Blog

  • İletişim Başkanı Altun, yalan bilgi ve haber sayısını açıkladı

    Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Dezenformasyon Bildirim Servisi’ne (DBS) bildirilen yalan bilgi ve haber sayısını paylaştı.

    Sosyal medyadan açıklamalarda bulunan Altun, deprem felaketinin ardından depremzedelerin hayatını tehlikeye atan ciddi derecede bilgi kirliliği ile karşılaşıldığını ifade etti.

    İletişim Başkanlığı olarak dezenformasyona karşı vatandaşlarla birlikte mücadele etmek için “Dezenformasyon Bildirim Servisi”ni devreye aldıklarını hatırlatan Altun, şunları kaydetti:

    “DBS’ye e-Devlet ve mobil uygulamalarla bildirilen yalan bilgi ve haber sayısı şu saat itibarıyla yaklaşık 6 bin 200 olmuştur. Vatandaşlarımız DBS’ye yalan bilgiyi bildirirken çoğu zaman konunun doğrusunu da aktarmışlardır. DBS’ye bildirilen ve uzmanlarımızca doğrusu belirlenen birçok yalan haber, günlük olarak yayınladığımız Dezenformasyon Bültenimiz ve İletişim Başkanlığı ile Dezenformasyonla Mücadele Merkezi sosyal medya hesaplarımız aracılığıyla kamuoyu ile paylaşılmaktadır.

    Milletçe büyük bir felaketi yaşadığımız bugünlerde, dezenformasyonun insan hayatını ne denli tehlikeye atan bir unsur olduğunu ne yazık ki tekrar gördük. Doğruların açığa çıkması için çabalayan sağduyulu ve sorumluluk sahibi tüm vatandaşlarımıza yürekten teşekkür ediyorum.”

  • Oğuzhan Uğur “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” gerekçesiyle ifade verdi

    Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremlerin ardından arama kurtarma çalışmaları sırasında Babala TV isimli Twitter hesabından yayılan yalan bilgi sonrası Oğuzhan Uğur, “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” gerekçesiyle adliyede ifade verdi.

    Sosyal medya fenomeni Oğuzhan Uğur’un kurucusu olduğu Babala TV’nin Twitter hesabından “Hatay Yarseli Barajı’nın duvarının çatladığı” yönünde yapılan asılsız paylaşım yapılmıştı. Tepkiler üzerine Uğur çark etmiş, açıklama yapmıştı. “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” gerekçesiyle fenomenin ifadesi alındı.

    Uğur, savcılık çıkışında basın mensuplarının “Deprem bölgesine dönecek misiniz?” sorusu üzerine, “İfademizi verdik, çalışmaya devam ediyoruz. Şu an öyle bir düşüncemiz yok, bakacağız.” yanıtını verdi.

    Oğuzhan Uğur ifade verdi

    OLAYIN GEÇMİŞİ

    Asrın felaketi olarak nitelendirilen, Kahramanmaraş merkezli 10 ili etkileyen 7,7 ile 7,6 büyüklüğündeki depremlerin ardından arama kurtarma faaliyetleri yürütüldüğü esnada “BaBala TV” isimli Twitter hesabından Kahramanmaraş’taki Hatay Yarseli Barajının duvarının çatladığı yönünde paylaşımlarda bulunulması, bu paylaşımların deprem bölgesindeki afetzede vatandaşlar arasında korku ve paniğe neden olmasına ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldığı açıklanmıştı.

    Oğuzhan Uğur

    Savcılık, Oğuzhan Uğur ve diğer sorumlu kişiler hakkında “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla resen soruşturma başlatmıştı.

  • TRH Not: Depremden sonra provokatörlerin ortaya attığı yalanlar

    Türkiye 6 Şubat sabahı tarihi bir felakete uyandı.

    İlki 7.7 büyüklüğünde Kahramanmaraş’ın Pazarcık ileçsi 9 saat sonra ikincisi 7.6 büyüklüğünde Elbistan ilçesi merkez üssü olmak üzere iki büyük deprem yaşadık.

    İki deprem de toplam 10 ilde büyük yıkıma neden oldu.

    Son verilere göre 30 bini geçen ölü sayısı ve 80 bini geçen yaralı sayısıyla felaket tarihe geçti.

    İlk andan itibaren devletin tüm kurumları, belediyeler ve sivil inisiyatifler harekete geçti.

    Provokatörler fırsatı kaçırmadı

    Türkiye’nin seferber olduğu felaketin yaraları sarılıyor.

    Bölgede insanüstü bir çaba sarf edilirken provokatörler de fırsatı kaçırmadı.

    Felaketin ilk saatlerinden itibaren sosyal medyadan ve diğer tüm kanallardan yalan haberler servis edildi.

    Siyasetçi ve gazetecilerden sayısız yalan çıktı

    Bu yalanları sadece kimliği belirsiz provokatörler değil, siyasi rant elde etmek isteyen siyasetçiler, toplumda gazeteci kimliği ile tanınan isimler ve sosyal medya ünlüleri de yaydı.

    Yalanlar çalışmaları aksattı, moralleri bozdu

    Yapılan çalışmaları sekteğe uğratan, sahadaki ekiplerin ve depremzedelerin moralini bozarak dayanma gücünü zayıflatan, Türkiye’nin her bölgesinde yardım için sıraya giren her yardımseverin güvenini sarsan yalanlar art arda geldi.

    İşte 6 Şubat’tan itibaren servis edilen yalanlar;

    • – Devlet yok, gelmedi.
    • – Afet bölgesinde TSK arama kurtarma çalışmalarında devreye girmedi.
    • – Enkazdan ilk olarak AKP’lileri çıkarıyorlar.
    • – Depremin nedeni Boğaz’daki ABD gemisi
    • – Alevilerin olduğu yerlere yardım gönderilmiyor.
    • – Deprem bölgesinde Kızılay çadırı yok.
    • – Arama kurtarma yapılmıyor.
    • – Sığınmasılar cesetlerin kolunu kesip altınları çaldı.
    • – İHA’lar deprem bölgesinde kullanılmadı.
    • – Tayvanlı arama kurtarma ekibi Türk ekiplerle sorun yaşadığı için ülkeden ayrıldı.
    • – Valilik İBB’yi Hatay’dan çıkartmak istiyor.
    • – AFAD, üzerinde alkollü içecek logosu bulunan giysileri kabul etmedi.
    • – Fenerbahçe’nin yardım tırı yağmalandı.
    • – Akkuyu NGS depremde hasar gördü.
    • – Arap ülkelerinden yardım gelmedi.
    • -Deprem bölgesindeki jammerlarla enkaz altındakilerin iletişimi kesiliyor.
    • – Cumhurbaşkanı Erdoğan, depremden sonra CHP’li belediyeleri aramadı.
    • – Hatay Havalimanı’nı Ankara Büyükşehir Belediyesi onardı.
    • – HDP yardım aracına kaymakalık el koydu.
    • – Avusturyalı kurtarma ekibi bir çocuğu kurtaracakken Türk ekibi kameralarla gelip görevi devraldı.
    • – 23 Kasım 2022 Düzce depremi sonrası hasar tespit çalışmalarını öğretmenler ve imamlar yaptı.
    • – Macar yardım ekibi kötü muameleye maruz kaldı.
    • – Hatay’da çadır dağıtılmadı.
    • – Deprem bölgesinde bir yağmacı direğe bağlandı.
    • – Cenazelerimizi çıkaramıyoruz, kepçeciler çocukların ceplerindeki telefonları çalıyorlar.
    • – AFAD acil gönüllü çağrısı yaptı.
      Kaynak: Ensonhaber
  • AÖF Kayıt Yenileme Ne Zaman Yapılacak? AÖF Kayıt Yenileme Tarihi Ertelendi mi?

    Anadolu Üniversitesi tarafından daha önce yayımlanmış AÖF takviminde, kayıt yenileme işlemlerinin 13 Şubat’ta başlayacağı ve 24 Şubat’ta son bulacağı ifade edilmişti. Fakat YÖK’ten gelen karara göre üniversitelerin bahar yarıyılı başlangıcı ertelenmiş ve uzaktan eğitim kararı alınmıştı. Bu doğrultuda AÖF kayıt yenileme sürelerine ilişkin de yeni bir haber geldi. AÖF kayıt yenileme tarihleri ertelendi mi? İşte detaylar…

    Açıköğretim fakültesinde eğitimlerini devam ettiren öğrenciler için kayıt yenileme dönemi 13 Şubat 2023 Pazartesi bugün başlayacaktı.

    Ülkemizde yaşanan büyük Kahramanmaraş afetinin ardından eğitime ilkokul, ortaokul, liselerde kısa süreli ara verilmesinin yanı sıra, YÖK tarafından yapılan açıklama sonrası üniversiteler uzaktan eğitime geçmiş ve bahar yarıyılını da ertelemişti.

    AÖF tarafından da konuya ilişkin yeni bir açıklama geldi. Deprem dolayısıyla 13 Şubat – 24 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirilecek AÖF kayıt yenileme işlemi ertelendi.

    AÖF Kayıt Yenileme İşlemi Ne Zamana Ertelendi?

    Kayıt yenileme tarihiyle ilgili kesin bir bilgi verilmezken, ‘YÖK’ ten gelen açıklamaya göre belirlenecektir.’ açıklaması yapıldı.

  • Mimar Sinan’ın Dehası | Gizemli Tarih | TRT Belgesel

    Mimar Sinan’ın Dehası | Gizemli Tarih | TRT Belgesel

    Mimar Sinan’ın asırlardır açıklanamayan mühendislik dehasının perde arkasına uzanıyoruz.

    Mimar Sinan’ın kıyamete kadar ayakta kalacak bir camii iddiasında bulunduğu Süleymaniye Camii’ni nasıl inşa etti?

    Prof. Dr. Hikmet Kırık’ın eşsiz anlatımıyla “Gizemli Tarih”, sır perdelerini TRT Belgesel ’de aralıyor.

    00:00 Mimar Sinan’ın Zekası
    01:38 Süleymaniye Camii 🕌
    06:20 Kazık Temel Tekniği ⛏️
    07:25 Büyükçekmece Köprüsü

    #GizemliTarih #MimarSinan #TRTBelgesel #Belgesel

    Kaynak: TRT Belgesel

  • KÜRTLER Mİ ? TÜRKLER Mİ ? | GERMİYANOĞULLARI BEYLİĞİ | ANADOLU BEYLİKLERİ

    Anadolu Beylikleri serimizin 3.sü Germiyanoğulları Beyliği videosundan herkese merhaba !

    Anadolu Selçuklu Devleti 1243 yılında Kösedağ Mevkiinde Moğol ordusu karşısında bozguna uğramış ve bunun neticesinde Anadolu’daki hâkimiyetini kaybederek Moğol himayesine girmeye başlamıştı. Moğolların yönetimi altına giren Türkmen aşiretler, coğrafyada zamanla artan Moğol baskısı nedeniyle başkaldırı hareketleri düzenledi ve bunun neticesinde Anadolu’da bağımsız hareketlerde bulunan birçok Türkmen beyliği kuruldu. Bu beyliklerden biri de, Kütahya ve çevresinde kurulmuş olan Germiyanoğulları beyliği idi… Hadi gelin bir dönemin en güçlü beyliklerinden birisi olan Germiyanoğulları beyliğini daha detaylı inceleyelim…

    1239 yılında patlak veren Babai isyanı sırasında Germiyan aşiretinin lideri olan ve aynı zamanda Malatya Subaşılı görevini yürüten Alişiroğlu Muzaffereddin. Bey isyanı bastırmak Selçuklu sultanı. II Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından görevlendirildi.

    Muzafferdin Bey isyanın bastırılmasındaki başarısından ötürü II Gıyaseddin tarafından Kütahya ve çevresinin ona verilmesi ile ödüllendirildi. Bu tarihten sonra da aşireti yaşamlarını bu yörede sürdürmeye başladı. Muzafferdin beyin ölümünün ardından aşiretin başına geçen olduğu Keramettin Bey 1264 yılında İzzettin Keykavus ve kılıç arasındaki taht mücadelesinde İzzettin Keykavus’u destekledi. Ancak taht mücadelesine 4 Kılıçaslan’ın kazanması ile yakalanarak diğer muhalifler ile idam edildi. Kiremittin beyin ölümünün ardından aşiretin başına Hüsamettin Bey geçerken onun döneminde gelmeyen Aşireti’nin nüfus sahası Kırşehir bölgesine kadar genişledi tarihler 1277 yılını gösterdiğinde Anadolu Selçuklu Devleti yavaş yavaş parçalanmaya başlıyormuş taht kavgaları Baş Ermiş ve Sultan üçüncü Kıyasettin Keyhüsrev la Alaaddin Siyavuş karşı karşıya gelmişti. Dönemin güçlü beyliklerinden birisi olan Karamanoğulları Alaaddin Siyavuşun yanında yer alırken Germiyanoğlu Sultan 3 Gıyaseddin’in yanında saf tuttu.

    İki taraf arasında Konya’da yaşanan kanlı çarpışmalar neticesinde Alaaddin Siyavuşun ordusunu imha edilirken Siyavuş Germiyanoğlu Hüsamettin Bey tarafından yakalanarak öldürüldü. Yaşanan bu Hadise’nin ardından 3 Gıyaseddin Keyhüsrev tahtını sağlam alırken tekrar tahta çıkmasında yardımcı olan gelmeyen aşireti bulunduğu bölgede büyük güç ve it kazandı. Ancak Selçuklu ile Germiyanoğulları arasında oluşan bu iyi ilişkiler çok uzun sürmedi. Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev’in ölümünden sonra tahta geçen ikinci Mesut döneminde devlet olan İlhanlılar hem Karamanoğulları’nın hem de Germiyanoğulları’nın iyice güçlendiğini ve Selçuklu Devleti’ne karşı tehdit oluşturduğunu düşünmek değdi Bu yüzden 1290 yılında harekete geçen Selçuklu mu oldu ordusu önce Karaman bölgesini ardından daha Germiyan bölgesine birer birer yağmala yarak adeta tarumar etti

    İlhanlılar Selçuklu yardımı ile bu iki bölgeyi kontrol altına aldıktan sonra Germiyan uçlarına tehdit etmek amacıyla Vezir sahip Ata’yı bu bölgede görevlendirdi. Bu dönem Germiyanoğulları’nın başına geçen Yakup Bey sahip Ata’yı bölgede beyliğin bekası için büyük bir engel olarak gördüğü bu yüzden iki taraf arasında uzun yıllar sürecek olan mücadelesi başladı. Neticede gelmeyen Kuvvetleri 1300 yılın daha sahip Ata ya bağlı Kuvvetleri Bozguna uğratarak bölgeye yeniden hâkim olmayı başardı.

    Bu galibiyet aynı zamanda Germiyanoğulları’nın Anadolu Selçuklu Devleti’nden ve İlhanlılardan bağımsızlığını kazanması anlamına geliyordu. Germiyanoğulları e Karamanoğulları ile birlikte Anadolu’da kurulan en güçlü Beylik niteliğindeydi. Öyle ki 14. Yüzyılın başlarından itibaren kuzeyde os beyliğine batıda İzmir’in kuzeyine güneyde ise Antalya ve Isparta çevrelerine kadar uzanan geniş bir bölgeye Germiyanoğulları Beyliği’nin hakimiyetine girdi. Tüm bunların yanında Bizans İmparatorluğu ile Çetin mücadelelere Girişen Yakup Bey Aydınoğlu Mehmet Bey kumandasındaki gelmeyen kuvvetlerini Ege sahillerine gönderdiği ve Bizans İmparatorluğu sınırlarında kalan İzmir’i ve Aydın’ın Aydınoğlu Mehmet Bey’in bu başarılı seferleri nedeniyle Yakup Bey İzmir ve çevresini Aydınoğlu Mehmet Bey Hediye etme kararı aldı Böylece 1308 yılında Çevresinde Aydınoğulları Beyliği kurulmuş oldu.

    1314 yılına gelindiğinde İlhanlı Devleti bir kez daha Anadolu beyliklerini itaat altına almak için harekete geçti. Osmanbey Yakup Bey’e haber göndererek İlhanlılara karşı birlikte mücadele etme teklifinde bulundu. Ancak Yakup Bey bunu kabul etmeyerek İlhan hükümdarına itaat etme kararı aldı. Bu kararın altında yatan sebep ise geçmişte beyliğin İlhanlar tarafından büyük zarar 7 Yakup Bey’in bu kararı Osman Bey ile Yakup Bey’in arasının açılmasına sebebiyet verdi. Ancak buna rağmen Osman Bey Yakup Bey’in Anadolu’daki kuvvetli tarafından Germiyanoğulları Beyliği ne saldırmayı göze alamadı Germiyanoğulları Beyliği’nin kurucusu olan Yakup Bey’in nerede ve ne zaman öldüğü tam olarak bilinmese de kaynaklarda Germiyanoğulları’nın Ensar bu dönemde olduğu işaret edilmektedir. Yakup Bey’in ölümünden sonra beyliğin başına büyük oğlu Mehmet Bey geçti Mehmet Bey’e iktidarını Doğu Roma İmparatorluğu ile mücadele et.

    Geçirdi, özellik ve Romalıların Kula ve Simav bölgelerini düzenlediği saldırıları başarı ile püskürten Mehmet Bey 1361 yılında yine bir Roma saldırısı sırasında hayatını kaybetti. Mehmet Bey’in ölümünden sonra beyliğin başına oğlu Süleyman Şah geçti. Süleyman Şah hükümdarlığının ilk yıllarında Karamanoğulları Beyliği ile karşı karşıya geldi. Hamitoğulları ile onları arasındaki Hakimiyet mücadelesinde Süleyman Şah’ın Hamitoğlu İlyas Bey desteklemesi Karamanoğulları ile aralarının açılmasına sebebiyet verdi. Süleymanşah Karamanoğulları ile savaşmayı göze alamadığından Hristiyanlarla Mücadele’de büyük başarı sağlayan ve sınırlarını genişletmek de olan Osmanlılar ile anlaşmak istedi.

    Süleyman Şah ve beraberindeki heyet dönemin Osmanlı hükümdarı 1. Murat’a hediyeler götürerek iyi ilişkiler kurmaya çalıştı. Süleyman Şah bunun yanı sıra kızını Şehzade Beyazıt’a vermeyi ve olarak daha Kütahya ile beraber Simav Eğriboz ve Tavşanlı bölgelerine Osmanlı Devleti’ne bırakmayı teklif etti Germiyanoğulları’nın bu teklifi Sultan Murat tarafından kabul edilirken hemen Ne Dün yapıldı Böylece Süleyman Şah hem Osmanlılar ile barışı saldırmış hem de Karamanoğulları tehlikesini bertaraf etmiş oldu.

    1387 yılında gelmeyen Bey’i Süleyman Şah’ın vefat etmesi ile beyliğin başına oğlu ikinci Yakup geçti.

    Kinci Yakup tahta çıktığı ilk dönemlerde Osmanlıların haçlılarla yaptığı 1. Kosova savaşında Sultan Murat’ın şehit edilmesini fırsat bilerek daha önceleri Osmanlılara bırakılan Kütahya Simav Eğriboz ve Tavşanlı bölgelerine geri aldı. Bunu, Osmanlı Sultanı Beyazıt Rumeli’den yola çıkarak Kütahya taraflarına geldi.

    1390 yılında topraklarına saldıran ikinci Yakup Yakala tarak İpsala kalesine hapsedilen bir Beyazıt Aynı yıl tüm Anadolu beyliklerine Osmanlı topraklarına kattı.

    Kinci Yakup İpsala Kalesi’nde 9 yıl hapis yattıktan sonra 1399 yılında Bir fırsatını bulup kaçmayı başardı.

    Deniz yoluyla önce Suriye’ye Oradan da Timur Devleti’ne sığınan iki Yakup 1402 yılında Sultan Beyazıt ile Timur un karşı karşıya geldiği Ankara Savaşı’nda Emir Timur’un saflarında yer aldı. Ankara Savaşı’ndan Galip ayrılan Timor Yakup Bey’e mükafat olarak eski Germiyanoğulları Beyliği topraklarını geri verdi. Beyazıt’ın esir düşmesinden sonra Osmanlı şehzadeleri arasında meydana gelen taht mücadelesinde Yakup Bey yeğeni olan Mehmet Çelebi destekledi. Ancak Karamanlı Mehmet Bey’in Musa Çelebi desteklemesi iki taraf arasında soğuk rüzgarların esmesine neden oldu? 1411 yılında bu görüş ayrılığı yerini savaşa bırakırken Karamanoğulları ordusu Germiyanoğulları topraklarına girerek beynin tamamını hakimiyeti altına aldı Karamanoğulları’nın bu topraklardaki iki buçuk yıl kadar sürerken Çelebi Mehmet’in 1413 yılında Osmanlı tahtına çıkmasıyla bölgede dengeler tekrar değişti. Rumeli’de e kardeşim Musa Çelebi’yi Bertaraf Et

    1414 yılında Karamanoğulları üzerine yürüyerek onları Konya’ya kadar süren Mehmet Çelebi ele geçirdiği Germiyanoğulları topraklarını dostu ve müttefiki olan iki Yakup Bey’e geri verdi. Bu tarihten sonra Karamanoğulları ile gelmeyen onlar arasında ufak tefek çatışmalar meydana Gelse de hiçbiri büyük bir savaşa dönüşmedi. Sultan Mehmet’in 1421 yılında vefat etmesinden sonra Osmanlı tahtına oğlu İkinci Murat geçti. II Murat’ın tahta çıktığı ilk dönemde ve düzmece Mustafa olayı patlak vermiş Karamanoğulları Beyliği ile Germiyanoğulları Beyliği sahte Sultan Mustafa’yı desteklemişti. 1422 de Mustafa Çelebi’nin İznik’te yakalanarak öldürülmesi sonrası Germiyanoğulları Beyliği ikinci Yakup Osmanlı Devleti ile yeniden iyi ilişkiler kurmanın yollarını aramaya başladı. 1428 yılında Osmanlı Devleti’nin payitahtı olan Edirne’ye gelen ve burada biz

    Sultan II Murat ile görüşmeler yapan Yakup Bey Osmanlılardan çok hürmet görüp oğlu olmadığı için ölümünden sonra Beylik topraklarını Osmanlı Devleti’ne bırakacağını Vasiyet etti. Kütahya’ya Döndükten bir yıl sonra 1429 yılında hayatını kaybetmesiyle Germiyanoğulları Beyliği sona erdi ve Beylik toprakları Osmanlı Devleti’ne katıldı. Germiyan oğulları Beyliği’nin merkezi olan Kütahya’nın Sancak haline getirilmesi ile önce şehzadelere ardından da Anadolu beylerbeyliğinin merkezi olarak Osmanlılarca teşkilatlandıran Germiyanoğlu oğulları Beyliği’nin bırak olduğu kültürel mirası bakıldığında hemen hemen bütünüyle Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları teşkilatının devamı niteliğindeydi beylikte edebi ve ilmi faaliyetler oldukça ileri öyle kim oldu? Abdulhamit ve İshak Fakih gibi dönemin en büyük ilim adamları Germiyan beyliğinden çıkmıştı beyliğin ekonomisi de oldukça yüksek bir seviyedeydi.

    Gelmeyen kumaşları ismi ile meşhur olan dokumalar bütün Anadolu’da tanınır. Bu kumaşlar Osmanlı Sultanlarının başına sardığı tavuklarda dahi kullanılırdı.

    Bir sonraki Anadolu beylikleri videosunu da görüşmek üzere.

    Metin ve video: Anime Tarih

  • Tarihi Anadolu köprüleri nasıl yapıldı?

    Kültür ve Turizm Bakanlığı, ‘Tarihin Tanıkları: Köprüler’ başlığıyla, Türkiye’nin en görkemli 13 köprüsünü listeledi. İşte bazısı filmlere set olan, bazıları türkülere konu olan medeniyetlerin birleşim noktaları tarihi köprüler…

    BELKIS SULTAN ALAEDDİN KÖPRÜSÜ – ANTALYA

    Aspendos Akropolü’nün 2 km güneyinde ve Köprüpazar Çayı üzerinde yer almaktadır. Literatürde Köprü Pazar, Köprü Çayı, Sultan Alâeddin ya da Belkıs köprüsü gibi adlarla geçmektedir.

    Köprünün inşa kitâbesi, mansap cephesinde ve kuzeybatı kanattaki ilk kemer ayağının tempan duvarı üzerindeki korkuluktadır.

    Zamanla eksilen kitâbenin yeniden ele alınması sonucunda, köprünün, Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın oğlu Sultan II. Gıyâseddîn Keyhüsrev tarafından 1239-1240 yılında inşa ettirildiği kanıtlanmıştır.

    ORTACALAR ÇİFTE KÖPRÜLER – ARTVİN

    18. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen Ortacalar Çifte Köprüleri, Küçükköy ve Arılı yol ayrımında birbirine dik olacak şekilde planlanmıştır.

    İki köprü de birbirine benzemekte ve tek gözden oluşmaktadır.

    MALABADİ KÖPRÜSÜ – DİYARBAKIR

    1147 tarihli inşa kitabesine göre, Timurtaş b. İlgazi b. Artuk tarafından Artukoğulları döneminde inşa ettirilmiştir. 12. yüzyıl Selçuklu dönemi anıtsal mühendislik-mimarlık başyapıtlarındandır.

    Tarihi Malabadi Köprüsü, 40,86 metre açıklığındaki sivri ana kemeri ile dünyanın günümüze ulaşan en büyük kemer açıklığına sahip taş kemer köprüsüdür.

    Malabadi Köprüsü, üzerinde bulunan insan, güneş ve aslan figürlü kabartmaları ve bünyesinde bulunan barınağı, helası ile özgün ve az sayıdaki köprü örneklerimizdendir.

    EKMEKÇİZADE AHMET PAŞA (TUNCA) KÖPRÜSÜ – EDİRNE

    Ekmekçizade Ahmet Paşa Köprüsü ya da diğer adıyla Tunca Köprüsü 1608-1615 yılları arasında Ekmekçizade Ahmet Paşa tarafından Tunca Nehri üzerine yaptırılmıştır.

    Mimarı Sedefkar Mehmet Ağa’dır. 11 ayak 10 kemerden oluşmaktadır. Yarısı ve ortadaki yazıtlı köşkü su taşkınlarıyla yıkılmış, 2008 yılında aslına uygun olarak restore edilmiştir.

    ŞAHRUH KÖPRÜSÜ – KAYSERİ

    Kayseri-Sivas arasındaki Orta Çağ yol güzergâhında ve Kızılırmak üzerinde yer alan Şahruh Köprüsü, doğu-batı yönünde uzanan kargir bir tarihi köprüdür.

    Köprünün menba cephesinde ve batı yönündeki son kemer gözü üzerinde çerçeveli bir taşa kabartma olarak işlenmiş aslan ve üzüm tasvirleri vardır.

    KESİKKÖPRÜ – KIRŞEHİR

    Kırşehir merkez Kesikköprü köyünde, Kızılırmak üzerinde kurulu olan köprü 1248 yılında Anadolu Selçukluları tarafından yaptırılmıştır.

    Kırşehir ile Konya’yı birbirine bağlamak için yapılan köprü, Türk mimarisinin önemli eserlerindendir.

    MERAM KÖPRÜSÜ – KONYA

    Meram Köprüsü Meram ilçesi sınırlarında ve Meram Deresi üzerindedir. Kuzey- güney yönünde uzanan yapı beş̧ kemer gözünden oluşur.

    Köprü, düzgün kesme taşlarla inşa edilmiş olup, korkulukları, kemer ayakları ve tabliyesi onarılmıştır. Kitabesi bulunmayan köprünün 13. ya da 14. yüzyılda inşa edildiği düşünülmektedir.

    DİCLE KÖPRÜSÜ – DİYARBAKIR

    Dicle Köprüsü Diyarbakır-Silvan yolunda ve Dicle nehri üzerinde doğu-batı yönünde uzanan köprü, sivri kemerli on kemer gözünden oluşur.

    Güneybatı yönünde ve kara bölümünde kalan ilk kemer ayağındaki kitabe kuşağının sol kanadında ve bir bazalt bloğuna yürür vaziyette profilden işlenmiş yüksek kabartma aslan tasviri dikkat çekmektedir.

    Kitabe kuşağında köprü mimarının adı olarak “el-bennâ Ukayl bin Sencer” yazılı olduğu genel bir kabul görmüştür.

    Güneybatı yönünde ve kara bölümünde kalan ilk kemer ayağındaki kitabe kuşağının sol kanadında ve bir bazalt bloğuna yürür vaziyette profilden işlenmiş yüksek kabartma aslan tasviri dikkat çekmektedir.

    Kitabe kuşağında köprü mimarının adı olarak “el-bennâ Ukayl bin Sencer” yazılı olduğu genel bir kabul görmüştür.

    TAŞ KÖPRÜ – ADANA

    Taş Köprü Seyhan Nehri üzerindedir. Roma İmparatoru Hadrianus tarafından 4. yüzyılda yaptırılmıştır. Yüzyıllarca Avrupa ile Asya arasında önemli bir köprü olmuştur.

    319 metre uzunluğunda ve 13 metre yüksekliğindedir. 21 kemerinden 14’ü ayaktadır. Dünya’nın halen kullanılan en eski köprülerinden biri olarak kabul edilmektedir.

    JUSTİNİANUS KÖPRÜSÜ – SAKARYA

    Sapanca Gölü’nün sularını Sakarya Nehri’ne boşaltan Çark Deresi (Melas Çayı) üzerinde yer alan Justinianus Köprüsü, Erken Bizans Dönemi’nin Anadolu’daki en görkemli anıtsal yapılarındandır.

    Bizans İmparatoru Justinianus (527-565) tarafından MS 558-560 yıllarında yaptırılan taş köprü, 365 metre uzunluğunda 9.85 metre genişliğinde olup toplam 12 kemerlidir. Köprünün batı ucunda tak izi, doğu ucunda apsisli yapı ve köprü ile ilgili tonozlu yapı kalıntıları bulunmaktadır.

    VARDA KÖPRÜSÜ – ADANA

    Varda Köprüsü, Adana ili Karaisalı ilçesi Hacıkırı (Kıralan) mahallesi’nde bulunmaktadır.

    200 metre uzunluğunda ve 99 metre yüksekliğindedir. Hacıkırı Demiryolu Köprüsü olarak ya da 1912 yılında Almanlar tarafından inşa edildiği için Alman köprüsü olarak da bilinmektedir. James Bond serisinin Skyfall filminde plato olarak kullanıldı ve aksiyon dolu sahneler çekildi.

    PALU KÖPRÜSÜ – ELAZIĞ

    Palu Kalesi’nin doğu yamacında ve Fırat Irmağının kolu olan Murat suyu üzerinde kuzey-doğu güney-batı yönünde uzanan Palu köprüsü, farklı genişlik ve yüksekliklerde sivri kemerli on kemer gözünden ibarettir. Köprü uzunluğu 300-350 metre olup, tabliye genişliği 4 metredir.

    Köprünün inşa kitabesi yoktur. Köprüdeki süsleme, kuzeybatı ucunda 1. sivri kemerli ayağın iç yüzünde ayakta insan figürü, başka bir taşta yine ayakta duran bir insan figürü ile altı dallı bir ağaç motifi, üçüncü bir taşta, seçilemeyen bir motifle beraber makas motifi vardır.

    OSMANLI (TİMİSVAT) KÖPRÜSÜ – RİZE

    Rize’de, Karadeniz’e kavuşan Fırtına Deresi’nden Ayder Yaylası’na uzanan güzergâh boyunca yer alan çok sayıda kemer köprüden biri olan Osmanlı dönemi eserlerinden Timisvat Köprüsü, Köprüköy ile Hoşdere köyleri arasında ulaşımı sağlıyor.

    Anıtlar Kurulu tarafından tescil edilen yapı 35 metre uzunluğunda, 13 metre yüksekliğinde ve 2,7 metre genişliğinde olup, bugün yaya geçişinde kullanılmaktadır.

    Kaynak: NTV

  • Seyyid Kutub’un idam edilmeden önceki son anları

    Seyyid Kutup Kimdir?

    9 Ekim 1906’da Mısır’ın Asyût vilâyetine bağlı Mûşâ köyünde doğdu. Hindistan kökenli olan babası el-Hâc Kutub b. İbrâhim, Mısır’ın İngiliz işgalinden kurtulması için çalışan el-Hizbü’l-Vatanî’nin aktif bir üyesiydi. Seyyid Kutub ilk öğrenimini köyünde tamamladı. 1921 başlarında Kahire’ye giderek eğitimine devam etti. 1926’da Öğretmen Okulu’ndan mezun olunca Külliyyetü Dâri’l-ulûm’un hazırlık sınıfına girdi, iki yıl sonra da Dârü’l-ulûm’a kaydoldu. Öğrencilik yılları sırasında Abbas Mahmûd el-Akkād ile tanıştı ve görüşlerinden etkilendi. Üniversitedeki öğrenci hareketlerine katıldı. Ayrıca edebiyatla ilgilendi. 1933’te üniversiteden mezun oldu ve ardından altı yıl kadar ilkokul öğretmenliği yaptı. Eğitim sisteminin düzelmesi için çeşitli reform taslakları hazırladı. Seyyid Kutub’un Akkād’a olan yakınlığı edebiyat dünyasında hızla yükselmesinde büyük rol oynadı, Akkād ve çevresiyle birlikte edebî tartışmalara katıldı (geniş bilgi için bk. Adnan Ayyub Musallam, The Formative Stages, s. 87-93; Salâh Abdülfettâh el-Hâlidî, Seyyid Ḳuṭub, s. 135-189). Öğrencilik yıllarında girdiği Vefd Partisi’nden 1942’de ayrılarak Sa‘diyyîn Partisi’ne üye oldu. Ancak 1945’te siyasî partilerle ilişkisini kesti.

    Seyyid Kutub’un II. Dünya Savaşı sonrasında edebî konulara ilgisi devam etse de yazılarında siyasî ve içtimaî meseleler ağırlık kazanmaya başladı. Nisan 1947’den itibaren finansmanını hıristiyan Yûsuf Şehâte’nin sağladığı aylık el-ʿÂlemü’l-ʿArabî dergisini çıkardı. 4. sayısından sonra bu dergiyi bırakarak Dârü’l-kütübi’l-Arabî’nin sahibi ve İhvân-ı Müslimîn mensubu Muhammed Hilmî el-Minyâvî’nin finanse ettiği haftalık el-Fikrü’l-cedîd dergisini yayımlamaya başladı. Ancak derginin siyasî üslûbu hükümet çevrelerini rahatsız etti ve Mart 1948’de kapatıldı. Seyyid Kutub da eğitim araştırmaları yapmakla görevlendirilen heyet içinde Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderildi. Kasım 1948’de New York’a giden Kutub burada Batı hayat tarzını yakından tanıma imkânı buldu. New York ve Colorado’da eğitimle ilgili araştırmalarda bulundu, bazı yüksek öğretim kurumlarında derslere katıldı, Amerika’nın değişik eyaletlerini gezdi. Mısır’a dönüşü sırasında İngiltere, İsviçre ve İtalya’ya uğradı. Düşüncelerinin değişeceği beklentisiyle gönderildiği Amerika’dan Ağustos 1950’de Batı sisteminin en keskin karşıtlarından biri olarak döndü. Bir süre Maarif Bakanlığı’nda murakıp yardımcılığı yaptı. Bundan sonra görev yeri sık sık değiştirildi. 18 Ekim 1952’de bakanlıktaki görevinden istifa etti.

    Temmuz 1952’deki askerî darbe öncesinde ve sonraki aylarda Seyyid Kutub ile darbeyi yapan Hür Subaylar arasında yakın ilişki mevcuttu. Darbe öncesinde Cemal Abdünnâsır ve arkadaşları Seyyid Kutub’un evinde toplantılar düzenliyordu. İhtilâlin ardından devrim konseyinin isteği üzerine Ağustos 1952’de verdiği İslâm’da ruhî ve fikrî hürriyet konulu konferans Hür Subaylar’ın takdirini kazandı. Bu sırada sempati duyduğu İhvân-ı Müslimîn teşkilâtıyla Hür Subaylar arasında yakınlık kurmaya çalıştı. Ocak 1953’te oluşturulan Hey’etü’t-tahrîr’in genel sekreterliğini yürüten Cemal Abdünnâsır’a bir ay kadar yardımcılık yaptı. Cemal Abdünnâsır’ın, İhvân-ı Müslimîn’in ileri gelenlerinden teşkilâtı kapatıp Hey’etü’t-tahrîr’e katılmalarını istemesi yüzünden iki taraf arasında anlaşmazlık çıktı. Seyyid Kutub arabuluculuk yapmaya çalıştıysa da başarılı olamadı ve İhvân-ı Müslimîn yanında yer alarak Şubat 1953’te teşkilâta üye oldu. 15 Ocak 1954’te İhvân-ı Müslimîn teşkilâtının kapatılması üzerine örgütün önde gelenleriyle birlikte Seyyid Kutub da tutuklandı; ancak ülke çapındaki gösterilerin ardından diğer tutuklular gibi o da serbest bırakıldı. Daha önce kapatılmış bulunan el-İḫvânü’l-müslimûn adlı haftalık gazete Seyyid Kutub yönetiminde Mayıs 1954’ten itibaren tekrar yayımlanmaya başlandı. Fakat Seyyid Kutub, iktidar tarafından sansüre uğradığı gerekçesiyle 5 Ağustos 1954’te gazetenin neşrine son verdi. 26 Ekim 1954’te Cemal Abdünnâsır’a karşı girişilen başarısız suikasttan sorumlu tutulan İhvân-ı Müslimîn örgütü yöneticileriyle birlikte Seyyid Kutub da tutuklandı ve on beş yıl hapse mahkûm edildi. Kahire’de hapiste bulunduğu süre içerisinde Fî Ẓılâli’l-Ḳurʾân adlı tefsiri üzerinde çalışmaya devam etti. Hapishane şartlarında sağlığı iyice bozulan Seyyid Kutub cezasının on yıllık kısmını çektikten sonra Irak Devlet Başkanı Abdüsselâm Ârif’in girişimiyle Mayıs 1964’te tahliye edildi. Hapisten çıkınca çok tartışılan kitabı Meʿâlim fi’ṭ-ṭarîḳ’ı yazdı. Bu eserinde savunduğu görüşleri ve bir grup İhvân-ı Müslimîn mensubuyla birlikte teşkilâtı yeniden canlandırma faaliyetlerine katılması yüzünden 9 Ağustos 1965’te tekrar tutuklandı. Uzun süren yargılama sonunda idam cezasına çarptırıldı ve 29 Ağustos 1966’da cezası infaz edildi; cesedi bilinmeyen bir yere gömüldü.

    Kaynak: TDV Ansiklopedisi

  • Atatürk’ün, ‘Kürtlere özerklik’ ve ‘Devletin dini olacak mı’ sorularına cevabı

    Cumhuriyet gazetesi yazarı Alev Coşkun, 100 yıl önce yapılan İzmit Basın Toplantısında Atatürk’e yöneltilen sorulara verdiği cevapları dönemin basınından aktardı.

    Coşkun, “Devletin dini olacak mı”, “Başkent neresi olacak”, “Kürtlere özerklik verilecek mi” gibi sorulara Atatürk’ün nasıl cevap verdiğini dönemin gazetecilerinin kaleminden köşesine taşıdı.

    5 BUÇUK SAAT SÜREN TOPLANTI

    Coşkun’un Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan bugünkü yazısından önemli bölümler;

    16 Ocak 1923’te saat 21.30’da başlayıp sabaha karşı 03.00’e kadar süren bu toplantıda Atatürk’e çok yakıcı sorular soruldu ve Atatürk’ün yanıtları da çok kapsamlı ve önemliydi. Toplantıya İstanbul’da yayımlanan önemli gazetelerin başyazarları katıldı.
    Atatürk, Batı Anadolu’daki askeri birlikleri denetlemek ve halkla görüşmek amacıyla 14 Ocak 1923’te yurt gezisine çıkmış ve 16 Ocak 1923 tarihinde İzmit’te gazetecilerle buluşmuştu.

    Bu toplantıda ayrıca “Devletin dini olacak mı”, “Başkent neresi olacak”, “Kürtlere özerklik verilecek mi” gibi hassas sorular da sorulmuş, Atatürk de bunlara açık yanıtlar vermiştir.

    KÜRTLERE ÖZERKLİK

    Kürt azınlığa özerklik verilmesi konusu daha sonraları tartışma konusu yapılmış, Atatürk’ün İzmit Basın Toplantısı’nda Kürtlere özerklik verilmesini kabul ettiği belirtilmiştir. Oysa işin esası şöyledir: Vakit gazetesi başyazarı Ahmet Emin (Yalman), “Kürt meselesine temas buyurmuştunuz. Kürtlük meselesi nedir? Bir iç sorun olarak temas buyurursanız çok iyi olur” diye bir soru sordu.

    Atatürk’ün yanıtı şöyledir: “Kürt meselesi; bizim yani Türklerin menfaatına olarak da katiyen söz konusu olamaz. Çünkü bildiğiniz gibi bizim milli sınırımız dahilinde mevcut Kürt unsurlar o surette yerleşmiştir ki pek sınırlı yerlerde yoğunluğa sahiptir. Fakat yoğunluklarını kaybede kaybede ve Türk unsurlarının içine gire gire öyle bir sınır ortaya çıkmıştır ki Kürtlük namına bir sınır çizmek istersek Türklüğü ve Türkiye’yi yok etmek lazımdır.

    Örneğin, Erzurum’a kadar giden, Erzincan’a, Sivas’a kadar giden, Harput’a kadar giden bir sınır aramak lazımdır. Ve hatta, Konya çöllerindeki Kürt aşiretlerini de göz önüne almak lazım gelir. Dolayısıyla başlı başına bir Kürtlük düşünmektense, Teşkilatı Esasiye Kanunu (Anayasa) gereğince zaten bir tür yerel özerklikler oluşacaktır. O halde hangi livanın (sancak) topluluğu (yerel halkı) Kürt ise onlar kendi kendilerini muhtar (özerk) olarak idare edeceklerdir. Bundan başka Türkiye’nin halkı söz konusu olurken onları da beraber ifade etmek lazımdır. İfade olunmadıkları zaman bundan kendilerine ait sorun çıkarmaları daima söz konusudur.

    ‘AYRI BİR SINIR ÇİZMEYE KALKIŞMAK DOĞRU OLMAZ’

    Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi, hem Kürtlerin ve hem de Türklerin yetki sahibi vekillerinden meydana gelmiştir ve bu iki unsur bütün menfaatlarını ve geleceklerini birleştirmiştir. Yani onlar bilirler ki bu müşterek (ortak) bir şeydir. Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olmaz.”

    ‘DEVLETİN DİNİ OLACAK MI’ SORUSUNA ATATÜRK’TEN YANIT

    İzmit Basın Toplantısı’nda İleri gazetesi yazarı Kılıçzade Hakkı Bey, “Yeni hükümet bir din ile bağlı olacak mı” diye bir soru yöneltmiş, Mustafa Kemal de buna karşılık “Edecek mi, etmeyecek mi bilmem. Bugün mevcut olan kanunlarda aksine bir şey yoktur. Millet dinsiz değildir, dine bağlıdır. Dini de İslamdır. Dini reddedecek ortada bir sebep yoktur” karşılığını vermişti.

    ‘DİN VE DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNE SAYGI GÖSTERMEK…’

    İzmit Basın Toplantısı’nda Mustafa Kemal’in karargâh subaylarından “refakat subayı” olarak hazır bulunmuş olan Mahmut Soydan, bu konuşma ile ilgili olarak altı yıl sonra, 17 Aralık 1929 tarihli Milliyet gazetesinde bir değerlendirme yaptı.

    Dikkat edileceği gibi Mustafa Kemal, “Devletin dini olmaz” demiyor, “Dini reddedecek bir sebep yoktur” diyor.

    Atatürk daha sonra bu soru ile ilgili olarak şunları söylemiştir: “Açıkça söyleyeyim ki bu soruyla karşılaşmayı hiç istemiyordum. Çünkü pek kısa olması gereken karşılığın o günkü koşullar içinde ağzımdan çıkmasını henüz istemiyordum. Vatandaşlar arasında çeşitli dinlerden topluluklar bulunan ve her dinden olanlar için adaletli ve eşit işlemler yapmak ve mahkemelerinde adaleti kendi uyruğuna ve yabancılara eşit olarak uygulamakla yükümlü olan bir hükümet, din ve düşünce özgürlüğüne saygı göstermek zorundadır. Hükümetin bu doğal niteliğini, şüpheli anlam çıkmasına yol açacak niteliklerle sınırlamak elbette doğru değildir.”

    ‘TÜRKİYE DEVLETİ’NİN DINI, İSLAMDIR’ CÜMLESİ

    “Türkiye Devleti’nin resmi dili Türkçedir” dediğimiz zaman bunu herkes anlar. Hükümetle yapılacak resmi işlerde Türk dilinin kullanılması gereğini herkes doğal bulur. Ama “Türkiye Devleti’nin dini, İslamdır” cümlesinin elbette açıklanması ve yorumlanması gerekir.

    MİLLİYET GAZETESİ BAŞYAZARI MAHMUT SOYDAN’IN GÖZLEMİ

    İzmit Basın Toplantısı ile ilgili 17 Aralık 1929 tarihli Milliyet gazetesinde gözlemlerini şöyle anlatmaktadır: “Bu konuşmaları, salonun bir köşesine çekilmiş sessizce takip ediyordum. Gazi Hazretleri’nin Kılıçzade Hakkı Bey’e verdikleri cevaplarla yakından bildiğim asıl düşünceler arasında tam bir uygunluk yoktu. Görüşmeler bittikten, misafirler gittikten sonra bunu bizzat kendileri de belirttiler. Bu tarihten dört sene sonra Gazi Hazretleri, partide yaptıkları uzun ve tarihi nutuklarında İzmit’teki görüşmeyi hatırladılar ve olayı şu biçimde parti azasına anlattılar…”

    ATATÜRK: ‘HÜKÜMETİN DİNİ OLAMAZ DİYEMEDİM’

    Atatürk yıllar sonra duruma açıklık getiriyor:

    “Gazetecinin sorusuna karşı “Hükümet dini olamaz” diyemedim; tersini söyledim: “Vardır efendim, İslam dinidir” dedim. Ama hemen “İslam dininde düşünce özgürlüğü vardır” diye sözlerimi açıklamak ve yorumlamak gereğini duydum. Demek istedim ki hükümet, düşünce ve inançlara saygı göstermekle bağlı ve yükümlüdür.

    Gazeteci, verdiğim karşılığı elbette akla yatkın bulmadı ki yeniden şöyle bir soru sordu: “Yani hükümet bir dine bağlı olacak mı?”

    “Olacak mı, olmayacak mı bilmem” dedim. İşi kapatmak istedim. Ama kapatamadım. “Öyleyse” dediler ve yeni sorular sordular. O gün İzmit’te bu konuda gazetecilerle daha çok konuşmayı uygun bulmadım.Atatürk yıllar sonra duruma açıklık getiriyor:

    “Gazetecinin sorusuna karşı “Hükümet dini olamaz” diyemedim; tersini söyledim: “Vardır efendim, İslam dinidir” dedim. Ama hemen “İslam dininde düşünce özgürlüğü vardır” diye sözlerimi açıklamak ve yorumlamak gereğini duydum. Demek istedim ki hükümet, düşünce ve inançlara saygı göstermekle bağlı ve yükümlüdür.

    Gazeteci, verdiğim karşılığı elbette akla yatkın bulmadı ki yeniden şöyle bir soru sordu: “Yani hükümet bir dine bağlı olacak mı?”

    “Olacak mı, olmayacak mı bilmem” dedim. İşi kapatmak istedim. Ama kapatamadım. “Öyleyse” dediler ve yeni sorular sordular. O gün İzmit’te bu konuda gazetecilerle daha çok konuşmayı uygun bulmadım.

    Cumhuriyet

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com