Etiket: Türkiye

  • Reisi’nin Türkiye ziyareti ertelendi

    Reisi’nin Türkiye ziyareti ertelendi

    İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin, bu ayın sonunda Türkiye’ye yapacağı ziyaret ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmesinin ertelendiği açıklandı.

    İran Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Tasnim haber ajansının konuya ilişkin haberinde, Reisi’nin Türkiye ziyaretinin 29 Kasım’da gerçekleşmesinin planlandığı ancak başka bir tarihe ertelendiği belirtildi. Haberde, ziyaretin neden ve hangi tarihe ertelendiği aktarılmadı.

    REİSİ’NİN TÜRKİYE ZİYARETİNİ ERDOĞAN AÇIKLAMIŞTI

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, kasım ayında yaptığı bir açıklamada, 7 Ekim’de başlayan İsrail-Filistin çatışmaları ve Gazze’deki duruma ilişkin görüşmelerde bulunmak üzere İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin kasım ayı sonunda Türkiye’ye geleceğini aktarmıştı.

    İKİ LİDER EN SON 26 KASIM’DA GAZZE’Yİ GÖRÜŞMÜŞTÜ

    Erdoğan ve Reisi, son olarak 26 Kasım Pazar günü bir telefon görüşmesi yapmış, bu görüşmenin gündeminde de çatışmalar yer almıştı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın konuya ilişkin olarak sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, görüşmede, “İsrail’in Gazze’ye yönelik hukuksuz saldırıları, Filistinlilere yönelik insani yardım faaliyetleri ve bölgede kalıcı ateşkese ulaşmak için atılabilecek adımların ele alındığı” belirtilmişti.

    Erdoğan görüşmede, Türkiye ve İran başta olmak üzere İslam dünyasının Filistin topraklarındaki İsrail vahşeti karşısında ortak tutum sergilemesinin önemini ifade etmişti. Erdoğan, İran ve Türkiye’nin geçici ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve kalıcı barışa ulaşılması için birlik içinde çalışmaya devam edeceklerini kaydetmişti. Görüşmede liderler, Türkiye’de düzenlenecek Türkiye-İran Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin hazırlıkları ve gündemi ile ilgili de görüş alışverişinde bulunmuştu.

    KAYNAK: HABER7

    Kaynak: Haber7.com

  • Cihat Yaycı’dan dikkat çeken Filistin çıkışı! Türkiye bunu yaparsa oyun bozulacak

    Cihat Yaycı’dan dikkat çeken Filistin çıkışı! Türkiye bunu yaparsa oyun bozulacak

    Müstafi Amiral Cihat Yaycı, Libya gibi Filistin’le de ‘deniz yetki alanı anlaşması’ imzalanması gerektiğini ifade ederek, “Bunu yaptığımızda Filistin, kara ülkesinin yaklaşık 10 katı deniz ülkesi kazanacaktır. Elinde hukuki belge olacak ‘burası benimdir’ diye. ‘Buradaki petrol ve doğalgazı çıkartamazsınız’ diyecek. Filistin Türkiye’nin deniz komşusu olacak ve Türkiye’de karadaki komşusuna nasıl duyarsız kalamıyorsa denizdeki komşusuna da duyarsız kalamayacak” dedi.

    Çorum Belediyesi’nin düzenlediği Kitap Fuarı’na katılan müstafi Amiral Cihat Yaycı, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları hakkında konuştu.

    “Bu soykırım nasıl durdurulur” diye soran Yaycı, böyle bir siyasi, ekonomik ve askeri gücün hiçbir devlette olmadığını savunarak, “Bunu durduracak şu anda tek başına hiçbir devlet yok. Bunu durduracak silahlı güç yok ama ekonomik güç var. Bugün İslam Birliği Teşkilatı ve Arap Birliği devletlerinde var. İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği devletleri bir toplantı yaptı. Burada petrol ve doğalgaz ambargosunun yanı sıra Suriye hava sahasının kapatılması gündeme geldi. Burada İsrail’in genişlemesinin durdurulması için. Burada iki öneri masaya konuldu. Kabul edilmeyeceği bile bile konuldu. Neden? Şapkalar düşsün diye. Bu kriz Türkiye’ye aynı zamanda halkların liderliğini getirme fırsatını tanıyor. Bu ambargo kararına Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Bahreyn gibi ülkeler karşı çıktı” diye konuştu.

    GAZZE’NİN BU KIYI ŞERİDİNE SAHİP OLMASI ÇOK ÖNEMLİ

    Libya ile yapılan anlaşmanın benzerinin Filistin’le de yapılabileceğini vurgulayan Yaycı, “İkisi de aynı noktadan çıkıyor. Libya ile yaptığımız anlaşmaya Yunanlılar, Avrupalılar, Rumlar ‘Türk kalkanı’ dediler. Oyunu bozdu. Doğuda oyunu bozacak anlaşma da Filistin’le yapılacak olan anlaşmadır. Bunu yaptığımızda Filistin, kara ülkesinin yaklaşık 10 katı deniz ülkesi kazanacaktır. Elinde hukuki belge olacak ‘Burası benimdir’ diye. ‘Buradaki petrol ve doğalgazı çıkartamazsınız’ diyecek. Filistin Türkiye’nin deniz komşusu olacak ve Türkiye’de karadaki komşusuna nasıl duyarsız kalamıyorsa denizdeki komşusuna da duyarsız kalamayacak. Hukuki bir zemin oluşacak. Yunanlıların ve Rumların oyunu doğuda da bozulacak. Bunu zamanında Filistin yönetimine ve Türkiye’deki yetkililere verdim. Onlar da tekrar Filistin yönetimine verdiler. Ama Filistin yönetimi bunu kabul etmedi. Yapılacak şey; tekrar söylemek gerekirse petrol, doğalgaz ambargosunu zorlamak. Ticaret anlaşmalarının askıya alınmasını istemek. İthalatı durdurmak, özellikle zengin Arap devletleri. Filistin-Türkiye anlaşmasını yapmak ve aynı zamanda Suriye hava sahasının kapatılmasını istemektir” şeklinde konuştu.

    Filistin’in işgal nedeniyle Gazze ve Batı Şeria’dan oluştuğunu hatırlatan Yaycı, “Gazze ile Batı Şeria arasında İsrail toprakları var. Bunu haritaya bakmadan yorumlamak ve görüş bildirmek anlamsız olur. Zannediliyor ki Filistin bir bütün ve rahatlıkla seyahat edilebilir, gidilip gelinebilir ama öyle değil. Batı Şeria’daki bir Filistinli, Gazze’deki akrabasını görebilmek için İsrail topraklarından geçmek zorunda. Buradan geçemez, bu kadar acı bir durum söz konusu. Filistin mekanize tam bir açık hava hapishanesi. Özellikle tam bir açık hava hapishanesi Gazze’dir. Gazze denize kıyısı olan tek yerdir. Filistin’in denize kıyısı olan tek yeri burasıdır. Gazze deniz yoluyla dışarıya bağlantısı olan da tek yerdir. Gazze’nin bu kıyı şeridine sahip olması Filistin bakımından hem stratejik hem ekonomik açıdan çok önemli. Bu kıyı şeridinin hemen önünde çok zengin petrol, doğalgaz yatakları vardır. Bu petrol ve doğalgaz yataklarına İsrail sahip olmak istiyor. Filistin’de savaş suçunun yanı sıra insanlık suçu işleniyor ve herkes bunu seyrediyor. İsrail Başbakanı Netanyahu ve İsrail Milli Savunma Bakanı ‘Hukuk yok, kanun yok, mahkeme yok, yasak yok, istediğiniz gibi öldürebilirsiniz’ dedi. ‘Çünkü bunlar insan değildir’ dediler. Bunu algılayamadık, bu nasıl bir insanlık anlayışıdır diye sorduk. İnsanlık olarak bakmayın, bunlar birer siyonist cani. Bu güçlerini de, motivasyonlarını da sözde Tevrat’tan alıyorlar” şeklinde konuştu.

    ORTDA DOĞU DİZAYN EDİLİRKEN HEDEF TÜRKİYE

    Hedefin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmek olduğunu ve hedefte Türkiye’nin olduğunu söyleyen Yaycı, şunları kaydetti:

    Bölgeye iki tane Amerikan uçak gemisi görev grubu geldi. Sadece uçak gemisi değil, dikkatinizi çekiyorum uçak gemisi görev grubu geldi. Bir uçak gemisinde 9-10 tane civarında kruvazör, fırkateyn ve denizaltı var. İki uçak gemisinde bulunan uçaklar, füzeler ve torpidoların hepsini topladığımızda bölgedeki Türkiye, Suriye, Lübnan, Ürdün, Mısır, Libya bunların bütün silahlı kuvvetlerini toplayın; bu kadar tahrip gücü olmuyor. Peki bunlar niye geldi buraya. Küçücük Gazze için mi? Hamas’ın hava kuvvetleri mi var? Hamas’ın deniz kuvvetleri mi var? Kara kuvvetleri mi var, tankları mı var. Nesi var; ellerinde tüfekler var, basit roketler var başka bir şeyleri yok. Açıklama çok net: ‘Biz Ortadoğu’yu yeniden dizayn edeceğiz’. İsrail’i değil, Filistin’i değil, Ortadoğu’yu diyor.
    Ortadoğu dizayn edilirken hedef Türkiye.

    Vaat edilmiş topraklar Dicle ve Fırat Nehri arasında üç devleti kapsıyor. Bu devletler Irak, Suriye, Türkiye. Irak gitti, Suriye gitti, sıra Türkiye’de. Suriye’de PKK-YPG sözde bir devlet kurdu. Bunlar İsrail’e uzanabilir. İsrail işgallerle Suriye’den toprak alır. Lübnan’dan toprak alır. Bunlarla birleşir ve Türkiye’ye komşu olur. Hedefin Türkiye olduğuna dair altı tane gösterge var.

    Bunlardan birincisi, 1 Ekim’de meclisin açıldığı gün hiç durduk yere Suriye’den YPG’li ve PKK’lılar gelip İçişleri Bakanlığımızın önünde eylem yaptılar.

    İkinci işaret SİHA’mızın Amerika tarafından düşürülmesi ve sonrasında ‘Biz bilerek isteyerek düşürdük’ açıklamaları yapmaları. NATO tarihinde bir ilktir. NATO’da hiçbir devlet bir başka NATO üyesi devletin hava aracını bilerek, isteyerek ne düşürmüş ne de düşürdüğünü açıklamıştır.

    Üçüncüsü ise bölgeye gelen uçak gemisi görev gruplarından bir tanesi Akdeniz’e Abdülhamit sondaj gemimizin yanına gelip durmuştur. Yolunu 1,5 mil uzatarak durmuştur hem de bizi Antalya Körfezi’ne hapseden Sevilla haritasının çizgisinde durmuştur. Yunanistan’a destek veriyorum, seni de uyarıyorum mesajını vermiştir.

    Dördüncüsü, Amerika başkanı ve dışişleri bakanının bölgedeki tüm ülkelerle irtibat kurarken bölgenin tek NATO devleti olan Türkiye’ye hiçbir şekilde geçen haftaya kadar irtibat kurmuş olmaması. Amerika başkanının 14 Ekim 2023’te Türkiye’yi yazılı olarak ‘Amerika’nın ulusal güvenliği ve dış politikası için olağanüstü bir tehdit olarak’ tanımlamış olması. Biz Amerika ile komşu muyuz? Amerika Suriye’de mi? Suriye, Meksika’da Amerikalılar mı yaşıyor? Türkiye’de Amerika’ya bir tehdit mi oldu ne oldu ne oldu da biz Amerika’nın milli güvenliğine tehdit oluşturuyoruz. Diğer bir unsur sözde Rojava yönetimi için Amerika ‘Bunlar PKK değildir, bunların sizlerle işi yok’ derken tam 29 Ekim 2023’te cumhuriyetin 100. yıl dönümünde o sözde yönetim bir harita yayınladı. Sözde büyük Kürdistan haritası. Başkenti Diyarbakır. Artık şapkalar düştü, YPG’nin PKK olduğu, hedefinin de Türkiye olduğu ortaya çıktı. Türkiye’nin hedefte olduğunu gördük.

    Kaynak: Haber7.com

  • Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’dan sosyal konut açıklaması

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’dan sosyal konut açıklaması

    Anadolu Yayıncılar Derneği’nin konuğu olan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz soruları yanıtladı.

    İhracatçılara sağlanan desteklerle ilgili bir soru üzerine Yılmaz, ihracatçıların daha düşük maliyetle kredi kullanımı konusunda çabaların devam ettiğini belirterek, “İhracatı elimizdeki imkanları azami ölçüde zorlayarak desteklemeye devam edeceğiz. Bunun bir yansıması da Meclise gönderdiğimiz kanun. Önemli bir vergiden fedakarlık yaparak KOBİ’leri, ihracatçı KOBİ’leri destekleyici bir adım atmış oluyoruz. Merkez Bankamız da faiz oranlarını azaltarak bunu yapıyor.” dedi.

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, yarın toplanacak Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısının gündeminin sorulmasına karşılık, toplantıda ihracat konularını ele alacaklarını, yapılması gereken, atılması gereken yeni adımları değerlendireceklerini bildirdi.

    YENİ ASGARİ ÜCRET

    Cevdet Yılmaz, 2024’te uygulanacak asgari ücret belirleme çalışmalarına ilişkin soruları da yanıtladı.

    Yılmaz, bu yıl asgari ücret artışının enflasyonun üstünde gerçekleştiğini, reel olarak asgari ücreti koruyucu çok ciddi tedbirler alındığını aktardı.

    Yapılan artışlara ek olarak, geçen yıl tarihi bir adım attıklarını ve asgari ücrete kadar tüm ücretlerde vergi muafiyeti getirdiklerini anlatan Yılmaz, yeni asgari ücret için müzakere sürecinin üçlü şekilde yürütüldüğünü bildirdi. Cevdet Yılmaz, şunları kaydetti:

    “Yani sadece kamunun bu konuda perspektifini paylaşması yeterli değil elbette. İşin kamu, işçi ve işveren tarafı var. Sosyal diyalog dediğimiz bir mekanizmayla bütün şartlar belirleniyor. Sosyal diyalog mekanizmaları çalışmadan önce yorum yapmayı doğru bulmuyorum. Görüşmeler başlayacak, aralık ayı içinde sosyal diyalog mekanizması çalışacak. Orada elbette işçilerimizin refah beklentileri, işletmelerimizin de rekabet gücünü devam ettirme, istihdamı devam ettirme gibi beklentileri olacaktır. Kamu kesimi de bu dengeyi gözetecektir diye düşünüyorum. Dolayısıyla bu üçlü mekanizmanın, diyalog mekanizmasının işleyişini gördükten sonra yorum yapmak daha doğru olur.”

    Cevdet Yılmaz, enflasyonla mücadelenin toplumsal fedakarlık da gerektirdiğini belirterek, “Kısa vadede belki bazı zorluklar yaşayacağız ama orta-uzun vadede daha sağlıklı bir şekilde refahımızı arttırmış olacağız. İşin özü bu.” dedi.

    Amaçlarının, kalıcı refahı sağlamak, buna dönük adımları atmak, güçlendirmek olduğunu anlatan Yılmaz, “Bu da herkese bir sorumluluk yüklüyor aslında. Siyasetçiler olarak bizlere de yüklüyor.” şeklinde konuştu.

    Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili düzenlemenin ardından 2 milyon kişinin emekli olduğunu, daha gelecek 3 milyon kişi bulunduğunu söyleyen Yılmaz, “Böyle bir yükle de karşı karşıyayız. Bunun da ilerisi için yansımaları var. Bu hakikaten sosyal güvenlik sistemimiz üzerinde çok önemli bir baskı unsuru oluşturdu. Bu durumu bütçemizin imkanları dahilinde elimizden geldiğince yönetmek durumundayız.” diye konuştu.

    Bütçe imkanlarını sonuna kadar zorlayarak, bütün kesimleri destekleyici bir yaklaşım içinde olacaklarını söyleyen Yılmaz, “Bunu yaparken Türkiye’nin, şu an büyük bir deprem yüküyle karşı karşıya olduğunu bir taraftan da enflasyonu düşürmek sorumluluğuyla karşı karşıya olduğunu unutmamamız gerekiyor.” dedi.

    “SOSYAL KONUT, HER ZAMAN GÜNDEMİMİZDE”

    Sorular üzerine depremle ilgili çalışmalara da değinen Cevdet Yılmaz, kamuoyunda, deprem bölgesine acil müdahaleler bitince sanki “deprem bitti” gibi bir algının oluştuğunu aktardı. Deprem gerçeğinin sürekli gündemde tutulması gerektiğine işaret eden Yılmaz, şöyle konuştu:

    “Asıl mali yükü şimdi yükleniyoruz. Yüz binlerce konut yeniden inşa ediliyor. Tahrip olmuş altyapılar yeniden yapılıyor. Bir taraftan da bölgedeki ekonomik sosyal hayat canlandırılmaya çalışılıyor. Sadece bu sene 762 milyar, gelecek sene 1 trilyon 28 milyar gibi deprem bölgesine harcama olarak rakamlardan bahsediyoruz. Orta vadede de 3 trilyonun üzerinde bir kaynağı deprem için kullanmış olacağız. Bir taraftan da yapılan diğer ücret artışları fedakarlık derken bunu kastediyorum. Öncelikle afetlerin yaralarını sarmamız gerekiyor.”

    Sosyal konut projeleriyle ilgili yapılanları anlatan Cevdet Yılmaz, sosyal konutta arz arttırılmadan sadece kredi imkanının sağlanması halinde konut piyasasında fiyatların yükseltileceğini vurguladı. Yılmaz, “Hem arzı arttırıp hem düşük faizli kredi verdiğinizde o zaman anlamlı olur. İkisini bir arada düşünmemiz lazım. Aksi takdirde sadece avantajlı kredi veriyoruz dediğimizde konut fiyatları artacak, vatandaş yine sıkıntı yaşamış olacak. Dolayısıyla öyle bir yöntem düşünmüyoruz.” dedi.

    Arz ve talep dengesi içinde ikisini aynı anda geliştirici bir formülasyon içinde bu konuları konuşmaya devam edeceklerini söyleyen Yılmaz, “Sosyal konut, her zaman gündemimizde, hiçbir zaman ihmal edeceğimiz bir konu değil. Enflasyonu düşürmek için de sosyal refah için de toplam tasarruflarımızı arttırmak için de konut meselesi gıda meselesiyle birlikte en kritik alanlardan.” değerlendirmesini yaptı.

    “20 YILLIK SÜREÇTE HER DÖNEMDE KARA PARAYLA MÜCADELE EDİLİYOR”

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, suç örgütlerine yönelik operasyonlara ilişkin sorulara karşılık da 20 yıllık süreçte, her dönemde, çetelerle, mafyayla, kara parayla mücadele ettiklerini, hiçbir dönemde bu önceliklerinin değişmediğini, bu konularda her dönem aynı mücadeleyi yürüttüklerini bildirdi.

    Türkiye’nin, Ekim 2021’de “gri liste” olarak da bilinen “artırılmış izlemeye tabi ülkeler” listesine dahil edilmesine değinen Cevdet Yılmaz, şöyle konuştu:

    “Maalesef Türkiye hak etmediği birtakım hadiselerle de karşılaşıyor. Belli ülkeler kendi çıkarları söz konusu olduğunda her türlü enstrümanı kullanabiliyorlar ve ne bir hukuk ne ahlak ne başka bir ölçü dinlemeden birtakım işler yapabiliyorlar. Türkiye bu anlamda ekonomik olarak da finansal olarak da haksızlıklara uğramış bir ülke. Eninde sonunda dünyadaki yatırımcı gerçeklere bakacaktır, algılarla değil, rakamlarla, gerçeklerle hareket edecektir ve Türkiye’de bir kârlı ortam gören herkes Türkiye’yi tercih edecektir. Bu anlamda gri listeden çıkma konusunda bir tek düzenleme eksiğimiz var, o da kripto paralar konusunda. Onunla ilgili de zaten belli çalışmalar yapılıyor, o konularda da belli adımlar atılacak. Türkiye haksız bir şekilde bu listelerde ve en kısa sürede buralardan çıkmasını bekliyoruz.”

    BÜYÜME
     
    Büyüme de bu yıl ne durumdayız diye baktığınızda ilk yarıda yüzde 3,9 büyümüşüz. İlk altı ayda büyümemiz 3,9 olmuş. Orta Vadeli Programda yılsonu hedefimiz 4,4. Bu yılsonu için hedefimiz. Gelecek yıl yüzde 4. Bir miktar bu enflasyonla mücadele çerçevesinde bir şey var. Ama dünyada da baktığınız zaman yüzde 3 civarında bu dönemde büyüme hızları. Gelişmekte olan ülkelerde yüzde 4 civarında, gelişmiş ülkelerde yüzde 1,5 civarında bir ortalama büyüme var. Avrupa’ya bakıyorsunuz yüzde 0’lar  civarında. İşte çok önemli ticaret partnerimiz olan Almanya’da eksilerde. Dolayısıyla böyle bir ortamda yine önemli bir büyüme performansı sergilemeyi planlıyoruz.
     
    ENFLASYON İLK ÖNCELİĞİMİZ

    Bu arada enflasyonu tabii birinci önceliğimiz. Bu anlamda belli politikalarımız güncellendi biliyorsunuz. Bir taraftan  Merkez Bankamızın yeni politikaları var. Bir taraftan mali politikalarımızla, maliye politikalarımızla, para politikalarımızı bir bütünlük içinde sürdürüyoruz.
     
    ORTA VADELİ PROGRAM

    Diğer taraftan da yapısal reformlar dediğimiz bir gündemimiz var. Bu üç saç ayağı…  Bu saç ayağı üzerine oturttuğumuz bir makro çerçevemiz var. Orta ve Vadeli Programımızın da özünü bu oluşturuyor. Ben hep özetlemek için şunu söylüyorum. Orta Vadeli Programda dört amacımız var. Üç tane de temel politika aracımız var. Amaçlarımız şu, birincisi afet yaşadık. Büyük bir afet. Bunun çok büyük bir yükü var. Özellikle bu yıl ve gelecek yıl. 2025’ten itibaren bu yük hafifliyor. Birinci amacımız depremin yaralarını sarmak ve buna ilave olarak yeni afetler oluşması ihtimalini dikkate alarak riskleri azaltmak.
     
    Yani şehirlerimizin kentsel dönüşüm başta olmak üzere bünyemizi güçlendirmek. İkinci amacımız enflasyonu düşürmek, orta vadede tek haneli rakamları, üçüncü amacımız bunu yaparken büyümeyi istihdam edip devam ettirmek. Dördüncü amacımız da tüm bunları insan için yaptığımızı, milletimiz için yaptığımızı unutmadan sosyal politikalarımızı sosyal refahı kalıcı bir şekilde arttırıcı politikalarımızı sürdürmek.
    Bu dört amaca yönelik olarak da üç aracımız var. Para politikaları, maliye politikaları ve yapısal reformlar. Bunları da bir bütünlük içinde hem dokümanlarda belli bir bütünlük sağlayarak hem de ekonomi koordinasyon kurulu başta olmak üzere çeşitli mekanizmalarla bu eş bütünlüğü sağlayarak sürdürüyoruz. Ekonomi koordinasyon kurulumuz da bu anlamda önemli bir işler görüyor.
     
    ENFLASYON

    Bu çerçevede enflasyonla mücadelemiz  devam ediyor. Şöyle diyebilirim bu mücadeleyle son aylarda ve sonuçlar almaya başladık aylık bazda. Yaz döneminde biliyorsunuz normalde yaz döneminde daha düşük olur. Enflasyon sonbaharda, kışa doğru biraz daha yükselir. Mevsimsel olarak baktığınız zaman. Ama bu sene yaz döneminde malum yüksek bir enflasyon oranı yaşadık. Geldiğimiz noktada sonbahar döneminde olduğumuz halde aylık bazda önemli bir düşüş gerçekleşti. Yaza göre diyorum düşüşü. Yaz aylarındaki aylık artışlara göre, aylık bazda düşüşler başladı. Bu olumlu bir sinyal. Ancak bunun yıllık baza yansıması gelecek yılın ortalarını bulacak. Dezenflasyon dediğimiz süreç gelecek yılın ortalarından itibaren belirgin bir şekilde ortaya çıkmış olacak. Niye önümüzdeki dönemler çok net göremeyeceğiz? Çünkü baz etkisi dediğimiz bir şey var. Yazın yaşadığımız o yüksek enflasyonlar baza girmiş vaziyette. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde aylık bazda daha düşük bir rakamla gitsek de yıllık bazda baz etkisinden dolayı yüksek görünen bir enflasyonumuz olacak.
     
    2024 ortalarından itibaren ise bazdan çıkmış olacak o yüksek artışlar ve hızlı bir şekilde bir  enflasyondaki düşüşü görmüş olacağız. 2024’te biz im OVP’deki tahminimiz yüzde 33’tü. Merkez Bankamızla da istişare içinde doğrusu yapmıştık bunu. Ama sonraki gelişmeleri hep birlikte gördük. Jeopolitik bir takım gelişmeler, başka bir takım gelişmeler… Merkez Bankası 33’ten 36’ya revize etti rakamı. Çok büyük bir revizyon olmadı ama yine de belli bir fark oluştu. Yalnız orada da bir bant tarif etti Merkez Bankamız. 6 puan üstünde altında gelebilir şeklinde. Dolayısıyla 32 ile 42  arasında bir bant tarif etti. 33 rakamı hala o bandın içinde bir rakam. Ama bir miktar yukarı yönlü riskleri olduğunu görüyoruz. Belki ilave çabayla 33 bence sağlanamayacak bir rakam değil. Yani olasılıklar içinde bir rakam olarak duruyor. Enflasyonla ilgili genel anlamda tabloyu böyle gördüğümüzü söyleyebiliriz. Tek haneye ne zaman ulaşacağız? Merkez Bankamızın da tahmini bizim de orta vadeli programdaki çerçevemiz 2026. 2025’te 15’ler civarına düşen bir enflasyon, 2026’da da 8,5 civarında bir enflasyon tahminimiz var. Dolayısıyla Türkiye  kademeli bir şekilde diğer dengelerini de gözeterek enflasyonu orta vadede tek haneli rakamlara düşürme politikalarını oluşturmuş durumda. Bunu da adım adım hayata geçiriyoruz.
     
    CARİ AÇIK

    En önemli meselelerimizden bir tanesi cari açık meselesi. Açık, AK Parti dönemine de özgü değil. 1950’lili yıllara gidin yine aynı tartışmaları görürsünüz. Bu kalkınmamızın önünde en büyük kısıtlardan bir tanesi de cari açık.
    Türkiye ne zaman çok hızlı büyüyse cari açığı da büyüyor. Döviz ihtiyacı artıyor. Bunun getirdiği finansal istikrarsızlıklar oluyor. Derken kalkınma sürecimiz sekteye uğruyor. Dolayısıyla cari açığı ortadan kaldırmak veya çok düşük seviyelere indirmek, kalkınma sürecimizin sürdürülebilirliği açısından çok önemli.
     
    O açıdan cari açığı düşürmek de en temel yine perspektiflerimizden biri. Sayın Cumhurbaşkanımız da bunu bu yatırım, istihdam üretim ve ihracat dedikten sonra dikkat ederseniz hep cari açığı düşürmeye vurgu yapıyor.. Bu da rastgele bir vurgu değil. Gerçekten Türkiye’nin çok temel bir meselesinden bahsediyoruz. Burada, baktığımızda son dönemde önemli bir iyileşme gördüğümüzü söyleyebilirim.2023’ü ve Eylül ayında cari açık değil fazla verdik. 1,9 milyar dolar cari fazla verdik. Haziranda bir fazla vermiştik. İkinci bir ay oldu eylül ayı cari fazla verdiğimiz.
    Cari işlemler açığı sadece ticaretten oluşmuyor biliyorsunuz. Ticaret artı hizmetler. İkisini birlikte değerlendirerek bulduğumuz bir rakam. Yılın ilk döneminde cari açığımız yüksekti. Ama seçim sonrası bir dengelenme süreci içine girdiğini rahatlıkla ifade edebiliriz. Dış ticaret dengesi, cari bahsetmiyorum şimdi. Dış ticaret sadece mal ticaretinden bahsediyorum. İlk beş ayda, 2023’ün  ilk beş ayında 47,1 milyar dolar açık vermişti. Haziran, eylül döneminde ise bu 25,2 milyar dolara geriledi. Yani dış ticaret açığımızda ciddi bir düşüş gerçekleşti. Bu da tabii ki cari açığa yansıyor.
    Turizm gayet iyi gidiyor. Bu sene işte 55 milyar dolar gibi bir hedefimiz var. Ve bu bütün bu jeopolitik  olumsuzluklara rağmen bunu gerçekleştirebileceğiz gibi görünüyor. Dolayısıyla hem dış hem ticaret dengemizdeki iyileşme hem de turizmdeki performans cari açığı aşağıya doğru çekiyor. Finansmanında da bir sıkıntı yaşamıyoruz. Rahatlıkla  bu açıkta finansa ediliyor. Yılsonu tahminimiz yüzde dörtler civarında, milli geliri oranına cari açığı kapatmak. Dönem sonunda, 2026’da ise 2’ler  seviyesine düşürmek cari açığı, daha rahat bir şekilde finanse etmek. Dolayısıyla cari açık konusunda da şunu rahatlıkla söyleyebilirim. İzlediğimiz politikalar cari açığı kalkınmanın önünde bir kısıt olmaktan çıkarıcı bir perspektifle devam etmektedir. 
     
    İSTİHDAM

    İstihdamda Eylül ayında 32 milyon kişiyi aştık. 32,2 milyonu bulduk. Mayıs ayından itibaren tek haneli rakamlarımız devam ediyor. Ve en son 8,9 olarak gerçekleşti. Biz orta vadeli programda 10,1 idi yanlış hatırlamıyorsam tahminimiz. Şu anda onun oldukça gerisindeyiz. Yani iyi bir durumdayız. Orta vadeli programa tahmininden de daha iyi bir durumda olduğumuzu işsizlik açısından söyleyebilirim.

    Merkez Bankamızın rezervleri önemli bir finansal gösterge. Burada hakikaten çok iyi bir performans var. Mayıs ayında 98,5 milyar dolar seviyesine gerilemişti rezervlerimiz. En son 17 Kasım itibariyle açıklanan rakam 135 milyar dolar. Dolayısıyla 36,5 milyar dolarlık bir artış var. Seçimde sonrası tarihten bugüne baktığınızda Merkez Bankamızın rezervlerinde 36,5 milyar dolarlık bir artış var.
    Daha önceki toplam rezervlere göre bu yüzde 37’lik bir artışı ifade ediyor. Merkez Bankası rezervlerinde yüzde 37 bir artış gerçekleşti.
    Tabii izlenen politikalar, siyasi belirsizliklerin ortadan kalkması, başta bahsettiğim izlenen yeni politikalarla birlikte rezervlerimizde çok ciddi bir iyileşme olduğunu rahatlıkla ifade edebilirim.

    Soru: bu hangi dönemi kapsıyor?

    98,5 milyar dolar yüzde 37 artışla 135 milyar dolara ulaşmış durumda.
    Kur Korumalı Mevduat, yine finansal açıdan önemli bir  takip edilen gösterge. Ağustos ayı itibariyle bunun pik yaptığını gördük. 3 trilyon 408 milyar dolar  seviyesine kadar yükselmişti kur korumalı mevduat. İzlenen politikalarla alınan tedbirlerle birlikte 17 Kasım haftası itibariyle, hesaplarda toplam 640 milyar  Türk liralık bir eksilme oldu kur korumalı mevduatta.

    Şu an geldiğimiz rakam 2 trilyon 768 milyar TL. Burada da gerçekten büyük bir performans olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kur korumalı mevduatta ciddi bir düşüş var.

    Her enstrümanı zamanına yerine göre değerlendirmek gerekir. O gün için bir ihtiyaçtı. Ve görevini ifa etti. Şimdi farklı bir çerçevede devam ediyoruz. Yani o gün yanlıştı diye ben düşünmüyorum doğrusu. Günün ihtiyaçlarına bakmak lazım. O günün şartlarına bakmak lazım. Kur koruma bir mevduat o gün devreye girmemiş olsa kamu, yaşayacağımız kur şokunun getireceği maliyeti düşündüğünüz zaman, buraya ödediğimiz maliyet ondan çok daha düşük. Ama bir yere kadar bu araçlar. Zaten ortaya konurken de dikkat ederseniz kanunu düzenlemeyi biz geçici yaptık o dönem. Kalıcı bir mekanizma olarak hiçbir zaman bu görülmedi zaten.

    Kanunu düzenlemesi de geçici bir geçici düzenleme, tarihli bir düzenleme olarak yapıldı. Bir miktar uzatıldı. Şimdi de böyle aniden sona erdirme gibi bir yaklaşımımız yok. Ama belli bir ölçeği de aşmasını istemiyoruz tabii ki. Bunun getireceği başka bir takım sıkıntılar var. Dolayısıyla kur korumalı mevduat görevini yaptı. Şimdi aşamalı bir şekilde buradan çıkıyoruz. Çıkarken de tabii finansal istikrarsızlığa yol açmadan döviz kuru piyasalarında sorunlara yol açmadan bunu yapıyoruz.
    Rezerv biriktirmemiş olsaydık bu kadar, başka bir takım politikalar TL’yi cazip hale getirici politikalar izlememiş olsaydık, kur korumalı mevduattan çıkış böyle istikrarlı gerçekleşmezdi.

    Şu anda hem bunu yapıyoruz hem de dediğim gibi makro  politikalarımızı izliyoruz. Geldiğimiz yer önemli diye düşünüyorum.
    Sayın Cumhurbaşkanı yardımcım torba yasada bir madde var. Evet. Kur korumalı mevduat şirketler tarafından kullanan kurumlar vergisi istisnasında süre uzuyor. Bu aslında fiilen  o taraf için kur korumalı mevduatta süreyi uzatıyor. Ama bireysellerle ilgili bir hüküm yok ve orada da 31/12/ 2023 diye biliyoruz biz. 
    Şu anda şöyle, bireysellerde öyle bir vergisel boyut olmadığı için o vergisel boyut yani. Şirketlerin dövizlerini bu tarafa TL’ye çevirip tutanlar için bir teşvik mekanizması, onu bir süre uzatıyoruz. Bireysellerde öyle bir vergisel durum söz konusu değil ama genel yaklaşımımızı söylüyorum.

    Ani bir şekilde kur koruma mevduatı bitirme gibi bir perspektifimiz kesinlikle yok. İşte burada gördüğünüz gibi aşamalı bir şekilde bu mekanizmayı kullanıyoruz. Bu mekanizma şey de olabilir. Küçük bir daha küçük ölçekli, kamuya risk oluşturmayan bir şekilde finansal sistemimiz içinde her zaman bir enstrüman olarak da düşünülebilir. Yani bu kur korunalı mevduat dediğimiz hadise belli insanların tercih ettiği diğerleriyle mukayeseli olarak belli bir ölçekte bir mekanizma olarak da her zaman düşünülebilir.
    Yani bu kötü bir mekanizma değil. Sağladığı belli şartlarda bir esneklik sağladığını da gördük, yaşadık. Ama burada geldiğimiz ölçek tabii ki arzu etmediğimiz bir ölçekte onu aşağıya doğru düşürüyoruz. Belli bir seviyeye kadar da bu devam edecektir.

    Öyle bir kaç milyar öyle bir hesabımız ıbir şey var da ifade edemem doğrusu.
     Finansal sistemin kendi içinde diyelim bir enstrüman olabilir, kamunun  yükümlülük üstlenmediği, finansal sistemin kendi içinde kullandığı bir enstrüman olarak her zaman olabilir. Bankacılık sektörü, finans sektörü bunu bir enstrüman olarak kullanmak istiyorsa her zaman kullanabilir. Yani bu  sonuçta müdilere, hesap kayıtlarına sunulan bir alternatif.

    Ama çok ağırlıklı hale geldiği zaman daha çok tartışma oluşturuyor. Yoksa yani tamamen hani böyle bir enstrüman olmasın gibi bir şeyi ben doğru  bulmuyorum
    Yani finansal kesim kendi içinde, kendi sorumluluklarını taşıyarak böyle bir enstrümanı devam ettirmek istiyorsa bu da olabilmeli diye düşünüyorum.
    Diğer taraftan  bu dönemde kredilerde reel kesim bir desteklemeye devam ettik mi etmedik mi? Bir takım rakamlar da vermek isterim. Yine Mayıs’la mukayese ettiğimizde, Mayıs ayında toplam kredi hacmi bankacılık sektöründe 9 trilyon 129 milyar lira. 17 Kasım itibariyle bu rakam 11 trilyon 107 milyar lira seviyesine yükselmiş. Sadece TL cinsinden işletmelere kullandırılan net kredi toplamı seçimden bu yana 498 milyar tl.Yani yaklaşık 500 milyar TL işletmelere kredi kullandırılmış.
    Bu miktarın yaklaşık yine 189 milyar lirası, doğrudan kobilere kullandırılmış. Yani işletmelere, kobilere kredi kullandırmaya bankacılık sistemimiz devam ediyor.
    Ha maliyetlerini tartışabilirsiniz. Daha mı yüksek, daha mı düşük? Ama kredi kullandırılması süreci devam ediyor.
    Bu süreçte bankacılarımızın durumu nasıl diye soracak olursanız bunu da en iyi sermaye yeterlik rasyosuyla ölçüyoruz. Biliyorsunuz bu finansal süreçlerde bankaların istikrarı yapısı çok önemli. Sermaye yeterlik rasyosu %18,5 şu anda Türkiye’de. Yasal zorunluluk %8. Basel kriterlerine baktığınızda yüzde 8 sekiz ama bizde yüzde 18,5.
     Dolayısıyla sermayesi oldukça yeterli bir bankacılık sistemimiz var, güçlü bir bankacılık sistemimiz var. Takip tahsili gecikmiş alacaklar seviyesi de yüzde 1,5 gibi oldukça düşük bir seviyede. Dolayısıyla bankacılık sektörümüz de, finans sektörümüz de bir istikrar var.
    Bütün bu çalışmaların sonucunda bir taraftan da bütçede biliyorsunuz. Deprem sonrası büyük bir mali yükle karşı karşıya kaldık. O yükü azaltmak için bir takım tedbirler aldık. Orta vadeli programı daha hazırlamadan  daha doğrusu toplumla paylaşmadan tedbirlerimizi  hayata geçirdik ve sağlam bir zemin oluşturduk orta vadeli program için.
    Bütçe açıklarımız olabildiğince kontrol altında tutacak bir perspektif oluşturduk. Bu yıl ve gelecek yıl 6,4 gibi bir oranda bütçe açığımızın milli geliri oranı. Depreme rağmen bunu başardık.

    BÜTÇEDE DEPREM MALİYETİ

    Deprem etkisi bu yıl yüzde 3 civarında yani bu 6,4 dediğimiz açığın 3’ü, tek başına deprem harcamalarından kaynaklanıyor. Diğer taraftan gelecek yıl ki 6,4’ün de 2,5’i deprem harcamalarından kaynaklanıyor. Ondan sonraki yıllar düşerek gidiyor. Yani bu yıl ve gelecek yıl bütçe açığımız bir miktar yüksek. Bunun sebebi deprem açığı. Bu da tek seferlik bir açık, yapısal bir bozulmaya yol açmıyor. Bütçede hani bazı kalemler vardır ki bir yaparsınız uzun yıllar bütçeyi  olumsuz etkiler.
    Deprem harcamaları öyle değil. Bir iki yıl ağırlıklı, dört beş yılda tamamlanacak şekilde gidiyoruz ve yapısal bir bozulmaya yol açmıyor. İkinci bir tarafı deprem harcamalarının, yatırım niteliğinde harcamalar, deprem harcamaları. Cari nitelikte değil, büyük bir kısmı yatırım niteliğinde. Konut yapıyoruz, alt yapıyı inşa ediyoruz, ticaretin alt yapısına yatırım yapıyoruz. Bütün bunlar aslında bölgenin ve ülkenin ekonomisine de bir yatırım bir taraftan. Yani gelecek açısından da daha güçlü bir zemin oluşturucu yatırımlar. Dolayısıyla bütçemizde aldığımız tedbirlerle riskleri azalttık. Az önce bahsettim, rezervlerimizi arttırdık. Finansal göstergelerde iyileşmeler, KKM başta olmak üzere iyileşmeler sağladık. Bütün bunların sonucunda siyasi güven ve istikrar ikliminde CDS primlerinin de önemli oranda gerilediğini görüyoruz. CDS dediğimiz Türkiye’nin beş yıllık risk primi. 2002 yılında en yüksek seviyeyi görmüşüz burada. 816’lara kadar yükselmiş. Mayıs ayına geldiğimizde 700 yüz civarında bir rakamdaydı bu. 2023 Kasım itibarıyla 350 baz puanın altını gördük. 339 tam rakam söyleyecek olursak 23 Kasım’daki rakam.  Bu önemli bir düşüş. Bunun anlamı ne arkadaşlar? Şu Türkiye olarak veya şirketler olarak yurt dışından borçlanırken bir faiz oranına bu risk primi ilave edilerek size bir maliyet oluşturuluyor. Dolayısıyla CDS’in düşmesi Türkiye’nin dışarıdan kaynak kullanımında çok daha elverişli şartlarda daha geniş imkanlara ve daha ucuz maliyetle ulaşmasını sağlıyor. Bu anlamda kıymetli, CDS dediğim gibi önemli oranda düştü. Daha da düşürmek için tabii ki bir gayret içinde olacağız. Borsa İstanbul yine finansal asistan baktığınızda Mayıs’ta 4768’miş 29 Mayıs itibariyle. 8500’lere kadar yükseldi bu dönem. Ama son dönem bu jeopolitik risklerin de etkisiyle bir miktar geriledi ama buna rağmen 24 Kasım’da 7959 puan. Yine aşağı yukarı 8000’ler seviyesinde bir borsa ve ciddi anlamda bir artış yaşadığımızı da görüyoruz.

    KAMU VE REEL KESİMİN BORÇLULUK DURUMU

    Real kesimin borçluluk durumlarına baktığımız zaman, kamu olarak borçluluk durumumuz oldukça iyi vaziyette. Yani geçen yıl yüzde 32’ler civarında kamu borç stoğunun milli gelire oranının AB tanımlarıyla  karşılığı yüzde 32. Avrupa Birliği’nde bu rakam çok daha yüksek.  Türkiye bu anlamda  borçluluk rakamları açısından hakikaten iyi bir durumda. 2023’ün ikinci çeyreğinde yüzde 34 seviyesinde bizim rakamımız. AB ülkelerinde birinci çeyrek rakamı var. Yüzde 84 civarında. Yani kamu borcunun milli gelire oranı bizde yüzde 34’lerdi. Avrupa Birliği’nde yüzde 84’lerde. Maastrich Kriteri bu biliyorsunuz. Normalde 60’ın altında olması lazım. Real kesimde de borçluluk oranımız dünyaya göre iyi durumda.  Bizim reel sektörümüzün gayri safi borcunun gayri safi yurtiçi hasılaya oranı yüzde 56  seviyesinde.  Avro bölgesinde bu yüzde yüzün üzerinde. Dolayısıyla borçluluk seviyeleri olarak da Türkiye belli bir yerde, hane halkı borçlarında daha düşük seviyelerdeyiz. dolayısıyla Türkiye’nin finansal göstergeler açısından da önemli bir performans ortaya koyduğunu söyleyebilirim. Son dönemde TL maliyetlerindeki yükselmeyle birlikte başka bazı tedbirleri de tartışıyoruz. Az önce söyledim. Bir taraftan TL’yi cazip hale getiriyoruz. Bir taraftan da yatırımı, üretimi, ihracatı korumaya, sosyal refayı korumaya çalışıyoruz. İkisini aynı anda düşünüyoruz. Bu çerçevede en önemli inisiyatiflerimizden bir bir tanesi YTAK denen kredilerin  yeniden ve yeni bir çerçeveyle devreye alınması olacak. bunu uzun süredir çalışıyorduk. Ekonomik Koordinasyon Kurulu’nda birkaç defa değerlendirdik. Çeşitli kurumlarımız bu konuda teknik hazırlıklar yaptılar. Merkez Bankamızla Sanayi Bakanlığımız başta olmak üzere strateji bütçe başkanlığımızın yine katkısıyla Ticaret Bakanlığımız bütün Hazine Maliye Bakanlığımız hep birlikte bir çalışma sergilendi. Ama odağında Sanayi Bakanlığımız ve Merkez Bankamız var. Çerçevemiz şu; Türkiye’yi ileriye taşıyacak, cari açığını düşürecek, teknolojik seviyesini yükseltecek, stratejik yatırımlara elverişli şartlarda ve uzun vadeli kredi sağlamak. Özellikle bu artan  finansal maliyetlerin uzun vadeli stratejik yatırımlarımızı caydırmaması için bir çerçeve oluşturduk. En az bir milyar lira değerinde olması gerekiyor bu yatırımların. Ve belli özelliklere sahip olması gerekiyor. Böyle olunca faiz oranları yüzde 15 ile 30 arasında bir  rakam olacak. En iyi diyelim bütün kriterleri tutturan projelerde yüzde 15’e kadar faizleri düşürme imkanı olacak. Yatırımlara bu stratejik yatırımlara önemli bir güç vermiş olacak. Bunun tebliğini Sanayi Bakanlığımız yayınladı. Merkez Bankamız da kendi düzenlemelerini yapıyor. Dolayısıyla daha detaylı bir şekilde Merkez Bankamız bunları inşallah kamuoyuyla paylaşacak. ilk etapta 100 milyar, orta vadede 300 milyar liralık bir Merkez Bankası kaynağı bu çerçevede kullanılmış olacak. Cari açığı düşürüme perspektifi aynı zamanda makro istikrarımıza da güç verecek. Dolayısıyla bu YTAK’ı yapacağız. İkinci bir şey merkez bankamızın üzerinde çalıştığı toplumsal kredi notu dediğimiz bir hadise. bu da önemli. Merkez Bankası Başkanımız mutlaka toplumu daha detaylı bilgilendirecektir. Belli alanlara kredi veren bankaları düzenlemelerle teşvik etme meselesi. Bu konuda da bir çalışma yürütülüyor. Batı’da bu tür uygulamalar var. Şöyle diyelim ki teknolojik yatırımlara siz daha fazla kredi verilmesini istiyorsunuz veya sosyal bir takım konulara da sosyal açıdan önemli gördüğünüz bir takım işlere daha fazla kredi sağlanmasını istiyorsunuz. Bankacılık sistemi kanalıyla. Bunu yapan bankaların karşılık oranlarını ayarlayabiliyorsunuz. Büyüme performanslarına daha fazla esneklik sağlayabiliyorsunuz. Yaptığınız düzenlemelerle tabii objektif bir şekilde ölçerek bu çalışmayı Merkez Bankamız, Bankacılar Birliği’yle bankalarla birlikte yürütüyor. Ve önümüzdeki dönemde inşallah dediğim gibi detayları netleştikçe paylaşılacak. Ben bunu çok önemli görüyorum doğrusu. Bankacılık finans sisteminin daha verimli olarak kaynakları kanalize etmesine destek olacaktır. Makro politika olarak bakarsanız da cari açığı biz nasıl düşüreceğiz? Bir tasarruf oranlarımızı arttıracağız. İki, artan tasarrufları doğru alanlara kanalize edeceğiz. İşte bu toplumsal kredi notu dediğimiz hadise  tasarrufların doğru alanlara kanalize edilmesinde önemli bir mekanizma olarak görev yapacaktır. Bunlar  sabit alanlar olmak zorunda da değil. Dönemsel olarak da yapılabiliyor. Bu diyelim ki bu yıl için şu şu konular diyebilirsiniz. Gelecek yıl bunu revize edip başka konuları gündeme getirebilirsiniz. Böyle hani ilelebet bir alan belirledim, hep bu alan gibi de bakmayın. Bankacılık sistemiyle birlikte bu tür çalışmalar mümkün. Ben bu açıdan da Merkez Bankamızı tebrik ediyorum. Hakikaten önemli bir çalışma. Bunu çok yakından da takip ettiğimizi belirtmek isterim. 

    TROY KART KONUSU

    Diğer bir konu, Merkez Bankamızın yine üzerinde çalıştığı bu Troy kart konusu. Troy dediğimiz, Türkiye’nin ödeme sistemi biliyorsunuz. . Bu troy kartta uzun zamandır Merkez Bankamızın çalıştığı bir konu yüzde 51’i Merkez Bankası’nın troy kartın. Geriye kalan yüzde 49 da ağırlıklı kamu bankaları olmak üzere 13 bankamıza ait. Bu ödeme sistemleriyle yurt dışına giden kaynak 500 milyon dolar civarında her yıl.  bu da bize indirimli fiyat uyguladıkları halde. Yani onlar uygulanmasa indirimli fiyatlar çok daha büyük maliyetler olacak. Dolayısıyla bu Troykart gibi yerli milli ödeme sistemlerinin devreye girmesi yine cari açık perspektifiyle ülkemizde bu kaynakların kalması açısından önemli. Son dönemlerde de bir hızlı gelişim görüyoruz doğrusu bu Troy Kart’ta. Önümüzdeki dönemde inşallah daha da artar. Bu tür bir takım  açılımları da gerçekleştiriyoruz. Yine ihracatçıyı önemsiyoruz. Az önce bahsetmiştim başlangıçta. Bütün bunları yaparken yatırım, ihracat, istihdam bunları gözeterek yapacağız diye konuşmuştum Cumhurbaşkanımızın çizdiği perspektifte.

    Kaynak: Haber7.com

  • NATO’dan Türkiye mesajı

    NATO’dan Türkiye mesajı

    Stoltenberg, 28-29 Kasım’da Brüksel’deki NATO Karargahı’nda düzenlenecek NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesinde gazetecilere brifing verdi.

    NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, aşırı sağcı İsveç Demokratlar Partisi (SD) lideri Jimmie Akesson’un ülkede yeni cami inşaatlarına izin verilmemesi ve mevcutların yıkılmasına yönelik talebiyle ilgili soru üzerine, “İç siyasi tartışmalara girmeyeceğim ama ben din ve ifade özgürlüklerine inanıyorum.” ifadesini kullandı.

    Din ve ifade özgürlüğünün aynı zamanda NATO’nun ana değerleri olduğunu belirten Stoltenberg, şöyle devam etti:

    “Özgürlük ve demokrasi İttifak genelinde korunması gereken temel haklardır. İsveç’in NATO üyeliği için önemli olan şey, İsveç hükümetinin verdiği sözleri yerine getirmiş olduğudur. İsveç, Madrid ve sonra Vilnius’taki zirvelerde terörle mücadelesini, Türkiye ile işbirliğini artıracağının ve silah ihraç kısıtlamalarını kaldıracağının sözünü vermişti ve bunları yaptı. Şimdi Türkiye’nin katılım sürecini tamamlamasının zamanı geldi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gerekli belgeleri TBMM’ye sevk etmiş olması iyi bir gelişme. TBMM’nin de bu evrakı görüşmeye başlaması olumlu. Ümit ederim bu süreci mümkün olan en kısa zamanda tamamlarlar.”

    Stoltenberg, Türkiye’nin meşru güvenlik endişeleri bulunduğunu hatırlatarak, şunları dile getirdi:

    “Hiçbir NATO müttefiki Türkiye kadar terör saldırısına maruz kalmadı. Kendilerine saldıran terör grupları hakkında endişeleri var. Türkiye ile kendilerini terör gruplarına karşı korumaları için birlikte çalışmalıyız. NATO şu anda bunu yapmaktadır. Terörle mücadele çabalarımız kapsamında özel koordinatör atadım. Terörle mücadelede ana esaslarımızı güncelleme sürecindeyiz. Bunlar hem Türkiye hem de tüm İttifak için önem taşıyor. İsveç de istihbarat değişimini artırdı. Güvenlik kuvvetleri Türk güvenlik güçleriyle daha yakın çalışıyor. PKK sadece Türkiye değil, İsveç ve NATO müttefikleri tarafından da terör örgütü olarak kabul ediliyor. Ayrıca PKK, İsveç’te organize suçla da bağlantılı.”

    Stoltenberg, İsveç’in NATO üyeliğinin Türkiye ve Macaristan tarafından kısa sürede onaylanmasını beklediklerini ifade etti.

    Kaynak: Haber7.com

  • Türkiye Gazze’ye Selam Direnişe Devam diye haykırdı

    Türkiye Gazze’ye Selam Direnişe Devam diye haykırdı

    Memur-Sen, HAK-İŞ, İHH İnsani Yardım Vakfı, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA), Anadolu Gençlik Derneği (AGD), Cihannüma ve Önder İmam Hatipliler Derneği, “Soykırıma Hayır, Filistin’e Destek, Siyonizme Lanet” mitingi düzenledi. Yoğun katılımın olduğu mitingde işgalci İsrail’in gerçekleştirdiği saldırılar bir kez daha lanetlendi.Ankara Anıtpark’ta yapılan mitingde konuşan Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, tarihin en büyük yıkım ve soykırımlarından birine şahit olduklarını belirterek, “ Gazze gözlerimizin önünde katlediliyor. Bebeklerin, çocukların parçalanmış bedenleri yüreğimizi yakıyor. Aslında sadece bugün değil, 75 yıldır bitmeyen bir katliam yaşanıyor. Mescid-i Aksa’nın mahremiyeti 1948’den beri çiğneniyor. Barış şehri olan Kudüs 75 yıldır mahzun. Yerleşimci çeteler her gün Filistinlilerin evlerini, mallarını gasbediyor. 16 yıldır boykot altındaki Gazze’de iki buçuk milyon insan zindan hayatı yaşıyor ama Filistin’de sarsılmayan, yıkılmayan bir iman, bir direniş var, o iman 75 yıldır tarihin en şanlı, en uzun kahramanlık destanını yazıyor, Aksa Tufanı bu destanın yeni bir sayfasıdır. Birileri bu destana kara çalmak için terör yaftası vuruyor. Vursun! Hakikati görmek isteyen için gerçekler ortada” dedi. #türkiye #Gazze

  • Mehmet Âkif Ersoy 150. doğum yıldönümünde Türk Dünyası ve Balkanlarda da anılıyor

    Mehmet Âkif Ersoy 150. doğum yıldönümünde Türk Dünyası ve Balkanlarda da anılıyor

    Kurulduğu 1978 yılından bu yana Âkif’in, tanınması, hatırlanması ve anılması amacıyla ülkemizin dört bir yanında çok sayıda sempozyumlar, paneller düzenleyen, eserler neşreden Türkiye Yazarlar Birliği, şimdi de Türk Dünyası ve Balkanlarda da şairimizin anılması amacıyla bilgi şölenleri düzenliyor.

    Bilgi şöleninin ilki; Âkif’in annesinin memleketi Özbekistan’da Buhara Devlet Üniversitesi’nde yapıldı .

    22 Kasım 2023 tarihinde Özbekistan’ın Buhara şehrinde başlayan ve iki gün süren programa TYB kurucu ve şeref Başkanı D. Mehmet Doğan, TYB Genel Başkanı ve ASBÜ Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, Türkiye’den ve Türk dünyasından Âkif üzerine eserleri bulunan akademisyenler, yazar ve düşünce adamları katıldı.

    Programın açılış dersini veren D. Mehmet Doğan yaptığı konuşmada, “ Mehmed Âkif’in Safahat isimli şiir külliyatında Buhara birçok yerde zikredilen bir isimdir. Ve biz bugün Mehmed Âkif’i Buhara’da 150. yaşında yâd ediyoruz. Sırf şiirlerinde Buhara’da bahsettiği için mi? Onun için “Buharalı” desek yeri var. Annesi Emine Şerif’e Hanım, Buhara’dan Türkiye’ye göçüp Tokat vilayetine yerleşmiş bir aileden. Onu annesinin vatanında anmak, Türkiye Yazarlar Birliği’nin programında yıllardır vardı, bugün büyük şairimizi burada yâd etmekten büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Böyle bir faaliyetin gerçekleştirilmesinde emeği geçen, desteği ve katkısı olan kurum ve kuruluşlara ve kişilere teşekkürlerimizi sunuyoruz. Böylece batıdan doğuya 4 bin kilometrelik bir yol katederek burada büyük şairimize vefamızı gösteriyoruz. Bir asır önce, 1910’lu-20’li yıllarda Türkiye ve Türkistan edebî ve fikrî ilişkileri, diyebiliriz ki, bugünden daha gelişkindi. 19. asrın sonunda Gaspıralı İsmail’in Tercüman gazetesi bu geniş coğrafyaları uyandıran bir tesir meydana getirmişti. “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarının bu geniş coğrafyalarda yankılanmasından sonra bilhassa Azerbaycan ve Türkiye’de yayınlanan iki gazete-dergi bu tesiri devam ettirmiştir.” dedi.

    TYB Genel Başkanı Arıcan’da yaptığı konuşmada, “Mehmet Akif Ersoy, kayıp medeniyet dediğimiz bu toprakların, bu coğrafyanın aslına, özüne yeniden dönmesini istiyordu. İşte, Özbekistan’ın bağımsız bir devlet olması, Buhara’nın yeniden ilmin, irfanın, sanatın, edebiyatın merkezi olmasını diliyordu. Biz şuan Âkif adına buralara geldik ve burada yeniden o Akif’in özlemini çektiği ilmin yeniden yeşerdiğini görüyoruz. Dünya’ya yeniden bir medeniyetin buradan doğacağını görüyoruz ve buna inanıyoruz.” diye konuştu.

    Türk Dünyasının edebiyatçılarını, düşünce adamlarını anmamız, anlatmamız ve yeni nesillere de tanıtmamız gerekir” diye konuşan Arıcan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Âkif; Buhara Şehrinden Anadolu’ya göç eden bir aileye mensup Emine Şerife Hanım’la evlenmesi Türkistan kültürünü, Kosovalı babasından Balkan kültürünü ve doğup büyüdüğü İstanbul’dan Türk-İslam kültürünü almış ve geleceğe iz bırakan bir hayat yaşamıştır. Ayrıca, Türk-İslam dünyasıyla ilgilenmesinde ve edebi şahsiyetinin oluşmasında anne ve babası büyük rol oynamıştır.”

    Bilgi şöleninde, Buhara Vali Yardımcısı Tilavov Sherzad Beshimovich, TÜRKSOY Yazarlar Birliği Genel Koordinatörü Murat Kahraman, Buhara Devlet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Obidijon Xamidov, Buhara Devlet Tıp Üniversitesi Rektör Yardımcısı Lazic Niyazov, ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektör Danışmanı Prof. Dr. Aynur Feyzioğlu da konuştu.

    TC. Kültür Bakanlığı, ASBÜ, Özbekistan Medeniyet Nazırlığı, TİKA, Buhara Devlet Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Mehmet Akif İnan Vakfı, Burdur Mehmet Âkif Ersoy Üniversitesi, İçişleri Bakanlığı – Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü, Hacettepe Üniversitesi, Yunus Emre Enstitüsü, ADAM Vakfı iş birliği ile düzenlenecek bilgi şölenleri:

    * 26-30 Kasım 2023 tarihleri arasında; Azerbaycan – Bakü’de,

    * 19-24 Aralık 2023 tarihleri arasında; Kosova’da,

    * 22-24 Aralık 2023 tarihleri arasında; Burdur’da,

    * 27-28 Aralık 2023 tarihleri arasında; Ankara’da.

    Programlara, Türkiye’den, Balkanlar’dan ve Türk Dünyasından Âkif üzerine araştırmalar yapan bilim adamları, akademisyenler, eserler veren yazarlar konuşmacı olarak katılıyorlar ve bilgi şöleninde Âkif’in hayatı, eserleri, düşünce dünyası, Milli Mücadeledeki rolü ve Türk – İslam dünyasına ilişkin görüş ve düşünceleri konuşuluyor.

    KAYNAK: Yeni Şafak

  • Bakan Özhaseki: Her ay 50 bin civarında konut ve iş yerini teslim edeceğiz

    Bakan Özhaseki: Her ay 50 bin civarında konut ve iş yerini teslim edeceğiz

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, “Yeşil dönüşüm için kanunlarımızı, paydaşların talepleri ve bilimsel veriler doğrultusunda güncelledik. Meclisin normal çalışma gündemi başladığı zaman inşallah getireceğiz ve bunu çıkarmak için gayret edeceğiz.” dedi.

    Özhaseki, İklim Değişikliği ve Uyum Koordinasyon Kurulu öncesinde İller Bankası Macunköy Tesisleri’nde düzenlenen basın toplantısında konuştu.

    Kurulun, gelecek hafta Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai şehrinde başlayacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 28. Taraflar Konferansı (COP28) öncesinde Türkiye’nin müzakere önceliklerini ve ulusal ölçekte hazırlanan iklim değişikliği azaltım ve uyum eylem planlarını değerlendirmek üzere toplandığını belirten Özhaseki, toplantının hayırlı kararlara vesile olmasını temenni etti.

    Bakan Özhaseki, 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler sonrasında 850 bin bağımsız birimin ve yaklaşık 18 milyon vatandaşın zarar gördüğünü hatırlattı.

    Deprem bölgesinde yaraları sarabilmek adına büyük bir gayretin içerisinde olduklarını vurgulayan Özhaseki, “İlk etaptaki 100 bin kadar konutun inşasına başladık. Bunlar çok hızlı bir şekilde devam ediyor. Bir taraftan yerinde dönüşüm projemizi açıkladık. Şu ana kadar 245 bin vatandaşımız, ‘eğer devlet beni desteklerse ben görevimi yerinde yaparım’ diye bizlere müracaatta bulundular, desteklemeye devam ediyoruz. Bir taraftan da aldığımız bir kararla köylerimizdeki bütün köy evlerinin tamamını çelik karkas üzerine inşa edeceğimiz 100 bine yakın evin de ihalelerine başladık.” diye konuştu.

    Deprem bölgesinde yapımı devam eden ve tamamlanan yapıların peyderpey hak sahiplerine teslim edildiğini aktaran Özhaseki, gelecek aylarda da her ay 50 bin civarında konut ve iş yerini teslim etmeye devam edeceklerini kaydetti.

    Özhaseki, bir yandan afet bölgesini ayağa kaldırıp kentsel dönüşüm çalışmalarına gayret ederken, diğer yandan da iklim değişikliğiyle ilgili mücadelenin bütün hızıyla devam ettiğini vurguladı.

    İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE VURGU

    Dünyanın, iklim değişikliğinin ağır etkileriyle karşı karşıya olduğuna dikkati çeken Özhaseki, bu anlamda Akdeniz iklim kuşağında bulunan Türkiye’nin de iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkelerin başında geldiğini söyledi.

    Bakan Özhaseki, Sanayi Devrimi’nden bugüne neredeyse 150 yıllık bir süreç içerisinde atmosferdeki karbondioksit miktarının yüzde 50 civarında arttığını ifade ederek, bu durumun, küresel ortalama sıcaklığı Sanayi Devrimi öncesine göre 1,1 derece artırdığını anlattı.

    İklim değişikliğinin en büyük sebeplerinden birinin Sanayi Devrimi ile başlayan çok üretim, çok tüketim ve çok kirletmeye dayalı süreçten kaynaklandığını dile getiren Özhaseki, şunları paylaştı:

    “Bu konuda en çok kirleten ülkeler belli. Hindistan, Çin, Amerika ve Avrupa Birliği ülkeleri. Türkiye bu konuda en az kirleten ülkelerin başında geliyor. Ancak inancımızın da gereği ve yasalarımızın da emrettiği şekilde biz hiç kirletmeme üzerine kendimizi kurgulamaya çalışıyoruz. Çünkü inanıyoruz ki dünya bir denge üzerine yaratılmış, bu denge bozulduğu zaman felaketler arka arkasına geliyor. Sizin doğayı tahrip etmemeniz gerekiyor. Atmosferi kirletmemeniz gerekiyor. Eğer bunu yaparsanız tabiat adeta sizden intikam alıyor.”

    “ÜLKEMİZİN YEŞİL VARLIĞINI YÜZDE 13’E KADAR YÜKSELTTİK”

    Özhaseki, ülke olarak iklim değişikliğiyle mücadeleyi her zaman siyaset üstü ve sınır tanımayan konular olarak ele aldıklarını, hatta iklim değişikliklerini artık ülkelerin güvenlik meselesi olarak gördüklerini belirtti.

    Bakanlık olarak iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini azaltmak üzere yaptıkları çalışmalardan da bahseden Özhaseki, şöyle devam etti:

    “Sayın Cumhurbaşkanımızın ilan ettiği 2053 net sıfır emisyon hedefi ve Türkiye’nin Paris Anlaşması’na taraf olan iradesi çok önemli. Bu çerçevede 2030 için azaltım hedefimizi neredeyse iki misline çıkardık, yüzde 41’e yükselttik. Yeşil dönüşüm için kanunlarımızı, paydaşların talepleri ve bilimsel veriler doğrultusunda güncelledik. Meclisin normal çalışma gündemi başladığı zaman inşallah getireceğiz ve bunu çıkarmak için gayret edeceğiz. Korunan alan miktarlarımızı neredeyse iki misline yükselttik. Bu alanda ekolojik koridorlarla ülkemizin yeşil varlığını yüzde 13’e kadar yükselttik. Ama OECD rakamları ortalaması olan yüzde 17’ye de kısa süre içerisinde yaptığımız birtakım stratejilerle çıkmayı düşünüyoruz.”

    Denizlerin temizliğinin önemli bir göstergesi olan mavi bayraklı plajları 551’e yükselttiklerini vurgulayan Özhaseki, Türkiye’nin bu sayıyla dünyada 3’üncü sırada yer aldığını aktardı.

    Son 20 yılda sosyal konut ve kentsel dönüşüm çalışmalarıyla üretilen 3 milyon konutu çevreye saygılı, sıfır atık uyumlu ve iklim dostu olacak şekilde imal ettiklerini belirten Özhaseki, inşası devam eden konutların dönüşümünde de aynı hassasiyeti gösterdiklerine dikkati çekti.

    SANAYİDE YEŞİL DÖNÜŞÜM

    Mehmet Özhaseki, sanayide yeşil dönüşümü gerçekleştirme kapsamında tüm sanayicileri yeşil sertifika edinmeleri için teşvik ettiklerini ve eğitim çalışmalarıyla bilinçlendirdiklerini kaydederek, bunun dışında bütün şehirlerde katı atık düzenli depolama tesisi sayılarını arttırmaya devam ettiklerini anımsattı.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde, 81 ilde 100 milyon metrekare millet bahçesi hedefine hızla yaklaştıklarına işaret eden Özhaseki, “Şu anda 81 ilde 213 millet bahçesini tamamladık, 283 millet bahçemizin çalışmaları da hızla devam ediyor.” ifadesini kullandı.

    Sıfır Atık projesine de değinen Özhaseki, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “7 yıldır uygulanıyor ve Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi himayelerinde devam ediyor. Bu konuda yaptığımız çalışmalarla 172 bin binada sıfır atık yönetim sistemini hayata geçirdik ve 20 milyon insana bu konuda eğitim verdik. Proje başladığından bu tarafa 45,5 milyon ton geri kazanılabilir atık elde etmiş olduk. Bunlardan elde ettiğimiz gelir 96 milyar lira. Bu atıkların kazanılmasıyla birlikte 432 milyon ağaç kesilmekten kurtuldu ve 108 milyon varil petrolden de tasarruf edildi.”

    “SIFIR ATIK, TÜRKİYE İÇİN BİR MARKA HALİNE GELDİ”

    Bakan Özhaseki, 30 Mart’ın “Uluslararası Sıfır Atık Günü” olarak ilan edildiğini ve tüm dünyada kutlanmasının kararlaştırıldığını hatırlatarak, G20 Liderler Zirvesi Sonuç Metni’nde de Sıfır Atık’a yer verildiğini söyledi.

    Son BM Zirvesi’nde, Emine Erdoğan ve BM Genel Sekreteri tarafından “Sıfır Atık Küresel İyi Niyet Beyanı”nın imzalandığını anımsatan Özhaseki, dünyanın artık Sıfır Atık’a güçlü bir şekilde davet edildiğini belirtti. Özhaseki, Sıfır Atık’ın sadece bir çevre hareketi ve döngüsel ekonomi modeli olmanın çok ötesinde Türkiye için bir marka haline geldiğini ifade etti.

    Özhaseki, 2053 Net Sıfır Emisyon ve Yeşil Kalkınma hedefleri noktasında tüm paydaşları da bu sürece dahil eden ve rehberlik oluşturan 2023-2030 dönemi için Ulusal İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı hazırladıklarını anlattı.

    Eylem planı kapsamında sorumlu ve ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde nihai 40 stratejik hedef ve 132 eylem ile ilgili paydaşlarla istişare edilerek bu sonuca ulaştıklarını aktaran Özhaseki, bu plan kapsamında Sektörel Uygulama Planlarını da oluşturarak doğayı koruyan, insani ve yeşil bir kalkınmayı esas alan stratejileri tayin ettiklerini vurguladı.

    İlave olarak İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında belirlenen 29 strateji ve 265 eylemle hedefi 12. Kalkınma Planı’nda, “Afetlere dirençli yaşam alanları, sürdürebilir çevre” şeklinde ifade ettiklerini anlatan Özhaseki, “Hükümetimizin hazırladığı 2024-2026 Orta Vadeli Program kapsamında yeşil dönüşüme matuf olan 2053 Net Sıfır Emisyon hedefimize uygun çalışmaları sürdürmeye devam edeceğiz.” dedi.

    Plan ve stratejilerinin hazır olduğunu vurgulayan Özhaseki, “Tüm kurum ve kuruluşlarımızla hedefe ulaşmak için gece gündüz demeden çalışıyoruz. Gökyüzünde bombaların değil kuş cıvıltılarının olduğu yemyeşil bir dünyaya giden lokomotifin öncülüğünü yapmak istiyoruz. Kararlıyız, Türkiye olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koydukları 2053 Net Sıfır Emisyon ve Yeşil Kalkınma hedeflerini başaracağız. Çocuklarımıza yeşil süper güç Türkiye’yi bir miras olarak bırakacağız.” değerlendirmesinde bulundu.

    Kaynak: Haber7.com

  • Bakan Koca karşıladı: Türkiye Gazze’den ilk kez yaralı getirildi

    Bakan Koca karşıladı: Türkiye Gazze’den ilk kez yaralı getirildi

    Türkiye, uluslararası mecralar başta olmak üzere her fırsatta Gazze’de yapılan zulme karşı çıkıyor, savaş ve insanlık suçu işlendiğini haykırıyor.

    Gazze’de abluka altında kalan insanlara yardım elini uzatmak için çok sayıda yardım yapılıyor.

    TÜRKİYE YARALI ÇOCUKLAR İÇİN DEVREDE 

    Türkiye, kanser hastaları ve durumu acil olan Gazzelilerin bir kısmını uçaklarla ülkeye getirerek tedavi altına aldı. İlk kez de yaralı Gazzeli çocukların Türkiye’ye getirilmesi için girişim başlatıldı.

    3 yaralı çocuk Mısır El Ariş Havalimanı’ndan T.C Sağlık Bakanlığı ambulans uçağı ile alınarak Ankara’ya getirildi. 

    BAKAN KOCA KARŞILADI

    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da Esenboğa Havalimanı’nda yaralı çocukları karşılıyor. Buradan ambulanslara alınacak çocuklar, tedavileri için hastaneye sevk edilecek.

    ÜÇÜNCÜ TAHLİYE YARIN 

    Bakan Koca “Gazze’den üçüncü tahliyenin yarın olmasını bekliyoruz. Çocuk ve gençlerden oluşacak üçüncü bir grup yaralı getirilecek. Sahra Hastaneleri ile ilgili daha önce bahsetmiştim İsrail Mısır ve Türkiye koordinasyonunda oluşan bir ekip özellikle saha araştırması yapmak üzere Mısırdalar. Bununla ilgili yer tespiti yapılma aşamasında.” dedi.

    KAYNAK: TRT HABER

    Kaynak: Haber7.com

  • MSB İncirlik Üssü iddialarını yalanladı! ‘Türkiye’nin duruşu bellidir’

    MSB İncirlik Üssü iddialarını yalanladı! ‘Türkiye’nin duruşu bellidir’

    Filistin-İsrail arasındaki savaş 47. gününde devam ederken ve Türkiye’nin Filistin halkına desteği açıkken İngiltere merkezli Declassified UK sitesi skandal bir iddiada bulundu. 

    İNCİRLİKTEN İSRAİL’E SİLAH TAŞINDI İDDİASI

    İngiliz sitesi, ABD’nin İsrail’e silah ulaştırmasında Güney Kıbrıs’taki İngiliz Agratur üssü uluslararası bir merkez haline getirildiğini, ABD ve İngiltere uçaklarının Almanya, Türkiye ve İspanya’daki üslerden Agratur’a, oradan da İsrail’e nakliye uçuşları yaptığını öne sürdü. Site Türkiye’de mühimmat taşınmasının Adana’da bulunan İncirlik Üssü‘nden gerçekleştirildiğini iddia etti. 

    MSB’DEN AÇIKLAMA GELDİ

    İddianın gündeme gelmesi üzerine Milli Savunma Bakanlığı kaynakları açıklama yaptı. “İncirlik’e inen ABD uçaklarının Güney Kıbrıs üzerinden İsrail’e silah taşıdığı” iddiasının sorulması üzerine kaynaklar, “Türkiye olarak Gazzeli kardeşlerimizin zararına olacak herhangi bir faaliyetin içinde olmamız veya bu faaliyetlere göz yummamız söz konusu değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu konudaki duruşu bellidir” şeklinde cevap verdi. 

    MSB kaynakları ayrıca Gazze’ye savaşın başından bu yana Hava Kuvvetlerimize ait 11 uçakla 208 ton insani yardım malzemesi ve 5 ton tıbbi malzeme gönderildiğini duyurdu.

    Kaynak: Haber7.com

  • Türkiye, Fransa’yı geride bırakıp 2’inci olacak

    Türkiye, Fransa’yı geride bırakıp 2’inci olacak

    Turizmin 2023 yılı boyunca patlama yapmasıyla birlikte, Avrupa’nın ziyaretçi sayıları pandemi öncesi seviyelere ulaştı.

    Dünya Seyahat Pazarı’nın Küresel Seyahat Raporu’na göre, Türkiye ziyaretçi sayısında artış yaşandı.

    Rapora göre, Türkiye’nin 2024 yılında Avrupa’da en çok ziyaret edilen ikinci ülke olarak Fransa’yı geçeceği tahmin ediliyor.

    Avrupa’ya yapılan toplam ziyaret sayısı 2019’da 440 milyondan 2023’te 428 milyona düşerek yüzde 3 azaldı. Ancak Türkiye’de bu rakamlar yükselişte.

    Türkiye, 2019 yılına kıyasla ziyaretçi sayısında yüzde 73’lük bir artış kaydetti.

    Böylece Türkiye, 2019’a göre sırasıyla yüzde 33 ve yüzde 31 artış gösteren Avrupa’nın en büyük iki pazarı Fransa ve İspanya’dan daha iyi performans gösterdi.

    Bölgenin 10. büyük pazarı olan Hırvatistan, 2023 yılında pandemi öncesi seviyelerin yüzde 51 üzerinde gerçekleşmesi beklenen bir diğer dikkat çekici performans sergileyen ülke oldu.

    TÜRKİYE TURİZMDE ATAĞA GEÇTİ

    2023 yılına Kahramanmaraş merkezli büyük ve yıkıcı deprem felaketiyle giren Türkiye, yaz ayları başında turizm açısından toparlanmakta zorlandı. Ancak ilerleyen aylarda Türkiye, turizmde atağa geçti.

    Rapora göre, Türkiye’nin bu kadar çok sayıda turist çekmesinin en başta gelen nedeni doğal güzelliği ve tarihi zenginliği olsa da, ekonomik açıdan cazip bir seçenek sunması çok önemli.

    Ayrıca Türkiye, Avrupa’da Rusya’dan uçuşların yasaklanmadığı tek ülke olarak bu ülkeden turistleri ağırlamaya devam etti.

    2022’de Türkiye’yi yaklaşık 5 milyon Rus ziyaret etti. 2023’te bu sayının toplam 7 milyona çıkması bekleniyor.

    WTM raporu’na göre turizm açısından en popüler Avrupa ülkesi İspanya, ikinci ülke ise Fransa oldu.

    Ancak rapor, Türkiye’nin cazibesinin 2024 yılında da devam edeceğini ve Avrupa’da en çok ziyaret edilen ikinci ülke olarak Fransa’yı geçeceğini öngörüyor.

    WTM İspanya, Fransa ve Türkiye’de turizm açısından büyümenin devam edeceğini ve sırasıyla yüzde 74, 80 ve 72 oranında artacağı tahmininde bulunuyor.

    Kaynak: Haber7.com

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com