faktör var. Bunlardan biri KKM, birisi de Türkiye’de mevduatların önemli kısmı döviz cinsinden. Para ikamesi var. Bu iki faktör Türkiye’de aktarım mekanizmasını bir miktar zayıflatmış durumda. Para politikasında iyileştirmeyle birlikte gelecek senenin ikinci yarısından itibaren çok güçlü dezenflasyon sürecine gireceğiz. Tabi ki baz etkisi olacak. Bütçeyi düzeltmek için KDV, akaryakıtta ÖTV gibi enflasyonu artıran vergi artışlarına gittik. Bu vergi artışları tekrarlanmayacak, gelecek sene sistemden çıkmış olacak. Deprem Şubat ayında oldu ama enkazın kaldırılması zaman alıyor. Depreme ilişkin güçlü kaynak aktardığımız, şehirleri yeniden imar edelim çabamız bazı ürünlerin fiyatlarını artırdı. İnşaat malzemelerinin fiyatları arttı. İnşallah Türkiye bir daha deprem görmez, bunlar baz etkisi. Esas etki, para politikasındaki güçlü etkisyle gecikmeli devreye girmesi.

    İkinci husus maliye ve gelirler politikası. Deprem nedeniyle maliye politikası gevşek sayılır. Gelecek sene muhtemelen biraz daha iyiye gidecek diye bekliyoruz, maliye politikası da eşgüdümlü olacak. Para politikası, maliye politikası, gelirler politikası burada birlikte çalışacak eşgüdüm içinde enflasyonun tek haneye düşürülmesi için yoğun çabaya dönüşecek. Mayıstan sonra yıllık enflasyon güçlü ve hızlı şekilde düşecek. Yılı yüzde 36’yla bitirmeyi ümit ediyoruz. Önümüzdeki seneden itibaren enflasyonun aylığında düşüş trendi başladı, kalıcı şekilde düşüşe devam edeceğini öngörüyoruz. Aylık bazda çekirdek enflasyonu takip ederek bizim hedefimizle uyumlu olup olmadığı incelenebilir.

    KİRALARDA DÜŞÜŞ OLACAK MI?

    Kiraların artmasının iki sebebi var, biri arzi diğeri politika çerçevesiyle etkili. Çok büyük deprem felaketi başladı. Deprem bölgesinde olsun, dışında olsun çok ciddi konut talebi oluştu. Bunun etkisi var, konut seferberliğindeyiz. Biz bir an önce şehirlerin yeniden imar edilmesi, vatandaşların yeniden sağlıklı konutlara kavuşmasını istiyoruz. Önümüzdeki birkaç ay içinde vatandaşlara 200 bin konut tamamlanmış ve hizmetlerine sunulmuş olacak. Deprem nedeniyle ortaya çıkan kira artışını sınırlayacak. Son yıllarda reel faiz düşük olduğu için konut fiyatları çok hızlı arttı, kira da ona göre şekillendi. şimdi konut arzını artıracağız, bir taraftan da değişik sektörlerdeki aşırı fiyat artışları dezenflasyon kapsamında kontrol altına alınacak. Bütün bu hususlar bir araya geldiğinde ben inanıyorum ki kira artışlarında normalleşmeye gideceğiz. İş alemine seslenmek istiyorum. Fiyatlama davranışlarında ciddi bozulma var, OVP’yi baz almaları kendileri için hayırlı olacak. Para, maliye ve gelirler politikasını şekillendireceğiz. Eski alışkanlıklarıyla devam ederlerse müşteri bulamayacaklardır.

    Ağustos’ta KKM zirveyi buldu. Kasım ayı itibariyle de 2,8 trilyon liraya kadar indi, bu düşüşün devam etmesini bekliyoruz. MB’nin attığı adımlar var. TL mevduatı cazip hale geldi. Bu devam edecek. Biz şu anda rezerv biriktiriyoruz. Türkiye’nin rezervleri Mayıs sonundan bu yana 36 milyar dolar arttı. KKM’de şirketlere vergi teşviği vermişiz, çıkacağız diyeceğiz ki vergi teşviğini kaldırıyoruz. Sonuçta bu bir enstrüman, hukuki zemini var. Para politikası aktarım mekanizmasının önünde belirsizlik kaynağı olması, biz buradan çıkacağız, KKM’den çıkış başladı, tedrici olarak devam edecek. Rezerv birikimiyle birlikte bir noktada hareket edeceğiz.

     

    Haberin Ayrıntıları Geliyor…

    Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.

    App Store Google Play Takip Et

    Kaynak: Haber7.com

  • Bahçıvan: “Finansal istikrarı sağlamaya dönük adımların başında güven yatıyor”

    Bahçıvan: “Finansal istikrarı sağlamaya dönük adımların başında güven yatıyor”

    Son yıllarda Türkiye’de rasyonel ekonomi politikalarından uzaklaşılmış olmanın ortaya çıkardığı ciddi sorunlar ve tahribatlar olduğunu ifade eden Erdal Bahçıvan, “Bu durum üretim hayatımızı ve sanayicilerimizi maalesef çok olumsuz etkiledi. Geçmiş dönemlerden sarkan olumsuzluklar, iş hayatımızda hala bazı açılardan varlığını koruyor. Geçtiğimiz haziran ayının başından itibaren göreve başlayan yeni ekonomi yönetimi, özellikle reel ekonominin temsilcileriyle yoğun istişarelerde bulunarak ekonomide yeni bir dengelenme gayreti içinde bulunuyor. Öncelikle yıllardan beri savunduğumuz ve bundan sonra da savunacağımız, Türkiye ekonomisi için olduğu kadar, sanayimiz ve sanayicimizin en önemli güvencesinin finansal istikrar olduğunun altını bir kez daha çizmek istiyoruz. Çünkü biz finansal istikrara; üreticinin, sanayicinin ve iş insanının planlı, programlı, uzun vadeli bir ekonomik iklimde çalışabilmesi için elinde olması gereken en temel unsur ve ‘sermaye’ olarak bakıyoruz. Bunun kaybolmasının en büyük bedeli hepimizin yaşayarak bildiği ve öğrendiği gibi enflasyondur. Tıpkı bugün olduğu gibi, son dönemlerde ortaya çıkan farklı sorunlar nedeniyle maalesef yüksek enflasyonun yeniden gündemimize gelmesinin bedelini, tüm toplum kadar sanayiciler de ne yazık ki hak etmedikleri kadar ve fazlasıyla ödemektedirler. Belli dönemlerde enflasyonla ilgili farklı tartışmaların olduğu her yerde enflasyonun Türkiye için asla ve asla kabul edilemeyecek ve mutlaka hayatımızdan çıkması gereken bir olgu olduğunu dile getirdik. Ve bugün yine aynı şeyi söylüyoruz. Finansal istikrarın kaybolduğu ortamların önce fiyat istikrarsızlığına, ardından da yüksek enflasyon döngüsüne yol açtığını izliyoruz. Bu tür dönemlerde belki kısa vadede küçük avantajlar elde edilse dahi, uzun vadede çok ciddi bedeller ödediğimiz gerçeğini kabul etmek durumundayız.” diye konuştu. 

    ‘EN KIYMETLİ MARKAMIZ TÜRK LİRASI’DIR’

    Sanayiciler için öngörülebilirliğin ve finansal istikrarın sağlanması konusunda en önemli kurum olarak gördükleri Merkez Bankası’nın bağımsızlığını ve ilkeli duruşunu çok önemsediklerinin altını çizen Erdal Bahçıvan, “Türkiye Cumhuriyeti’nin en kıymetli markası Türk Lirası’dır. Bu markayı başta altında imzası bulunan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası olmak üzere hepimizin gözü gibi koruması gerektiği konusunda kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Merkez Bankası’nın bu sorumluluğunu yerine getirebilmesinin yolunun, bağımsız ve uzun vadeli ilkesel duruştan geçtiğini özellikle vurgulamak istiyorum. Biz niye hep finansal istikrarın doğruluğunu savunduk? Niçin enflasyonun sadece kısa vadede bir menfaat getirdiğini dile getirdik? Türkiye’ye kısa vadeli, sağlıklı olmayan, temeli olmayan çözümlerin yarar getirmeyeceğini düşündüğümüz için. Bu tür yaklaşımların yarattığı tahribatın boyutunu bugün hep birlikte görüyoruz.” diye konuştu. 

    ‘KISA VADELİ GELGİTLERDE ÇOK BEDEL ÖDEDİK’

    Ülke olarak artık gerçekten uzun vadeli perspektiflere, planlamalara ve projelere ihtiyaç duyulduğuna dikkat çeken Erdal Bahçıvan, “Çünkü Türkiye kısa vadeli gelgitler nedeniyle maalesef geçmiş dönemlerde çok bedeller ödemiştir. Onun için ülkemiz, nitelikli büyümeye dönük uzun vadeli politikalara, reel sektörümüz hem ekonomi yönetimi ile ve hem de Merkez Bankası ile birlikte çalışacağı bir modele mutlaka kavuşturulmalıdır. Geçen haziran ayında Merkez Bankası’nda Gaye Erkan’ın göreve gelmesiyle birlikte, kısa süre içinde hem ekonomimiz, hem de Merkez Bankamız zorlu sınavlarla karşı karşıya kaldı, kalmaya da devam ediyor. En önemli sınav, hiç şüphe yok ki ülkemiz ekonomisine güvenilmesi gerektiğini bütün dünyaya göstermek, finansal istikrarı sağlayarak geleceğe dair öngörü yapmaya imkân verecek ortamı yaratmaktı. Şunu hiç unutmayalım. Finansal istikrarı sağlamaya dönük adımların başında güven yatıyor. Merkez Bankası’nın şu anda uygulamakta olduğu politikaların oluşturduğu güven ve itibar öncelikle Türkiye’nin kredibilitesine doğru yansımaya başlamıştır. CDS’lerin 500’lerden, önce 400’lere, şimdi 330’lu rakamlara geliyor olması Türkiye’ye dönük bu güvenin, bu itibarın dış çevrelerde de yeniden kazanıldığının bir göstergesidir. Kabul etmeliyiz ki Türkiye’nin gerek uzun vadeli, gerek kısa vadeli fon sağlaması, son dönemlerde ortaya çıkan olumsuz görüntü nedeniyle son derece sıkıntıya girmişti. Bu nedenle öncelikle bu güven ortamının oluşturulması ve sağlıklı duruşun ilk etkisinin CDS’lere yansıyor olması son derece değerlidir. Bu doğru politikalarla birlikte Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek’in de söylediği gibi önümüzdeki aylarda Türkiye’ye yönelik hızlı bir kaynak akışı beklemekteyiz. Bu fon akışlarının artmaya başlamasıyla beraber, reel sektörün nitelikli finansmana erişiminde de ciddi ve değerli bir iyileşmenin olacağını düşünüyorum. Ama bunun olabilmesi için de bu sağlıklı yönetime duyulan güvenin her kesimden destek alması önemlidir. Bu sınavın şu ana kadar başarılı bir şekilde geçilmesinde Hükümetimizle birlikte en önemli paya sahip olan Merkez Bankamızın Başkanı Sayın Hafize Gaye Erkan’ı ve ekibini tebrik ettiğimi burada özellikle ifade etmek istiyorum. Merkez Bankamızın reel sektörün temsilcileri olarak bizlerle yapılan istişareler sonucu aldığı önemli kararları, bu çerçevede atılan adımlar olarak değerlendiriyor ve takdirle izliyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Kaynak: Haber7.com

  • Bakan Kacır duyurdu: Akkuyu’nun ilk reaktörünü önümüzdeki yıl devreye alacağız

    Bakan Kacır duyurdu: Akkuyu’nun ilk reaktörünü önümüzdeki yıl devreye alacağız

    Bakan Kacır, Ankara’daki bir otelde düzenlenen 13’üncü Türkiye Enerji Zirvesi’ne katıldı.

    Burada konuşan Kacır, enerji sektörünün bir dönüşüm çağının arifesinde olduğunu belirterek, “Türkiye hızla değişen küresel enerji denklemini ve fırsatları doğru analiz ederek uyguladığı politikalarla riskleri avantaja çeviren bir ülke haline geldi. ‘Doğu-Batı ve Kuzey-Güney Enerji Koridoru’ merkezinde yer alan Türkiye; yoğun enerji diplomasisiyle kaynak ülkeler ve tüketici arasında güvenli bir köprü vazifesi görüyor, küresel ekonominin can damarı enerjinin tedarikini güvence altına alıyor, enerjinin küresel barışı güçlendiren bir araç olmasını sağlıyor. Türkiye Yüzyılı’ında müreffeh bir ülke inşa etmenin anahtarı olarak; başta yenilenebilir enerji kaynakları olmak üzere alternatif enerji kaynaklarının kullanımını ülkemizde daha da yaygınlaştırmayı, bu alanlarda üretim ve teknoloji geliştirme kabiliyetlerimizi güçlendirmeyi görüyoruz. Bununla birlikte ülke olarak 254 milyar dolarlık ihracatımızı daha üst seviyelere çıkarmak istiyoruz. Küresel üretim üssü statümüzü perçinlemek ve rekabetçiliğimizi sürdürmek en büyük hedefimiz” dedi.

    “Akkuyu’nun reaktörünü önümüzdeki yıl devreye alacağız”

    Kacır, sektörün gelişimini hızlandıracak yeni endüstri bölgeleri kuracaklarını ve ihracat potansiyellerini harekete geçireceklerini ifade ederek, konuşmasını şöyle tamamladı:

    Çandarlı Limanı’nı da Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızla birlikte en kısa sürede hayata geçireceğiz. Alternatif enerji kaynaklarının kullanımı ve üretimine yönelik çalışmalarımıza devam ediyoruz. Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin üretime geçmesinden sonra ülkemizde önemli bir boşluk daha doldurulmuş olacak.

    Akkuyu’nun ilk reaktörünü önümüzdeki yıl devreye alacağız. Sinop ve İğneada projeleri ile ilgili uluslararası müzakerelerimiz de devam ediyor. Ayrıca küçük modüler reaktör, erimiş tuz reaktörü gibi yenilikçi uygulamaları ülkemizde gerçekleştirmek için çalışmalarımızı yürütüyoruz.

    Bu atılımlarla ‘2053 Net Sıfır Emisyon’ hedeflerimize ulaşacak, üretimin kalbi enerji sektöründe her geçen gün bağımsız olma yolunda emin adımlarla ilerleyeceğiz. Kıymetli iş insanlarımızla, girişimcilerimizle profesyonel yöneticilerimizle ‘Teknoloji Üreten, Güçlü Türkiye’ hedefimiz doğrultusunda, dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında yer almak için kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.

    Kaynak: Haber7.com

  • IMF’den sonra OECD de büyüme beklentisini yükseltti

    IMF’den sonra OECD de büyüme beklentisini yükseltti

    Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), küresel ekonomik büyümenin bu yıl yüzde 2,9 olacağını ve gelecek yıl yüzde 2,7’ye gerileyerek ılımlı kalmaya devam edeceğini öngördü.

    OECD’nin Ekonomik Görünüm Raporu’na göre, küresel ekonomik büyüme ağırlıklı olarak Asya ekonomilerine bağımlı olacak.

    Enflasyon ve düşük büyüme öngörüleri küresel ekonomi için zorluklar yaratmaya devam ederken, küresel ekonomik büyümenin bu yıl yüzde 2,9 olacağı öngörülüyor.

    Kısa vadeli ekonomik görünüme yönelik riskler, Orta Doğu’daki jeopolitik gerilim ve para politikasının sıkılaştırılmasının beklenenden daha büyük bir etkisi olabileceğine işaret ediyor.

    Bu yıl için öngörülen yüzde 2,9’luk büyümenin ardından, küresel ekonomik büyüme 2024’te yüzde 2,7’ye gerileyerek ılımlı kalmayı sürdürecek.

    Enflasyonun düşmeye devam etmesi ve reel gelirlerin güçlenmesiyle dünya ekonomisinin 2025’te yüzde 3 büyüyeceği öngörülüyor.

    Gıda ve enerji fiyatlarına ilişkin büyük çaplı şokların yaşanmaması halinde, OECD ülkelerinde manşet enflasyonun bu yılki yüzde 7 seviyesinden, 2024’te yüzde 5,2’ye ve 2025’te yüzde 3,8’e gerileyeceği hesaplanıyor.

    OECD’ye göre, mevcut kamu borcunun GSYH’ye oranı tüm zamanların en yüksek seviyelerinde seyrediyor ve hükümetler iklim değişikliğiyle mücadele ihtiyacı da dahil olmak üzere çeşitli nedenlerden ötürü artan mali baskılarla karşı karşıya kalıyor.

    TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİN 2024 BÜYÜME TAHMİNİ YÜZDE 2,9

    OECD, Türkiye ekonomisinin yılın ilk yarısındaki güçlü performansın ardından, bu yılki büyümenin yüzde 4,5 olacağını öngörüyor.

    Türkiye ekonomisinin 2024’te 2,9 büyümesi beklenirken, 2025’te büyümenin yüzde 3,2’ye yükseleceği tahmin ediliyor.

    Sıkılaşan para politikası ve enflasyonun hane halkı tüketimini zayıflatacağı, bununla birlikte Türkiye’nin ihracatının daha güçlü bir küresel büyümeyi yansıtacak şekilde 2025’te ivme kazanacağı öngörüyor.

    IMF YÜZDE 4’E YÜKSELTMİŞTİ

    Uluslararası Para Fonu da (IMF) Türkiye ekonomisine ilişkin büyüme tahminini bu yıl için yüzde 3’ten yüzde 4’e yükseltmişti.

    Kaynak: Haber7.com

  • IMF’den sonra OECD de büyüme beklentisini yükseltti

    IMF’den sonra OECD de büyüme beklentisini yükseltti

    Türkiye ekonomisine yönelik uluslararası kuruluşlar güncellemelerini yapmaya devam ediyor. Güçlü ekonomi, güven ve istikrar ortamının etkisiyle enflasyonla mücadele tam kararlılıkla devam ederken Türkiye ekonomisindeki büyüme beklentileri de yükseliş gösteriyor.

    Yarın açıklanacak olan 3. çeyrek Gayri Safi Yurtiçi Hasıla verileri öncesinde Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) Ekonomik Görünüm raporunu yayınladı ve Türkiye’nin büyümesine ilişkin verileri yukarı yönlü revize etti.

    OECD raporuna göre, yılın ilk yarısının güçlü geçmesinin ardından ekonomik büyümenin 2023’te yüzde 4,5’e ulaşması, ardından 2024’te yüzde 2,9’a ve 2025’te yüzde 3,2’ye yavaşlaması bekleniyor. OECD, daha önceki Eylül ayı raporunda Türkiye’nin büyüme beklentisini bu yıl için yüzde 4,3, gelecek yıl için yüzde 2,6 olarak açıklamıştı.

    HANE HALKI TÜKETİMİ YAVAŞLAYACAK

    OECD’ye göre, daha sıkı mali koşullar, bastırılmış ekonomik duyarlılık ve inatçı yüksek enflasyon, hane halkı tüketimini yavaşlatacak. Ancak bu yılın başında yaşanan depremlerin ardından devam eden yeniden inşa faaliyetleri nedeniyle yatırım artışı yüksek kalacak.

    ENFLASYON DÜŞECEK

    Kurum, ihracatın 2025’te ivme kazanacağını, enflasyonun projeksiyon döneminde düşeceğini ancak oldukça yüksek kalacağını öngördü.

    OECD, tüketici fiyatları beklentisini 2023 yılı için yüzde 52,1’den yüzde 52,8’e, 2024 yılı için yüzde 39,2’den yüzde 47,4’e yükseltirken, 2025 yılı beklentisini yüzde 31,6 olarak açıkladı.

    Gıda ve enerji hariç tutulan çekirdek tüketici fiyat beklentisi bu yıl için yüzde 56,7’den yüzde 56,4’e çekildi, gelecek yıl için yüzde 40,0’tan yüzde 47,7’ye çıkarıldı. 2025 yılında ise çekirdek enflasyonun yüzde 31,6’ya ineceği tahmin edildi.

    FAİZ ORANLARININ DAHA DA ARTMASI BEKLENİYOR

    OECD raporunda, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın enflasyon görünümünde önemli bir iyileşme sağlanana kadar para politikasını gerektiği kadar sıkılaştırmaya kararlı olması nedeniyle faiz oranlarının daha da artması bekleniyor. Bu arada hükümet, kamu maliyesini istikrara kavuşturmak için mali konsolidasyon önlemlerini sürdürüyor. İşgücü arzı reformlarının hızlandırılması, makroekonomik çerçeveyi istikrara kavuşturmaya yönelik mevcut çabaların desteklenmesine yardımcı olacaktır” açıklaması yapıldı.

    CARİ AÇIK BEKLENTİLERİ DE DÜŞTÜ

    OECD, cari açığın GSYH’ye oranını bu yıl için yüzde -4,7’den yüzde -4,1’e, gelecek yıl için yüzde -3,3’ten yüzde -3,0’a revize ederken, 2025 yılı tahminini yüzde -2,5 olarak belirledi.

    IMF YÜZDE 4’E YÜKSELTMİŞTİ

    Uluslararası Para Fonu da (IMF) Türkiye ekonomisine ilişkin büyüme tahminini bu yıl için yüzde 3’ten yüzde 4’e yükseltmişti.

    Kaynak: Haber7.com

  • Akbaşaoğlu: Büyük İsrail projesini tarihin çöp sepetine atacağız!

    Akbaşaoğlu: Büyük İsrail projesini tarihin çöp sepetine atacağız!

    AK Parti Grup Başkanvekili Muhammed Emin Akbaşoğlu, “PKK-PYD/YPG, SDG, DAEŞ, FETÖ hangi ad altında olursa olsun, hangi isimlendirmeyle isimlendirilsin emperyalist ve Siyonistlerin sözde Kürdistan geçiş devletli Nil’den Fırat’a büyük İsrail projesini mutlaka tarihin çöp sepetine atacağız” dedi.

    TBMM Genel Kurul çalışmalarında söz alan AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu, büyük İsrail projesine dikkat çekti. Akbaşoğlu, “PKK-PYD/YPG, SDG, DAEŞ, FETÖ hangi ad altında olursa olsun, hangi isimlendirmeyle isimlendirilsin emperyalist ve Siyonistlerin sözde Kürdistan geçiş devletli Nil’den Fırat’a büyük İsrail projesini mutlaka tarihin çöp sepetine atacağız. Bu konuda hiçbir emperyalist, Siyonist ve onların maşalığına soyunan hiçbir terör örgütü hedeflerine ulaşamayacak. Bu konuda da gereken mücadeleyi bugüne kadar sürdürdüğümüz gibi aynı kararlılığımızı devam ettireceğiz” ifadelerini kullandı.

    “PAX TÜRKİYE, TÜRKİYE BARIŞINI DA MUTLAKA GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ”

    AK Parti Grup Başkanvekili Akbaşoğlu, “Jeopolitik çıkarlarımıza; hak, alaka ve menfaatlerimize sonuna kadar sahip çıkarak insanlığın vicdanının temsilcisi olan ve tarihte Pax Ottomana, Osmanlı barışını bütün insanlığa hediye etmiş olan bir ecdadın torunları olarak da hem bölgesel hem de küresel anlamda barışın, huzurun, güvenliğin adresi, adası, sağlayıcısı ve temsilcisi olacak şekilde, inşallah ‘Türkiye Yüzyılı’ mottosuyla ortaya koyduğumuz perspektifle Pax Türkiye, Türkiye barışını da mutlaka gerçekleştireceğiz ve bu manada bütün insanlığın huzur ve selameti adına da gerekli nizamı alemi, küresel düzeni inşallah insanlığa hediye edeceğiz. Bu manada ortaya koyduğumuz yürüyüşümüze ne emperyalistler ne de onların iş birlikçileri, terör örgütleri, maşaları, onlara yardım ve yataklık yapanlar kesinlikle mani olamayacaklar” şeklinde konuştu.

    Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir hukuk devleti olduğunu belirten Akbaşoğlu şöyle konuştu:

    “Her noktada anayasa ve ilgili mevzuat, bağımsız ve tarafsız yargı tarafından göz önünde bulundurulmak suretiyle vicdani kanaatleriyle beraber bunu yorumlayarak bunu ortaya koyan mahkemeler, üst mahkemeler sonuç itibarıyla bütün süreçleri kendileri yönetmektedirler. Bu manada Türkiye’de Türk-Kürt, Alevi-Sünni herhangi bir ayrım yapmadan bütün vatandaşlarımız kanun önünde eşittir. Bu, bir hakikattir.”  

    EMEKLİ VE MEMURLARA MESAJ: HİÇ KİMSENİN ŞÜPHESİ OLMASIN

    AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu, TBMM Genel Kurul çalışmalarında emekliler, çalışanlar ve memurlara yönelik de açıklamalarda bulundu.

    Akbaşoğlu, “Çalışan-çalışmayan emekli ayrımıyla ilgili bir düzenleme yapılmıştı; şu anda Plan ve Bütçe de görüşülmekte olan yasa teklifinin inşallah görüşmeleri esnasında bir önergeyle çalışan veya çalışmayan emekli ayrımı ortadan kaldırılarak bütün emeklilerimizin 5 bin liralık bu ikramiyeyi almasıyla ilgili yasal düzenlemeyi hayata geçireceğiz ve yıl başında da emeklilerimizle ilgili, çalışanlarımızla ilgili, memurlarımızla ilgili gerekli düzenlemeleri de inşallah maaş artışları noktasında en güzel şekliyle ortaya koyacağız, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın” dedi.

    Kaynak: Haber7.com

  • Başkan Özlü Haber7’ye konuştu: İsrail ürünlerine yasak getirdik!

    Başkan Özlü Haber7’ye konuştu: İsrail ürünlerine yasak getirdik!

    Düzce Belediye Başkanı Faruk Özlü, Haber7 muhabiri Müge Çakmak ile yaptığı röportajda dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Düzce Belediyesinin İsrail markalı ürünlere yasaklar getirdiğini ifade eden Özlü, teknoloji alanında yapılan yatırımları, depreme karşı alınan tedbirleri, Türkiye Yüzyılı projeleri ve yaklaşan seçim süreci ile ilgili sorulara yanıtlar verdi.

    İşte Özlü’nün Haber7’ye vermiş olduğu röportajın detayları:

    “İSRAİL ÜRÜNLERİNE YASAK GETİRDİK”

    • İsrail’in Filistin’e yönelik işgal saldırılarına şahitlik ediyoruz. Birçok belediye israil katliamlarına sponsor olan firmaların ürünlerine boykot kararı aldı. Sizler de düzce belediyesi olarak bu kararı destekliyor musunuz? Belediye tesislerinde bu konuyla alakalı attığınız somut adımlar oldu mu?

    Biz bu kararı başından beri destekliyoruz. Düzce Belediyesi iştiraki şirketlerimizde Düzce Belediyesi sosyal tesislerimizde İsrail menşeli firmaların ürünlerine yasaklama getirdik. Türkiye’de alınan bu kararı en başından beri destekleyen belediyelerden birisiyiz.

    “DÜZCE DEPREM KONUSUNDA OLDUKÇA BİLİNÇLİ”

    • Kısa süre önce 12 Kasım 1999 düzce depreminin 24’üncü yıldönümüydü. Kahramanmaraş merkezli asrın depreminde yaşanan acı ve yıkımlar da hala gündemde. Böylesi afetlere karşı tecrübeli olan Düzce’de depreme karşı ne tür faaliyetler yürütüyorsunuz?

    Düzce depremler konusunda deneyimli bir şehir. Biliyorsunuz 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremlerinde büyük zarar görmüş, büyük yaralar almış bir şehir. Biz o tarihten bugüne kadar geçen 24 yıl içerisinde depreme karşı çok sayıda çok kıymetli tedbirler aldık. Bu tedbirlerin başında deprem yönetmeliklerini şehrimizde aynen uygulamak vardır. Yine bu tedbirlerimizin içerisinde yüksek katlı yapılaşmalara son verdik. Düzce’de kat sayısını zemin+4 olarak sınırlandırdık. Bazı bölgelerde zemin+2 bazı bölgelerde zemin+3 ama en fazla zemin+4 olarak belirledik. Bakın 23 Kasım 2022 tarihinde Düzce’de deprem oldu. Bu depremde Düzce’de bir tek can kaybı vermedik. Aslında 23 Kasım depremi, depremin ivmesi bakımından çok kuvvetli bir depremdir. Süresi kısa ama ivmesi yüksek olan bir depremdir. Bu depremde konut stokumuzun % 75 oranında yeni olması deprem konusunda ki gösterdiğimiz bu hassasiyet sebebiyle can kaybı vermedik ama belli bir sayıda 790 civarında binamızda hasar oldu. Bütün bu hasarlı binaları da geçen süre içerisinde yıktık.

    Onların yerlerine depreme dayanıklı konutlar inşa ediyoruz. Deprem konusu, doğal afetler konusu bence Türkiye’nin artık birinci meselesidir. Özellikle iklim değişikliğinden sonra sadece deprem değil diğer doğal afetler sel, fırtına, heyelan gibi diğer afetlerde Türkiye’nin gündeminde yer alıyor. Aslında benim asıl mesleğim makine mühendisliği ve savunma sanayi uzmanıyım. Türkiye için savunma sanayinin, savunmamızın ve milli güvenliğimizin çok önemli olduğunu düşünürdüm. Ama 6 Şubat depreminden sonra birinci konu depreme karşı dirençli şehirler inşa etmek. Yani büyük ölçekli kentsel dönüşümler gerçekleştirmek. Bu çerçevede İstanbul ve İzmir başta olmak üzere büyük şehirlerimizde büyük ölçekli alan bazlı kentsel dönüşümler gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bu konudaki farkındalığın belirlenmesi, ortaya konulması gerekiyor. Ben depreme karşı doğal afetlere karşı dirençli şehirler inşa etmenin artık savunma sanayimizden önemli bir konu olduğunun kanaatindeyim. Bilinçli bireyler konusunda Düzce bu konuda Türkiye’ye örnek bir şehir. 2 büyük deprem ve bir küçük deprem yaşamış bir şehir. O yüzden Düzce’de deprem konusunda ciddi bir bilinçlenme vardır. İnsanlarımız depreme karşı duyarlıdır ve Düzce de çok sayıda gönüllü araba-kurtarma ekipleri vardır. Düzce Belediyesi olarak bu arama kurtarma ekipleriyle birlikte çalışma yönünde planlamalar yaptık. Allah korusun bir doğal afet anın da gönüllü arama kurtarma ekipleriyle Düzce Belediyesi itfaiyesi müştereken çalışacaklar. Bu arada şunu ifade edeyim bölgesinin en güçlü itfaiye teşkilatını oluşturduk. Bugün Türkiye’nin neresinde bir doğal afet neresinde bir yangın, sel, deprem olsa bizim itfaiye teşkilatımız ve onunla beraber çalışan gönüllü arama kurtarma ekipleri hemen görev başında.

    “GENÇLERE BİLİMİ SEVDİRMEK BİZİM İÇİN ÖNEMLİ BİR GÖREV”

    • Ülkemize Bilim ve Teknoloji Bakanı olarak hizmet etmiş biri olarak Düzce Belediyesi’nin çalışmalarına öncülük ediyorsunuz. Türkiye’nin 7’inci Bilim Merkezi’ni de açtınız. Bu yönde gençleri bilime teşvik için ne gibi çalışmalarınız var?

    Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda büyük bir sıçrama yapabilmesi Türkiye’nin teknoloji üreten bir ülke olmasına bağlı olduğunu düşünüyorum. Teknoloji odaklı bir üretim ekonomisini benimsememiz gerektiğini düşünüyorum. Bu çerçevede gençlere bilimi sevdirmek önemli bir görev. Düzce’de ki gençlerin bilime olan sevgilerini bilime olan ilgilerini arttırmak için Türkiye’nin 7. Bilim Merkezini Düzce’ye açtık. Bunu TÜBİTAK ile beraber yapıyoruz. Buradaki öncülüğü Düzce Belediyesi olarak biz üstlendik ama TÜBİTAK’tan çok ciddi destek alıyoruz. Ben bu çerçevede TÜBİTAK Başkanımız Sayın Hasan Mandala da teşekkür etmek istiyorum. Bakanlık yaptığım dönemde özellikle endüstri dört sıfır konusunu anlatabilmek için bir model geliştirmiştim kafamda. Bu model şudur; ağaç modeli. Bilim ile teknoloji- teknoloji ile endüstri arasında bağ kurmazsak bizim yaptığımız işler tekil kalır bireysel kalır ve bir faydaya dönüşmez. Bilim dediğimiz şey bir ağaç düşünün ağacın kökleri toprakta toprağı bilim gibi düşünün içinde her türlü mineral her türlü maddeden olan zengin hazine gibi düşünün buna bilim diyoruz. Ağacı teknolojiye benzetelim çünkü ağaç var 50 kg elma verir ağaç var 100 kg elam verir yani cinsi önemli.

    Buna teknoloji dersek ağacın ortaya koyduğu ürünlerde elma, armut, elmaydı bunlarda sanayi gibi düşünelim yani toplayan kazanıyor satan kazanıyor meyve suyuna dönüştüren kazanıyor teknolojiye, teknolojiden sanayiye bağ kurmamız gerekiyor. Ben bunu çok önemsiyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ün güzel bir sözü var diyor ki: “Bilim tetkik ile olur tercüme ile olmaz.” Diyor. Dolayısıyla üniversitelerimizin bilgi üretmesi gerekiyor. Üretilen bilginin teknoparklar eli ile teknolojiye dönüştürülmesi gerekiyor. Yani bilimin çıktısı teknolojiye girdi. Üretilen teknolojiyi de sanayimize enjekte etmemiz gerekiyor ki biz yüksek katma değerli ürünler yapabilelim. Bakın bugün ihracatımızda yüksek teknolojili ürünlerin payı %3’ün altındadır. Bu Kore gibi ülkelerde % 25’in üzerinde. Biz ne zaman yüksek teknolojili ürünler üretir ve bunları ihraç edersek Türkiye’nin cari dengesi Türkiye’nin dış ticaret açığı kapanır diye düşünüyorum.

    “ZAMAN TÜRKİYE ZAMANI”

    • Türkiye Cumhuriyeti 100 yaşında. Türkiye Yüzyılı hakkında ne düşünüyorsunuz?

    Türkiye Yüzyılı tanımı çok seviyorum. Gerçekten önümüzdeki yüzyılın bütün dünyada Türkiye Yüzyılı olmasını çok istiyorum. Bakın çocuktum ortaokul öğrenesiydim, lise öğrencisiydim o günlerde hep başka milletlerin başka ülkelerin mucizeleri konuşulurdu. Örneğin Alman mucizesi, Japon mucizesi konuşulurdu. Ve biz bunları okuyarak büyüdük. Daha sonraki yıllarda Kore’nin 1960’dan sonra ki kalkınma hızı konuşulur oldu. Bugünlerde de Çin konuşuluyor. Fakat bütün bu başka milletlerin mucizelerinin dışında artık zaman Türkiye zamanı artık bir Türkiye mucizesi oluşturma zamanı. Biz Türkiye Yüzyılı tanımının altını iyi doldurabilirsek bu tanımlama altında bu hedef altında inşallah önümüzdeki asır içinde bulunduğumuz asır bir Türkiye asrı Türkiye Yüzyılı olacak. Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu herhangi bir Afrika ülkesi ile herhangi bir az gelişmiş ülke ile mukayese edemeyiz. Biz geçmişte medeniyetler kurmuş bir milletin mensubuyuz o yüzden ben Türkiye’yi mukayese ederken Almanya ve Japonya ile mukayese etmek isterim. Hem ölçekleri Türkiye’ye yakın hem de dünyanın gelişmiş ülkeleri. Doğal kaynaklar bakımından bizim gibiler çok zengin değiller ama teknoloji üreterek, bilgi üreterek dünya ekonomisinde ilk 10 ekonominin arasında yer alan ülkeler. Türkiye’nin kendisini mukayese edeceği iki ülke Almanya ve Japonya’dır.

    “HERKESİ DÜZCE’YE DAVET EDİYORUZ”

    • Hem yaz hem kış turizminde Düzce bilinir bir konuma yükseldi. Topuk yaylası, rafting, İstanbul’a yakın olması vesilesiyle yerli ve yabancı turistleri ağırlıyorsunuz. Düzce’nin turizm açısından bilinirliğini artırmak için ne gibi çalışmalarınız ve projeleriniz var?

    2021 yılında Düzce’de kongre yaptık. Düzce İktisat ve Kalkınma Kongresini düzenledik. Bu kongrede 4 alana çalıştık. Tarım, ticaret, sanayi ve turizm. Biz gördük ki bunlardan 4 alanda Düzce’nin en bakir olduğu en az zengin olduğu kısım turizm. İstanbul’dan Ankara’ya giderken turizm yatırımları Sapanca’da bitiyor. Ankara’dan İstanbul’a giderken turizm yatırımları Bolu’da bitiyor. Bolu ile Sapanca arası adeta keşfedilmemiş bir cennet. Düzce’yi ikiye ayıracaksınız Düzce’nin güneyi ve Düzce’nin kuzeyi. Düzce’nin güneyinde daha çok yayla ve şelale vardır. Düzce’nin kuzeyinde daha çok tarih ve deniz vardır. Düzce’nin kuzeyinde Konuralp başta olmak üzere çok zengin tarihi miras var. Konuralp’te antik kazılar yapıyoruz. Yaklaşık 10 bin kapasiteli antik tiyatro var. İstanbul’a en yakın antik tiyatro Düzce’de ve arkeologların ifadelerine göre yaklaşık 10 bin kişilik tiyatronun olduğu bölgede bundan 2 bin yıl önce burada 100 bin nüfuslu bir devlet ve bir şehir vardı. Düzce’nin kuzeyinde Akçakoca var. Adeta Karadeniz’in incisi. Ankara’ya en yakın deniz Akçakoca’dadır. Eskiden deniz görmek isteyen Ankaralılar daha çok Akçakoca’ya gelirlerdi. Mesela Sarıkaya Mağarası Düzce’nin en büyük mağarasıdır ve Türkiye’de de ilk 3 mağara arasında yer alır. Bunlar Düzce’nin görülmesi gereken yerleri arasındadır. Güzel bir mağara, yayla, şelale görmek istiyorsanız Düzce’ye gelin. Büyük Melen tesislerinde rafting yapılır. Rafting tesislerimiz yaklaşık 10 km’lik parkuru kapsar. Dolayısıyla rafting yapmak için yine gelinmesi gereken yer Düzce’de. Buradan herkesi Düzce’ye davet ediyoruz.

    Şuan röportaj yaptığımız mekan Düzce Mutfak Sanatları Merkezidir. Düzce’nin çok zengin demografik yapısının, gastronomi kültürünün yansıtıldığı yer burası bu yüzden bu merkezi ben çok önemsiyorum. Bakın Düzce göçlerle büyüyen bir şehir.  Balkanlardan, Kafkaslardan, Doğudan, Batıdan gelen ve burayı vatan kılan insanların şehridir Düzce. Bu gelenlerin kendilerine has mutfakları var. İşte bunların tamamının toplandığı yer Düzce Mutfak Sanatları Merkezidir. Burada yerel mutfak, Düzce mutfağının çok zengin çeşitlerini tatma imkânınız olur.

    “DÜZCELİLER İÇİN GÜNDE 16 SAAT ÇALIŞIYORUM”

    • 31 Mart yerel seçimlerine çok az süre kaldı. Yeniden aday olmayı düşünüyor musunuz?  Bu zamana kadar mevcut projelerin yüzde kaçı tamamlandı? Yeni dönemdeki hedefleriniz nelerdir?

    Bundan tam 4 yıl önce vaat ettiğim bütün projeleri başlattım. Bunların bir kısmı bitti bir kısmı devam ediyor. Devam edenlerin, bitmeyenlerin sebebi projelerde bizim öngöremediğimiz teknik sorunların çıkması. Özellikle Düzce zemin bakımından biraz problemli zorlu bir şehir. Bazı projelerimiz zemin ilgili teknik sorunlar yaşadığımız için gecikti. Ama onlarda devam ediyor. Onları da tamamlayacağız. Düzcelilere verdiğimiz her sözü takip ettik her sözü yerine getirmeye çalıştık. Ben günde 16 saat çalışıyorum, Düzce için çalışıyorum. Burada kalıcı eserler bırakmak için çalışıyorum. Bütün amacım buradan ayrıldıktan sonra arkamdan hayırla anılmak. Benim doğduğum, büyüdüğüm şehre hizmet etmek benim için hayatımın en büyük sosyal sorumluluk projesidir. Bizim genel merkezde işler onların değerlendirmelerine bağlı. Ben görevimin başındayım genel merkez bir değerlendirme yapacak devam edip etmeme konusunda genel merkez bir karar verecek.

     

     

     

     

    Kaynak: Haber7.com

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com